Selamlar dostlar,
Bugün takvimler 10 Şubat 2026'yı gösteriyor. Sabahın erken saatlerinde,
direksiyon başında ofise doğru süzülürken (evet, yine o Göztepe Kavşağı
trafiği!) içimi dökmek istedim.
Son dönemde tempo oldukça yüksek. Dün vize işlemleri için
Avrupa yakasındaydım; gidişin aksine dönüşte16 dakikada köprüyü geçip
Anadolu’ya dönmek küçük bir zafer gibi hissettirse de günün sonunda o yoğunluk
insanı bir yerden yakalıyor. Hatta dün akşam spor yapma hayallerim, inbox’ta
cevaplanmayı bekleyen mailler arasında eriyip gitti.
İş-Özel Hayat Dengesi mi? Yoksa Büyük Bir Takas mı?
Geçen hafta Belgrad'daydım. Oradaki ekiple sohbet ederken şunu bir kez daha
gördüm: Aslında hepimiz aynı gemideyiz. İş yükü, bitmeyen toplantılar,
"Şuna da bir bakar mısın?" ricaları... Yanıma yeni bir çalışma
arkadaşı katılmasına rağmen işlerin hafiflemek yerine daha da çeşitlenmesi
bazen "Bu nereye kadar böyle gidecek?" dedirtmiyor değil.
Ama masaya oturduğumda şunu fark ediyorum: Hayat bir "Give and Take"
(Ver ve Al) meselesi.
Geçen yıl çok çalıştım, çok yoruldum, mesai saatlerimin
ucu bucağı kaçtı. Ama karşılığında ne aldım? Geçen ay Krakow’da beş gün boyunca
dilediğim restoranda vakit geçirebildim. Geçen hafta Belgrad’ın o güzel
sokaklarında ailemle yürüme lüksüne sahip oldum. Bu kredibiliteyi çalışarak
kazandım ve korumak için yine aynı çabayı göstermem gerektiğini biliyorum.
Yine de, gece 12'de kafayı yastığa koyduğumda "Bugün kendim için ne
yaptım?" diye sormadan edemiyorum. Bir kitap kapağı açamadıysam veya
ruhumu besleyecek bir içerik takip edemediysem, o "neden?" sorusu
zihnimin bir köşesinde yankılanıyor.
Ve O Meşhur Tost...
Bugün sabah erkenden kalkıp kendime güzel bir tost yapmıştım. Güne motive başlamak için harika bir plan! Ama ne oldu dersiniz? Okan'ı okula bırakmadan önce sosyal medyada kaybolurken, o özenle hazırladığım tost, tost makinesinde öksüz kaldı.
Şu aralar üzerimde tatlı (bazen de tuzlu!) bir unutkanlık
var. Profesyonel hayatta notlarla, planlarla her şeyi yönetiyorum ama iş
kişisel hayata gelince; ödenmesi gereken bir aidat, bir fatura ya da o lezzetli
tost bir anda hafızamdan silinebiliyor.
Sonuç Olarak;
İnsanız... Her an, her yere yetişemiyoruz. Bazen bazı şeylerden feragat ediyoruz ki diğerleri çiçek açabilsin. Sosyal medyada gördüğümüz o "kendinizi iş için hırpalamayın" mesajları kulağa hoş geliyor ama gerçek hayat bazen o dengeyi kurarken bizi biraz hırpalıyor.
Şimdi ofise gidiyorum, ardı ardına toplantılar beni bekliyor. Tostum evde kalmış olabilir ama enerjim yerinde, beynim berrak!
Sizde durumlar nasıl? Sizin de "mutfak tezgahında unuttuğunuz tostlarınız" var mı?
Görüşmek üzere...