sabah rutinleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabah rutinleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2026 Pazar

Beklentiyi Aşmak: Kayıp Oyuncak Ayı Bize Ne Öğretebilir?



Her şeyin hızla aktığı, yapılacaklar listesinin asla bitmediği ve çoğu zaman otomatik pilotta yaşadığımız bir dünyadayız. Özellikle uzaktan çalışıyorsanız (remote work), mesai ile özel hayat arasındaki o ince çizgi tamamen kaybolabiliyor.

Bugün farklı bir şey yaptım.

Değerli bir an: “me time”

Sabah yürüyüşümü bitirdikten sonra hemen bilgisayar başına geçip maillere gömülmek yerine, sahil kenarında durdum. Kumsalda bir sandalyeye oturdum, ayaklarımı uzattım. Dalgaların sesini dinledim. Sadece durdum ve anı yaşadım. Bu küçük "duraksama", aslında zihnimde çok daha büyük bir soruyu tetikledi:

Neden her zaman sadece "bekleneni" yapıyoruz?

Kayıp Bir Oyuncak Ayı ve Beklentileri Aşmak

Geçen gün Oksijen gazetesinde Ritz-Carlton'ın yöneticileri üzerine bir yazı okudum. Bu yazıda anlatılan bir "müşteri deneyimi" hikayesi, tam da bu "bekleneni yapma" tuzağını mükemmel bir şekilde özetliyor.

Hikaye şu:

Misafirlerden birinin çocuğu, en sevdiği oyuncak ayısını otelde unutur. Aile durumu fark edip otelle iletişime geçer ve ayının bulunup gönderilmesini rica eder.

Standart bir prosedür neyi gerektirir? Otel görevlisi ayıyı bulur, bir kutuya koyar, kargolar ve müşteriye "Eşyanız yola çıkmıştır, bizi tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz" temalı standart bir mail atar. Çoğu işletme için bu, %100 başarılı bir müşteri memnuniyeti senaryosudur.

Ancak oradaki ekip farklı bir şey yapar. Sadece ayıyı paketlemekle kalmazlar. Ayının otelin farklı yerlerinde çekilmiş fotoğraflarını çekerler. Havuz kenarında, restoranda, lobide... Sonra bu fotoğrafları bir araya getirip çocuğa şöyle bir mesaj yollarlar: "Ayın sen yokken otelimizde çok güzel vakit geçirdi, işte tatil fotoğrafları!"

Standartlaşmanın Tuzağı

Bu hikaye neden bu kadar vurucu? Çünkü o ekip, sadece görevini yapmakla yetinmedi; işe ruhunu, yaratıcılığını ve empatiyi kattı.

Çoğumuz iş hayatında sadece onay kutularını işaretlemek için yaşıyoruz. İşimizi yeterince iyi yapıyoruz. Standartları karşılıyoruz. Ancak o ekstra adımı atmıyoruz. Bazen vaktimiz olmadığını bahane ediyoruz, bazen de motivasyonumuz eksik oluyor. En tehlikelisi ise, o ekstra adımı atmak için içsel enerjimizin kalmamış olması.

Çok iyi iş çıkardığınız bir dönemi düşünün. Her şey mükemmeldi, değil mi? Ama çoğu fırsatı kaçırdınız çünkü standartlara saplanıp kaldınız. İş dünyasında sadece "yeterince iyi" olmak, uzun vadede sıradanlaşmanın en kesin yoludur.

Sizin "Wow" Hikayeniz Ne?

Fark yaratan o "wow" anları (katma değerli işler), standart prosedürlerin bittiği yerde başlar. Ama o anları yaratabilmek için durup nefes alacak, o oyuncak ayının fotoğrafını çekecek kadar zihinsel boşluğa ihtiyacınız var. Eğer sabahtan akşama kadar toplantıdan toplantıya koşuyor, maillere yetişmeye çalışıyorsanız, yaratıcılığa yer kalmaz.

Bugün kendinize şu soruları sorun:

  • Senin o "wow" dedirtecek hikayelerin var mı?
  • O hikayeleri yaratacak enerjin, vaktin ve motivasyonun var mı?
  • İşini sadece yapmış olmak için mi yapıyorsun, yoksa bir iz bırakmak için mi?

Sıradanlığı aşmak her zaman devasa bütçeler veya büyük stratejiler gerektirmez. Bazen sadece küçük bir oyuncak ayıyı alıp ona bir hikaye yazmak yeterlidir. Yeter ki o hikayeyi yazacak enerjiyi kendinizde bulun.


12 Şubat 2026 Perşembe

Belgrad, Tostum ve Unuttuklarım

Selamlar dostlar,

Bugün takvimler 10 Şubat 2026'yı gösteriyor. Sabahın erken saatlerinde, direksiyon başında ofise doğru süzülürken (evet, yine o Göztepe Kavşağı trafiği!) içimi dökmek istedim.

Son dönemde tempo oldukça yüksek. Dün vize işlemleri için Avrupa yakasındaydım; gidişin aksine dönüşte16 dakikada köprüyü geçip Anadolu’ya dönmek küçük bir zafer gibi hissettirse de günün sonunda o yoğunluk insanı bir yerden yakalıyor. Hatta dün akşam spor yapma hayallerim, inbox’ta cevaplanmayı bekleyen mailler arasında eriyip gitti.


İş-Özel Hayat Dengesi mi? Yoksa Büyük Bir Takas mı?

Geçen hafta Belgrad'daydım. Oradaki ekiple sohbet ederken şunu bir kez daha gördüm: Aslında hepimiz aynı gemideyiz. İş yükü, bitmeyen toplantılar, "Şuna da bir bakar mısın?" ricaları... Yanıma yeni bir çalışma arkadaşı katılmasına rağmen işlerin hafiflemek yerine daha da çeşitlenmesi bazen "Bu nereye kadar böyle gidecek?" dedirtmiyor değil.


Ama masaya oturduğumda şunu fark ediyorum: Hayat bir "Give and Take" (Ver ve Al) meselesi.

Geçen yıl çok çalıştım, çok yoruldum, mesai saatlerimin ucu bucağı kaçtı. Ama karşılığında ne aldım? Geçen ay Krakow’da beş gün boyunca dilediğim restoranda vakit geçirebildim. Geçen hafta Belgrad’ın o güzel sokaklarında ailemle yürüme lüksüne sahip oldum. Bu kredibiliteyi çalışarak kazandım ve korumak için yine aynı çabayı göstermem gerektiğini biliyorum.


Yine de, gece 12'de kafayı yastığa koyduğumda "Bugün kendim için ne yaptım?" diye sormadan edemiyorum. Bir kitap kapağı açamadıysam veya ruhumu besleyecek bir içerik takip edemediysem, o "neden?" sorusu zihnimin bir köşesinde yankılanıyor.

Ve O Meşhur Tost...

Bugün sabah erkenden kalkıp kendime güzel bir tost yapmıştım. Güne motive başlamak için harika bir plan! Ama ne oldu dersiniz? Okan'ı okula bırakmadan önce sosyal medyada kaybolurken, o özenle hazırladığım tost, tost makinesinde öksüz kaldı.

Şu aralar üzerimde tatlı (bazen de tuzlu!) bir unutkanlık var. Profesyonel hayatta notlarla, planlarla her şeyi yönetiyorum ama iş kişisel hayata gelince; ödenmesi gereken bir aidat, bir fatura ya da o lezzetli tost bir anda hafızamdan silinebiliyor.


Sonuç Olarak;

İnsanız... Her an, her yere yetişemiyoruz. Bazen bazı şeylerden feragat ediyoruz ki diğerleri çiçek açabilsin. Sosyal medyada gördüğümüz o "kendinizi iş için hırpalamayın" mesajları kulağa hoş geliyor ama gerçek hayat bazen o dengeyi kurarken bizi biraz hırpalıyor.

Şimdi ofise gidiyorum, ardı ardına toplantılar beni bekliyor. Tostum evde kalmış olabilir ama enerjim yerinde, beynim berrak!

Sizde durumlar nasıl? Sizin de "mutfak tezgahında unuttuğunuz tostlarınız" var mı?

Görüşmek üzere...

Google adsense

Analytics