27 Eylül 2026 Pazar

Finansal Kayıp Sonrası Psikoloji: Belirsizlik, Kaygı ve Yeniden Ayağa Kalkmak

Son birkaç hafta bana, bildiğimi düşündüğüm konularda bile hayatın sürpriz yapabileceğini yeniden hatırlattı.

Yakın zamanda yurtdışında katıldığım bir global konferans ve finans çalıştayının ardından eve döndüğümde zihnim hiç beklemediğim kadar meşguldü. Normalde yatırım, finans ve risk yönetimi alanları kendime güven duyduğum konuların başında gelir. Ancak bazen insan tam da en güçlü hissettiği alanlarda önemli derslerle karşılaşabiliyor.

Bir süredir finans dünyasında yaşanan gelişmeler nedeniyle belirsizlik hissiyle mücadele ediyorum. Bu süreç, risk alma, çeşitlendirme ve duygusal dayanıklılık üzerine uzun zamandır aldığım en güçlü derslerden biri oldu. Özellikle ilk günlerde bunun uyku kalitemi, odaklanma seviyemi ve genel ruh halimi etkilediğini fark ettim.

Ama zaman geçtikçe başka bir şeyi de gördüm: Belirsizlikle başa çıkmanın yolu sürekli aynı konuya odaklanmak değilmiş.


Zihnin Tek Bir Konuya Takılı Kalması

İnsan kaygı duyduğu bir konuda sürekli yeni bilgi arıyor. Ben de zaman zaman kendimi haberleri, yorumları ve sosyal medyadaki gelişmeleri takip ederken buldum.

Bir noktadan sonra bunun çözüm üretmekten çok enerjiyi tükettiğini fark ettim.

Dışarıdan bakınca küçük görünen bazı şeylerin aslında ne kadar değerli olduğunu yeniden hatırladım. İşe gitmek, spor yapmak, birkaç kişiyle sohbet etmek, rutinleri korumak ya da sadece aileyle yürüyüşe çıkmak düşündüğümden çok daha fazla iyi geliyor.

Hayat bazen büyük çözümlerden çok küçük düzenlere tutunarak ilerliyor.

İnsanın En Büyük Dayanağı

Bu dönemde en çok şunu hissettim: İnsanın sahip olduğu şeyleri ancak kaybetme ihtimaliyle karşılaştığında fark etmesi çok kolay.

Oysa etrafıma baktığımda şükredecek çok şey olduğunu görüyorum.

Sağlıklı bir aile, sevdiğim insanlar, anlam bulduğum bir iş, destek olan arkadaşlar ve her şeye rağmen yeni şeyler üretebilme gücü...

Bazen moralimin en düşük olduğu günlerde bile bunun örneklerine rastladım. Bir yabancıya yardım etmek, oğlumun bana okulda öğrendiği bir konuyu heyecanla anlatması ya da ailece yapılan sıradan bir akşam yürüyüşü, o günün bütün ağırlığını hafifletebiliyordu.

Bunların hiçbiri büyük olaylar değildi.

Ama sanırım hayat zaten çoğunlukla bu küçük anlardan oluşuyor.

Değişiklik İyi Geliyor

Son dönemde sık seyahat ettim. İstanbul'dan İzmir'e, toplantılardan kütüphanelere, ofisten farklı çalışma ortamlarına geçerken ilginç bir şey fark ettim.

İnsan bazen sadece bulunduğu yeri değiştirerek zihnini de değiştirebiliyor.

Urla'da kısa bir yürüyüş sırasında güneşi hissederken ya da Moda'da bir kütüphanede kahvemi içerken, hayatın sorunlardan ibaret olmadığını yeniden hatırladım.

Belki de her zorlu dönemde ihtiyaç duyduğumuz şey, çözümden önce biraz perspektif kazanmak.

Bu Sürecin Öğrettiği En Büyük Ders

Bugün geriye dönüp baktığımda, yaşadığım belirsizliğin bana yalnızca finansal değil, kişisel bir ders verdiğini düşünüyorum.

Kontrol edemediğimiz olaylar olacak.

Planlarımız her zaman istediğimiz gibi gitmeyecek.

Bazen hata yapacağız, bazen şanssız olacağız, bazen de sonucunu bilmediğimiz süreçlerin içinde beklemek zorunda kalacağız.

Ama bütün bunların yanında çalışmaya, öğrenmeye, üretmeye ve yeniden inşa etmeye devam etme gücümüz de olacak.

Şu an bulunduğum noktada geleceğin nasıl şekilleneceğini bilmiyorum.

Bildiklerim ise daha basit:

Ailem yanımda.

Sağlığım yerinde.

Sevdiğim bir işim var.

Ve yarın tekrar denemek için yeni bir gün olacak.

Belki de umut, tam olarak burada başlıyor.

26 Eylül 2026 Cumartesi

A Milestone in Taiwan, A Journey I'll Always Remember

Recently, I was honored to receive PMI's Recognition for Excellence Award. While I am truly grateful for the recognition, what means even more to me is the story behind it. The award recognized collaboration, resilience, and the ability to deliver results while navigating challenges.


My connection with the Taiwan HTU launch started long before the successful go-live.

I still remember the period when my move into the Treasury & Tax role was announced. Around the same time, our Controller and Corporate Affairs Director introduced me to the Taiwan HTU project. At that moment, I had no idea how much this initiative would shape my professional journey over the following months.

Since then, Taiwan HTU became a constant topic in my calendar, inbox, and thoughts.

I honestly cannot count the number of meetings attended, analyses prepared, emails exchanged, questions asked, and discussions held across different teams and functions. What I remember most are the countless moments when a challenge seemed impossible until one conversation, one piece of data, or one new perspective suddenly connected the dots. Those small "aha" moments often became the building blocks of progress.

One lesson I learned is that large projects rarely move forward in a straight line.

There are uncertainties, changing priorities, unexpected roadblocks, and many decisions that require patience and collaboration. Success comes from people who stay engaged, keep asking questions, challenge assumptions, and continue moving forward together.

The Taiwan HTU launch brought together talented colleagues from different functions, markets, and areas of expertise. Every person contributed a piece of the puzzle. My role was only one part of a much larger effort, and I was fortunate to work alongside individuals who consistently demonstrated professionalism, commitment, and a shared focus on achieving the best outcome.

Looking back, I realize that the biggest achievement was not the launch itself. It was the collective effort behind it. The relationships built, the lessons learned, and the experience gained will stay with me far longer than any milestone on a project timeline.



Special thanks to everyone who was part of this journey, and to the leaders who trusted us throughout the process. I was fortunate to be one member of a team that achieved something remarkable together.

On to the next challenge.

PS. This story is also shared here: https://lnkd.in/p/dKyN9t_T 

Why Doing Less Delivers More

We are wired to be busy. As ambitious professionals, we love crossing things off our to-do lists. It makes us feel indispensable.

But recently, during a leadership discussion, I heard a piece of data that completely shifted my perspective on what it means to be productive.


In business, organizations run thousands of experiments - anywhere from 1,000 to 2,000 of them. Yet, at the end of the day, only a tiny handful of those ideas, perhaps two to five, will actually deliver 95% of the total value.

Read that again: 95% of the value comes from a fraction of the effort.

The Overachiever’s Curse

If you are a driven professional, this is a bitter pill to swallow. We love to do everything. We look around and see a phenomenal opportunity under almost every stone we turn.

Whether it’s leveraging AI as a new multiplier or chasing the latest consumer wellness trends, the possibilities are endless. Because we are overachievers and game-changers, our instinct is to tackle them all.

But treating every viable opportunity as a top priority is a trap.

The Art of Disengaging

The most difficult part of leadership isn't finding good opportunities. It is having the discipline to be extremely choiceful.

If a project or a topic doesn't belong in the absolute top five things that need to get done, you have to do something highly uncomfortable: you must consciously disengage. You have to ruthlessly eliminate the noise, eliminating as many things as possible that are not at the very top of the list.

This goes completely against our nature. It requires you to look at a perfectly viable opportunity and deliberately walk away from it.

Any stone can be turned into a phenomenal opportunity. But only a few things will truly create value for the company.

The Rule of Five

This kind of intense focus has to start at the leadership level. If leaders are clear from the top about the critical few priorities, it becomes much easier for everyone else in the organization to align their efforts.

So, take a hard look at your work plan for the year.

Does it clearly outline those two to five things that will actually move the needle? Or are you trying to turn every single stone?

Having the discipline to focus only on what matters is the ultimate game-changer. It is time to stop trying to do everything, and start doing what counts.



20 Eylül 2026 Pazar

Konu Sadece Fon Yatırımı Değil

2020'li yıllar Türkiye'de yatırımcıların sermaye piyasalarına akın ettiği yıllar oldu.

Milyonlarca insan ilk kez hisse senedi aldı.

İlk kez yatırım fonu satın aldı.

İlk kez tasarruflarını geleneksel mevduatın dışına taşıdı.

Ben fonlarda biraz daha eskiydim ama onlardan biriydim.

Yıllardır farklı yatırım araçlarına yatırım yapan bir nitelikli yatırımcı olarak, portföyümün bir bölümünü çeşitli yatırım fonlarında değerlendiriyordum.

Bu fonların risksiz olduğunu hiçbir zaman düşünmedim.

Tam tersine.

Bazılarının yüksek risk taşıdığını, agresif stratejiler izlediğini ve ciddi değer kayıplarına uğrayabileceğini biliyordum.

Bu riski de bilinçli şekilde üstleniyordum.

Çünkü sermaye piyasalarında risk almak yatırımcının tercihidir.

Ama yatırımcılar bir şeyi risk olarak kabul etmez: 

Kuralların çalışmamasını.

17 Eylül 2026 sabahı tam da bu yüzden sıradan bir yatırım günü olacaktı.

17 Eylül 2026 tarihinde Tera Portföy fonlarında yaşanan gelişmeler sırasında TEFAS üzerinden satış emri vermek isteyen birçok yatırımcı gibi ben de yatırım fonlarıyla ilgili işlem yapmak istedim. Ancak gün içinde yaşananlar, yatırım kararlarından çok sermaye piyasalarının işleyişi ve yatırımcı güveni üzerine düşünmeme neden oldu.

Elimde bulunan bazı fonlardaki pozisyonumu azaltmaya karar verdim.

Yatırım tezimin doğru ya da yanlış olması önemli değildi.

Piyasaya ilişkin beklentilerimin haklı çıkması da gerekmiyordu.

Yapmak istediğim tek şey, sahip olduğum varlıklarla ilgili yeni bir yatırım kararı almaktı.

Ve o kararı uygulayamadım.

Garanti Bankası'ndan 17 Eylül 13:30 öncesinde gönderdiğim satış emirleri anında iptal edildi.

Bir Yatırımcı Olarak Para Kaybetmedim. Daha Kötü Bir Şey Oldu.

17 Eylül 2026 sabahı yanlış bir yatırım yapmadım.

Panikle satış yapmadım.

Riskli bir pozisyon açmadım.

Spekülatif bir işlem gerçekleştirmedim.

Sadece elimdeki yatırım fonlarını satmak istedim.

Ve satamadım.


Akbank'tan 17 Eylül sabahı defalarca satış emri göndermeye çalışsam da fonlar işleme kapanmıştı.

Riski Üstlendim. Ama Kuralların İşleyeceğine Güvendim.

Bu noktada şu itiraz gelebilir:

"Bu fonların riskli olduğunu bilmiyor muydunuz?"

Biliyordum.

Hatta bugün geriye dönüp baktığımda bazı fonların olması gerekenden yüksek değerlendiğini düşünenlerdenim.

Bu nedenle oluşabilecek fiyat kayıpları yatırım kararımın doğal sonucudur.

Bunun sorumluluğu da yatırımcı olarak bana aittir.

Ancak yatırımcıların üstlendiği piyasa riski ile piyasanın yerine getirmesi gereken temel yükümlülük aynı şey değildir.

Ben yatırım kararımı verirken yalnızca fon yönetim şirketlerine güvenmedim.

Sermaye piyasasının bütününe güvendim.

Düzenleyici kurumlara güvendim.

Denetim mekanizmalarına güvendim.

Kamuyu aydınlatma düzenine güvendim.

İşlemlerin önceden ilan edilmiş kurallar çerçevesinde yürütüleceğine güvendim.

Çünkü yatırımcı her zaman kazanacağına güvenmez.

Ama sistemin çalışacağına güvenir.

17 Eylül günü elimdeki fonlarla ilgili yeni bir karar almak istedim.

Pozisyonumu azaltmak istedim.

Riskimi düşürmek istedim.

Fakat bunu yapamadım.

Daha sonra da söz konusu fonlar hakkında tasfiye ve olağanüstü süreç kararları açıklandı.

Benim açımdan asıl soru tam burada başlıyor:

Bir yatırımcı, riskini yönetmek istediği anda bunu yapabiliyor muydu?

Yoksa artık çok mu geçti?


----

Sık Sorulan Sorular

17 Eylül 2026'da Tera Portföy fonlarında ne oldu?

SPK tarafından yayımlanan 2026/60 ve 2026/61 sayılı duyurular sonrasında çok sayıda fon hakkında tasfiye ve özel süreçler başlatıldı.

THF fonu nedir?

THF, Tera Portföy Hisse Senedi (TL) Fonu'dur.

TP2 fonu nedir?

TP2, Tera Portföy Para Piyasası (TL) Fonu'dur.

TLY fonu nedir?

TLY, Tera Portföy Yönetimi Birinci Serbest Fon'dur.

TEFAS satış emri nedir?

TEFAS üzerinden yatırım fonlarının alım ve satım talimatlarının iletildiği sistemdir.

Bir yatırımcı satış emri veremezse ne olur?

Bu durum yatırımcı koruması, piyasa işleyişi ve operasyonel süreçler açısından incelenmesi gereken bir konu haline gelir.

30 Ağustos 2026 Pazar

Yapan Taraftan Stratejik Liderliğe

30 Ağustos Pazar sabahı, Mudanya'dan selamlar.

Hafta sonu tatili, aslında insanın en çok kendine vakit ayırdığı, zihnindeki o karmaşık dosyaları tasnif ettiği zamandır. Özellikle de geçen perşembe akşamından beri zihnimde yankılanan o "değişim" sancısıyla baş başaysam.

Kariyerimizde hepimiz bir noktada şu tuzağa düşüyoruz: "Yapan" (doer) olmak. Bize verilen bir sorunu en hızlı, en kusursuz şekilde çözmek... Bu bizi vazgeçilmez hissettiriyor. Ancak mentorumla yaptığımız son görüşme, aslında bunun böyle olmadığını ve ileri gitmekte en büyük engellerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Bir "Hayır"ın Ağırlığı

Mentorumun bana verdiği tavsiye çok netti: "Bizzat yapan (executing) rolünden çıkıp, süreci dışarıdan okuyan, karar veren ve yargılayan pozisyona geçmelisin. Yoksa hep mevcut pozisyonunda kalırsın."

Bunu pratiğe dökmek... İşte o, insanın karakterini zorlayan, terleten bir süreç.

Geçen cuma günü tam da bu sınavı verdim. Bir mailde, karşı taraf benden son derece naif bir şekilde, normalde "Tamam, ben 3-4 saate hallederim" diyerek hemen üstlenebileceğim bir işi istedi. Hızlıca işe koyulmamak için kendimi frenledim.

Alınması gereken aksiyonun ne olduğunu tarif eden bir cevap yazıp, süreci nasıl gözden geçiren (reviewer) tarafta yönetmemin daha sağlıklı olacağını anlattım.

O anı yaşarken ne hissettim biliyor musunuz? Müthiş bir rahatsızlık. Çünkü yıllardır insanlara sunduğunuz o "konfor alanı"nı (nasıl olsa o halleder hissini) ellerinden alıyorsunuz. Onları kendi işlerini yapmaya zorluyorsunuz. Ancak biliyorum ki, benim stratejik lider konumuna geçebilmem için o operasyonel işlerden kopmam şart.

Mikro Yönetimi Bırakmak

Önümdeki kariyer hedefi, benden sadece "iyi iş çıkaran" biri olmamı değil, "strateji kuran, alternatifler üreten ve yön veren" biri olmamı bekliyor.

Bu, masamdaki Excel tablolarında saatlerce kaybolup hücrelerdeki hataları aramak yerine, o tablodan çıkan büyük resmi okuyup şirkete "İşte bu yüzden A veya B yolunu seçmeliyiz" diyebilmektir.

Peki bu geçiş nasıl olacak?

Artık her detayı kendim kontrol etme (mikro-management) refleksimi kıracağım. İşleri uzmanlarına bırakıp, sadece doğru soruları soran ve süreci denetleyen tarafta kalacağım. Her yeni projede, kendi kendime şu soruyu soracağım: "Bu problemi daha önce kim çözdü? Başkalarının deneyimlerinden nasıl faydalanabilirim?" Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok.

Eğer her detayı siz yapıyorsanız, etrafınızdakilerin büyümesine ve kendinizin stratejik bir konuma geçmesine engel oluyorsunuz demektir.

Dönüşüm Sancılı Olacak

Bu süreç kolay olmayacak. Zaman zaman eski alışkanlıklarıma dönüp "Aman ver ben yapayım, bitsin gitsin" demek isteyeceğim. Ama bu dürtüyü bastırmak zorundayım.

Bu değişimi sadece şirket için değil, kendi gelişimim için, daha büyük düşünebilmek için ve tabii ki aileme, sevdiklerime daha iyi bir finansal gelecek sunabilmek için yapıyorum. Çünkü daha büyük değer yaratmanın (ve karşılığını almanın) yolu, uzmanı olduğum o küçük operasyonel işlerden çıkıp büyük stratejilere yön vermekten geçiyor.

Bugün 30 Ağustos. Kendi kariyer yolculuğumdaki bu "stratejik zaferleri" kazanacağım bir dönemin başlangıcı olsun.

Google adsense

Analytics