22 Nisan 2026 Çarşamba

Zürih’e Giderken Kafamdan Geçenler

“Gönlünü gül edeni sevmez sevda, ister hep onu üzeni...” Çarşamba sabahı saat 5’e gelirken radyoda Mustafa Sandal bu sözleri söylüyordu. Haksız değildi Musti: Zoru, karmaşığı ve zihnimizi yoranı seçmeye ne kadar da meyilliyiz, değil mi?


İsviçre’ye üçüncü yolculuğum. Rota bu kez Cenevre değil, Zürih. "Red Carpet" ayrıcalığıyla vizemi hallettim, harcamalarım bu kez cepten olacağından en uygun uçak biletini buldum ve sabah gidip akşamüstü dönecek şekilde planımı yaptım. Şu an havalimanında, sert bir sandalyenin üzerinde kucağımda iPad'imle tarihe not düşüyorum. Çoğu insan için havalimanları geçip gittikleri bir yerken; benim içinse kendimle baş başa kaldığım, dış dünyadan izole olup fikirlerin ve duyguların demlendiği bir kaçış noktası.

Kararsızlığı Yenmek

Zürih’e doğru yola çıkarken zihnim yine meşgul.*"Onu mu alsam, yoksa onun yerine bunu alıp kalanıyla şunu mu yapsam?" Günlerdir süren, enerjimi emen bir analiz felci (analysis paralysis). Gevşemeyi ve "rahata bağlamayı" bir türlü kabul etmeyen bir bünyem var.

Peki ne yapacağız? Yapacak tek bir şey var: Uçaktan inip o birkaç saat içinde en rasyonel kararı alıp eyleme geçmek. Kararı al, aksiyona dök ve sonucun arkasında dur. Hayatta çoğu zaman "mükemmel" karar diye bir şey yoktur; sadece kararlar ve onların ardından gelen eylemler vardır.

Şu sıralar iş yerinde yapay zeka ile oldukça üretken bir dönemden geçiyorum. Bugün bilgisayar ekranından uzak kalmak, "Daha etkili ne yapabilirim?" sorusu üzerine stratejik düşünmek için harika bir fırsat olacak. Fikirleri karalamak için fiziksel bir defterim olsaydı fena olmazdı ama bugünlük dijital cihazlara ve kendi zihnimize güveneceğiz.

"Out of Office" Yanılgısı ve Kendi Gerçeğini Kabul Etmek

Gelelim şu meşhur "Out of Office" (Ofis Dışında) durumuna. Bugün dahil 5 gün izinliyim. Peki zihnim şalteri tamamen indirecek mi? Hayır. Cuma güne sunacağım finansal tablolar kafamın bir köşesinde dönecek ve evet, bağlandığımda o mailleri kontrol edeceğim.

Pek çok kişisel gelişim gurusu bunun "yanlış" olduğunu, tatilde tamamen kopmak gerektiğini söyler. Ama ben kendi gerçeğimi kabul etmeyi seçiyorum. Bu benim için bir sürpriz değil, profesyonelce olup olmadığı tartışılır ama benim tercihim bu. Kariyerimin sonuna kadar bu değişir mi bilmem, ama şu anki çalışma ritmim bu. İşlerin bensiz de akacağından ne kadar eminsem, dayanamayıp o maillere bakıp aksiyon alacağımdan da o kadar eminim.

Yine de bu yıl kendime koyduğum net bir metrik var: Hak ettiğim 20 günlük iznin %10 fazlasını kullanmak. Temmuz'da blok iki hafta, Ağustos'ta her Cuma izinliyim. Şu an 16. gündeyim, son çeyrekte hedeflediğim o 22 güne ulaşacağım. Sistemi tamamen kapatmasam da, kendi kurallarımla yavaşlatıyorum.

Yatırımda Duygusal Bağlılık

Kırklı yaşlar insana yeni bir perspektif kazandırıyor. Artık yatırımlarda sadece getiriyi değil, "dertsiz getiriyi" arıyorsunuz.

Kendi çalıştığım şirketin hisselerine yaptığım yatırımların ekside ve çoğunlukla kırmızı olması şu aralar keyfimi kaçırıyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, Berk Dinçtürk’ü dinleyip kısa araştırmalar yaparak Amerikan piyasalarından aldığım hisselerin toplam portföyümü artıya taşıması var.

Buradan çıkarılacak çok net bir ders var: Yatırım yaparken şirketlerle (veya fikirlerle) gönül bağı kurmayın. Rasyonel ve profesyonel değerlendirme, duygusal bağlılığı her zaman yener. Berk Bey bana bunu yaşatarak öğretti, kendisine buradan selam olsun.

Bazen durup düşünüyorum: Çevremde böyle insanlar fiziksel olarak da bulunsaydı, Pazar kahvaltısında ya da trafikte sıkışmışken iki kelam edebileceğim akıl hocalarım olsaydı, kim bilir daha hangi kör noktalarımı aydınlatırdım? Bu sadece pragmatik bir ağ kurma (networking) meselesi değil; tamamen samimi, insani ve duygusal bir ihtiyaç. İnsanın kendi yankı odasından çıkması için her zaman dışarıdan rasyonel bir sese ihtiyacı var.

Harekete Geçme Vakti

Bacak bacak üstüne atıp yazdığım şu anlarda, bacaklarımdaki karıncalanma bana fiziksel dünyanın bir hatırlatması. Vücudum artık o sinyali veriyor: Analiz etmeyi bırak ve harekete geç.

Yavaştan ekrandan uzaklaşıp Zürih’e doğru adımlama vakti. Bakalım bu kısa yolculukta neler tecrübe edeceğim?


12 Nisan 2026 Pazar

Kurumsal Hayatın Yükü, Yurtdışı Hayalleri ve Zürih Bileti

Hiç Okunmamasını Tercih Ederim

Yazdıklarımın ne kadar okunduğunu merak edip gün içerisinde istatistiklere bakıyorum ama bu yazıyı kimse okumazsa hiç üzülmem. Çünkü bu kez, kimselerle kolay kolay paylaşamadığım o iç sesimi yazıya dökeceğim.

Bir süredir tadım tuzum yok. İş yerinde gösterdiğim çabanın karşılığında hak ettiğim takdiri, performansımla hiç ilgisi olmayan sebeplerle görememek beni yoruyor. Diğer yandan birikimlerime ne kadar özen göstersem de yatırımlarımın dilediğim gibi büyümemesi, aksine yerinde sayması canımı sıkıyor. "Haydi biraz hatıra biriktirelim, gezip tozalım" dediğimizde ise hayat pahalılığı gerçeğiyle yüzleşiyorum. Eve dönünce kendimi o meşhur "Değer miydi?" sorusu ve "Geleceğimiz ne olur?" kaygısıyla baş başa buluyorum. Bugün Suadiye sahilinde yürürken Burak ağabeyin de dediği gibi; fazlasıyla sonunu düşünerek yaşıyorum. Hal böyle olunca yüküm artıyor, ruhum ağırlaşıyor. 2025 biterken yazdığım o "rahata bağlama" niyetlerimi maalesef hayata geçiremedim. Huy işte; kolay kolay çıkmıyor.

Güzel hatıra biriktirdiğimiz anlardan...

Geçen Cuma, yurtdışına gönderilecek birkaç satırlık basit bir açıklama (varyans sebebi) için saat 17:00’den 18:30’a kadar arabada kelimelerin üzerinden defalarca geçtik. En nihayetinde gönderip, ailece tiyatroya gitmek üzere yola çıktık. "Bitti mi acaba?" diye içimden geçirirken telefon çaldı. Halbuki Teams’imi "çevrimdışı" yapmıştım ama sorumluluk duygusu işte, dayanamayıp açtım. O an anladım ki bir konferans görüşmesine dahil edileceğim; nitekim öyle de oldu.

Yol boyunca neden metnin bir yerinde belirli bir ödeme detayının eksik kaldığına dair nasihat dinledim. Geri bildirime sonuna kadar açığım ancak o kadar emekten sonra, o saatte ve tam da ailemle tiyatroya giderken bunun yaşanması olacak iş değildi. Keyfim acayip kaçtı. İlk kez işimi gerçekten bırakmak istedim. Benimkisi kaçmak değil; sadece her türlü zorluğa göğüs germekten yorulmaktı.

Fiziken tiyatroda olduğum anlardan, kafa olarak ise bambaşka yerlerdeydim...

Cumartesi günü her şeyi unutmak için elimden geleni yaptım. Bol bol gezdim, güneşin tadını çıkardım. Oğlumun bu yaz da İngiltere’ye gidebilmesi için gereken noter ve tercüme işlerini hallettim. Pazar ise rutine göre daha tembel geçti. YouTube’da Portekiz’de yaşam videoları izlerken buldum kendimi. Olası bir terfi ile oralara gidersem hayatın nasıl olacağını hayal etmeye çalıştım. İstanbul’daki kazancımla oradakini kıyasladığımda beklentim devasa olmasa da yeni bir deneyime, kariyerimde bir adım daha atmaya niyetliyim. Bakalım zaman ne gösterecek?

Küçük bir macera tohumu da ektim bu hafta: Önümüzdeki hafta için günübirlik bir Zürih bileti aldım. Pegasus kampanyasından vize gerekliliğini yerine getirmek için uygun bir fiyata kapattım biletleri. Eğer paraya kıyabilirsem, belki bir yatırım olur diye düşünüp kendime bir Rolex alıp dönerim; o günübirlik ziyaretin kalıcı bir hatırası olur. Bu arada, hani olur da beni tanımayan biri bu yazıyı okursa diye not düşeyim: İsviçre "red carpet" vizemi aldım ama henüz orada bir toplantım organize olmadı. Konsolosluğa verdiğim "ilk giriş" sözünü tutmak için bu kısa ziyareti yapacağım.

Ben bu son satırları yazarken Macbook’um uyku bildirimini gönderdi bile. Madem Pazar gecesinin son saatine girdik, uykumu alıp yeni haftaya öyle başlayayım.

Oh be, yazmak gerçekten iyi geldi. Her şeyin daha güzel, daha verimli ve keyifli olduğu; sağlık ve neşe dolu bir hafta olması dileğiyle… 




21 Mart 2026 Cumartesi

Bursa'dan İzmir'e Bir Zihin Yolculuğu



Tarih:
19 Mart 2026, Perşembe

Rota: Bursa - İzmir Otoyolu

Yol Arkadaşları: Volkan ve Okan


Bayram arifesinde, Bursa’nın serin ve gri gökyüzünü gerimizde bırakıp İzmir’in öğlen güneşine doğru süzülürken, sadece kilometreleri değil, teknolojiden iş dünyasına uzanan koca bir dünyayı arabanın içine sığdırdık. Bu yolculuk, bir babanın tecrübesiyle bir oğlun merakının otoyoldaki buluşmasıydı.




"Toprağa Dokunmak" (Touch Grass) ve Odaklanma Meselesi


Yolun en samimi anlarından biri, Okan'ın şu meşhur "odaklanma" üzerine yaptığı dürüst itiraftı. Okulda dersleri can kulağıyla dinlediğini ama eve gelip o telefonu gördüğü an, her şeyin nasıl da değiştiğini anlattı.


Kendi aramızda "Touch Grass" uygulamasını konuştuk; hani şu insanı zorla doğaya çıkaran, çimene dokunmanı isteyen dijital detoks yöntemi. Teknolojinin bizi hapsettiği yerden yine teknolojiyle çıkma çabamız üzerine biraz güldük, biraz da düşündük.


Yapay Zeka: Bir Dil Modeli mi, Gerçek Bir Zeka mı?


Tabii ki konumuz dönüp dolaşıp yapay zekaya geldi. Okan’ın yapay zekayı Uno oyunu kurallarıyla nasıl test ettiğini anlatması paha biçilemezdi. "Baba, aslında bu sistemler sadece bir sonraki kelimeyi tahmin ediyor, bazen sırf bizi mutlu etmek için yanlış olduğunu bildiği şeye bile 'evet' diyor," diyerek yapay zekanın o meşhur halüsinasyonlarını harika bir örnekle özetledi.


Ben de iş yerinde özellikle son dönemde artan Copilot kullanımım ile mail yazmaktan Excel formüllerine kadar hayatımı nasıl kolaylaştırdığından bahsettim. Ama ikimiz de aynı noktada buluştuk: İnsan dokunuşu ve özgün fikirler her zaman fark yaratacak.


Okan’ın Sürdürülebilirlik Projesi


Okan'ın üzerinde çalıştığı mobil uygulama projesini dinlerken, geleceğin emin ellerde olduğunu bir kez daha hissettim. DuoLingo mantığıyla çalışan, insanların gereksiz ışıkları kapatıp bunu video ile kanıtlayarak puan topladığı bir sistem... Backend’de çalışan yapay zekanın bu tasarrufu algılayıp ödüllendirmesi fikri, sürdürülebilirliği bir oyun haline getiriyor. Unity ile tasarlanan arayüzlerden, Raspberry Pi üzerindeki sinir sistemlerine kadar teknik detaylara daldıkça yolun nasıl geçtiğini anlamadık.ç


Özgürlük ve Güvenlik: Linux vs. Apple


Yolun sonlarına doğru konu biraz "sertleşti": Apple’ın kapalı kutusu mu, Linux’un özgür dünyası mı? Okan, Apple'ın her şeyi kısıtlayan yapısına karşı Linux'un o "sıfırdan inşa etme" özgürlüğünü hararetle savundu. Android'den otomobillere, süper bilgisayarlardan sunuculara kadar dünyanın aslında nasıl da Linux üzerinde döndüğünü bana benim anlayacağım dilde anlattı.


Yıllar Sonrası İçin Kendimize Not:

Volkan, bu satırları okuduğunda veya o 10 dakikalık kayıt limitine takılıp Siri’ye sitem ettiğimiz anları dinlediğinde, o günkü heyecanımızı hatırla. Okan, senin o bitmek bilmeyen merakın ve "Neden?" diye soran zihnin benim en büyük gurur kaynağım.

Bu yolculukta sadece İzmir'e varmadık; birbirimizin dünyasına birer kapı daha açtık.


Hep böyle merakla, hep böyle yan yana! 🚗💨



20 Mart 2026 Cuma

Growing Together with my Interns

They were my interns.

Or maybe the better word is: my project partners.

Over the past two weeks, they came to the office to visit me, and we ended up sitting at the same cafeteria table with the same relaxed conversations. Nothing formal - just genuine connection.


But after I sat there with them, it was my personal reflection time.

Most of our work together happened through screens - Teams calls, shared screens, digital problem‑solving. Seeing them in person reminded me how much they’ve shaped my own journey in these past two years as well.

Not just with the work they delivered.

But with the way they helped me grow.

Arda: Building Our Digital Hub (Summer 2024)

Arda was the one who helped us turn digital chaos into something organized and useful.

He built our Finance SharePoint hub from scratch - bringing order to scattered files, links, and documents. The system he created is still the place the whole team relies on.

He also helped us fight against the parked‑invoice issues and made our follow‑ups clearer and more structured.

But what impressed me most was his attitude:

  • curious
  • open
  • willing to try without fear

Working with him pushed me to look at my own digital habits. I realized how easy it is to fall into routines - and how refreshing it is when someone younger shows you a simpler, better way.

Emre: Bringing the Spark of Automation and AI (2025–2026)

A year later, Emre joined with a different kind of energy - one driven by automation and AI.

He built the first version of our Tax Intelligence Monitor, created Python scripts that automated websearches, and explored new AI tools with zero hesitation.

Our conversations often became small learning exchanges.

Sometimes he taught me something new.

Sometimes I shared context from tax, treasury or something what we call soft-skill.

But the bigger lesson was this:

Staying up-to-date is not a one‑time task.

It’s a habit. A muscle. A mindset.

Why These Moments Matter

We talk about simplification and digital transformation as if it’s only about systems, dashboards, or technology.

But it really starts with people.

With fresh eyes. With honest questions. With energy that makes you rethink your “normal.”

Arda and Emre delivered great work.

But they also gave me something just as valuable:

I didn’t only share my know‑how with them, I learned from them too.

Their reverse mentoring - intentional or not - helped me stay up‑to‑date, stay open, and stay curious. They reminded me that progress doesn’t always come from big projects. Sometimes it comes from a simple conversation at the cafeteria table.

And for that, I’m grateful.

1 Mart 2026 Pazar

Reclaiming Your Mind: Escaping Burnout in the Age of AI

It’s Sunday afternoon. I’m stretched out on the couch, laptop resting on my knees. Honestly, if you can find a moment of absolute, unapologetic stillness in today's chaotic world, you’ve already won.

We are on the 11th day of Ramadan. I won't lie—that first day kicked my ass during a late-afternoon meeting. But the human body is a ridiculously adaptable machine. Nowadays, my alarm goes off at 3 AM for suhoor. It has evolved into this bizarre, hyper-focused productivity ritual. While the rest of the world is dead to the world, I’m eating, going down random YouTube rabbit holes to wake my brain up, and ruthlessly purging my inbox. There is a profound, untouchable clarity in the silence of the early hours.

AI and Productivity

Speaking of productivity, I’ve been having a heavy, fast-paced affair with AI lately—specifically Co-Pilot’s Researcher agent. It’s my new playground. Whenever there's a complex topic I need to deep-dive into, I throw a prompt at it. While it scours the digital abyss for the backstory, I stay focused on the actual deep work.

Will offloading my research to an algorithm make my memory lazier in the long run? Maybe. Do I care? Not really. It’s giving me leverage. It seems my obsession didn't go unnoticed, either. I was recently named an 'AI Champion' in a newly formed global corporate group at work. My goal isn't to preach about the robot takeover; it's to show people how to use this technology as a mental crowbar to lift heavier weights without breaking their backs.

March also means navigating the glorious bureaucracy of tax season. I just drafted my provisional tax return and spent time chasing down a missing school invoice for Okan so I can hit 'approve' tomorrow. Then begins the agonizing wait for the tax refund. It’s funny how the human brain finds a weird, calming satisfaction in checking off these mundane administrative boxes.

Speaking of waiting, the Eid holidays are approaching. Half the year is practically gone. We haven't made concrete summer plans yet due to the usual family uncertainties, but I refuse to let it be another unplanned blur. At 43, you start to realize that a real vacation isn't just about changing your location; it's about reclaiming your mental bandwidth. I need a break where my mind actually rests. (Note to self: I haven't even logged my annual vacation in the system yet. Own your time, or the company will own it for you.)

Notice what I’m not talking about today?

I’m not complaining about being buried alive in corporate stress. The brutal, soul-crushing audit that was weighing on me for months is finally over. A new peer joined the team, balancing the scales.

I’m not saying I’ve suddenly achieved perfect zen and only work a strict 8-to-5. I still have moments where the pressure spikes and drives me crazy. But here is the critical difference: I can finally see the light at the end of the tunnel.

I’m stepping out of that reactive, constant firefighting mode. I actually have the energy to dream again. To set new goals. To think about the future instead of just surviving the week. And honestly? That is the greatest proof of healing.

For now, I'm going to clear out the leftover tasks I pushed to Friday's to-do list. I want to walk into Monday morning with a clean slate, not that familiar pit in my stomach. Protect your peace.

Google adsense

Analytics