yatırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yatırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2026 Pazar

Yatırım Sepetim ve Yurtdışı Kariyer Heyecanım

Mudanya’da denizin karşısındayım. Fonda Sade’den Smooth Operator çalıyor. Bu sabah tatilin en verimli saatlerini geçirdim. Yapay zeka ve Twitter’dan yararlanarak kendime yeni bir yatırım planı hazırladım. Hedef: Yapay zeka dünyası ve onu destekleyen şirketler.



Uzun süredir iş dışı bir konuya bu kadar odaklanmamıştım. Belirlediğim son beş hisse senedini ajandama ve banka uygulamama kaydettim. Haziran ile birlikte alımlara başlıyorum.

Tatile çıkmadan önce yapay zekayla sıkı bir beyin fırtınası yapmıştım. En uygun fiyattan dolar almak için bir strateji belirledik. Benim gibi az insan ilişkisi ve bol teknoloji seven biri için döviz bürolarını ve kuyumcuları ziyaret edip en iyi teklifi almak üzerine bir tavsiye almak başta zorlayıcı olabiliyor. Ancak öneriler son derece mantıklı. Rakamlar büyüdükçe bu kuralları tartışmasız uygulamak gerekiyor. Bakalım beklentilerim gerçekleşecek mi? 

Konfor Alanı ve Yurtdışı Paradoksu

Paradan bahsetmişken konuyu kariyer hedeflerine getirelim. Ne de olsa yazılan hedeflerin gerçekleşme oranı daha yüksekmiş, yazalım da hedefler gerçek olsun.

Ben 2013’ten beri yurtdışında çalışmayı hayal eden biriyim. Şu an bu hayale en yakın ve en hazır olduğum dönemdeyim. Fakat garip bir şekilde, tam bu eşikte heyecanımı biraz yitirdim. "Doğru zaman belki de şimdi değildir" diye düşünmeye başladım.

Nedeni rasyonel. Türkiye'de kurlar baskılanınca, yurtdışındaki alternatiflerime kıyasla mevcut durumumun daha iyi olduğunu gördüm. Bu kez gideceğim ülkenin bana Türkiye'den daha fazla yaşam kalitesi sunmasını bekliyorum. Ancak elimdeki seçenekler beni henüz ikna etmedi. Ben de "Gün doğmadan neler doğar" diyerek konunun üzerine çok düşmemeye karar verdim. Önümüzdeki performans toplantıları yönü belirleyecek.

Emek, Kaygı ve Gelecekteki Post

Terfi aldığım 2024 yazından beri büyük bir proje üzerinde çalışıyorum. Özellikle son altı ay çok yoğundu. Şimdi projenin kilometre taşlarını tek tek aşıyoruz. Final çizgisine bu kadar yakınken, emeklerimin takdir edilmesini umuyorum.

Geçmişte bu konularda öyle büyük hayal kırıklıkları yaşadım ki, içimde hep haksızlığa uğrayacakmışım gibi bir kaygı uyanıyor. Ama negatif senaryoları çağırmak anlamsız. Bu hikaye başarıyla bittiğinde LinkedIn’de paylaşacağım o içeriği şimdiden hayal etmek çok daha keyifli.

Americano’m rüzgarda yavaş yavaş soğuyor. Yeni ayın planları ise masada beni bekliyor. Haydi bakalım, ben kaçtım...

Etiketler

Yatırım, Yapay Zeka, Kariyer, Finans, Hisse Senedi, Kişisel Gelişim


30 Mayıs 2026 Cumartesi

Mudanya Sahilinde Kısa Bir Mola

Mayıs ayı bu yıl resmen tatil bombardımanı gibi geçti, farkında mısınız? Hele o on günlük upuzun bayram tatili... Derken, takvimler Mayıs’ın sondan ikinci gününü gösterdiğinde (ki kendisi aynı zamanda o uzun tatilin de sondan ikinci günüydü) içimi bir telaş kapladı. Zamanın kum saati sanki daha hızlı akmaya başlamıştı ve benim o son damlaları çok iyi değerlendirmem gerekiyordu.

Ev ahalisi (eşim ve oğlum) farklı planlar ve sebeplerle evde kalmayı tercih edince, ben de bu durumu hemen bir fırsata çevirdim. Ne zamandır aklımda olan, "Şöyle tek başıma otursam, denize baksam ne iyi gelir" dediğim o Mudanya sahilindeki kafeye attım kendimi. Karşımda deniz, elimde kahve, kafamda ise biten tatilin muhasebesi...

Zor Bir Cümle, Zor Bir İtiraf

Şimdi size bu tatilin benim için nasıl geçtiğini özetleyen, kurması da kabul etmesi de biraz zor bir cümle kuracağım:

Bu uzun bayram tatili, benim için dinlenmek yerine, çalışmaya ara ara ara verdiğim bir türden geçti.

Tatilin İlk Günü Bebek Starbucks'ta Çalışırken

Bebek'teki Manzaram

Evet, kulağa biraz karmaşık geliyor farkındayım ama iç dünyam tam olarak böyleydi! İşten bağı koparmak benim için o kadar zor ki, "tatil" denilen o on günde bile her gün düzenli olarak mail kutumu kontrol ettim, cevaplar yazdım, önemli toplantılara katıldım, sunumlar ve toplantı notları hazırladım.

Kağıt üzerinde uzun süredir böyle büyük bir molaya çıkmamıştım. Ama ne derler bilirsiniz; huylu huyundan vazgeçmiyor. Laptop kapansa cep telefonundan Outlook, MS Teams ve Copilot açılıyor, bir şekilde o işler yapılıyor.

Temmuz Stratejileri Şimdiden Başlasın!

Yine de kendime haksızlık etmeyeyim, Mudanya sahilinde tek başına geçirilen şu birkaç saat bile ruhuma iyi geldi. Hem bu bir son değil, sadece bir fragman!

Nasipse Temmuz ayında önümde daha da uzun bir mola var; tam iki haftalık, gerçek bir ara. Şimdiden düşünmeye başladım: Bakalım o zamanki planlamam nasıl olacak? Yine maillerle köşe kapmaca mı oynayacağım, yoksa bu sefer gerçekten "bağlantıyı kes" butonuna basmayı başarabilecek miyim?

Gelişmeleri ve Temmuz maceralarını yine burada konuşuruz. Şimdilik Mudanya’dan, denizin dalga seslerinden hepinize sevgiler!

22 Nisan 2026 Çarşamba

Zürih’e Giderken Kafamdan Geçenler

“Gönlünü gül edeni sevmez sevda, ister hep onu üzeni...” Çarşamba sabahı saat 5’e gelirken Sabiha'ya gitmek için arabaya bindiğimde radyoda Mustafa Sandal bu sözleri söylüyordu. Haksız değildi Musti: Zoru, karmaşığı ve zihnimizi yoranı seçmeye ne kadar da meyilliyiz, değil mi?


İsviçre’ye üçüncü yolculuğum. Rota bu kez Cenevre değil, Zürih. "Red Carpet" ayrıcalığıyla vizemi hallettim, harcamalarım bu kez cepten olacağından en uygun uçak biletini buldum ve sabah gidip akşamüstü dönecek şekilde planımı yaptım. Şu an havalimanında, sert bir sandalyenin üzerinde kucağımda iPad'imle tarihe not düşüyorum. Çoğu insan için havalimanları geçip gittikleri bir yerken; benim içinse kendimle baş başa kaldığım, dış dünyadan izole olup fikirlerin ve duyguların demlendiği bir kaçış noktası. Bu konuda daha önce de yazmıştım bir şeyler, mesela: 
Volkan Yorulmaz: Düşünce ve Üretkenlik Merkezi: Havaalanı veya Volkan Yorulmaz: İlklerin Ayı Biterken

Kararsızlığı Yenmek

Zürih’e doğru yola çıkarken zihnim yine meşgul."Onu mu alsam, yoksa onun yerine bunu alıp kalanıyla şunu mu yapsam?" Günlerdir süren, enerjimi emen bir analiz felci (analysis paralysis). Gevşemeyi ve "rahata bağlamayı" bir türlü kabul etmeyen bir bünyem var.

Peki ne yapacağız? Yapacak tek bir şey var: Uçaktan inip o birkaç saat içinde en rasyonel kararı alıp eyleme geçmek. Kararı al, aksiyona dök ve sonucun arkasında dur. Hayatta çoğu zaman "mükemmel" karar diye bir şey yoktur; sadece kararlar ve onların ardından gelen eylemler vardır.

Şu sıralar iş yerinde yapay zeka ile oldukça üretken bir dönemden geçiyorum. Bugün bilgisayar ekranından uzak kalmak, "Daha etkili ne yapabilirim?" sorusu üzerine stratejik düşünmek için harika bir fırsat olacak. Fikirleri karalamak için fiziksel bir defterim olsaydı fena olmazdı ama bugünlük dijital cihazlara ve kendi zihnimize güveneceğiz.

"Out of Office" Yanılgısı ve Kendi Gerçeğini Kabul Etmek

Gelelim şu meşhur "Out of Office" (Ofis Dışında) durumuna. Bugün dahil 5 gün izinliyim. Peki zihnim şalteri tamamen indirecek mi? Hayır. Cuma güne sunacağım finansal tablolar kafamın bir köşesinde dönecek ve evet, bağlandığımda o mailleri kontrol edeceğim.

Pek çok kişisel gelişim gurusu bunun "yanlış" olduğunu, tatilde tamamen kopmak gerektiğini söyler. Ama ben kendi gerçeğimi kabul etmeyi seçiyorum. Bu benim için bir sürpriz değil, profesyonelce olup olmadığı tartışılır ama benim tercihim bu. Kariyerimin sonuna kadar bu değişir mi bilmem, ama şu anki çalışma ritmim bu. İşlerin bensiz de akacağından ne kadar eminsem, dayanamayıp o maillere bakıp aksiyon alacağımdan da o kadar eminim.

Yine de bu yıl kendime koyduğum net bir metrik var: Hak ettiğim 20 günlük iznin %10 fazlasını kullanmak. Temmuz'da blok iki hafta, Ağustos'ta her Cuma izinliyim. Şu an 16. gündeyim, son çeyrekte hedeflediğim o 22 güne ulaşacağım. Sistemi tamamen kapatmasam da, kendi kurallarımla yavaşlatıyorum.

Yatırımda Duygusal Bağlılık

Kırklı yaşlar insana yeni bir perspektif kazandırıyor. Artık yatırımlarda sadece getiriyi değil, "dertsiz getiriyi" arıyorsunuz.

Kendi çalıştığım şirketin hisselerine yaptığım yatırımların ekside ve çoğunlukla kırmızı olması şu aralar keyfimi kaçırıyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, Berk Dinçtürk’ü dinleyip kısa araştırmalar yaparak Amerikan piyasalarından aldığım hisselerin toplam portföyümü artıya taşıması var.

Buradan çıkarılacak çok net bir ders var: Yatırım yaparken şirketlerle (veya fikirlerle) gönül bağı kurmayın. Rasyonel ve profesyonel değerlendirme, duygusal bağlılığı her zaman yener. Berk Bey bana bunu yaşatarak öğretti, kendisine buradan selam olsun.

Bazen durup düşünüyorum: Çevremde böyle insanlar fiziksel olarak da bulunsaydı, Pazar kahvaltısında ya da trafikte sıkışmışken iki kelam edebileceğim akıl hocalarım olsaydı, kim bilir daha hangi kör noktalarımı aydınlatırdım? Bu sadece pragmatik bir ağ kurma (networking) meselesi değil; tamamen samimi, insani ve duygusal bir ihtiyaç. İnsanın kendi yankı odasından çıkması için her zaman dışarıdan rasyonel bir sese ihtiyacı var.

Harekete Geçme Vakti

Bacak bacak üstüne atıp yazdığım şu anlarda, bacaklarımdaki karıncalanma bana fiziksel dünyanın bir hatırlatması. Vücudum artık o sinyali veriyor: Analiz etmeyi bırak ve harekete geç.

Yavaştan ekrandan uzaklaşıp Zürih’e doğru adımlama vakti. Bakalım bu kısa yolculukta neler tecrübe edeceğim?

29 Ekim 2025 Çarşamba

Beynimdeki Bitmeyen Mesai: Stres, 'Hayır' Diyememek ve Basit Yaşam Arayışı

Bir tatil gününde, iş mailleri, finansal dersler ve "fazla takla atmanın" bedeli üzerine kişisel bir yansıma.

Haftalar sonra nihayet laptop'umu kucağıma alıp o tanıdık pozisyonu alıyorum. Niyetim belli: Önce Ozan Varol ve Mark Manson gibi yazdıklarını sevdiğim isimlerden gelen ve okumayı sürekli ertelediğim o keyifli mailleri rahatça okumak, sonra da son dönemdeki hislerimi buraya dökmek.

Camdan dışarı bakarken boynumdaki o tanıdık ağrı ve sırtımdaki sertlik, aslında kelimelere dökemediğim stresi benim yerime tarif ediyor.

Yine o döngüdeyim.

Çok çalıştığım, tüm sorumlulukları sorgusuzca üstlendiğim, "hayır" demediğim (yoksa diyemediğim mi demeliyim?) ve tüm yükleri tek başıma çektiğim bir dönem. Performans dönemiydi, önemli projeydi, kritik denetimdi derken, hayatımın öncelik listesi tamamen iş merkezli bir hale büründü.

Bu durumun trajikomik bir örneğini geçen hafta sonu yaşadım. Şirket aracıyla fazla masraf yaratmayayım diye otopark yerine yol kenarına park ettim. Sonuç? Bir park cezası. İşi ve iş yerini önemserken, o "masrafı" şirket değil, bizzat ben ödemiş oldum. İnce düşünmenin bedeli, sanırım.

Tatil Gününde Verilen İç Savaş

Bugün (Yaşasın Cumhuriyet!) tatil ve evdeyim. Ama tatil olması, beynimin tatilde olduğu anlamına gelmiyor. İçimde, mailleri kontrol etmekle etmemek arasında müthiş bir savaş yaşanıyor.

Dün de yarım gün tatildi. Öğleden sonra 3’e doğru bilgisayarı kapatmayı başarabildim. Ailece bir Kadıköy’e kaçtık; Okan’ın teknoloji alışverişini yaptık, güzel bir kahve keyfini akşam yemeği ile taçlandırdık. Dönüşte yolu uzatıp Moda, Caddebostan ve Bağdat Caddesi üzerinden eve geçtiğimizde bir yanım "İşte bu! Biraz dinlen, işten uzaklaş" diyordu.

Ama diğer yanım, o sinsi ses, sürekli fısıldıyordu: "Ya önemli bir şey olduysa? Hızlıca bir baksan."

Hangi sesin kazandığını tahmin etmek zor değil.

Tam koltuğa yerleşip YouTube’u açmışken, gözüm ister istemez inbox’a kaydı. Denetçilerden gelen kritik bir toplantı daveti ve içeriğindeki talep, anında kafama takıldı. Açtığım bir saatlik video boyunca gözüm ekrandaydı ama kafam tamamen o toplantıya kadar neleri hazırlamam gerektiğini planlıyordu.

Sonra ne mi oldu? Video bitti. Ben de doğruca odama çekilip gece yarısına kadar çalıştım.

Şu an saat öğlene yaklaşıyor ve yaklaşık 12 saattir maillerimi kontrol etmeden direniyorum. Arada Teams’teki mesajlara bakıyorum ama onlar herhalde bu "dijital diyetimi" bozmaz, değil mi?

Blog Terapisi ve Finansal Tokat

Bu aralar bu blogu adeta bir psikologla terapi seansı gibi kullandığımı fark ediyorum. Geçenlerde, yine o meşhur "hayır diyemediğim" için destek olmak adına Dubai’deki ekiple girdiğim bir toplantıda, üst düzey yöneticilerden biri beni onore ederek toplantının başında blogumdan övgüyle bahsetti. Bu beklenmedik iltifat, toplantıda güzel bir "ice-breaker" oldu. İnsanlar ne üzerine yazdığımı sordular.

"Kişisel gelişim ve finans," dedim.

Ancak bunu söylerken, özellikle finans alanında ne kadar uzun zamandır yazmadığım da yüzüme çarptı.

Belki de bu "işkolik" halim, hayatın diğer alanlarında da aşırı karmaşık düşünmeme neden oluyordur. Tıpkı geçen gün yaşadığım o finansal deneyim gibi:

Pazartesi günü dövizli bir yatırım yapacaktım. Her zamankinden farklı olarak bankalardaki kurları bir karşılaştırayım dedim. Yatırımı normalde Akbank’tan yapacaktım ama kur Enpara’da çok daha avantajlı görünüyordu. Hemen Enpara’nın websitesinden masrafları kontrol ettim. Alıcı bankanın masraf kesebileceğini okudum ama Enpara’nın kendi masrafı makuldü. Döviz alım işlemini yapıp, parayı Akbank’a gönderdim.

Ve hoop!

Akbank öyle bir masraf kesti ki, kur avantajı için attığım o taklaya hiç ama hiç değmedi. Deneyimi, bedelini ödeyerek kazanmış oldum.

Hayatın Özeti: Fazla Taklaya Gerek Yok

Burada öğrendiğim ders sadece finansal değil: Basit yaşamak lazım. Sade, dümdüz.

Finansal konulara bağlayacak olursam da, yatırımlarda da çok takla atmaya, daldan dala zıplamaya gerek yok. Pek çok kişinin küçümsediği altının yakın zamanda ne kadar iyi kazandırdığını hepimiz gördük. Bazen sadece istikrarlı bir şekilde altın biriktirerek bile pek çok yatırım aracından daha iyi kazanmak mümkün.

İstikrar, sağlam varlık ve net bir hedef. İşte bütün mesele bu. Bu kadar basit tutabilmek ise fark yaratan nokta...

Şimdi, performans değerlendirmeleri, yöneticime sunduğum yıllık hedefler ve o hedeflerin maddi karşılığını alma umudu bir yanda; LinkedIn için "Yıllık Performans Hedefleri" üzerine İngilizce bir içerik yazma fikri diğer yanda... Enerji bulur muyum, olumsuz tepki çeker miyim diye tartıyorum.

Ama sanırım önce, bu stresten sıyrılıp biraz da kitap okuma hedefime doğru yürümem gerekiyor. En basiti, en sadesi o.

Haydi bana iyi okumalar.

6 Ocak 2024 Cumartesi

Bir Kahve Molası

Yeni yılın ilk haftasını geride bıraktım. Ne haftaydı ama…Kafa olarak zorlu olacağına hazır olsam da sandalyeye yapışıp kaldığım, tek aramın tuvalet, yemek ve bir kaç sefer Okan’ı okula bırakma ya da kurstan alma ile kısıtlı olduğu bir dönemdi. İşin beni endişelendiren tarafı pek çok yabancının 8 Ocak’a kadar Christmas tatilini sürdürüyor olması. Bakalım herkes tam gaz mesaiye dönünce yağan mailler sonrası nasıl olacak durumlar. Neyse, değiştiremeyeceğim şeyler için endişelenmeyi bırakıp yola devam etme zamanı.

Bu Cumartesi sabahı Caddebostan EspressoLab’da oturdum, bu satırları yazıyorum. Şirketten aldığım 10. yıl kıdem ödülünün katkısı ile aldığım MacBook’umu sırt çantama atıp geldim. Bizimkiler sınıf öğretmenleri ile beraber veli kahvaltı organizasyonuna katılınca benim için de bir kaçamak ihtimali doğdu ve böyle değerlendirdim. Çevremde pek çok genç profesyonel var ve sabah koşu aktivitesi üzerine burada sosyalleşmeye devam ediyorlar. Gürültü biraz artınca arka fonda çalan müziği artık hiç duyamıyorum, en iyisi kendi müziğime geçeyim diyerek kablolu kulaklıklarımı takıyorum. Bu aralar kablosuz kulaklık almak konusunda bir arayışım var ama bunu düşük bütçe ile fiyat/performans ürünü arayarak yapmak süreci uzatıyor. İhtiyaç mı yoksa istek mi sorusuna verdiğim cevap bu satınalma sürecini ertelememe neden olurken artan fiyatlara karşı artacağını bildiğim fiyatlar gerçeği de aklımda. 


Normalde blogumda kendi ekonomik koşullarımı rahat paylaşabilen biri değilim ama artık ülkenin ekonomik şartları o kadar zorluyor ki… Pek çok kişiye göre şükretmesi gereken biri olmama rağmen bireysel finansallarımı düşünmediğim gün yok gibi. Oğlumun ilkokulu bu yıl bitiriyor olması ve ondaki ışığı görmemiz bizim de ona iyi bir yatırım yapmamızın gerektiği gerçeğini yüzümüze vuruyor. Bu durumda akla ilk çözüm özel okul geliyor. Geçen seneki fiyatlar üzerinden resmi enflasyon oranı ile fiyatı hesapladığımda bu işe soyunabilirim diye düşünürken bugünlerde velilerden ve sosyal medyadan edindiğimiz bilgilere göre resmi enflasyon oranı ile alakası olmayacak artışlar gündeme gelecekmiş. Hal böyle olunca ilk yüze x öğrenci soktuğunu ilan eden marka okullar yerine alternatiflere de bakmaya başladık. Tabi bu da ucuz etin suyunu aklıma getiriyor ve öğretmenin mutsuz olduğu, kafasında ay sonu hesabı yapacağı bir ortamda çocuklara ne kadar verimli olabileceğini düşündürüyor. Diyeceğim o ki, düşünecek çok şey var, bulunacak çok cevap.

Düşünme demişken, Aralık ayında şirketimizdeki yabancı yöneticilerden birinden mentörlük almaya başladım. Şu ana kadar iki toplantı yaptık ve bende güzel bir ufuk açtı. Ona iş yükünden, kendimi güncellemeye vakit ayıramadığımdan bahsettiğimde bana düşünce yapımı değiştirmeyi ve elimdeki işlerle ve veriyle uğraşırken sorgulamamı, bunun ekstradan nereye dokunduğunu, ne etkisi olduğunu, ne mesaj verdiğini sorgulamamı söyledi. Bu mesajı okuduğunuzda beni kariyerinin başında bir analist sanmanızı istemem ama bazen hepimiz bazı düşük katma değerli işleri yaparken sadece rutinin bir parçası olarak, tekrar eden bir iş olarak görüp yapıp tik atıp kurtulmak istiyoruz. İşte belki oralardan cevheri çıkarmak kariyerimizdeki bir sonraki adımı hazırlayacak. Yaparken sorgulamak lazım. Opel’de çalışırken bir yöneticimin söylediği gibi, yan masada neler oluyor bilmek lazım. Bizim elimizdeki bir verinin bizden önceki ve sonraki masaya nasıl bir mesaj verdiğini anlarsak ve buradan aksiyon alınabilir mesajlar çıkarırsak bizim hakkımızda karar alacak olan kişiler için önemli sinyaller çakmış oluruz.

İşte bir filtre kahve eşliğinde rahat bir sandalyeye oturup şöyle kafamı rölantiye alıp içimdekileri döktüğümde bunlar döküldü benden bu sabah. Şimdi biraz takip ettiğim bloglardan beslenme zamanı. Yolculuğun tadını çıkarmaya devam…



Bu arada, 2024 yılına henüz yeni girmişken yeni yıldan beklentilerimi de şuraya bırakayım: Volkan Yorulmaz: Hoşgeldin 2024: Yeni Yıldan Beklentilerim

PS. Bu içeriği tamamladığım günün öğleden sonrası itibarıyla artık benim de bir bluetooth kulaklığım var.

25 Şubat 2023 Cumartesi

Evdeki Altınlarım Artık Bankada | KAD-SİS ile Yastık Altı Altına Veda

Altını yatırım aracı olarak görme konusu tartışmalı bir konu ve bu tartışmada sizin tarafınız ne olursa olsun, hayatınızın bir döneminde elinize büyük ihtimalle altın geçmiştir. İster biriktirip yatırım yapmak ister manevi değeri sebebiyle saklamak için bir şekilde elinizin altında altın olabilir. Bu altınları tutmak sizin için de yük olmaya başladıysa ve kuyumcuya gidip doğru fiyattan satmak, üzerinizdeki nakdi taşımak gibi riskli işlerle uğraşmak istemiyorsanız, artık bir alternatifiniz var: KAD-SİS, yani Kuyumcu Altın Değerleme Sistemi


Beni Kuyumcu Altın Değerleme Sistemine (KAD-SİS) Götüren Yol

Yaşadığımız deprem felaketi sonrasında evde altın tutmak fikrinden tamamen vaz geçtim. Aslında bir süredir, duyduğum hırsızlık vakaları sebebiyle evdeki altınlar konusunda rahatsızlık duyuyordum ama son deprem olayında yaşananlar ile aslında kötü gün dostu olarak biriktirmeye başladığım altınların pek de dost olarak bana eşlik edemeyebileceğini gördüm. Böyle olunca neler yapabilirim diye düşündüm. İlk aklıma gelen kuyumcu oldu ama şöyle bir risk vardı: hangi kuyumcu güvenilir bilmediğim için altınımı doğru fiyattan satmak, satış sonrasında üstümdeki parayı taşımak bana ciddi bir risk olarak gözüktü. Kurumsal dünyadan geldiğim için ikinci alternatif olarak bankaların altın günü aklıma geldi. Çalıştığım bankaların altın günü takvimlerini inceledim. Oturduğum semtte yakın olmamakla beraber ilçede ayda bir-iki gün olduğunu gördüm. Bu kuyumcudan daha iyi bir fikir gibi geldi çünkü hem elimdeki altınları yine altın olarak kayda aldırabilecektim hem de karşımda kurumsal bir muhatap olacaktı. Tek sıkıntı takvimin ve kapsamdaki banka şubelerinin bana çok uygun olmamasıydı. Başka nasıl bir çözüm bulabilirim derken Akbank websitesinde “Altınlarınızı İstanbul Altın Rafinerisi kuruluşu KADSİS’in anlaşmalı kuyumcularına getirin, gram altın karşılığı anında altın hesabınıza yatsın” şeklindeki duyuruyu okuyup detaylarını araştırdım. Akbank’ta hesabınız yoksa da yazımı okumaya devam edebilirsiniz çünkü sistem Akbank ile sınırlı değil, Ziraat Bankası, İş Bankası, Vakıfbank, Halkbank, Deniz Bank, Vakıf Katılım, Ziraat Katılım, Türkiye Finans ve Emlak Katılım da bu sisteme dahil finans kuruluşları.

Sistem Nasıl Çalışıyor?

KAD-SİS, fiziki altınlarınızı kuyumcular aracılığı ile banka hesabınıza kolayca ve güvenle aktarmanızı sağlayan bir sistem. Sisteme dahil olan kuyumculara Altın Değerleme Noktası (ADN) deniliyor. Neredeyse her ilde ADN bulunuyor. Gün ve şube kısıtı olmadan gram, çeyrek, yarım, cumhuriyet, bilezik, kolye vb. farklı saflıktaki fiziki altınlarınızı anlaşmalı kuyumculara götürebiliyor, değerleme sonrasında KAD-SİS aracılığı ile anında bankanızdaki altın mevduat hesabınıza yatırabiliyorsunuz.

Tanıtım metninden düzenlediğim yukarıdaki metindeki gibi, önce evime en yakın anlaşmalı kuyumcuyu www.kadsis.com websitesinden bulup telefon ile sisteme dahil olup olmadığını teyit ettim. Altınları getirmeden önce yapmam gereken bir şey var mı diye sorduğumda, bankanızda altın hesabınızın olması ve teyit edebilmemiz için nüfus cüzdanınızı yanınızda bulundurmanızı rica ederim cevabını aldım.  Ek olarak, gelmeden önce ADN yetkilisinin kuyumcuda olduğunu telefonla teyit etmemi belirttiler. Dedikleri şekilde teyit ettikten sonra altınları cebime koyup kuyumcuya gittim. Yetkili kişi farklı gram ve ayardaki altınları kontrol ettikten sonra kamera kayıtlarına geçecek şekilde beraber sayımını ve ölçümünü yaptık. SMS ile gelen onay kodunu paylaştıktan hemen sonra mobil bankacılıktan kontrol ettiğimde hesabıma teslim ettiğim altınların 24 ayar karşılığı geçmişti. Karşılıklı olarak tespit ve tesellüm tutanağını imzaladıktan sonra kendi kopyamı alıp kuyumcudan ayrıldım.

Süreci adım adım özetlemek gerekirse:

  • Öncelikle size bir bilgilendirme formu imzalatılıyor.
  • Bilgilendirme formundan sonra tarafınıza işleme başlamak ve bankadaki hesap numaralarınızın görüntülenebilmesi için mobil onay vermeniz gerekiyor.
  • Onaylarınızdan sonra altınlarınızın değeri kamera önünde hesaplanıyor.
  • Değerleme işlemi sonucunda tutar için mutabık kalmanız durumunda KAD-SİS üzerinden bankadaki hesabınıza gram cinsinden transfer gerçekleşiyor.
  • Transfer işlemi tamamlandıktan sonra teslim tesellüm belgenizi alıyorsunuz.

Peki Sistemin Avantajları ve Dezavantajları Nedir?

Fiziki altınlarınızı size en yakın açık ADN’den dilediğiniz zaman hesabınıza aktarabilirsiniz. Böylece işlem için uygun gün ve şube beklemezsiniz.

Altınlarınızı çalınma veya kaybolma riski olmadan güvenle ve kiralık kasa gibi saklama maliyeti olmadan saklayabilirsiniz.

Hesabınızdan hızlı ve güvenli bir şekilde işlem al-sat veya birikim yapabilirsiniz.

Altınlarınızın değerini anlık olarak değişen kurlar ile izleyebilirsiniz.

Altınlarınızı farklı yatırım fırsatlarında dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz.

Sistemin dezavantajı nedir derseniz, genel olarak bankalardaki alım satım makasının geniş olması derim. Kısa vadeci olmadığım için ve altın benim portföyümde hiçbir zaman yüksek oranda olmayacağı için bu durumu göz ardı edebiliyorum.

Özetle...

Son olarak, altın değerleme sürecinde müşteriden ücret talep edilmediğini de paylaşayım. Yani kuyumcuya “hayırlı işler” dileyerek oradan ayrılabilirsiniz. Altınlarınızı kuyumcular aracılığıyla haftanın her günü banka hesabınıza kolayca ve güvenle aktarmanızı sağlayan bu sistemde ofis çalışanıysanız izin almadan hafta sonu ya da mesai saatleri sonrasını da kullanabileceğinizi hatırlatmak isterim. Bundan sonra da elime altın geçtikçe bu yöntem ile saklamayı tercih ederim. 

5 Ocak 2020 Pazar

Girişimci Kardeşim Sana Tavsiye Veriyorum, Beyaz Yakalı Kardeşim Sen Uygula


İnsanın kitap okuma hızı kitabın kendisini içine çekmesiyle kesinlikle orantılı. Bunu çok kısa sürede bitirdiğim “İşte Ceylanlar” adlı kitabı bitirdiğim bugün bir kez daha gördüm. Bu kitaptan birçok kişinin haberinin olmadığını ya da girişimcilikle ilgilenmediği için pek çok kişinin radarından kaçtığını tahmin ediyorum. Yanlış anlaşılmak istemem, siz keşfedemediniz ama ben buldum bu kitabı diye öğünecek değilim. Goodreads’te bu kitabı okumaya başladığımı kaydederken kitapla ilgili az değerlendirme olduğunu gördüğümde de aynı kanaate vardım ama kesinlikle sadece girişimciler için değil beyaz yakalı çalışanlar başta olmak üzere herkes için kitabın içerisinde ilham veren hikayeler ve hayatta başarıya götürecek ipuçları var.

Türkiye’de hangi şartlar altında başarılı girişimcilerin çıktığı sorusuna cevap vermek ve genç girişimci adaylarına cesaret vermek için Profesör Erhan Erkut ve Dilek Özmen tarafından hazırlanan bu kitap iki bölüme ayrılmış. İlk bölümde girişimciler ile yapılan mülakatlar mevcut. Yaşanmış hikayeleri okuyup başkalarının tecrübelerinden öğrenmek bence çok keyifli. İkinci bölümde ise çok sayıda girişimci ile daha önce görüşmüş olan misafir yazarlar elde ettikleri dersleri ve önerilerini paylaşmışlar. Bu bölüm adeta birbirinden değerli kazanılmış bilgilerin hap gibi sunulmasından oluşuyor.

Girişim öyküleri, özellikle de başarı hikayeleri okumak beni oldukça heyecanlandırıyor. Yakın zamanda okuduğum Amazon’un, biraz daha eskiye gidecek olursam Apple ve Nike’ın hikayeleri beni kendi dönüşüm yolculuklarını gözlemleyebilmem adına son derece heyecanlandırmıştı. Bir beyaz yakalı olarak “İşte Ceylanlar”ı okurken ülkemizde bildiğim ya da kitabı okumaya başlamadan önce hiç bilmediğim girişimler hakkında fikir sahibi olmak ya da bu tarz girişimlerin yüzlercesine hatta binlercesine tanıklık etmiş, mentörlük yapmış kişilerin önerilerini okumak benim için de ciddi bir kazanım oldu. Sadece hikayelerini bilmekten öteye geçip bazı dersler de çıkarmamı sağladı. Bunların bir kısmını özetlemek hem bu bilgilerin uçup gitmemesini hem de bu kitaba ulaşamasanız da bu içeriğe ulaşırsanız size bir katma değer sunar diye düşünüyorum.


Peki bu kitabı okuduktan sonra geliştirmemiz gereken özelliklerimiz, bir başka deyişle kaslarımız neler olmalı? Aşağıda pek çoğu kitapta görüşlerini paylaşan Türkiye Girişimcilik Vakfı’ndan Mehru Aygül’ün paylaştığı ve benim de yer yer kopyaladığım, bazen kendimce dönüştürdüğüm öneriler mevcut. Ürün ya da girişim diye tabir edilen şeyleri siz kariyeriniz ya da ulaşmak istediğiniz pozisyon/rol olarak da düşünebilirsiniz.

Sabırlı Ol – Hayat her zaman bizim istediğimiz yerden akmıyor ve başarı çok çalışmadan, çabalamadan ve sabretmeden elde edilen bir şey değil. Sabreden derviş her zaman muradına ermiş mi, bunu da bilmek pek mümkün değil ama her başarıya ulaşan girişimcinin sabrı ile başarıya ulaştığı yadsınamaz bir gerçek. Ürünün ilk ortaya çıkışından yatırımcı görüşmelerine kadar sabretmek ve sabrederken de beklemek yerine çok çalışmak başarı getirir. Sabır, büyük bir özveri ile çalışmanı ve işine inancını geliştirmeni sağlayacak en güçlü destek mekanizmandır.

İyi Hikayeler Dinle, İyi Hikaye Anlatıcısı Ol – Her şeyini ortaya koyduğun fikrini, girişimini ancak iyi bir hikaye anlatıcısı olursan herkese iyi bir şekilde anlatabilirsin.  Bunun için öncelikle noktaları birleştirmelisin; çok okumalı, gezmeli, anlatmalı ve öğrenmeli, sonra da hayal etmelisin. Özetle sürekli cebine yeni hikayeler oluşturabilecek enstrümanlar eklemelisin. Sonra da iletişim yeteneğini oluşturmalı, geliştirmelisin. Karşındaki herkesi alıp götürebilecek bir iletişim kurarak ürününü satar, akıllarda kalır ve yolunda ilerlersin.

Egonu Küçült, Duvarlarını İncelt – Bir girişimci kendi yarattığı hikaye ile ilham verir. Senin de ilham verebilmen için önce dolman gerekiyor. Kendi etrafına farklı ne kadar çok insan toplarsan, onlarla vakit geçirip öğrenirsen o kadar gelişirsin. “Üzerinden okyanus geçirsen de herkes kovası kadar su alır, sen kovanı büyütmeye bak.”

Odaklan – Dünyayı takip et, ilham al, farklı insanlar, kültürler tabı, geliş, değiş ama odaklan! Birden fazla şeye odaklanabilirsin, ama zamanını ve ilgini iyi yönetebilmeli ve bu ilgilerini yönetebilmek için iyi takımlar kurmalısın. Sonuçta neye odaklanacağına karar vermelisin. Odaklanırken her zaman kendine sorular sor ve kendini geliştirmek için bir başarısızlığı bekleme.

Ayağa Kalkmayı Öğren – Başarısızlık hepimizin yaşadığı ve yaşayacağı bir duygudur. Bununla beraber, başarısızlık en iyi öğretmendir, tabi ki bakmasını ve ders çıkarmasını biliyorsak. Yaptığın hataları tekrar tekrar yapmamak için, başarısızlıkla tanıştığında geliştirmen gereken şey tekrar ayağa kalkma kasıdır. Her gün öğrendiğin, daha iyi bir sen olman için seni kamçılayan bir yol bul. O yolda düştükçe ayağa kalk, bir daha düş, yine kalk ama öğren. Leonard Cohen’in sözünü hatırla: “Bir çatlak var her şeyde; ışık böyle sızıyor içeriye.” (There is a crack in everything, that’s how the light gets in.)

Etrafını Bilge İnsanlarla Çevrele – Her gün gördüğümüz, fikrimizi, heyecanımızı anlattığımız, fikir aldığımız, eleştirisini dinlediğimiz insanlar yaşam kalitemizi belirliyor. Seni dinleyen, sana deneyimleriyle yol göstermeye çalışan, fikrinden önce sana inanan bir hatta iki mentor bul. Birinin girişimcilik deneyimi, birinin hayat deneyimi olsun. Mentorunu bulunca ona açık ol, sıkıntılarını tüm açıklığı ile anlat. Unutma girişimcilikte fikir değil, onu hayata geçirenler önemli.

Risk Al – Başarısızlıktan, insanların neler diyeceğinden ya da size nasıl bakacakları korkusundan arın, risk al ve dene. Denedikçe senin ve girişimin için en doğrusunu bulacaksın.

Yukarıda sıraladığım maddeleri unvanınızdan ve yaptığınız işten bağımsız olarak kendi hayatınızda uyguladığınızı bir düşünün. Sizce bu yöntemi uygulasanız fark yaratmaz mısınız? İşte bu yüzden, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla atasözümüzü bu içeriğe uyarlayıp "girişimci kardeşim sana tavsiye veriyorum, beyaz yakalı kardeşim sen uygula" diyorum.

Yine de ben girişimci değilim, beyaz yakalı bir çalışanım, nasıl girişimci olabilirim ki diye düşünüyorsanız size Erhan Erkut’un “içeriden girişimciliği (intrapreneurship) deneyin” şeklinde verdiği öneriyi sunmak isterim. Kurumsal yaşamınız süresince mutlaka aklınıza yapılan işleri iyileştirmek için çok sayıda fikir gelecektir. Bunların arasından yeni bir ürün, hizmet veya sürece çevirmeye en yatkın olan bir veya iki tanesi ile kurumunuza başvurup “iç girişimci” olmayı denemelisiniz. İç girişimcilik kurumların ayakta kalabilmesinin en önemli anahtarlarıdır. Zaman içerisinde daha fazla kurumumuzun iç girişimciliği destekleyeceğini tahmin etmek çok da zor değil.

İşte Ceylanlar kitabından işte kendime çıkardığım dersler böyle oldu. Birileri yaptıysa siz de yaparsınız. Şimdi aksiyon alma zamanı! (bu bir motivasyon ya da temenni mesajı değildir)


5 Şubat 2018 Pazartesi

Bonus Card Kart Aidatı Nasıl Geri Alınır?

Takvimler 2017 yılı Kasım ayının son haftasını gösterirken Garanti Bankası Bonus kredi kartımın ekstresinde 104.50 TL’lik “yıllık üyelik bedeli” görünce duruma müdahale etme gereği duydum. Son yıllarda yoğunluktan üzerine pek düşemediğim kredi kartı aidatı ya da yıllık üyelik bedeli adı altında tarafımdan alınan bedelleri geri almanın zamanı gelmişti. Daha önce farklı bankalara karşı birçok kez başarıya ulaştığım gibi Garanti’den de yıllık üyelik bedelimi almıştım, şimdi bunu tekrarlamanın zamanıydı.



2014 yılına ilişkin başarı hikayem için:
2013 yılına ilişkin başarı hikayem için:

Yukarıda bahsettiğim yıllara ilişkin kart aidatlarını aldıktan sonra 2015, 2016 ve 2017 yıllarında olmak üzere tarafıma toplamda 285.50 TL yıllık üyelik bedeli yansıtılmıştı.

Bu tutarın iadesini istediğimi kendilerine açıkça ilettim ve "ne olacak bu kart aidatlarının durumu" diye sordum:
Aldığım olumsuz cevap sonrası ilk izin günümde ekstreler ve olumsuz cevap ile beraber soluğu İzmir Karşıyaka Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’nde aldım. Başvurumu yaptım ve süreci beklemeye başladım. Bekleme süresi eskisine göre çok daha kısalmış durumda ve süreci e-devlet üzerinden de takip edebiliyorsunuz. Gerçekten büyük kolaylık.


Bu arada eğer Kaymakamlığa gitmekle uğraşmak istemezseniz oturduğunuz yerden başvurunuzu e-devlet üzerinden de yapabiliyorsunuz. Bu konuda hazırlamış olduğum içeriğe linkten ulaşabilirsiniz:
Dediğim gibi, süreç artık eskisine göre çok daha hızlı işliyor. E-Devlet üzerinden takip ettiğim süreç 27 Kasım 2017 tarihinde başladı ve 17 Ocak 2018 tarihinde karara bağlandı. 18 Ocak 2018 tarihinde de karar yazısı hazırlandı ve posta ile tarafıma 25 Ocak 2018 tarihinde tebliğ edildi. İşte karar belgesi:

Kararı aldıktan sonra twitter üzerinden Garanti'yeSor (https://twitter.com/GarantiyeSor) adlı Garanti Bankası twitter hesabına konuyu ilettim. Kararı banka şubesine teslim etmem gerektiğini söylediler. 2 Şubat 2018 günü kararı bankaya götürdüm, tarayıp Hukuk Birimlerine ilettiler. Aynı günün akşamı müşteri temsilcisi ile yaptığım görüşmede ödemenin onaylandığını, şubeye giderek muvafakatname imzalamam gerektiğini öğrendim. 5 Şubat 2018 tarihinde de şubeye gidip ilgili belgeyi imzaladım. Ardından twitter üzerinden gerekli işlemleri tamamladığımı ilgililere ilettim.


Bu mesajlar sonucunda da telefon ile bana ulaşan Garanti Bankası twitter ekibinden temsilci arkadaşımız kartıma iade işleminin gerçekleştiği bilgisini paylaştı. Kontrol ettim ve güzel haberi gözlerimle gördüm:

Demek ki neymiş, o kredi kartı üyelik bedelini bankalar istedikleri kadar yazsınlar, uğraşınca geri alınabilirmiş. Evet izin günümden kaybettim, yazıştım, telefonla konuştum, özetle vakit kaybettim ve yoruldum ama bugün bu yazıyı gururla hazırlayıp birilerine yol göstermiş olduğum için mutluluk yaşayabiliyorsam kazanan ben, kaybeden banka olmuş demektir. Ve buna kesinlikle değer…

Dilerseniz buradan Garanti Bankası'ndan 2019 yılında geri aldığım kart aidatıma ilişkin başımdan geçen tecrübemi de okuyabilirsiniz:

https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2019/01/kredi-kart-uyelik-bedelimi-yine-geri.html

1 Ocak 2018 Pazartesi

2018 Hisse Senedi Önerilerim

Bir zamanlar borsa yatırımcısı iken hem iş değişikliği sebebiyle vakit ayıramama, hem de baba olmam sebebiyle daha düşük riskli gördüğüm ev alma fikriyle bir süredir hisse senedinden uzak kalmıştır. Bu 1 Ocak 2018 sabahı, pek çok insanın yeni yılda yapacaklarından duyduğu heyecan gibi ben de bir süredir kafamda olan hisse analizine vakit ayırdım. Ne kadar iyi yaptım zaman gösterecek ama içimde hala uzun vadeli hisse senedi yatırımının iyi bir tercih olacağı yönünde sağlam bir inanç var. Bunu da bireysel emeklilik sistemindeki özellikle son dönemdeki getirilerden destekleyebiliyorum.

Hal böyle olunca bazı yatırım danışmanlığı veren kuruluşların model portföylerini inceleyip bu portföylerde özellikle ilgimi çeken hisseleri belirledim. Tabii ki bu hisseler borsada efsane yazacak, paranızı katlayacak yüksek riskli hisseler değil ama inancım enflasyonu ve faizi yeneceği yönünde. Kesinlikle yatırım tavsiyesi olmayan bu hisseleri aşağıdaki şekilde belirledim.

Bir tane banka, bir tane de üretim sektöründen beni heyecanlandıran ve güvenimi kazanan hisseyi de işaretledim. En yakın zaamanda portföyüme katacağım. Her iki hisseyi de uzun vadeli yatırım olarak düşünüyorum. Bakalım durum ne olacak?

Gedik Bizim Menkul Yapı Kredi Halk Bank Yatırm Finansman Ak Yatırım İş Yatırım
AKBNK ARCLK GARAN AKBNK GARAN GARAN GARAN
CCOLA TUPRS SAHOL ARCLK TUPRS ISCTR VAKBN
TUPRS GARAN
ISCTR
SAHOL
TUPRS

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Kim Derdi Ki Emlak Gurmesi Benden Bahsedecek


Bugün bloğumdaki ziyaretçi sayısını kontrol ederken, bir gün önce bloğuma normalden çok fazla giriş yapıldığını farketttim. Bu hafta en çok ne okunmuş diye baktığımda ise, İzmir’in yükselen değeri Çiğli Golden Suite projesine yatırım ile ilgili yazdığım içeriğin ciddi bir okunma sayısı elde ettiğini gördüm.

Bu içeriği merak edenler için:

http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2017/07/golden-suite-ve-cevresine-yatrm.html

Nerelerden ziyaretçi gelmiş diye baktığımda ise, üstten üçüncü sırada emlakgurmesi.com’u gördüm.

Hemen sayfaya girdim ve en üstte sitenin sahibi Serdar Dağıstan’ın blog içeriğim hakkında yazdığı yazıyı gördüm. Gerçekten çok ama çok memnun oldum. Kendisini tanıyan ya da yatırımdan az çok anlayan arkadaşlarıma whatsapp ve mail ile sayfanın linkini gönderip yaşadığım mutluluğu paylaştım. Takdir edilmek, fark edilmek çok güzel.

İşte Serdar Dağıstan’ın sözkonusu çalışmalarım için yorumu:

Bir Bölge Nasıl Prim Yapar?

Klasik cevapları biliyorsunuz; avm, okul, hastane, yol, altyapı vs… yapılınca bir bölge değerlenir. Ama bir de, değerlenmesi için ortam hazırlayanlar var. Volkan Yorulmaz adlı bir arkadaş bu işi girişimci bir ruhla ele almış. 

Ben mesela geçen sene bu sayfada Ulukent – Menemen arasının nasıl değerleneceğini anlatan bir rapor hazırladım, 2011 yılında Hürriyet gazetesine yazdığım yazıda da Yeşilova’yı desteklemiştim.

Bu yazılar ve paylaşımlarım sayesinde gayrimenkul yatırımı ile ilgilenenlerin ilgisini bu bölgelere biraz daha fazla çektiğime inanıyorum.

Volkan Yorulmaz adlı bir arkadaş bir bölgenin orada oturanlar tarafından nasıl daha değerli hale getirilebileceği ile ilgili harika bir çalışma yapmış. Projelerin satış elemanlarına ve bu sayfadan ‘aldığım ev ne kadar prim yapar?’ diye falcı soruları soranlara, sattıkları ve yatırım yaptıkları malın değerlenmesi için bölgenin değerlenmesi gerektiğini ve nasıl değerli hale getirilebileceğini çok güzel göstermiş Volkan Yorulmaz. Lütfen sayfasını ziyaret edin.



14 Temmuz 2017 Cuma

Golden Suite'ten Teşekkür Geldi

Geçtiğimiz günlerde Golden Suite ve çevresine neden yatırım yapılması gerektiğini ve bu konuda kendim elimden geldiğince neler yaptığımı buradan paylaşmıştım. İlgili içerik için:

http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2017/07/golden-suite-ve-cevresine-yatrm.html

Bu konuda attığım adımlara güzel cevaplar geldi ve gelmeye devam ediyor. Tabi ki bu bir süreç ve zaman alacak ama yolun sonunun aydınlık olduğunu görmek için alim olmaya gerek yok.

Bununla beraber, sitemiz yönetimi de sağolsun attığım adımları gördü ve bu konuda takdirlerini de hem bir teşekkür belgesi, hem de websitelerinde yayımladıkları bir yazı ile sundular. Zaten keyifle atmış olduğum adımların üzerine bir de takdir edilmiş olmak beni oldukça memnun etti. Güneşli günler yakın...

http://www.goldensuiteyonetim.com/icerik/goldensuiteyonetim-com.html

Golden Suite Site Yönetiminin Websitesindeki Duyuru

Golden Suite Site Yönetimi'nin Sunduğu Teşekkür Belgesi

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Golden Suite ve Çevresine Yatırımı Destekliyorum

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi yakınlarındaki Golden Suite sitesinde hayat başladı ve oldukça keyifli olarak devam ediyor. Bölge gelişime çok açık ve kısa zamanda katlayarak gelişeceği de ortada. Stratejik konumunu destekleyen en önemli özelliği ise kritik lokasyonlara çok yakın konumda olması. Katip Çelebi Üniversitesi, Atatürk Organize Sanayi Bölgesi, Çiğli Araştırma Hastanesi, Kent Hastanesi, Ege Kent Metro Durağı ve Çiğli Hava Jet Üssü'ne çok yakın konumda olması bu bölgeyi bugün ve yakın gelecekte cazibe merkezi olarak pozisyonlandırıyor.

Bu noktada bölgenin gelişimine katkıda bulunmak için ben de elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Daha önce bu bölgenin yollarının daha iyi hale getirilmesi için Çiğli Büyükşehir Belediyesi'ne sosyal medya (twitter) ve mail aracılığıyla yazdım. Kendilerinden de bölgedeki inşaatların tamamlanmasının ardından yolların tekrar yapılacağı konusunda geri dönüş aldım.

Çiğli Belediyesi'nin Resmi Twitter Hesabı ile Yaptığım Yazışmaların Bir Kısmı

Buna ek olarak, bugünlerde bölgeye zincir marketlerin açılması ve yine bölgenin ihtiyacı olan hızlı internet altyapısının kurulması için bir takım girişimlerde bulunmaya başladım. Sonra da zincir yemek ve kahve mağazalarına bölgeye yatırım yapmaları konusunda talebimi ilettim.

Öncelikle, Migros, CarrefourSA, Şok ve BİM'e (zaten A101 bölgede mevcut) aşağıdaki maili atarak ya da web sitelerindeki iletişim formunu doldurarak talebimi ilettim.

Zincir Marketlere İletmiş Olduğum Mail İçeriği
Bu iletişimin ardından, teker teker otomatik cevaplar gelmeye başladı, buna ek olarak Migros müşteri temsilciliği telefon numaramı talep etti ve Yatırım bölümüne talebimi ilettiklerini belirtti. Bakalım önümüzdeki dönemde kurumlardan nasıl geri dönüşler alacağım...

Şok Marketler Grubundan Gelen Yanıt

CarrefourSA'dan Gelen Olumlu Yanıt

Ardından bölgenin şu an için ADSL altyapısına sahip olması ve günümüz şartlarında bunun yüksek hızlı fiber internete dönüşmesinin gerekliliğini göz önünde bulundurarak Turkcell Superonline ve Türk Telekom'a bu konuda mail gönderdim.

Önemli İnternet Sağlayıcılara Göndermiş Olduğum Talebin İçeriği

Mesajımı alan kurumlardan otomatik mesajlar geldi, umarım yakın zamanda bölgeye yatırım için aksiyon kararı da gelir.

Türk Telekom'dan Gelen Yanıt

Daha sonra aklıma çevrede ne olursa bugünden daha güzel olur diye düşünürken zincir yemek ve kahve mağazaları geldi. Aşağıdaki şekilde bir metin hazırlayıp bunu Burger King, Mc. Donalds, Dominos, Pizza Pizza, KFC, Starbucks ve Kahve Dünyası'na mail ve form doldurarak ilettim.

Yemek ve Kahve Zincirlerine Konu ile İlgili Göndermiş Olduğum İleti

Aldığım aksiyon sonucu değerlendirme yapılacağına dair geri dönüşler de aldım. Tabi ki bunların otomatik mesaj olduğunun farkındayım ama zaman ne gösterir bilinmez.

Mc Donald's'tan Gelen Yanıt


Starbucks'tan Gelen Yanıt

Bölgeyi detaylı incelemek isteyenler, yine daha önce benim Google Maps (Google Haritalar) üzerinde yapmış olduğum tanımlama üzerinden Golden Suite sitesine ve çevresine göz atabilirler:

Google Haritalara siteyi konumlandırıp fotoğrafını yükledikten sonra hem misafirlerimi davet ederken hem de kargo, yemek siparişi gibi konularda oldukça kolay bir şekilde işimi halletmeye başladım. Artık adres soranlara direk google haritalardan bakabilirsiniz diyorum. Bir çok kişi de bunu kullanıyor ki kısa zamanda bir çok kişi bu bağlantıyı kullandığı için geçtiğimiz günlerde Google'dan bir tebrik maili de aldım:
Google Maps'te Golden Suite Sitesinin Fotoğraflarına Bakanların Sayısı Her Geçen Gün Artıyor!


Yükseliş trendindeki bu bölgeyi keyifle izleyip gelişim ve dönüşüme şahit olurken kazanan tarafta kendinize yer bulmanızı öneririm.

28 Ağustos 2016 Pazar

Gazoz Yerine Musluk Suyu İçerek Zirveye Çıkan Sanayici

Bu aralar biyografi ve hatıra okumaya takılmış durumdayım. Herbirinden kendime çıkarabileceğim illa ki bir şeyler çıkartıp, vay be adam şu konuda ne kadar da odaklanmış/hırslı/farklı/takıntılı diye okurken bazen şaşıp bazen de imreniyorum. 

Bu nitelikte okuduğum son kitap İzzet Özilhan'ı anlatıyor: Bir Hayat Hikayesi. İzzet Özilhan, Develi'de sıradan bir ailenin çocuğuyken bir dönemin sayılı sanayicilerinden ve şimdilerde ülkemizin en başarılı aile şirketlerinden Anadolu Grubu'na uzanan yolculuğunda gocunmadan yaşadıklarını anlatmış. Eşi ve çocuklarının da katkıda bulunduğu kitap, aslında biraz da amatörce kaleme alınmış ve yer yer sohbet havasında okunuyor. Belki de son bir kez editör kontrolünden geçmemiş olması kitabı daha samimi hale getiriyor. Kitaptan "İlke ve Kurallar" başlıklı bölümden bazı alıntılar yaparak sıfırdan nasıl böyle bir imparatorluk kurulduğuna dair bazı ipuçlarını paylaşmak istedim.

Eğer kitabın tamamını okumak isterseniz Anadolu Grubu'nun websitesinden kopyasına ulaşabilirsiniz:

http://anadolugrubu.com.tr/genelbakis/1/10/kurucularimiz

Bana bu kitabı tavsiye eden sevgili Serhan Tekin'e de bu vesileyle teşekkür ederim.


İlkeler ve Kurallar - İzzet Özilhan
Hep tutumlu davrandım hayatta, savruk ve savurgan olmadım. Tepebaşı’ndaki dükkânı çalıştırırken buna çok titizlenirdim. Dükkânda her şey vardı ve her şey satıyorduk. Buna sıcak soğuk içecekler de dahildi. Yazları dükkânın içi sıcaktan kavrulurdu. Canım bir gazoz içmek isterdi, o kadar da olur. Kendimi tutardım, hiç oralı olmamaya bakardım. Buzdolabında şişe şişe içecek varken ben musluk suyundan bir bardak doldurur, kana kana içer, hararetimi giderirdim. Sonra da kendime ‘İşte, bir bardak buz gibi su içtin. Bu, sana yeter de artar bile’ derdim. İçtiğim bir bardak suyun fiyatı bir kuruştu, gazoz ise 10 kuruş. Bunu yapar ve şimdi dokuz kuruş kâra geçtim diye düşünürdüm. 

İnsanlara herhangi bir işi yaptırmanın yalnızca bir tek yolu vardır: Onda o işi yapma ve yapabilme isteği uyandırmak. Yanı sıra onlara istediklerini vermek de. 
Karşınızdakine samimi olarak değer vermek insanları yönetme sırlarından biridir.

Dürüst ve gerçekçi değerlendirmeler yaparım. Ne değerlendiriyorsam yürektendir ve ödüllendirmelerde de eli açık olurum. 

Mutlu olduğum her şeyin hesabını tutarım. Üzüldüklerimi ise unutmam. 

Benim bütün başarım, çok çalışmama bağlıdır. Çok çalışmama ve ticaret ahlakına, gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlı olmama. 

İnsanları etkilemek o kadar kolaydır ki. Onların istedikleri ve bekledikleri dilde konuşurum ve anlaşırız. 

Gazetelerde, dergilerde ya da televizyonlarda görürsünüz; sayılı ticaret adamları, sanayiciler ve daha nice ünlü işadamları hepsi de az çok bir şeye dayanarak bugünlerine gelmişlerdir. 

Başarının sırrı, öteki insanların da görüşlerini almakta ve kendi bakış açımdan olduğu kadar karşımdakilerin de bakış açılarından bakma yeteneğindedir. Bir de tutumlu davranmak, boşuna ve gereksiz harcama yapmamak. 

Karşımdaki insana kendisine önem verdiğimi ve onu ciddiye aldığımı hissettiririm ve bunu sahiden yaparım. 

Ben hep aklımıza göre çalışalım, ayağımızı yorganımıza göre uzatalım, derim. Sözgelişi, az param varken o az paraya uygun işler yaptım. Elimde üç kuruş var diyebilirim... Bunu kimse bilmez. Ama o üç kuruşla ne yapabileceksem, onu yaparım ben de. Ayak ve yorgan hikâyesi. 

Kesinlikle başkalarını taklit etmem. Buna özen duymam. Eleştirmeyi, suçlamayı ve şikâyet etmeyi de sevmem. 

Google adsense

Analytics