Son dönemde fark ettiğim bir şey var: İnsan kendini geliştirmeye, daha fazla üretmeye ve daha hızlı ilerlemeye o kadar odaklanıyor ki bazen asıl ihtiyacının durup dengeyi yeniden kurmak olduğunu unutuyor. Bu yazıda sonbaharla birlikte tekrar düşündüğüm rutinler, zihinsel yorgunluk, sağlık, motivasyon ve küçük mutlulukların hayat üzerindeki etkisinden bahsetmek istiyorum.
Hayat bisiklete binmek gibidir; pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz.
18 Ekim 2026 Pazar
Hayat Bazen İlerlemekten Çok Dengeyi Yeniden Kurmaktır | Rutinler, Motivasyon ve Sonbahar Notları
10 Ağustos 2026 Pazartesi
Keşke Görseydin Baba...
Yine yılın en acı günü geldi: 10 Ağustos.
Bir de senin yüzüğün vardı. Yıllarca sağ elimde taşıdım onu. Üniversitedeyken ne zaman zor bir vizeye ya da finale girsem takardım yüzüğü. Sanki bana cesaret verir, elimi omzuma koyup “Yaparsın aslan oğlum” dermişsin gibi gelirdi.
22 Temmuz 2026 Çarşamba
The Best Way to Survive AI: Leadership Lessons from My Summer Vacation
My phone has been buzzing with notifications recently. Thank you to everyone who sent messages celebrating my 13 years at PMI!
Being on vacation during this milestone gave me a chance to step back. I am almost completely disconnected from the daily corporate rush. When the noise fades, you finally have the mental space to think about the bigger picture and future growth plans.
During my morning walks by the sea, I’ve been listening to podcasts about Artificial Intelligence and its impact on us - white collar professionals. The fear is everywhere: What happens when machines can do our jobs faster?
![]() |
| An early morning walk with podcasts on AI |
The best answer didn’t come from a tech or HR expert. It came from two local business owners I met here in Marmaris.
Before I tell you what they did, you need to know how I found them. I didn’t use a search engine. I hired our boat captain because the hotel insisted. I drove to a restaurant in Söğüt because a neighbor told me I simply had to go. That is the payoff of real leadership. When you lead well, your customers do your marketing for you.
The Captain Who Helped a Rival
Our boat captain in Selimiye was flawless. The wind was heavy, but he docked our boat smoothly on the first try. The boat right behind us, however, was struggling. They tried and failed multiple times.
![]() |
| Time to have nice memories with my son in the boat |
An algorithm only cares about its own success. It finishes its task and stops.
Our captain didn't do that. He stood up, shouted directions over the wind, and patiently guided his competitor until they were safely docked, too. As we left, the rival crew yelled their thanks across the water. He didn’t just steer a boat; he helped a rival succeed.
![]() |
| Family comes first, and vacation period is the best time for quality time with family |
The Welcome Before the Menu
A few days later, we drove to that highly recommended restaurant in Söğüt. Before I even turned off the engine in the parking lot, a woman walked up to our car with a huge, warm smile.
It was Yasemin, the manager who also named the restaurant. She didn't wait for us to walk inside. She saw we were new, welcomed us right at the car, and personally guided us down a narrow path to the water.
Software can take a dinner reservation in one second. It can send automated reminders. But it cannot walk up to your car and make you feel valued before you even sit down.
The Un-Automatable Growth Strategy
After 13 years in Philip Morris International (in addition to 3 years at PwC and another 3 years at General Motors), I know how much we focus on efficiency and automation. They are important. But efficiency is not a legacy.
If your business model relies entirely on doing tasks faster, AI will eventually catch up. But if your growth relies on empathy, building deep trust, and showing genuine care to competitors and customers, you are irreplaceable.
You cannot automate a good reputation. We don't need to act more like machines to survive the future. We just need to be more human.
16 Temmuz 2026 Perşembe
Sadeliğin Lüksü: Solto Selimiye'ye Neden 7 Yıl Sonra Tekrar Gittim?
Saat sabahın 08:30’u. Kumların üzerinde yürüyorum ve sadece dalga seslerini dinliyorum. Marmaris tatilimin ilk etabının son günü olan 16 Temmuz Perşembe sabahından, Solto Selimiye'nin sahilinden yazıyorum bu satırları.
Denizin ortasında Şener Kaptan’ın o ustalık dolu sakinliğinde bulduğumuz huzurun bir benzerini, karada konakladığımız bu butik otelde de yaşadık. Üstelik bu, burayla ilk tanışmamız değildi.
İnsan sürekli yeni bir şeyler denemeye, yeni yerler keşfetmeye programlanmış gibi hissediyor. Oysa bazen en büyük lüks, bildiğin, güvendiğin ve sana iyi geleceğinden emin olduğun o yere geri dönmektir.
Zamana Meydan Okuyan Bir İstikrar
Bu otelde ailemle en son 2019 yılında kalmıştık. Aradan geçen 7 koca yılda dünya ne kadar değiştiyse, burası da bir o kadar aynı kalmayı başarmış.
Burası butik bir otel. Spor salonu yok, gün boyu bangır bangır bağıran animasyon etkinlikleri yok. Beklentiniz buysa, burası size göre değil.
Ama aradığınız şey; güler yüzlü bir hizmet, tertemiz bir oda, harika bir kahvaltı ve zihninizi boşaltabileceğiniz bir sessizlikse, burası tam bir sığınak.
İş dünyasında veya hizmet sektöründe fark yaratmak için her zaman daha fazlasını eklemek zorunda değilsiniz. Bazen mükemmellik, eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkarılacak bir şey kalmadığında (sadelikte) ortaya çıkar.
Selimiye'nin "Mimari" Paradoksunu Çözmek
Selimiye'yi bilenler bilir; buradaki otellerin büyük bir kısmı ikiye ayrılır:
- Ya deniz kıyısındadırlar ve plajı paylaştıkları için inanılmaz kalabalık olurlar,
- Ya da biraz daha yukarıdadırlar, güzel bir manzaraya ve havuza sahiptirler ama denize girmek için başka bir yere gitmeniz gerekir.
Solto'nun asıl fark yarattığı nokta, her iki imkanı (hem havuz hem deniz) aynı anda sunabilmesi. Bu ikili yapı, otel tam kapasite dolu olsa bile kalabalığı dağıtıyor ve o çok aradığınız "sakinliği" korumayı başarıyor. İnsanlar alana yayıldığı için, sahil her daim sessiz ve dinlendirici kalıyor.
Satıştan Önce Güven İnşa Etmek
Tatil planı yaparken yeni bir macera aramak yerine Solto'yu tercih etmemin çok basit bir nedeni daha var: Kendilerini unutturmamaları.
2019'daki konaklamamızdan bu yana her bayramda WhatsApp'tan bir tebrik mesajı aldım. Belki kişiselleştirilmiş, çok özel bir mesaj değildi ama markanın zihnimde her zaman taze kalmasını sağladı.
Tatil için doğrudan oteli aradığımda ise bana sundukları esneklik güvenimi perçinledi. Tüm ödemeyi rezervasyon sitelerinden veya peşin olarak kredi kartıyla almak yerine, küçük bir kaporayı EFT ile kabul edip kalanını otele vardığımda ödeyebileceğimi söylediler. Basit bir jest gibi görünebilir ama müşteriye duyulan bu güven, sadakatin en temel yapı taşıdır.
Sonuç
Her şeyin hızla tüketildiği, trendlerin aylar içinde değiştiği bir çağda; çizgisini bozmayan, ne olduğunu ve ne "olmadığını" çok iyi bilen mekanlara büyük saygı duyuyorum.
Eğer kafanızı dinlemek, sadece dalga seslerini duyarak kitap okumak ve doğanın tadını çıkarmak istiyorsanız, Solto Selimiye'yi gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Şimdi yürüyüşümü bitirip ailemle kahvaltıya geçme zamanı. Bir sonraki durakta görüşmek üzere.
----
Bir sonraki duraktan izlenimlerim için: Volkan Yorulmaz: Hesaplamayı Bırak: Her Şey Dahil mi, Oda-Kahvaltı mı?
İş Dünyasında "Tatlı Dil" Algoritması: Söğüt'ten Bir Müşteri Deneyimi
Takvimler 16 Temmuz 2026 Perşembe gününü gösteriyor. Marmaris’teki tatilimin ilk etabının son günü.
Bir önceki yazımda, denizin ortasında Şener Kaptan'ın bize yaşattığı unutulmaz liderlik deneyiminden bahsetmiştim. Bugün ise rotamızı karaya çeviriyor ve iş dünyasının en temel, en eski ama en çok unutulan kuralını konuşuyoruz: İletişim ve tatlı dil.
Bir Sosyal Kanıt Olarak "Tavsiye"
Her şey dün tekne turundayken Instagram'a attığım kısa bir videoyla başladı. Suadiye'deki apartman komşumuz videoyu görüp bana şu mesajı attı: "O kadar uzağa gittiyseniz, mutlaka Söğüt'e de geçin ve akşam yemeğini Yasemin Restoran'da yiyin."
Bir markanın sahip olabileceği en güçlü pazarlama aracı, kendisinden memnun kalmış bir müşterinin gönüllü elçiliğidir. Tavsiyeyi aldım, hemen Google yorumlarını okuyup dijital teyidimi yaptım ve arayıp rezervasyonumuzu oluşturdum.
Selimiye'den yola çıkıp önce Bozburun'a uğradık. Ancak aşırı sıcak ve denize girmek dışında yapacak bir şey olmaması nedeniyle orada fazla vakit kaybetmeden asıl hedefimiz olan Söğüt'e doğru yola koyulduk.
Karşılamanın Gücü: Yasemin Hanım Etkisi
Söğüt'e varıp aracımızı park ettiğimiz anda yanımıza güler yüzlü bir hanımefendi yaklaştı.
"Hoş geldiniz, ben Yasemin," dedi. Gideceğimiz Yalıbaşı restoranın işletmecisiydi.
Bölgeye ilk kez geldiğimizi anında fark etmişti. Bize çevreyi, denize sıfır o dar yürüyüş yolunu ve başka alternatif olmadığını tüm nezaketiyle anlattı. Masamızın 19:15 gibi hazır olacağını söyleyerek beklentimizi doğru yönetti.
Zamanı gelip restoran kısmına geçtiğimizde manzara kusursuzdu. Harika bir gün batımı eşliğinde fotoğraflarımızı çektik. Ambiyans, lezzet, hatta esinti... Her şey birbiriyle uyum içindeydi. Yemek sonrası mekandan ayrılmak üzereyken Yasemin Hanım yine yanımızdaydı: "Memnun kaldınız mı? Bizim için misafirlerimizin memnuniyeti her şeyden önce gelir."
İşini iyi yapmak bir standarttır; ama işini iyi yaparken insanlarla kurulan bağ, sizi sıradanlıktan çıkarıp akılda kalıcı bir markaya dönüştürür.
Kodların Çözemediği Algoritma: İnsan İlişkileri
Mekandan ayrılırken oğluma döndüm. O, zamanının büyük kısmını bilgisayar programlama, robotik, ve yapay zeka yazılımları çalışarak geçiriyor. Kod yazarak sorunları çözebilen analitik bir zihni var. Onun teknik dünyasıyla benim kurumsal dünyamın kesiştiği o dersi oğluma vermek istedim.
Ona dedim ki: "Bak, iletişimin ve tatlı dilin ne kadar önemli olduğunu görüyor musun?" O da bana: "Okulda olsak 'tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır' sözünün tam zamanı" dedi. Okulda öğretilenin gerçek hayatta bir yansımasıydı bu.
Tıpkı Şener Kaptan’ın liderliği gibi, Yasemin Hanım’ın işletmeciliği de aynı temele dayanıyor: Önce işini çok iyi yap, sonra insanlara kalpten dokun. Bunu yaptığınızda başarı, bolluk, bereket ve o çok arzulanan "5 yıldızlı olumlu yorumlar" kendiliğinden geliyor.
İletişim; parayla satın alamayacağınız, kopyalanamayacak ve yapay zekanın henüz otomatize edemediği en güçlü sermayedir.
Sonuç
Tatilin bu ilk etabını güzel anılar, alınmış harika dersler ve dinlenmiş bir zihinle kapatıyorum. Şimdi kahvaltı, son bir deniz keyfi, bavulları toplama ve tatilin ikinci yarısı için otele geçiş zamanı.
Peki ya siz? Kendi uzmanlık alanınızda, müşterilerinizi veya ekibinizi otoparkta (yani sürecin en başında) güler yüzle karşılayıp, onlara kendi alanlarında rehberlik eden bir "Yasemin Hanım" olabiliyor musunuz?
Düşüncelerinizi yorumlarda veya LinkedIn'de benimle paylaşın, üzerine konuşalım.
14 Temmuz 2026 Salı
Teknedeki Liderlik Dersi - Selimiye’den Bir Kaptan Hikayesi
Bazen en iyi liderlik derslerini plazalarda veya toplantı odalarında değil, dalgalı bir denizin ortasında alırsınız.
Geçtiğimiz günlerde ailemle Marmaris Selimiye’de tatildeydik. Bir tekne turu planlamak istedim. Uzun uzun araştırma yapmadım, sadece otelimize "Kimi tavsiye edersiniz?" diye sordum.
Tereddütsüz tek bir isim verdiler: Şener Kaptan.
Ertesi sabah kahvaltıda otel yetkilisi yanımıza gelip bu ismin arkasında nasıl durduklarını anlattığında bir kez daha anladım:
Gerçek itibar, siz odada yokken başkalarının sizin hakkınızda söylediği şeydir.
Tur boyunca, kurumsal dünyada yıllarca aradığımız o "örnek liderlik" pratiklerinin bir teknede nasıl hayat bulduğunu izledim. İşte Şener Kaptan'dan beyaz yakalılara ilham olacak 3 liderlik dersi:
1. Müşterinin İhtiyacını O Söylemeden Görmek (Proaktif Empati)
Eşimin güneşle arası iyi değildir. Oğlum ise ilk kez bu kadar uzun bir tekne yolculuğuna çıkıyordu. Tekneye adım attığımızda Şener Kaptan durumu saniyeler içinde analiz etti. Bize teknedeki en "stratejik" iki noktayı gösterdi ve neden orada oturmamız gerektiğini anlattı. Gün boyu güneşten ve sarsıntıdan en az biz etkilendik.
Ders: Liderlik, müşterinin veya ekibin sorununu kriz anında çözmek değil, krizi doğmadan öngörmektir.
2. Rakipleri Aşağı Çekmek Yerine Yukarı Taşımak (Bolluk Zihniyeti)
Kameriye Adası’na yaklaştığımızda deniz fazlasıyla rüzgarlı ve dalgalıydı. Şener Kaptan ustalığıyla tekneyi tek hamlede sorunsuz yanaştırdı. Ancak hemen arkamızdan gelen başka bir tekne defalarca denemesine rağmen adaya yanaşamadı.
Kaptanımız rakibinin başarısızlığını izleyip egosunu beslemek yerine, diğer kaptana seslenerek onu yönlendirdi ve onların da güvenle yanaşmasını sağladı. Biz ayrılırken diğer teknenin mürettebatı arkamızdan bağırıyordu: "Teşekkürler Şener Kaptan!"
Ders: Gerçek liderler pastayı tek başına yemeye çalışmaz. Sektöründeki diğer oyuncuları da yukarı çeker.
3. İş Tanımının Ötesine Geçmek (Beklentiyi Aşmak)
Son koya yanaşırken ileride ürkek ördekler gördük. Misafirlerin onlara olan ilgisini fark eden kaptanımız, sadece tekneyi durdurmakla kalmadı. Önce onların çıkardığı sesleri taklit ederek dikkatlerini çekti, ardından ikramlık karpuz kabuklarını suya atarak ördekleri teknenin dibine kadar getirdi. Herkesin yüzünde bir gülümseme, ellerinde telefon kameraları vardı.
Ders: Sıradan bir çalışan sadece işini yapar. Bir lider ise "unutulmaz bir deneyim" tasarlar.
Sonuç
Tatilde "fişi çekmeye" çalışsam da iş dünyasının dinamikleri peşimi bırakmıyor. Görünen o ki, unvanınızın ne olduğunun hiçbir önemi yok.
Eğer insanlar sizi tavsiye ediyorsa, rakipleriniz size minnet duyuyorsa ve müşterileriniz sizinle kendini güvende hissediyorsa; siz sadece dümende durmuyorsunuz demektir. Siz gerçek bir lidersinizdir.
Peki, siz kendi alanınızda dümeni nasıl tutuyorsunuz? Kendi "teknenizde" rakiplerinize el uzatacak cesaretiniz var mı?
Bu içeriği oluşturduktan bir gün sonra farklı ama yine iş dünyası için ilham olabilecek bir deneyim yaşadım. Dilerseniz İş Dünyasında "Tatlı Dil" Algoritması: Söğüt'ten Bir Müşteri Deneyimi buradan okuyabilirsiniz.
21 Haziran 2026 Pazar
Babalar Günü, İstanbul Keşifleri ve Tatil Planları
Babalar günü ve pazar sabahı hoş gelmiş. Yılın yarısı neredeyse bitmek üzereyken, bazen durup biraz soluklanmak ve geriye bakmak iyi geliyor. Geçtiğimiz hafta benim için tam olarak hem yoğun bir tempoyu göğüsleme hem de İstanbul’un tadını çıkarma haftası oldu.
![]() |
| Burayı yeni keşfettik, Beylerbeyi Orduevi |
Galataport’tan İstiklal’e Yoğun Bir Cumartesi
Hafta sonuna oldukça hızlı girdik. Cumartesi günü yurt dışından gelen misafirlerimizi güneşli bir İstanbul havasında ağırladık. Önce Galataport’ta güzel bir deniz havası aldık, ardından klasik bir boğaz turu ve İstiklal Caddesi yürüyüşü ile günü taçlandırdık. Tabii bu kadar hareketli bir rota günün sonunda baya bir yorgunluk getirdi. Akşam dokuz gibi sızıp kalmışken, gece yarısı bizi çok heyecanlandıran bir kavuşma için yeniden ayaktaydık.
![]() |
| Çift olarak gezmeyeli baya olmuştu |
![]() |
| 1 Saat 20 Dakikalık Boğaz Turu - Tavsiyemdir |
![]() |
| Tatlı Taçlandırır |
Londra Dönüşü ve Baş Başa İstanbul
Gece yarısı, Londra’dan dönen Okan’ı karşıladık. Bu, Okan’ın ailesi olmadan yurt dışına gittiği ikinci deneyim haftasıydı. Zaman gerçekten hızlı geçiyor... O Londra’da yeni deneyimler kazanırken, biz de eşimle birlikte baş başa kalmanın tadını çıkardık. Karı koca İstanbul’u iki yakada da köşe bucak gezdik. Hem eski favori mekanlarımıza uğradık hem de yeni yerler keşfettik; bu aralar özellikle yeni orduevlerini radara aldık ve oldukça keyifli vakit geçirdik.
![]() |
| Okan Yine Bize Londra'da Gurur Yaşattı - Detaylar Instagram'da... |
40 Yaş Sonrası Tempo ve Enerji
Haftanın tek olayı gezmek değildi elbette. Bol bol işe gidip üretmeye devam ederken, sabahları spor salonunda uzun vakit geçirip biraz da kendime çalıştım.
Bir önceki hafta öyle yoğun ve sağlıksız bir hafta geçirmiştim ki… Kırk yaşından sonra böyle geçen haftaların toparlanması maalesef 20'li yaşlardaki gibi kolay olmuyor, beden daha zor toparlanıyor. Ancak bunları çok dillendirip modumu da bozmayayım; önümde üst seviyede çalışmam gereken daha çok yıl var. Aynen devam…
![]() |
| Hafta içi İstanbul Turlarından - Yeniköy |
Temmuz Yaklaşıyor: Butik mi, Her Şey Dahil mi?
Çalışmak güzel ama ödülünü koymak da şart. Temmuz’un yaklaşmasıyla birlikte, bu yılki iki haftalık yaz tatilim için planlamalara başladım. Büyük ihtimalle bu hafta adını koyacağım.
Bu yaz biraz hibrit bir plan üzerinde çalışıyorum; biraz butik otel sakinliği, biraz da hiçbir şey düşünmeyeceğim her şey dahil konseptiyle iki tarafı da deneyimlemek istiyorum. Bakalım tatilde gerçekten tatil yapabilecek miyim? İnşallah zorlu geçen kış aylarının üzerine güzel bir sünger çekeceğim bir tatil olur. Kesinlikle ihtiyacım var…
Yılın yarısı da neredeyse bitmişken ben de bu yazıyı burada bitiriyorum.
Arayı açmayalım…
24 Ocak 2026 Cumartesi
Fotoğraflarla Krakow - Kara Doydum
![]() |
| Her gün kar görmüyorum, görmüşken kucaklayayım |
![]() |
| İstanbul'dan ayrılırken hava şartları beni Krakow'a önden hazırladı |
![]() |
| İlk akşam iyi pişmiş bir Steak ile başladım |
![]() |
| Otelimin stratejik konumu: AVM'nin tam karşısı |
![]() |
| Lobideki şu güzelliğe bakın |
![]() |
| Krakow'da yemekleri taçlandırdığım tatlılardan |
![]() |
| Paella'yı her zaman güzel bir tercihtir |
![]() |
| Yemekler bahane, mesai sonrası muhabbet şahane |
![]() |
| Hiç böyle bir mantı yememiştim |
![]() |
| Karlı geceye eşlik eden at arabaları |
![]() |
| Favori fotoğrafım... |
![]() |
| Hard Rock hatırası |
![]() |
| Hard Rock'ta Messi'nin adını verdiği burger |
![]() |
| Oradaydım dedirten bir kare |
![]() |
| Mimari... |
![]() |
| Kar ve ben |
![]() |
| İzmir'liler Dikkat, yürürken kaymayın... |
![]() |
| Madem kar var, poz verelim |
![]() |
| Parklar, bahçeler, her yer kar... |
![]() |
| Bizimkiler... |
![]() |
| Güzel bir ekip yemeği |
![]() |
| Core Team |
![]() |
| Rötar sonrası dönüş uçağındayım... |
![]() |
| Neyse ki rötarı keyifli geçirdim - lounge deneyimi |
![]() |
| Tabii lounge'a girmek için diyalog kurmak gerekti |
![]() |
| Rötar sebebiyle verdikleri 40 zloti ile 1 kahve 2 su aldım |
![]() |
| Son Akşam - veda öncesi sokaklardan bana kalan |
![]() |
| Mekandaki resimlerden |
28 Aralık 2025 Pazar
Dalyan Parkı’nda Bir Cuma Sabahı: 2026 Manifestosu
İstanbul’da aralık ayı, insanın yüzüne çarpan sert bir rüzgar ve zihinde biriken cevapsız… Bugün 26 Aralık. Caddebostan’dan çıkıp Dalyan Parkı’na doğru yürürken, arkamda bıraktığım 42 yılın ağırlığını değil, önümdeki 43. yaşın o tuhaf heyecanını hissediyorum. Günümüz beyaz yakalısının en büyük yanılgısı, hayatı bir "verimlilik projesi" sanması. Ben de bu sabah, o projenin bir günlük izne ayrılmış yöneticisiyim.
Performansın Yorgunluğu
İş dünyasında yeni bir pozisyona geçtiğinizde, size sadece bir unvan değil, aynı zamanda görünmez bir korku da verirler: "Hata yapma lüksün yok." Son birkaç ayımı, işler aksamasın, kimse eksikliğimi hissetmesin diye kendimi adeta parçalayarak geçirdim. Ancak sahil yolundaki banklara vuran dalgaları izlerken fark ediyorum ki; bu aşırı özveri, aslında bir tür kaçış. Sürekli çalışmaktan bahsetmenin, insanın kendi ruhuna karşı geliştirdiği bir tür antipatiye dönüştüğü o noktadayım. Harvard Business Review’in o meşhur yaşam dengesi makalelerinde okuduğumuz "esenlik" (well-being) kavramı, çoğu zaman bir lüks gibi görünse de, aslında hayatta kalma mekanizmasının ta kendisi.
Bedenin Hafızası
40’lı yaşlar, bedenin size ilk kez "Hayır" dediği ya da en azından "Eskisi kadar hızlı değil" diye fısıldadığı bir eşik. Sağlık, gençlikte hiç bitmeyecek bir kredi limiti gibi görünür. Oysa geçtiğimiz günlerde girdiğim check-up sonuçlarını incelediğimde bu yatırımın en çok ihmal edilen portföy olduğunu görüyorum. Artık her sabah uyandığımda, 40 yaş üstü her erkeğin yaptığı o sessiz anlaşmayı yapıyorum: Kendine daha iyi bak, çünkü oyun henüz bitmedi. Uzayan hayatlarla beraber maçın artık eskisinden uzak olduğunu da düşünürsek, enerjimizi ve kaynaklarımızı akıllı kullanmamız gerektiği kesin.
Küçük Bir Miras: 2026’nın Anlamı
2026’ya dair planlarım banka hesaplarının çok ötesinde. Elbette bir evladım var ve onun için sağlam bir gelecek kurmak en büyük sorumluluğum. Ancak ona bırakacağım en büyük miras, biriken paralar değil; onunla havuzda geçirdiğim bir pazar sabahı ya da hafta sonu kaçamağı yaptığımız bir otelin sessiz bir köşesinde birlikte izlediğimiz o gün batımı olacak.
O havalı New York Times editörlerinin sıkça hatırlattığı gibi; "İnsan, topladığı nesnelerin değil, kurduğu bağların toplamıdır." Önümüzdeki yıl daha az network, daha çok dostluk; daha az adet, daha çok derinlik biriktirmek istiyorum. Çünkü günün sonunda hepimiz sahilde tek başına yürüyen o yabancıyız ve bizi eve bağlayan tek şey, sevdiğimiz insanların sesidir.
![]() |
| İstanbul'u yaşamıyoruz dedirten anlardan |
Kapatırken
Yukarıdaki metnin temelini yürüyüş esnasında ses kaydı alıp ardından Gemini ile paylaşıp bir blog içeriğine çevirdim. Şimdi de doğum günümü kutladığım, ihtiyacım olan kaçış hafta sonunu yaşadıktan sonra düzenliyorum. Bir de o yürüyüşü yaptıktan sonra sahilde güzel bir Türk kahvesi keyfi yapmak için mola verip düşüncelerine çok değer verdiğim mentorüme sahilde çekilmiş bir fotoğrafımı ve kendisine bu yılki destekleri için teşekkürlerimi gönderdim. Bana iyi dinlenmem, kafamı boşaltmam için daha önce tavsiyeler verirken yürüyüş esnasında podcast dinlemeyi bırakmamı söylediği için fotoğrafı gönderirken sadece SoundCloud dinlediğimi yazmıştım. Cevap gecikmedi, SoundCloud da dinleme ve geride kalan yılı değerlendirip notlar al dedi. Kahvenin üzerine bu kez Suadiye tarafına yürüyüp bir de 2025’i genel olarak gözden geçirdim. O kişisel değerlendirmeyi bir kenara bırakacak olursak, yapılacak ufak molaları es geçmemek gerektiği, sevdiğin kişilere ve şeylere ayıracağın vaktin verimlilik olarak döneceğini unutmamak lazım. Yol da maç da uzun, o yüzden zamanı iyi yönetmek lazım. Bu satırları yazdığım Pazar öğleden sonrasında, kafamda hala acaba iş maillerime bakıp haftaya temiz mi başlasam sorusu varken kendime bu öğütle kapatayım: 2026 nicelik değil, nitelik senesi olsun, anladın sen ;)
![]() |
| Bir hafta sonu kaçamağı hatırası |
![]() |
| Gözlüğü ters tak ama kafaya bir şey takma :) |
PS. Bu yazının oluşmasında bana eşlik eden Flunk - Down idi. Güzel bir keşif oldu.

















































