Arif Yorulmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arif Yorulmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2026 Pazartesi

Keşke Görseydin Baba...

Yine yılın en acı günü geldi: 10 Ağustos.

Üzerinden yıllar geçse de, hafızam bazı şeyleri silikleştirse de o günü hiç unutamadım. Bu yıl tam 28 yıl oluyor seni kaybedeli baba. Düşündükçe fark ediyorum ki hayatımın üçte ikisini sensiz yaşamışım.

Özlüyorum seni. Belki çok dillendirmiyorum ama içimden sık sık “Keşke bunu görseydin” dediğim anlar oluyor. Sonra, seni kaybettiğimde bana teselli olmak için söylenen o cümleye tutunuyorum: “Baban seni görüyor.” Ben de kendimi buna inandırmaya çalışıyorum.

Keşke torunun Okan’ı görebilseydin. Çalışkanlığıyla, azmiyle, efendiliğiyle eminim senin de göğsünü kabartırdı. Onunla gurur duyardın. Keşke o da seni tanısaydı. Eminim senden öğreneceği çok şey olurdu. Ama bazı özlemler var ki hayatta karşılığı olmuyor. Nasip değilmiş be baba...

Son zamanlarda sık sık askeri kamplara, gazinolara gidiyoruz. Her gidişimizde seni biraz daha hatırlıyorum. Sen gittikten sonra ne zaman kendimi tanıtsam “Asker çocuğuyum” diye başlardım söze. Sana karşı bir aidiyet göstergesiydi benim için.


Bir de senin yüzüğün vardı. Yıllarca sağ elimde taşıdım onu. Üniversitedeyken ne zaman zor bir vizeye ya da finale girsem takardım yüzüğü. Sanki bana cesaret verir, elimi omzuma koyup “Yaparsın aslan oğlum” dermişsin gibi gelirdi.

Bugün yine taktım o yüzüğü.

Ama bu satırları yazarken anlıyorum ki insan bazı eksikliklerle baş etmeyi hiçbir zaman tam olarak öğrenemiyor. Aradan 28 yıl geçmiş olsa da, bugün hala o küçük çocuk tarafım seni arıyor.

Ve ben, gözyaşlarıma yenilerek seni özlediğimi bir kez daha kabul ediyorum.

Özledim be baba...

7 Ağustos 2022 Pazar

Zaman Geçiyor, Bazı Şeyler Tekrar Edermiş Gibi Yapıyor

Bu yaz fena sıcak yaptı. Klişeleşen sıcak muhabbetini burada sürdürecek değilim ancak dün gece (6 Ağustos 2022 Cumartesi) Beşiktaş’ın son dakikalarda gelen galibiyetinden sonra keyifle twitter’da takıldıktan sonra 1 gibi uyudum. Birkaç günlüğüne ailece annemin İzmir Hatay’daki evinde konuk olduğumuz için, çocukken karanlık oda dediğimiz, pek hava almayan odada yatmak durumunda kaldım. Malum sıcaklar fena seyrettiği için kaliteli uyuyamadım ve sabah 6’da uyandım. Kaldığım yerden yani twitter’dan devam edip, biraz alışveriş sitelerini gezdikten sonra madem bugün günlerden Pazar deyip, şampiyon kahvaltısının malzemelerini almaya, yani boyoz, gevrek ve açma almak için Hatay caddesine indim. Aslında evin yakınında da fırın vardı ama maksat biraz da hamur işlerine yer açmak olunca yolu uzatıp yürümeyi tercih ettim.

Hatay caddesine inerken ilk dikkatimi çeken şey altında mayosu ve parmak arası terliği, sırtında çantası olan gençler oldu. Metro istasyonuna veya otobüs durağına giden gençler belli ki Pazar sabahının 8’inde yazlık bir yerlere gidip denize girecekti. Bu tablo bana rahmetli babamla çocukluk yıllarıma götürdü. İlkokul çağlarındayken, biz de yazın Pazar sabahları erkenden çantalarımızı arabaya indirir, bir askeri kampa giderdik. O kamplarda geçen vakit belki hayatımın en keyifli, en eğlenceli dönemi değildi belki ama bugün geriye dönüp baktığımda şezlongda saatlerce güneşlenmem, öğlen hamburger almak için sırada beklemem, denizden deniz kabuğu veya şekilli taşlar toparlayıp onları eve getirmem hep hoş hatıralar olarak hafızama kazınmış. Çok şükür ki ben de oğlumun böyle hatıralar biriktirebilmesine vesile oluyorum.

İşte onlardan biri de dündü. Biz de o çocukken gittiğimiz askeri tesislerden birini ailece gittik. Bize Urla’ya gitmez zaten başlı başına iyi gelen bir şey ama bu kez yoluna sonuna kadar gidip Çeşmealtı’ndaki askeriye gittik. İçerideyken, belki de babamın vefatının sene devri yaklaştığı için (10 Ağustos) hep geçmişle kıyasladım içeriyi. Hele ki öğlen hızlı yemek (evet, fast food’u askeriyede bu şekilde çevirmişler) kuyruğunda Okan ile beklerken “ne yemek istersin?” diye sorduğumda “hamburger” demesi, “istersen köfte, pizza, pide vs. de yiyebilirsin” dememe “yine de hamburger ya” diye cevap vermesi bir ara beni yaklaşık bir 30 yıl önceye ışınladı. Babasının oğlu deyip konuyu daha da dramatize etmeyeyim.

Zaman hızla akıyor derken ciddiydim


Diyeceğim o ki, hepinizin bildiği gerçek, zaman hızlı geçiyor ve geçen zaman da geri gelmiyor. Bu sabah Hatay Caddesi’ndeki bir parfümeri dükkanının camında “20-40 yaş arası eleman alınacaktır” yazıyordu. Yakında parfümeri kariyerine başlamanın zamanını kaçıracağım. O zaman bugünün tadını çıkaralım. Neyse ki bu satırları Sığacık Teos’ta güzel bir esinti eşliğinde yazıyorum. Vahşi sıcağa inat keyifle… 

4 Temmuz 2008 Cuma

Babam - Arif Yorulmaz


Geçtiğimiz günlerde Şeker Piliç'in düzenlemiş olduğu Babalar Günü ile ilgili kompozisyon yarışmasına katıldım ve yazım ilk 10'a girdi. Babama olan vefa borcumun çok çok az bir kısmını bu şekilde ödediğimi düşünüyorum.


Bu arada kompozisyonumu ödüllendiren Şeker Piliç'e teşekkür eder, gönderdikleri tavukların da oldukça hayırlı bir işe vesile olduğunu belirtmek isterim.


BABAM

Bundan tam 10 sene önce, bir Pazartesi günü annemle birlikte evde otururken telefonun acı acı çalmasıyla birlikte irkildik. Hattın ucundaki kişi babamın ufak bir trafik kazası geçirdiğini ve acilen 80 kilometre ötedeki Aliağa’ya gelmemizi istedi. On beş yaşındaki bir ergen olarak bu olay benim adeta kanımı dondurmuştu. Annem hemen alt komşumuza rica etti ve komşumuzun arabasıyla Aliağa’ya gittik. Hastaneye vardığımızda acı haberi aldık. Babam katıldığı bir ihale sonrası kalp krizi geçirmiş ve hemşire hanım bizim sakin olmamız için olayı bize ufak bir trafik kazası gibi yansıtmıştı. Durumu öğrenince anneme sarılıp güçlü olduğumu hissettirmek ve gözyaşlarıma engel olmak için elimden geleni yaptım. O andan itibaren babama layık bir evlat olduğumu kanıtlama zamanı gelmişti benim için… Babamla yaşadığım 15 senenin tadı damağımda kaldı ve O’ndan erken ve zamansız ayrılmak içimde birçok uhde bıraktı. Fakat yaşadıklarımız, paylaştıklarımız da benim yanıma kar kaldı. İleride çocuk sahibi olduğumda, torununa kendisinden övgüyle bahsederken anlatacağım unutulmaz hatıralarla O’nun anısını en güzel şekilde yaşatmaya çalışacağım.

Geriye dönüp baktığımda hayatımda babamın damgasını vurduğu öyle anlamlı kesitler var ki bunları kendimle baş başa kaldığım zamanlarda aklıma getirmek bile bana huzur veriyor. Hiç unutmam ilkokul 1. Sınıftayken daha öğretmenimiz çarpım tablosunu bize göstermeden babam bana defterimin arkasındaki çarpım tablosunun büyütülmüş bir fotokopisini çektirmişti. “Eğer benim gibi olmak istiyorsan matematikle aranın iyi olması lazım, sana 2 gün müsade, sürenin sonunda sana kerrat cetvelinden soru soracağım” demişti. O dönem için en büyük tutkum olan Commodore 64’ümü bir kenara bırakıp, ilk kez hayatımda sıkı bir çalışmaya girişmiştim. Babam asker olduğu için sert bir mizacı vardı, her ne kadar bana kızmasa da, ordu evindeki askerlere nasıl bağırdığını gördüğüm için, O’nu kızdırmamak için gereken özeni gösterirdim. O iki gün geçti ve babam akşam yemeğinden sonra TRT1’deki haberleri annemin hazırladığı kahve eşliğinde izlerken beni çağırdı. Sözlü zamanı gelmişti… Karşısında heyecanımı gizleyemediğim, adeta dizlerimin birbirine çarptığı bir andı. Her ne kadar gündüz annemle defalarca kez tekrar edip çalışmış olsam da babamın karşısında bu çok ayrı bir heyecandı. O sevgisini mesafeli bir şekilde göstererek adeta biz aile bireyleriyle ordudaki gibi düzeyli bir ilişki kuruyordu. Yanlış yapmam ya da doğruyu hatırlayamam durumunda ne gibi bir tepki vereceğini tahmin bile edemeden salona geçtim ve karşısında, adeta tahtada sözlüye kalkan bir öğrenci gibi yerimi aldım. Sırayla sormaya başladı, ben titrek sesimle cevapları doğru bir şekilde verdikçe, kendisinin yüzündeki gülümsemeyi görmek kendime olan güvenimi yerine getirdi. Nihayet sorduğu bütün çarpma işlemlerini doğru cevapladım, beni kucağına aldı ve kulağıma “Aslan oğlum, seni çok seviyorum” dedi. O an için o sarılmanın ve sözleri işitmenin bana verdiği mutluluk gerçekten tarifi imkansız bir histi. Futbol belki her erkeğin hayatındaki en büyük tutkusudur. Çocukluğumdan beri iyi top oynayamasam da futbolu hep takip ettim. Babam benim gibi değildi. Genelde babalar oğullarının tuttuğu takımda söz sahibi iken, biz de tam tersi olmuştu ve ben koyu bir Beşiktaş taraftarı olduğum için babam da benim tuttuğum takımı destekliyordu. Orta okula geçtiğim 90lı yılların ikinci yarısında, Beşiktaş Karşıyaka ile maçı olduğu için İzmir'e gelecekti. Fikstürden haftalar önce tarihine bakıp, gitmeyi hayal etmeye başlamıştım. Maça iki hafta kala konuyu babama açtım. Hayatımda ilk kez bir maça gidecektim. Babam seve seve gidebileceğimizi söyledi. Adeta dünyalar benim olmuştu. Haberi aldıktan sonra okuldaki havamı görmeniz lazımdı. Gideceğimi herkese ballandıra ballandıra anlatıyordum.

Ancak her şey her zaman planlandığı gibi gitmiyor. Maçın oynanacağı Pazar gününden 2 gün önce annem, yokuşta ayağının kayması sonucu düştü ve ayağını kırdı. İnanın haberi aldığım an yaşadığım üzüntümün hemen ardından maça gidemeyeceğimiz gerçeği yüzüme tokat gibi vurdu. Böyle bir durumda evde maç konusunu açamazdım bile. Babam evde sürekli annemle ilgileniyordu. Gelen giden pek çok kişi olduğu için de evden ayrılması olası değildi. Ben de onsuz gidemeyeceğim için hayallerimin suya düşmüştü. Maçtan önceki Cumartesi gecesi odamdaki telefondan sınıf arkadaşımla konuşurken konuyu ona açtım. Üzüntüm sebebiyle yüzümden yaşlar gelmeye başlamıştı. O anda babam aniden içeri gelip akşam yemeğinin hazır olduğunu söyledi. Ağladığımı fark etmişti. Yüzüme dikkatlice baktı ve kapıyı kapattı. Bunun üzerine telefonu kapatıp, yemeğe geçtik. Babam yemekte hiçbir şey sormadı. Yemekten sonra annem odasına çekildi, biz de babamla beraber mutfağı toparlamaya koyulduk. Mutfağın kapısını kapatıp, "hayırdır bir kız mevzusu mu var?" diye sordu. "Hayır" dedim başımı öne eğerek. "Hadi utanma anlat, herkes bu yollardan geçti" dedi. Konuyu hiç dallandırıp budaklandırmadan, ağzımdaki baklayı çıkardım: "Baba ne kızı ya, maça gidemeyeceğiz!". O an babam, yaşadığı unutkanlıkla birlikte, "Maç ne zaman ki?" diye sordu. Söylediğim gibi futbolla pek bir alakası yoktu. "Yarın akşam…" dedim. Önce bir süre susup, bulaşıkları durulamaya devam etti, sonra da belirsiz durumlarda kullandığı "Allah Kerim" sözü ile işini sürdürdü. Ben de o biraz daha annemle ilgilenip erkenden yatmayı tercih ettim.

Ertesi gün gazete manşetlerini okudukça içim içimi yiyordu. Yeni Asır gazetesi, futbolcularla Efes Otel'inde yapılmış röportajları yayınlamıştı. "Kaçan balık büyük olur" deyimi yine geçerliydi. Ders çalışmak için odama çekildiğimde kesinlikle konsantre olamıyordum. Odamda walkman ile müzik dinlerken kapı çaldı. Pazar günü bile geçmiş olsun için misafir geliyor diye söylenmeye başlamıştım. Derken içerideki seslere kulak verdiğimde gelenlerin yabancı olmadığı, teyzemlerin olduğunu anladım. Koşarak onların yanına gittim. Babam onlarla ilgilenirken beni görünce, "Hadi bakalım, hemen giy formanı çıkıyoruz" dedi. Meğer babam sabah ben uyurken teyzemleri aramış, üzüntümü anlatmış, onlar da "biricik" yeğenleri
üzülmesin diye Salihli'den kalkıp gelmişlerdi. Formamı giyip babama öyle bir sarılmıştım ki, hayatımda ilk kez futbolcuların golden sonra nasıl bir duyguyla birbirilerine sarıldığını çok daha iyi anlıyordum.

O gece benim için keyifli bir futbol akşamından öte, babamın bana yapmış olduğu müthiş incelik sayesinde çok mutlu olduğum bir gün olarak aklıma kazındı. O'nu kaybettikten sonra bile Atatürk Stadı'nın önünden geçerken hep o günü hatırlayıp babamı yad ederim.

Her insan için babasının yeri ve önemi çok farklıdır. Geriye dönüp baktığımda çevremde ve kendi ailemde babalar günü biraz anneler gününün hâkimiyeti altında biraz geri planda kaldı. Ancak babalarımızın değerini bilmeli ve bunu onlara en yoğun şekilde hissettirmeliyiz. Babamın sene devriyelerinde mezarında O'nu ziyaret ettiğimde hem yaşadıklarımızla kendimi avutup, yaşayamayıp, ıskaladıklarımız için üzülüyorum. Ama tıpkı O'nun mezar taşına da yazdırdığım gibi "O'nu Unutmak Mümkün Değil". Bu vesileyle herkese babasına en azından yılda bir gün sarılmasını ve kendisi için yaptıklarına müteşekkir olduğunu gözlerinin içine bakarak söylemesini öneriyorum. Kesinlikle pişman olmayacaksınız çünkü O bunu hak ediyor.

Google adsense

Analytics