sığacık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sığacık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2024 Cumartesi

Ben Senden Razıyım 2024 Yazı

Seferihisar’dan ayrılmamızdan yalnız birkaç saat önce, denize karşı oturup 2024 yazının özetini çıkarmaya karar verdim. Haziran’ın ilk haftasındaki yoğunluk, okulların tatil olması ve Kurban Bayramı derken, Bursa sonrası Seferihisar’a gelip bir kez İstanbul, bir kez de Finike’ye gitmek dışında yazı konfor alanım Teos’ta geçirdim. Dönüp baktığımda “her güzel şey gibi işte bu da bitti” diyebilmek bile artık başlıca bir şükür sebebi.

Beklentiler ve Gerçekler

Yaza başlarken, yoğunluğu geride bırakıp bolca yazı yazacağımı, kitap okuyacağımı ve bunları sıklıkla LinkedIn’de paylaşacağımı düşünüyordum. Ancak, işlerin bitmek tükenmek bilmeyen yoğunluğundan arda kalan vakitte denize gitmeyi, yürüyüş yapmayı ve sosyal medyada gezmeyi tercih ettim. Öyle bir rutin oluşturdum ki, Sığacık Kale içine birkaç kez, Urla’ya sadece bir kez giderken, yaz başında kesin gideriz diye düşündüğüm Gümüldür’e hiç gitmeden yazı kapatıyorum. Yine de pişman değilim çünkü rutinimin içinde kaçırdığım için üzüldüğüm bir şey olmadı. Oluşturduğum rutinlerle ve düzenimle tatmin oldum: sabah yürüyüşleri, mesai sonrası denize gitmeler, Cuma sabahı pazar alışverişleri derken hiç izin kullanmadan hem yorulup hem de tatildeymişim gibi hissettiğim bir yaz yaşadım. Bir kez daha uzaktan çalışabiliyor olduğum için ne kadar şükretsem, hatta ailece şükretsek azdır.

Bekleyiş ve Heyecan

Bu yazın benim için en başından beri bir geri sayım, bekleyiş özelliği de vardı. Eylül ayında kariyerimdeki o değişiklik olacak mı, olmayacak mı diye yaz başından beri heyecanla bekliyordum. Yine çok şükürler olsun ki Ağustos’un başında resmi mektubumu da aldım: terfi ettim! Evde çığlık atarak ev halkını korkuttuğum o öğleden sonra yaşadığım rahatlama beni yıllar öncesinde Philip Morris için yine yaz tatilimde teklif aldığım 2013 yazına götürmüştü. İnşallah daha büyük başarıları sağlıkla kucaklarım.



Yazın Sonu ve Hatıralar

Sosyal medyada yaza veda hikayeleri paylaştığımız gecenin ertesinde birazdan İzmir’e gidip dostları da fiziken gördükten sonra önce Bursa, sonra İstanbul şeklinde alıştıra alıştıra eve döneceğiz. Seferihisar’ın soğuk denizi gibi bir anda girmek mümkün değilse önce biraz adım atıp yaklaşmak gerekiyor, biz de bunu tüm yaz deneyimlemiş insanlarız.

O değil de, yaz sonunda su nasıl da ısınmıştı ya… Hele o frizbi oynadığımız Pazar günü… Peki o akşamları ayın denize vurması... Bir de sahilde dinlediğimiz o güzel müzikler yok mu...Bu güzel yaz hatıraları ile yazı bitiriyor olmak çok güzel. Ben senden razıyım 2024 yazı. Kendine iyi bak Mavi Teos!



13 Ağustos 2023 Pazar

Sade Bir Hayat

Yine o son kuruşuna kadar - hatta belki de fazlasıyla - kazandığım maaşımı hak ettiğim bir haftayı geride bıraktıktan sonra bizimkilerin de Bursa'da olduğu bu haftasonunda Cumartesi günümün bir kısmını şu sakinlikte geçirdim.


Sessiz bir sahil, dik gelen güneş ışınları ve iki adım ötedeki deniz. İşte bazen tek istediğim bu sadelik diyorum. 

Kim bilir, belki emekli olduğumda böyle "sade bir hayat" yaşarım.

7 Ağustos 2022 Pazar

Zaman Geçiyor, Bazı Şeyler Tekrar Edermiş Gibi Yapıyor

Bu yaz fena sıcak yaptı. Klişeleşen sıcak muhabbetini burada sürdürecek değilim ancak dün gece (6 Ağustos 2022 Cumartesi) Beşiktaş’ın son dakikalarda gelen galibiyetinden sonra keyifle twitter’da takıldıktan sonra 1 gibi uyudum. Birkaç günlüğüne ailece annemin İzmir Hatay’daki evinde konuk olduğumuz için, çocukken karanlık oda dediğimiz, pek hava almayan odada yatmak durumunda kaldım. Malum sıcaklar fena seyrettiği için kaliteli uyuyamadım ve sabah 6’da uyandım. Kaldığım yerden yani twitter’dan devam edip, biraz alışveriş sitelerini gezdikten sonra madem bugün günlerden Pazar deyip, şampiyon kahvaltısının malzemelerini almaya, yani boyoz, gevrek ve açma almak için Hatay caddesine indim. Aslında evin yakınında da fırın vardı ama maksat biraz da hamur işlerine yer açmak olunca yolu uzatıp yürümeyi tercih ettim.

Hatay caddesine inerken ilk dikkatimi çeken şey altında mayosu ve parmak arası terliği, sırtında çantası olan gençler oldu. Metro istasyonuna veya otobüs durağına giden gençler belli ki Pazar sabahının 8’inde yazlık bir yerlere gidip denize girecekti. Bu tablo bana rahmetli babamla çocukluk yıllarıma götürdü. İlkokul çağlarındayken, biz de yazın Pazar sabahları erkenden çantalarımızı arabaya indirir, bir askeri kampa giderdik. O kamplarda geçen vakit belki hayatımın en keyifli, en eğlenceli dönemi değildi belki ama bugün geriye dönüp baktığımda şezlongda saatlerce güneşlenmem, öğlen hamburger almak için sırada beklemem, denizden deniz kabuğu veya şekilli taşlar toparlayıp onları eve getirmem hep hoş hatıralar olarak hafızama kazınmış. Çok şükür ki ben de oğlumun böyle hatıralar biriktirebilmesine vesile oluyorum.

İşte onlardan biri de dündü. Biz de o çocukken gittiğimiz askeri tesislerden birini ailece gittik. Bize Urla’ya gitmez zaten başlı başına iyi gelen bir şey ama bu kez yoluna sonuna kadar gidip Çeşmealtı’ndaki askeriye gittik. İçerideyken, belki de babamın vefatının sene devri yaklaştığı için (10 Ağustos) hep geçmişle kıyasladım içeriyi. Hele ki öğlen hızlı yemek (evet, fast food’u askeriyede bu şekilde çevirmişler) kuyruğunda Okan ile beklerken “ne yemek istersin?” diye sorduğumda “hamburger” demesi, “istersen köfte, pizza, pide vs. de yiyebilirsin” dememe “yine de hamburger ya” diye cevap vermesi bir ara beni yaklaşık bir 30 yıl önceye ışınladı. Babasının oğlu deyip konuyu daha da dramatize etmeyeyim.

Zaman hızla akıyor derken ciddiydim


Diyeceğim o ki, hepinizin bildiği gerçek, zaman hızlı geçiyor ve geçen zaman da geri gelmiyor. Bu sabah Hatay Caddesi’ndeki bir parfümeri dükkanının camında “20-40 yaş arası eleman alınacaktır” yazıyordu. Yakında parfümeri kariyerine başlamanın zamanını kaçıracağım. O zaman bugünün tadını çıkaralım. Neyse ki bu satırları Sığacık Teos’ta güzel bir esinti eşliğinde yazıyorum. Vahşi sıcağa inat keyifle… 

4 Eylül 2017 Pazartesi

Migros’un Kurbanlıkta Üst Düzey Hizmet Anlayışı

2016 yılı Kurban Bayramı’nda kurbanlığımızı Migros’tan aldığımızı ve sunulan hizmetten oldukça memnun kaldığımızı burada anlatmıştım:


İnsan bir kere memnun kalınca bir sonrakinde de aynı kurumdan hizmet almayı tercih ediyor ve eşine dostuna da öneriyor. Ben de bu yıl hiç sağa sola bakmadan direk kurbanlık alışverişimi, bayramı geçireceğim Seferihisar Sığacık mağazasından yaptım.

Bayram gelmeden twitter üzerinden Migros’un kurumsal hesabına ne zaman kurbanlık satışının başlayacağını sordum ve satışların başlamasını takiben hemen sipariş vermek için mağazaya uğradım.

Migros twitter üzerinden hızlı bir geri dönüş sağladı.
 Kredi kartıyla taksitli ödeme imkanından faydalanarak siparişi verdim ve kurban bayramının birinci günü sabahı 8.30’da kurbanımızın kesildiğine dair sms ile bildirimi aldım. Sipariş anında planladığımız gibi 2. Günü de kurbanımızı teslim aldım. Teslim esnasında kasap hizmeti de belirtildiği gibi ücretsiz olarak verildi. Kasap reyonundaki 3 görevlinin özverili çalışması ile oldukça hızlı bir şekilde etlerimiz dilediğimiz gibi işlendi ve paketlendi. Bu işlemler gerçekleşirken de rahat bir şekilde beklememiz için oturacağımız sandalyeye kadar bizi düşünen mağaza müdürü Eren Bey süreç hakkında bize bilgiler verdi.
Kurban etleri fotoğraf üzerinde işaretlediğim kapalı kutularda üzerinde satın alan kişinin bilgileri ile mağazaya geliyor
Özetle, son iki yıldır müşteri memnuniyeti adına oldukça tatmin edici bir şekilde kurban alışverişimizi Migros’tan yapıyoruz ve sunulan hizmet gerçekten üst seviyede. Bu vesileyle başta Migros Sığacık şubesi müdürü Eren Bey olmak üzere, takım arkadaşlarına ve Migros kurumuna hizmetlerinden ötürü bir tüketici olarak çok teşekkür ederim. Kurban bayramında kurban kesen herkese de gönül rahatlığıyla Migros’u öneririm.
Kasap reyonunda talep ettiğimiz işlemler gerçekleştikten sonra kutu ile kurban etlerimizi teslim aldık

19 Eylül 2016 Pazartesi

Migros'un Kurban Hizmeti

Haftasonu Hürriyet Gazetesi'ndeki bir haberde bazı zincir marketlerde kurban kolilerinde eksiklik olduğuna dair kasapların beyanatına göre yapılmış haberi okuduktan sonra aşağıdaki tecrübemi paylaşmak istedim. Amacım ne Migros reklamı yapmak, ne de yaptığım ibadeti övmek.

Kurban Bayramı'nın yaz aylarına gelmesiyle birlikte bu yıl kurban kesme görevimizi de yazlıkta yerine getirmek istedik. İzmir'in Seferihisar ilçesinin Sığacık kasabasında bu işi en zahmetsiz nasıl hallederiz diye düşünüp araştırırken Migros'un sanalmarketinde kurbanın kesildikten sonra dilediğimiz Migros mağazasından teslim alınabileceğini okudum. Ardından teyzemi de bu imkandan haberdar edip, kendisinin ve benim kurbanım için gidip görüşmesini istedim.

Görüşme sonucunda kurbanın, bayramın ilk günü kesimi takiben soğutulup ikinci günü öğleden sonra teslim edileceğini öğrenen teyzem mağazadan siparişini verdi. Ben de aynı gün akşam saatlerinde mağazaya gidip ödememi yaptım. Ödeme esnasında verilen bilgilendirme kitapçığında kurban kesimi, saklanması ve Diyanet İşleri'nin bu konuda verdiği görüşleri bulunuyordu. 

Kurban Bayramı'nın ilk günü öğleden sonra 4'te hem teyzeme hem de bana kurbanlarımızın kesildiğine dair bilgilendirme SMS'i geldi. İkinci günü öğlen 12 civarındada mağazadan arandık ve teslimat için çağrıldık. Sığacık Migros mağazasına saat 14'te ulaştık ve direk kasap reyonuna kurban eti için geldiğimizi belirttik. İki ayrı kolide kurban etlerimiz geldi, kasap reyonu görevlisi etleri bizim için bir kısmını ızgaralık, bir kısmını kuşbaşı ve kıyma şeklinde ayrıştırdı, yağını ve kemiğini bile kullanabileceğimiz öneriler sundu. Kasap reyonunun ikinci görevlisinin de gelmesiyle işlemlerimiz de hızlıca son buldu. Dağıtılacak etlerin bile ayrımını orada rahatlıkla yapma imkanı bulduk. Bu işlemler yapılırken mağaza müdürü Kerem Bey de bize eşlik etti, kurban sürecine ilişkin bilgilendirdi ve kasap işlemlerinde öneriler sundu. 

İşlemler bittiğinde son derece memnun ve güven duymuş bir şekilde mağazadan kolilerimizle ayrıldık. Koli içeriğine de eldiven, buzdolabı poşeti, indirim çekleri ve bilgilendirme kitapçığı eklenmişti. Kısmetse seneye de bu dini görevimizi zahmetsiz, temiz ve güleryüzlü hizmet sunan Migros vasıtasıyla yerine getireceğim.

8 Temmuz 2016 Cuma

Yine Seferihisar...

Tarihi yazarak giriş yapmak istedim ama hafızamdan şak diye tarihi anımsayamadım. Sonra bayramın arifesinden bugüne ilerleyip 8 Temmuz 2016 olduğunu çıkardım. Bünye 9 günlük bayram tatillerine şu anki kariyerim sebebiyle pek alışık olmadığı için biraz bocalasa da keyfini çıkarmaya çabuk alıştı. Günü ise net biliyorum, Cuma. Eminim çünkü Seferihisar'dayım ve bugün sabah kahvaltı sonrası, eski günlerde olduğu gibi, teyzemle Seferihisar pazarına gittim. Eskiden farklı olarak, bu kez yanımda eşim ve çocuğum da vardı...

Eskileri sıklıkla andığım, geçmişe adeta yolculuk yaptığım bir yer Seferihisar benim için. Yazıyı Cuma öğle yemeği sonrası yazlığın arka balkonunda ayaklarımı uzatmış biramı yudumlarken yazıyorum. Az ötede annem bezelye ayıklarken ben oğlumun annesiyle yukarıda uyuyor olmasından istifade edip biraz kendime vakit ayırıp yazıyorum. Daha geçen gün, başarılı insanların alışkanlıkları konusunda yapılmış bir listede "yazmak" eylemini görüp daha fazla yazmaya vakit ayırma konusunda kendimi güdümlemişken arka fondaki cırcır böceği bana tabi ki engel olmaz.

1994'ten beri geldiğim Seferihisar, hatta onun da özelinde Mavi Teos sitesi benim için yaz deyince olmazsa olmaz, su götürmez, tartışılmaz bir gerçek. Evleninceye kadar, yani 28 yaşıma kadar İzmir Hatay'da büyüdüm ama nedense bir Seferihisar - Mavi Teos gibi sahiplenemedim. Belki de buradayken kafamın okul, iş gibi stresleri geride bırakıp daha çok yaşamı hissetmesi bunun yegane sebebidir. Sanki o 3 aylık uzun yaz tatilleri sayılı haftasonu kaçamaklarına dönüşse de benim hayatımın önemli kesitleri hep burada geçmiş gibi geliyor. Burada yaşadıklarım, kazandıklarım ve kaybettiklerim bu satırları yazarken aklıma gelip de kısa kısa aralar vermeme sebep olsa da klavyeye dokunmaya, duygularımdan ve düşüncelerimden akanları aktarmaya devam etmek istiyorum.

Denize baktığımda önce bana doğru gelen bir sörf görüyorum. Rüzgarın etkisi ve belki sörf tahtasının üzerindekinin kollarının zayıflığı sörfün yalpalayarak gelmesine sebep olurken onun dikine doğru bir başka sörf dosdoğru yol alıyor. Bunu gördüğümde herkesin kendi yoluna gittiğini farkediyorum. Tıpkı dün Okan'ı iskelede düşmesin diye tutarken karşımda gördüğüm kadının t-shirt'ünde yazan "go your own way" gibi herkes kendi yoluna bir şekilde gidiyor. Belki bu yüzden 20 yıl önce yanımda olanların pek çoğu bugün burada yanımda değildir. Her ne kadar beynim neden böyle olduğunu sorgulama konusunda tutarlılığını bir türlü kaybetmese de benim bu kısır döngüden bir şekilde çıkmam kendim için belki de en hayırlısıdır. Bazı şeyleri bu satırlara o kadar kapalı yazabiliyorum ki sadece bilenler anlayabiliyor ama ne yapayım, daha net olmaya da içim el vermiyor.

Biraz daha light içeriklere geçecek olursak, bu sene yazlığa yapılan yatırımların geri dönüşünü konfor olarak almaya başladık. Mesela artık eskisinden daha geniş bir pergulemiz var ve bu  bizi güneşten daha çok koruduğu için öğlen yemeğini istediğimiz saatte yapabildiğimiz gibi öğleden sonra da dilediğimiz saatte arka balkonda oturabiliyoruz. Ayrıca artık bahçemizin da kapalı olması ile birlikte Okan dilediğinde çiçeklerin arasında kamyonu ile gezerken dışarı çıkarmı diye endişelenmiyoruz. Eskiden spor haberlerini izlemek için beklediğim TV önünde beklemiyorum çünkü artık televizyonumuzda uydu üzerinden izleyebileceğimiz spor kanalları her daim hizmet verdiği gibi telefonumuzdan da son dakika transfer dedikodularına ulaşabiliyoruz. Bunları hava atmak ya da standartlarımızdan bahsetmek için değil, özellikle eskiden bunlara sahip olmadığımız için eski "zor" günleri anmak için yazıyorum.

Son yıllarda Seferihisar'daki yaz tatillerimde geçmiş temalı yazılarımın çoğunlukta olduğunun farkındayım. Bir yanım "belki bu gününden çok geçmişini daha çok sevdiğindendir" diyor ama onun üzerinde pek durmak istemiyorum. Bekleyip görelim diyorum, bakalım zaman ve mekan seneye neler yazmayı kısmet edecek...

15 Temmuz 2014 Salı

Mavi Teos’ta Geçen 20. Yaz

1994 yılında anneannemin gözetiminde evde İngilizce çalıştığım bir Pazar günü babamlar teyzemlerle yazlık almak niyetiyle gezerken Seferihisar’ın Sığacık mahallesindeki Mavi Teos Sitesi’ni bulup beğenmişlerdi. Bu siteden bir ev satın aldıktan sonra o günden beri her yaz yazın ciddi bir bölümünü burada geçirdim.

Önceleri sadece öğrenciyken nerdeyse 3 ayı bu sitede geçirir, yeri gelir çok sıkılır (az söylenmemiştim “neden Çeşme’den yazlık almadınız” diye), yeri gelir arkadaşlarımla çok eğlenir (harçlıklarla alınan bira ve cips nedense ilk aklıma gelen oluyor), her yaz güzel anılarla ayrılır (burada adım Takoz Recep’e çıktı yahu), okula başlayınca da arkadaşlarımla bu anıları paylaşırdım. Sonra zaman geçti, büyüdüm. Önce üniversite sınavına hazırlanmak için biraz daha erken dönmeye başladık. Takip eden dönemde üniversiteye girdim, bu kez stajlar başladı, daha da az kalmaya başladım. Sonra iş-güç sahibi oldum, sadece hafta sonlarında ve izinli olduğum dönemde gelir oldum. Daha sonra evlendim, tatilimizi de eşimle başbaşa yapmak istedik, sadece haftasonları gelir olduk.

Bu yaz ise durumlar biraz daha farklı. Yeni doğan oğlumuz Okan ile uzun süreli bir tatil için dışarıya çıkmamız, bir otelde konaklamamız çok olası olmayacağı için bu yaz tatilimizi de her ne kadar eskisi gibi uzun olmasa da Teos’ta geçiriyoruz. Ben bir, eşim ve Okan 2 hafta kesintisiz buradayız. Geçen hafta Cuma akşamı iş çıkışı tek başıma Seferihisar’a gelirken, rahmetli babam aklıma geldi. Babam da Cuma akşamları yazlığa gelir, ben de heyecanla onun gelişini bekler, arabadan benim için neler çıkacak diye merakla paketleri açardım. Yolda gelirken acaba ileride Okan da benim gelişlerimde aynı heyecanı yaşar mı diye düşünmeden edemedim.

Hafta sonu Serkan ile dubada eskisi kadar iddialı olmasa da yine gelecek planları yaparken kendimizi geçmişi konuşurken bulduk. 20 yılımızın, ömrümüzün ciddi bir kısmının burada geçtiğini konuştuk. Buna ek olarak, bu akşam Nilgün ile Okan’ı komşu sitelerde gezdirirken yine ortaokul yıllarımdan başlayan geçmişe hızlıca gittim. Anılar, anılar… Hızlı geçmiş onca yıllar. Ne hayaller kurar, ne planlar yapar, ne hedefler koyardık. Mekan kadar tabii ki de insanlar anlamlı kılıyor burada geçen yılları. İleride zaman ne gösterir, kaç yaz daha burada tatil yapılır kestirmek çok güç ama her daim Seferihisar’ı, Sığacık’ı, Teos’u ve özellikle Mavi Teos’u iyi anacağım kesin.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Seferihisar - Yavaş Şehir

Can Dündar, bugünkü köşesinde Seferihisar'dan bahsetmiş. Ee o kadar senedir her yaz kahrımızı çeken Seferihisar hakkındaki bu yazıyı burada paylaşmazsam hisarın hakkını yemiş olurum. İşte o yazı:


Yavaş Şehir

Sonsuz ummana tepeden bakan devasa çınar, gece boyunca yaprak yaprak konuştu durdu.
Gün ışırken, söz sırası arka bahçedeki çilli horozundu.
Sabah Köpük’le komşusu Köfte, sabah yürüyüşü talebiyle havlamaya başladı.
Verandanın köşesindeki yuvada kahvaltı bekleyen kırlangıç yavruları cıvıldaşarak koroya katıldı.
Güzelim Sığacık, bir haziran sabahına böyle uyandı.
* * *
Günü ambulans sirenleriyle noktalayıp sabahı öfkeli kornalarla karşılamaya alışkın kulaklar için ne tezat!
Ya asfalt-beton kuşatmasında yaşayan gözler?
Sıkıntı üfleyen klima havasıyla dolu ciğerler?
İşe ara vermemek için hep atıştırmayla doyurulan mideler?
Hepsi, upuzun bir haz mahrumiyetinden yeni tahliye olmuş gibi sevinçteler.
Hayat, gazdan ayağımızı çekip biraz frene yüklenince, kravatı çözüp bacağına şortu geçirince sevdiriyor kendini...
Dönüşte öbürünü hayat diye yaşayamayacak kadar bağlıyor kendine...
* * *
“Yavaş şehir” diye bir şey duymuş muydunuz?
İtalyanca-İngilizce ortak adıyla “Citte Slow”, uluslararası bir kentler ağı...
Özellikleri, adlarından da anlaşılacağı gibi, ahestelikleri...
Hayatı, ondan tat alabilecek bir hızda ve hazda tüketmeleri... Daha doğrusu tüketmeyip çoğaltmaları...
Yavaş Şehirler Birliği, dünyada kendi kriterlerine uygun, 50 bin nüfusun altındaki kentleri “Citte Slow” seçerek üyelerini bu butik kentlere yönlendiriyor.
Kriterler basit:
Bozulmamış manzaralar... trafiğe kapalı gürültüsüz alanlar... yayalara tahsis edilmiş yeşil meydanlar... sevimli zanaatkârlar... yerel tatlar sunan dükkânlar... geçmişin mirasını sahiplenen arkeolojik alanlar... mevsimlerin yapraklarda bıraktığı renkleri fark edebilecek kadar hayata tutkun, çevreye duyarlı insanlar...
Modern hayatın dayattığı telaşa yer yok bu kentlerde...
“Hız” pompalayan “fast food” zincirlerine de zincir çekilmiş.
Bu özelliklerinizi koruyabildiyseniz Yavaş Şehirler Birliği’ne başvuruyorsunuz. Bir heyet gelip inceliyor. Yeterince yavaşsanız size “salyangoz” sembollü bir “Citte Slow” sertifikası veriyor.
O günden sonra, her biri birbirine tıpatıp benzetilmiş turistik tatil beldelerden bıkanlar, dünyanın telaşından kaçanlar, “yavaş yavaş” kentinize, kasabanıza akmaya başlıyor.
* * *
Son 10 yılda 100 kente salyangoz damgasını vurmuş Yavaş Şehirler Birliği...
İlk “Citte Slow”, Toscana’dan Chianti seçilmiş. Onu Bra, Positano, Orvieto izlemiş.
Sonra İngiltere’den Ludlow ve Alysham kasabaları gelmiş.
Almanya Hersbruck, Lüdinghausen’i listeye eklemiş.
Hareket, özellikle Akdeniz kasabalarında kısa zamanda ünlenmiş.
Şimdi Türkiye’den ilk üyelik talebi geliyor.
Seferihisar’ın çiçeği burnunda Belediye Başkanı Tunç Soyer, Expo çabalarının sağladığı deneyimle bu güzelim Ege kasabasını “Yavaş Şehir” statüsüne sokmak için başvuruyor.“Medeniyet” sanılan markalar zincirinin ve gürültülü eğlencenin henüz işgal edemediği “yavaş Seferihisar”, onlardan önce “salyangoz”larca keşfedilirse bambaşka bir geleceğe doğru kanatlanabilir.
Ve bize, asırlardır durduğu yerden karşı kıyıya yaprak yaprak şarkılar söyleyerek eğlenen bir koca çınar gibi, durup yavaşlayarak da mutlu ve zengin olabilmeyi öğretebilir.


Kaynak:
http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1106635&AuthorID=75&Date=15.06.2009&b=Yavas%20sehir&a=Can%20Dundar&ver=45

Google adsense

Analytics