beyaz yakalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beyaz yakalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2026 Salı

Teknedeki Liderlik Dersi - Selimiye’den Bir Kaptan Hikayesi

Bazen en iyi liderlik derslerini plazalarda veya toplantı odalarında değil, dalgalı bir denizin ortasında alırsınız.

Geçtiğimiz günlerde ailemle Marmaris Selimiye’de tatildeydik. Bir tekne turu planlamak istedim. Uzun uzun araştırma yapmadım, sadece otelimize "Kimi tavsiye edersiniz?" diye sordum.

Tereddütsüz tek bir isim verdiler: Şener Kaptan.

Ertesi sabah kahvaltıda otel yetkilisi yanımıza gelip bu ismin arkasında nasıl durduklarını anlattığında bir kez daha anladım:

Gerçek itibar, siz odada yokken başkalarının sizin hakkınızda söylediği şeydir.


Tur boyunca, kurumsal dünyada yıllarca aradığımız o "örnek liderlik" pratiklerinin bir teknede nasıl hayat bulduğunu izledim. İşte Şener Kaptan'dan beyaz yakalılara ilham olacak 3 liderlik dersi:

1. Müşterinin İhtiyacını O Söylemeden Görmek (Proaktif Empati)

Eşimin güneşle arası iyi değildir. Oğlum ise ilk kez bu kadar uzun bir tekne yolculuğuna çıkıyordu. Tekneye adım attığımızda Şener Kaptan durumu saniyeler içinde analiz etti. Bize teknedeki en "stratejik" iki noktayı gösterdi ve neden orada oturmamız gerektiğini anlattı. Gün boyu güneşten ve sarsıntıdan en az biz etkilendik.

Ders: Liderlik, müşterinin veya ekibin sorununu kriz anında çözmek değil, krizi doğmadan öngörmektir.

2. Rakipleri Aşağı Çekmek Yerine Yukarı Taşımak (Bolluk Zihniyeti)

Kameriye Adası’na yaklaştığımızda deniz fazlasıyla rüzgarlı ve dalgalıydı. Şener Kaptan ustalığıyla tekneyi tek hamlede sorunsuz yanaştırdı. Ancak hemen arkamızdan gelen başka bir tekne defalarca denemesine rağmen adaya yanaşamadı.

Kaptanımız rakibinin başarısızlığını izleyip egosunu beslemek yerine, diğer kaptana seslenerek onu yönlendirdi ve onların da güvenle yanaşmasını sağladı. Biz ayrılırken diğer teknenin mürettebatı arkamızdan bağırıyordu: "Teşekkürler Şener Kaptan!"

Ders: Gerçek liderler pastayı tek başına yemeye çalışmaz. Sektöründeki diğer oyuncuları da yukarı çeker.

3. İş Tanımının Ötesine Geçmek (Beklentiyi Aşmak)

Son koya yanaşırken ileride ürkek ördekler gördük. Misafirlerin onlara olan ilgisini fark eden kaptanımız, sadece tekneyi durdurmakla kalmadı. Önce onların çıkardığı sesleri taklit ederek dikkatlerini çekti, ardından ikramlık karpuz kabuklarını suya atarak ördekleri teknenin dibine kadar getirdi. Herkesin yüzünde bir gülümseme, ellerinde telefon kameraları vardı.

Ders: Sıradan bir çalışan sadece işini yapar. Bir lider ise "unutulmaz bir deneyim" tasarlar.

Sonuç

Tatilde "fişi çekmeye" çalışsam da iş dünyasının dinamikleri peşimi bırakmıyor. Görünen o ki, unvanınızın ne olduğunun hiçbir önemi yok.

Eğer insanlar sizi tavsiye ediyorsa, rakipleriniz size minnet duyuyorsa ve müşterileriniz sizinle kendini güvende hissediyorsa; siz sadece dümende durmuyorsunuz demektir. Siz gerçek bir lidersinizdir.

Peki, siz kendi alanınızda dümeni nasıl tutuyorsunuz? Kendi "teknenizde" rakiplerinize el uzatacak cesaretiniz var mı?


Bu içeriği oluşturduktan bir gün sonra farklı ama yine iş dünyası için ilham olabilecek bir deneyim yaşadım. Dilerseniz İş Dünyasında "Tatlı Dil" Algoritması: Söğüt'ten Bir Müşteri Deneyimi buradan okuyabilirsiniz.

1 Mart 2026 Pazar

Yapay Zeka ile Üretkenlik ve İş Yaşam Dengesi: Yeniden Hayal Kurabilmek

Mart ayının ilk, Ramazan’ın ise on birinci günü. Güneşli bir Pazar öğleden sonrası.

Salonda ayaklarımı uzatıp kucağıma bilgisayarımı alabildiğim bu anın, aslında ne büyük bir lüks olduğunu fark ederek başlıyorum yazmaya. Şükran, genelde büyük zaferlerde aradığımız ama aslında sıradan ve sessiz anların içinde saklı olan bir duygu.

yapay zeka ve üretkenlik konsepti


Ramazan’ın ilk günü, öğleden sonraki o son toplantıda biraz sarsılmıştım. Ama insan bedeni muazzam bir adaptasyon makinesi. Şimdilerde geceleri 3’te sahura kalkmak, benim için sessiz bir üretkenlik ritüeline dönüştü. Karnımı doyururken farklı YouTube videolarıyla zihnimi dağıtıyor, bir yandan da birikmiş e-postaları temizliyorum. Gecenin o sessizliğinde, dünya henüz uykudayken çalışmanın garip bir huzuru var.

Üretkenlik demişken, bu aralar yapay zeka ile aramda hızlı ve derin bir ilişki var. Özellikle Co-Pilot’un Researcher ajanı yeni oyun alanım. Unuttuğum, derinlemesine inmek istediğim veya sadece arka plan hikayesini merak ettiğim ne varsa, komutu veriyorum. O, dijital dehlizlerde benim için arama yapıp istediğim detayı bulurken, ben asıl odaklanmam gereken işe bakıyorum.

Zayıf olan hafızamı daha da tembelleştirir mi? Belki. Ama bana düşünmek ve asıl katma değeri yaratmak için zaman kazandırdığı kesin. İş yerinde de bu tutkum fark edilmiş olacak ki, globalde kurulan yeni bir gruba AI Champion olarak dahil edildim. Amacım basit: İnsanlara bu teknolojiyi bir tehdit olarak değil, zihinsel bir kaldıraç olarak kullanmaları için ilham verebilmek.

Mart ayı demek, aynı zamanda bürokrasi demek. Bugün geçici vergi beyannamemin taslağını hazırladım. Okan'ın okulundan gelen faturalardaki küçük bir eksiği de yarın halledip onaylayacağım. Sonra da o heyecanlı gelir vergisi iadesi bekleyişi başlayacak. Hayat bazen böyle küçük, tamamlanmış görevlerin verdiği tatmin hissinden ibaret.

Beklemek demişken, ufukta bayram tatili var. Okulların ara tatiliyle birleşen ve hafta sonuna denk gelen bu bayram, biz beyaz yakalılar için takvimde büyük bir boşluk yaratmasa da ailece geri sayıma başladık. Zamanın nasıl aktığına şaşırıyor insan. Bahar, bayram, okulların kapanması derken bir bakacağız ki yılın yarısı bitmiş.

Yaz tatili için belirsizlikler yüzünden henüz somut bir planımız yok. Ama geçmiş yıllardaki o plansız, rüzgarda savrulan tatillerden birini daha istemiyorum. Zihnen gerçekten dinlenebileceğim bir alan yaratmam lazım. Hatta durun, sisteme izin girişimi bile yapmadığımı fark ettim şu an. Planlamaya önce kendi zamanımı sahiplenerek başlamalıyım.

Bu yazıda fark ettiğiniz bir eksiklik var mı?

Evet, iş yoğunluğundan ve bitmek bilmeyen mesailerden şikayet etmiyorum. Uzun süredir omuzlarımdaki en büyük ağırlıklardan biri olan denetim bitti. Ekibe yeni bir çalışma arkadaşımın katılmasıyla da yüküm daha yönetilebilir hale geldi.

Bu, sabah 8 akşam 5 çalışan bir memur zihniyetine geçtiğim anlamına gelmiyor. Hala deli gibi strese girdiğim anlar oluyor. Ama önemli olan şu: Artık tünelin ucundaki ışığı görebiliyorum.

Sürekli yangın söndürmekten ve reaktif yaşamaktan, yeni hayaller kurmaya vakit bulamadığım o tükenmişlik halinden yavaş yavaş çıkıyorum. İçimde yeni hedefler belirleyecek, geleceği tasarlayacak o enerjiyi yeniden bulabiliyorum. İyileşmenin ve dengenin en güzel kanıtı bu. Buna da şükür.

Bu seanslık bu kadar. Arayı çok açmadan yine buralarda olacağım.

Şimdi, yeni haftaya o bildik Pazartesi stresiyle başlamamak için, Cuma gününden ajandama yazdığım yapılacaklar listemi temizleme vakti. Hafta sonunun son saatlerini, yeni haftanın huzurunu ve berraklığını inşa etmek için kullanacağım.

Sevgiler...

13 Ağustos 2023 Pazar

Sade Bir Hayat

Yine o son kuruşuna kadar - hatta belki de fazlasıyla - kazandığım maaşımı hak ettiğim bir haftayı geride bıraktıktan sonra bizimkilerin de Bursa'da olduğu bu haftasonunda Cumartesi günümün bir kısmını şu sakinlikte geçirdim.


Sessiz bir sahil, dik gelen güneş ışınları ve iki adım ötedeki deniz. İşte bazen tek istediğim bu sadelik diyorum. 

Kim bilir, belki emekli olduğumda böyle "sade bir hayat" yaşarım.

29 Aralık 2019 Pazar

Bir Kariyer Tavsiyesi


Linked’inde Forbes'ta yayımlanan bir makale gördüm bu akşam, kafamın içindeki soru işaretine şeytanın bakış açısıyla dalan bir yaklaşımla "kariyerde bekleyerek bazı şeylerin değişmesini beklememek gerektiği"ni öğütlemiş. Uzun uzun bu konuda yazabilecek kadar doluyum ama şimdilik bu konunun izi olsun diye not alıp park etmek istiyorum. Kim bilir belki bir gün bu yazıya atıfta bulunurum…



“You should just stay there and wait it out.”
If you’re in a toxic work environment, if your boss doesn’t support you, if there’s no room for career growth, if the opportunities for career growth don’t align with what you want to do next, if you feel stagnant at work, you should not just stay there and wait it out. It doesn’t matter how many people think your company is so cool, or how well you’re paid in your role, nothing changes if nothing changes. If you’ve tried all the things to make it work and it’s still not working, you need to implement an exit strategy. Waiting for your boss or other people to make your career more fulfilling puts the responsibility in someone else’s hands, and your career is, and will always be your responsibility.

https://www.forbes.com/sites/adunolaadeshola/2019/12/27/8-terrible-career-tips-you-should-leave-in-2019/#7c52e242af46

26 Şubat 2019 Salı

İnsanı Yaşlandıran Şey Zaman Değil Mutsuzluktur

Yukarıdaki bu iddialı başlık "İnsanı Yaşlandıran Şey Zaman Değil Mutsuzluktur" bana değil Kaan Sekban'a ait. 2017 sonunda Kaan Sekban’ın kitabını okuyup kendisini bir hayli sevmiştim. Aradan geçen zamanda kendisini sosyal medyada takip etmeye devam ettikçe kendisine olan sevgim ve dönüşüm hikayesine olan saygım daha da arttı. Kısmetse önümüzdeki Pazar günü de kendisini ilk kez canlı izleme fırsatı bulacağım. Çalıştığım şirketin “gezi kulübü” üyeleri olarak kalabalık bir grup biletlerimizi aldık ve Pazar günü eğlenceli “beyaz yakalı” hikayeleri dinlemek için sabırsızlanıyoruz.
Bununla beraber, bu hafta içerisinde Harvard Business Review’de Kaan Sekban’ın bir röportajına rastladım. Açıklamalarından özellikle dikkatimi çeken kısımları renklendirdim. Seviyorum kendisini, siz hala sevmiyorsanız belki bu röportajı okuyunca seversiniz…
Bu arada Kaan’ın kitabını okuduktan sonra yazdıklarıma da buradan ulaşabilirsiniz:
"Konfor alanınızdan çıkın ve sınırları zorlayın."
HBR: Neden on yıl beklediniz? Kariyer değiştirmek için doğru zamanın geldiğini nasıl anladınız?
Sekban: Bankadayken yönetici pozisyonuna geçebilmek için çabalıyordum. Hayal kırıklıkları ve uzun bekleyişlerle dolu bir süreçti bu. Ne kadar yıprandığımı ve sıkıldığımı anladığımda değişim kararını verdim. Kurumsal dünyanın beyaz yakalı çalışanları kendilerini bir konfor alanının içine hapsediyor. Sabit bir gelir, risk almadan sürdürülen bir yaşam. Değişimden fazlasıyla korkuyoruz. “Doğru zaman” olup olmadığı ise tartışılır. İşin aslı, finansal durumlar açısından son derece yanlış bir zamandı. Ve bu, benim için en büyük meydan okumaydı. Zorlu bir yolculuğa çıktığımı biliyordum. Ancak kurumsal hayatın bana kazandırdığı iş disiplini, iş ahlakı ve daha pek çok değer benim donanımlı başlamama yardım etti.
Peki düşündüğünüz kadar zorlu oldu mu? Evet. Size bir anda tüm kapılar açılmıyor. Bazı insanların kafasında hep o “bankayı bırakmış gelip-geçici çocuk” olarak kalıyorsunuz. Dışarıdan görünen renkli gösterilerle dolu bu güzel manzaranın arkasında, kurumsal dünyayı eleştirdiğiniz için size tepki gösterenler ve kültür-sanat sayfalarında yer vermeyen gazeteler, dergiler de var. Ayrıca size destek olacak bir sponsor ya da yapımcı da bulamıyorsunuz. Önyargıları aşmak ve kendinizi ispat etmek emek ve zaman istiyor. Fakat üretmeyi kafasına koyup çok çalışan insanın başaramayacağı hiçbir şey yok. 
Gösterilerinize nasıl hazırlanıyorsunuz? Aslında tüm gösteriler, süreçte şekilleniyor. Hazır bir metnim yok. Anlatacaklarım zihnimde kayıtlı. Ancak sahnede aklıma gelen ve çok iyi tepkiler aldığım espriler olursa onları çıkışta not ediyorum. Niyetim detaylı bir şaka tablosu yaparak şakaların istatistiklerini tutmak, bir nevi şaka analizi yapmak.
Gösteri esnasında stresi nasıl yönetiyorsunuz? Biletler çok önceden tükeniyor. Bu da bende peki ya beklentiyi karşılayamazsam diye bir endişe yaratıyor. Ancak sahneye çıktığım anda hissettiğim enerji beni büyülüyor ve ben sadece akışına bırakıyorum.
Sahne üstünde algı yönetimi önemli. Siz bunu nasıl başarıyorsunuz? Mizahın bir matematiği var. Ve ne söylediğinizden çok nasıl söylediğiniz önemli. Doğru reaksiyonu almak için mimiklerinizi çok iyi kullanmalısınız. 
Sırada ne var? En büyük hayalim, komedinin yerel bir iş olmadığını kanıtlamak. Bunun da ilk adımı bu işi İngilizce yapmak. Önce Türkiye’deki expat’larla başlamak ve her kültürden insanın karşısına çıkarak tepkilerini görmek istiyorum. Ayrıca ikinci kitabımı yazmaya başladım.
Kariyerine yeni bir yön vermek isteyen insanlara tavsiyeniz nedir? Öncelikle kurumsal dünyayı şekillendirmek çalışanların elinde. Plazalar korkutucu yerler olmak zorunda değil. Fakat yine de içinden çıkmak istiyorlarsa ilk tavsiyem planlı ve hazırlıklı olmaları. Bu yola çıkarken bedeller ödemeye hazır olun.
Profesyonellerin en büyük sorunu istedikleri şey hemen olsun istemeleri. Beklemeye tahammülleri yok. Ayrıca en ufak başarısızlıkta yıkıma uğruyorlar. Öncelikle bundan vazgeçmeleri lazım. Sonra başkalarının ne dediğine, yaş, cinsiyet ve benzeri önyargılara kulak asmayıp kendi seslerine kulak vermeleri gerekli. 
İnsanı yaşlandıran şey zaman değil mutsuzluktur. Tüketmekten üretmeye geçersek daha mutlu olacağız ve genç kalacağız. Bu nedenle kendinize bir meydan okuma bulun, konfor alanınızdan çıkın ve sınırları zorlayın.

5 Kasım 2017 Pazar

Kaan Sekban Beyaz Yakalılara Işığı Gösteriyor


Evlilik yıl dönümü hediyesi olarak eşimin bana aldığı “Tebrikler Kovuldunuz” kitabı ile öncesinde instagram’daki videolarını izlediğim Kaan Sekban’ın hikayesinin içine girmeye başladım. Okurken “vay be benzer yollardan geçmişiz” desem de şu an kendisi yolun ikiye ayrıldığı kısmı bulup oradan kendi yoluna devam etmiş biri olarak kitabının kapağındaki gibi kırmızı halıda yürüyor. Başta beyaz yakalıların hikayeleri ile takipçilerini güldüren eski-beyaz yakalı komedyen yaşadığı hayal kırıklıklarını anlatırken bir yandan da iş ve sanat dünyasında işlerin nasıl yürüdüğünü gözler önüne seriyor.

Nüfus cüzdanında benimle aynı doğum yılını taşıyan ve benim gibi uluslararası ilişkiler mezunu olan Kaan (evet burada bilinçli olarak Sekban demiyorum çünkü hikayesi ile sizli bizli diyaloğu aştığımızı düşünüyorum) lise yıllarında iş adamı olmayı kafasına takmış. Tek dersten yaz okuluna kaldığı üniversite son sınıfta çağrı merkezinde çalışmaya başlayıp sonra MT sınavını kazanarak bankaya girmiş ama oradan da şubeye atanmış. Başarısının gofretle ödüllendirildiği günleri de yaşamış, hasta yatağından kaldırılıp gece yarısı bankaya da çağrılmış. Anlayacağınız, yoğunluğu ve şiddeti değişse de pek çok beyaz yakalının tecrübelerini elde etmiş. Kitapta, Kaan’ın beyaz yakalı olduğu günleri okurken beni en çok etkileyen bölüm Kaan’ın terfi beklediği bir dönemde pozisyon açılmadığı için terfi edemediğinin açıklanmasından birkaç hafta sonra, Kaan dışındaki üç kişinin terfisinin açıklandığını bölümdü. Kitapta “dilini iyi kullanmak” ile ilgili bir tanımlama var, bununla ilgili daha fazla spoiler vermek istemiyorum ama “dilini iyi kullanamayan, sadece işini iyi yapıp da terfi beklentisi içinde olanlar da sizce bu hayal kırıklığına uğramıyor mu?” diye sizi düşünmeye sevk ediyorum. Çünkü ben en çok o bölümü okurken ve yine sonrasında “yumuşak huylu olduğu için” terfi talebi reddedildiğinde belki de kendimi buldum. Neyse, “kaybeden” psikolojisinden çıkıp kitaba geri dönecek olursak, Kaan hem çalıştığı hem de işten ayrıldığı dönemde hayalinin peşinden koşmak adına yurtdışında ve Türkiye’de workshoplar ve eğitimlere katılıp yeteneğini şekillendirmeye ve belgelendirmeye yöneliyor. Tabi ki bu yolunda kendine göre engebeleri oluyor.

Beyaz yakalıysanız kredi kartının borç bakiyesinde her zaman belli bir tutar düzenli ödemelerinize karşı olur ama bunu ödeyecek geliriniz olduğu için döngü devam eder. Beyaz yakalı dönem sonrasında Kaan arabasıyla beraber yatırım için aldığı evini de satıp ailesiyle daha ekonomik açıdan dikkatli bir yaşam sürdürüyor. Başarısızlıkla sonuçlanan menajer seçimleri ve birkaç dizi oyunculuğu denemesi sonrasında sosyal medyayı, basit bir teknoloji ile birleştirip kendi yaratıcılığını hobisiyle bir araya getirip umutlarının iyice azaldığı bir anda bir umut ışığı keşfediyor. İşte belki de Sergen’in doksanıncı dakikadaki şampiyonluğu getiren golündeki çoşku gibi (Kaan da Beşiktaş’lı olduğu ve kitapta da bir bölümde bu benzetmeyi yaptığı için memnuniyetle bu benzetmeyi yapıyorum) kitapta o bölümü “yürü be Kaan” diye keyifle okuyup şimdi sahnelerden ve sosyal medyadan kendisini takip etmeye devam ediyorum/z.

Kitapta kişisel whatapp konuşmalarını paylaşabilecek kadar samimi, anlattığı hikayelerle bizden biri olduğunu hissettiğim bu güzel insanın yeni yolculuğunu dışarıdan izlerken hep şansın ve başarının onunla beraber olmasını dileyeceğim. Çünkü o ve onun gibiler başarılı oldukça birileri de ilham alıp kendi yolunu bulacak.
PS. Kitabı okuduğum dönemde Kaan ile sosyal medya üzerinden iletişimde olabilmek, bağlantıda kalabilmek güzel bir deneyimdi.





Google adsense

Analytics