iş dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2023 Pazar

Başarı Dolu Bir Kariyer Yolculuğuna Adım Atın: "Profesyonellerin Kılavuzu"

Siz de kariyerinizi bir üst seviyeye taşımak, profesyonel hedeflerinizi gerçekleştirmek ve iş yerinde en iyi versiyonunuz olmak istiyor musunuz? Eğer cevabınız evetse, o zaman "Profesyonellerin Kılavuzu: Kariyer Yolculuğunuzu Yönlendirme" sizin beklediğiniz rehber.

Bu etkileyici ve güçlendirici kitapta, Volkan Yorulmaz kariyerinizin karmaşık alanında yol almanıza yardımcı olmak için birikmiş bilgi ve deneyimini bir araya getiriyor. En çok satan yazarların ve düşünce liderlerinin bilgeliğinden yararlanan Yorulmaz, size baştan sona profesyonel yolculuğunuzda başarı için pratik tavsiyeler ve stratejiler sunuyor.

"Profesyonellerin Kılavuzu"nda Keşfedeceğiniz Noktalar:

1. Kariyer Netliği: Kitap, kariyer hedeflerinizi ve isteklerinizi anlamanıza yardımcı olarak başlıyor. Kariyer yörüngenizi belirlemek ve gerçek tutkunuzu bulmak için stratejileri inceliyor.

2. Beceri Gelişimi: Yorulmaz, bugünün rekabetçi iş piyasasında başarılı olmak için gerekli olan kritik becerilere dair önemli bilgiler sunuyor. Nasıl sürekli olarak becerilerinizi geliştireceğinizi, değişen peyzajlara nasıl uyum sağlayacağınızı ve alanınızda nasıl fark yaratabileceğinizi öğreneceksiniz.

3. Ağ Kurma Ustalığı: Kitap, ağ oluşturma ve ilişki kurma sanatını keşfeder. Fırsatların ve kariyer büyümesinin kapılarını açan güçlü bir profesyonel ağ oluşturmanıza yardımcı olacak.

4. Etkili İletişim: İletişim, her başarılı kariyerin merkezindedir. Kitap, yazılı ve sözlü iletişiminizi nasıl geliştireceğinizi, hem yazılı hem de yüz yüze iletişimde nasıl daha etkili olabileceğinizi keşfetmenize yardımcı olur.

5. Pazarlık ve Liderlik: Etkili pazarlık yapmak, daha iyi maaşlar, avantajlı anlaşmalar ve olumlu sonuçlar elde etmek için güçlü bir araçtır. Yazar, size pazarlık yapma konusunda güven, bilgelik ve beceri sağlayacak stratejiler sunar. Ayrıca yönetim rollerinde başarılı olmanız için liderlik stratejilerini de ele alır.

6. Dijital Dünyaya Uyum Sağlama: Günümüzün dijital çağında sanal iletişim büyük önem taşır. Kitap, etkili sanal etkileşimler, online toplantılar ve e-posta yazışmalarını nasıl yöneteceğinizi anlamanıza yardımcı olur.

Neden "Profesyonellerin Kılavuzu" Fark Yaratır?

Bu kitabı özel kılan şey, Volkan Yorulmaz'ın kişisel deneyimlerinin, Adam Grant, Ben Horowitz ve James Clear gibi çok satan yazarların görüşleriyle birleşmesidir. Bu sadece teorik bir kitap değildir; bu, pratik ve uygulanabilir bir kaynaktır. Her bölüm, kariyerinizde hemen uygulayabileceğiniz gerçek dünya tavsiyeleri sunar.

"Profesyonellerin Kılavuzu" okumayı tamamladığınızda, kariyer başarınız ve kişisel gelişiminiz için güçlü bir araç setine sahip olacaksınız. Bu, profesyonel potansiyelinizi açmanız için nihai rehberdir.

Hemen Sipariş Verin

Kariyer yolculuğunuzda bir adım önde olma fırsatını kaçırmayın. "Profesyonellerin Kılavuzu: Kariyer Yolculuğunuzu Yönlendirme" Google Play Kitaplar'da mevcut. (https://play.google.com/store/books/details/Volkan_Yorulmaz_The_Professional_s_Playbook_Naviga?id=zcjfEAAAQBAJ&hl=tr&gl=US) ve dönüşüm dolu bir kariyer macerasına başlamak için kopyanızı edinin. Gelecekteki kendiniz size teşekkür edecek!


13 Ekim 2023 Cuma

Sabırla Yola Devam...

Yeniden umut etmek için o gücü içinde bulmak zor geliyor bazen… Zorlandım, kabul etmekte, içime sindirmekte, ama mevcut durumu ancak kendimin değiştirebileceğini de bildiğim için o ‘kafa’dan çıkardım kendimi.

Kalkıp yerimden, rutinimden çıkıp tekrar mücadeleye kaldığım yerden ancak bu kez farklı bir şeyler deneyerek bir daha başladım. “Vazgeçtim” demeden inatla devam ediyorum, edeceğim. Kimseyle kıyaslamadan kendi yolumdan, kendimden de ödün vermeden olacağını göstereceğim. En temel hedefim bu, biliyorum ki tüm diğer hedeflerin bunun ancak alt başlıkları olur.

Sabırla yola devam…



29 Şubat 2020 Cumartesi

Hak Yerini Bulsun


Geride kalan 5 günlük haftanın 4 gününde mesai yapıp, haftasonunun ilk günü olan bu Cumartesi gününün de 9 saatini işte geçirmiş, yarını da işte geçirecek bir beyaz yakalı olarak sanki az bilgisayara bakıyormuşum gibi oturdum bir şeyler karalıyayım istedim. Kim bilir hislerim, düşüncelerim zamanla değişebilir hatta unutulabilir ama geriye dönüp baktığımda arkamda bıraktığım yollardan geçerken neler hissettiğimi hatırlamak istersem bu köşede kalsın istedim.

Dün şirketin intranet sayfasında son yayımlanan organizasyonel duyurulara bakarken kimlerin ne pozisyonlara yükseldiğini görünce kariyerimde çektiğim patinajın sebebini bir kere daha sorguladım. Cevabını bulamadığım bu soru benim moralimi sıfırlamaya yetse de malesef ki soruyu cevaplayamadan enerjimi tüketmeye yetti.

Sırf ileride vicdanım sızlamasın diye onca özveride bulunmama rağmen her hayal kırıklığından sonra sabır dileyip daha fazla eforu, araştırmayı, iyi niyeti ortaya koymaya devam ettim. Önümüzdeki süreç ne gösterecek bilinmez ama iyiyi ummaya, bir şeylerin artık lehime değişmesi için dua etmeye devam edeceğim. Umarım hak yerini bulur…

26 Şubat 2019 Salı

İnsanı Yaşlandıran Şey Zaman Değil Mutsuzluktur

Yukarıdaki bu iddialı başlık "İnsanı Yaşlandıran Şey Zaman Değil Mutsuzluktur" bana değil Kaan Sekban'a ait. 2017 sonunda Kaan Sekban’ın kitabını okuyup kendisini bir hayli sevmiştim. Aradan geçen zamanda kendisini sosyal medyada takip etmeye devam ettikçe kendisine olan sevgim ve dönüşüm hikayesine olan saygım daha da arttı. Kısmetse önümüzdeki Pazar günü de kendisini ilk kez canlı izleme fırsatı bulacağım. Çalıştığım şirketin “gezi kulübü” üyeleri olarak kalabalık bir grup biletlerimizi aldık ve Pazar günü eğlenceli “beyaz yakalı” hikayeleri dinlemek için sabırsızlanıyoruz.
Bununla beraber, bu hafta içerisinde Harvard Business Review’de Kaan Sekban’ın bir röportajına rastladım. Açıklamalarından özellikle dikkatimi çeken kısımları renklendirdim. Seviyorum kendisini, siz hala sevmiyorsanız belki bu röportajı okuyunca seversiniz…
Bu arada Kaan’ın kitabını okuduktan sonra yazdıklarıma da buradan ulaşabilirsiniz:
"Konfor alanınızdan çıkın ve sınırları zorlayın."
HBR: Neden on yıl beklediniz? Kariyer değiştirmek için doğru zamanın geldiğini nasıl anladınız?
Sekban: Bankadayken yönetici pozisyonuna geçebilmek için çabalıyordum. Hayal kırıklıkları ve uzun bekleyişlerle dolu bir süreçti bu. Ne kadar yıprandığımı ve sıkıldığımı anladığımda değişim kararını verdim. Kurumsal dünyanın beyaz yakalı çalışanları kendilerini bir konfor alanının içine hapsediyor. Sabit bir gelir, risk almadan sürdürülen bir yaşam. Değişimden fazlasıyla korkuyoruz. “Doğru zaman” olup olmadığı ise tartışılır. İşin aslı, finansal durumlar açısından son derece yanlış bir zamandı. Ve bu, benim için en büyük meydan okumaydı. Zorlu bir yolculuğa çıktığımı biliyordum. Ancak kurumsal hayatın bana kazandırdığı iş disiplini, iş ahlakı ve daha pek çok değer benim donanımlı başlamama yardım etti.
Peki düşündüğünüz kadar zorlu oldu mu? Evet. Size bir anda tüm kapılar açılmıyor. Bazı insanların kafasında hep o “bankayı bırakmış gelip-geçici çocuk” olarak kalıyorsunuz. Dışarıdan görünen renkli gösterilerle dolu bu güzel manzaranın arkasında, kurumsal dünyayı eleştirdiğiniz için size tepki gösterenler ve kültür-sanat sayfalarında yer vermeyen gazeteler, dergiler de var. Ayrıca size destek olacak bir sponsor ya da yapımcı da bulamıyorsunuz. Önyargıları aşmak ve kendinizi ispat etmek emek ve zaman istiyor. Fakat üretmeyi kafasına koyup çok çalışan insanın başaramayacağı hiçbir şey yok. 
Gösterilerinize nasıl hazırlanıyorsunuz? Aslında tüm gösteriler, süreçte şekilleniyor. Hazır bir metnim yok. Anlatacaklarım zihnimde kayıtlı. Ancak sahnede aklıma gelen ve çok iyi tepkiler aldığım espriler olursa onları çıkışta not ediyorum. Niyetim detaylı bir şaka tablosu yaparak şakaların istatistiklerini tutmak, bir nevi şaka analizi yapmak.
Gösteri esnasında stresi nasıl yönetiyorsunuz? Biletler çok önceden tükeniyor. Bu da bende peki ya beklentiyi karşılayamazsam diye bir endişe yaratıyor. Ancak sahneye çıktığım anda hissettiğim enerji beni büyülüyor ve ben sadece akışına bırakıyorum.
Sahne üstünde algı yönetimi önemli. Siz bunu nasıl başarıyorsunuz? Mizahın bir matematiği var. Ve ne söylediğinizden çok nasıl söylediğiniz önemli. Doğru reaksiyonu almak için mimiklerinizi çok iyi kullanmalısınız. 
Sırada ne var? En büyük hayalim, komedinin yerel bir iş olmadığını kanıtlamak. Bunun da ilk adımı bu işi İngilizce yapmak. Önce Türkiye’deki expat’larla başlamak ve her kültürden insanın karşısına çıkarak tepkilerini görmek istiyorum. Ayrıca ikinci kitabımı yazmaya başladım.
Kariyerine yeni bir yön vermek isteyen insanlara tavsiyeniz nedir? Öncelikle kurumsal dünyayı şekillendirmek çalışanların elinde. Plazalar korkutucu yerler olmak zorunda değil. Fakat yine de içinden çıkmak istiyorlarsa ilk tavsiyem planlı ve hazırlıklı olmaları. Bu yola çıkarken bedeller ödemeye hazır olun.
Profesyonellerin en büyük sorunu istedikleri şey hemen olsun istemeleri. Beklemeye tahammülleri yok. Ayrıca en ufak başarısızlıkta yıkıma uğruyorlar. Öncelikle bundan vazgeçmeleri lazım. Sonra başkalarının ne dediğine, yaş, cinsiyet ve benzeri önyargılara kulak asmayıp kendi seslerine kulak vermeleri gerekli. 
İnsanı yaşlandıran şey zaman değil mutsuzluktur. Tüketmekten üretmeye geçersek daha mutlu olacağız ve genç kalacağız. Bu nedenle kendinize bir meydan okuma bulun, konfor alanınızdan çıkın ve sınırları zorlayın.

4 Mart 2018 Pazar

Fazla Mesaili Çalışanlara Gelsin

Bu aralar bazı işlerin üst üste gelmesi sebebiyle fazla mesai yapıp fazlaca çalıştığım için kendimi iş yükünün altında stresle mücadele ederken bulduğum çok oluyor. Kendime kısa aralar verdiğimde de yine işle ilgili malum konuların etrafında gezerken buluyorum. Harvard Business Review'de Ocak 2018'de bu konuyla ilgili güzel bir makele yayımlanmış.

İlgimi çeken, altını çizdiğim bölümleri aşağıda paylaşıyorum:

You are in a kind of mental system where you are under increasing demands, and you say to yourself that it doesn’t matter, that you will rest afterwards, but that moment never comes.

In the old days, if you were a white-collar worker, the deal was that you worked as hard as you could at the start of your career to earn the right to be rewarded later on, with security of tenure and a series of increasingly senior positions.

“The head of audit is in the office regularly from 5:30 AM until 10 PM, on weekends, too. So is our managing partner. This is not exceptional. The rest of the firm sees the senior people working these hours and emulates them.”

The insecurity is exacerbated by the rigorous “up or out” promotion system perpetuated by elite professional organizations, which turns your colleagues into your competitors. How do you convince your boss that you’re worth more than your closest colleague?

Insecure overachievers discover that the rigorous up-or-out policy exacerbates their insecurity and their fear of being “exposed” as inadequate — and ultimately rejected.

Work exceptionally long hours when you need to or want to, but do so consciously, for specified time periods, and to achieve specific goals. Don’t let it become a habit because you have forgotten how to work or live any other way.

And notice how you judge colleagues who are working less hard than you — they may have discovered something you need to learn.
Eğer konu ilginizi çektiyse ve içeriği tüm detaylarıyla okumak istiyorsanız, şöyle buyurun:

If You’re So Successful, Why Are You Still Working 70 Hours a Week?
by Laura Empson
February 01, 2018
Executive Summary
In the old days, if you were a white-collar worker, the deal was that you worked as hard as you could at the start of your career to earn the right to be rewarded later on, with security of tenure and a series of increasingly senior positions. This is no longer true. Today, many senior leaders work longer and harder than ever. At the heart of it is insecurity, and indeed, elite professional organizations deliberately set out to identify and recruit “insecure overachievers.” Insecure overachievers are exceptionally capable and fiercely ambitious, yet are driven by a profound sense of their own inadequacy.
If this sounds familiar, you should try to work exceptionally long hours when you need to or want to — but do it consciously, for specified time periods, and to achieve specific goals. Don’t let it become a habit because you have forgotten how to work or live any other way.
“I really became a robot,” a manager at an accounting firm explained. She and her colleagues worked extraordinarily long hours, but, she said, “I thought it was normal. It’s like brainwashing. You are in a kind of mental system where you are under increasing demands, and you say to yourself that it doesn’t matter, that you will rest afterwards, but that moment never comes.”
Through my research, I’ve heard stories like this over and over again from people in accounting firms, law firms, consulting firms, and other white-collar jobs. We all know that chronic overwork is bad for our mental and physical health and can seriously jeopardize the quality of our work. We wish we could change the way we work, but we don’t really know how.
Long hours are most common in managerial and professional occupations. This is something of a recent trend. In the old days, if you were a white-collar worker, the deal was that you worked as hard as you could at the start of your career to earn the right to be rewarded later on, with security of tenure and a series of increasingly senior positions. In professional organizations, such as law firms, accountancy firms, management consultancies, and investment banks, the prize was partnership. The competition was relentless, but once you won the prize, it was yours for keeps. Partners had autonomy to choose how and when to work and what to work on. Of course, some senior partners spent a surprising amount of their “business development time” on the golf course, but that was OK because they had already paid their dues to the organization.
This is no longer true. As a director of HR in a leading accounting firm told me, “The head of audit is in the office regularly from 5:30 AM until 10 PM, on weekends, too. So is our managing partner. This is not exceptional. The rest of the firm sees the senior people working these hours and emulates them.”
My research, published in my new book about leadership in professional organizations, shows that our tendency to overwork and burn out is framed by a complex combination of factors involving our profession, our organization, and ourselves. At the heart of it is insecurity. As one senior business unit leader in a law firm admitted to me: “I just come in here and work as hard as I can all the time. I feel like I’m doing a good job, but it’s hard to measure. That’s the nature of what we do: It’s feast or famine. And we all tend to be such insecure people that we’re all scared all the time.”
The 500 interviews I conducted for my book showed a pattern: A professional’s insecurity is rooted in the inherent intangibility of knowledge work. How do you convince your client that you know something worthwhile and justify the high fees you charge? The insecurity caused by this intangibility is exacerbated by the rigorous “up or out” promotion system perpetuated by elite professional organizations, which turns your colleagues into your competitors. How do you convince your boss that you’re worth more than your closest colleague? There is no chance for a professional to rest on their laurels — or even to rest.
Exacerbating this problem, elite professional organizations deliberately set out to identify and recruit “insecure overachievers” — some leading professional organizations explicitly use this terminology, though not in public. Insecure overachievers are exceptionally capable and fiercely ambitious, yet driven by a profound sense of their own inadequacy. This typically stems from childhood, and may result from various factors, such as experience of financial or physical deprivation, or a belief that their parents’ love was contingent upon their behaving and performing well.
As the recruiters I interviewed explained, these individuals are immensely attractive to elite professional organizations because they are entirely self-motivating and self-disciplining. The firm in effect tells the insecure overachiever, “We are the best in the business, and because we want you to work for us, that makes you the best, too.” But upon joining the firm, insecure overachievers discover that the rigorous up-or-out policy exacerbates their insecurity and their fear of being “exposed” as inadequate — and ultimately rejected.
In the short term, insecure overachievers respond by delivering exceptional performance. As the chair of a consulting firm told me, “My theory is that the best client relationship builders in our firm are insecure. They are so hell-bent on making their clients feel good about them that they work overtime. Clients feel their passion and respond to that.”
The tendency to hard work is reinforced by the strong culture of social control created by elite professional organizations. On the one hand, this is comforting. Some professionals I have studied refer to their firms as being like a “family,” or something even more intense. As one consultant described it, “When I first came here, I thought, this place feels like a cult. But now I have been here a while, I think it is great.” Taken to extremes, the insecure overachiever’s sense of commitment can lead to extreme conformity and the normalization of unhealthy behaviors.
Paradoxically, the professionals I studied still believe that they have autonomy and that they are overworking by choice. They do not blame their organizations, which after all have invested in work-life balance initiatives and wellness programs. Instead, they blame themselves for being inadequate. Their colleagues seem to be coping, and they take that as further evidence of their own inadequacy. They do not talk honestly to their colleagues about their problems, thus perpetuating the myth of the invincible professional, which encourages their colleagues to feel inadequate in turn. If they suffer burnout, they think it is their fault. Their organization and its leadership are absolved of responsibility, so nothing fundamental changes.
As a result, by the time insecure overachievers become leaders of their organizations, they unconsciously replicate the systems of social control and overwork that helped to create them.
If you are a leader who is wondering “Why am I working harder than ever?,” take a good look at yourself, the organization that has created you, and the organizational practices you are perpetuating. Working hard can be rewarding and exhilarating. But consider how you are living. Recognize when you are driving yourself and your staff too hard, and learn how to help yourself and your colleagues to step back from the brink.
Your insecurities may have helped to get you where you are today, but are they still working for you? Is it time to acknowledge that you have “made it” and to start enjoying the experience a little bit more? And if your boss is an insecure overachiever, recognize how they are projecting their insecurity onto you — how they make you feel insecure for not being able to keep up with them.
Work exceptionally long hours when you need to or want to, but do so consciously, for specified time periods, and to achieve specific goals. Don’t let it become a habit because you have forgotten how to work or live any other way.
And notice how you judge colleagues who are working less hard than you — they may have discovered something you need to learn.
If you are a leader, you have a responsibility not just to your firm but to the people who work within it. Help your colleagues to achieve their full potential, but do not allow yourself to exacerbate and exploit their insecurities. And remember that your ultimate “duty of care” is to yourself.
--------------------------------------------------------
Laura Empson is Professor in the Management of Professional Service firms at Cass Business School, University of London, and Senior Research Fellow at Harvard Law School.  She has devoted the past twenty-five years to researching and advising professional service firms on leadership, governance, and organizational change.  Her most recent book, Leading Professionals: Power, Politics and Prima Donnas (2017) is published by Oxford University Press.  Prior to becoming an academic she worked as a strategy consultant and investment banker.
--------------------------------------------------------


26 Kasım 2017 Pazar

İş Dünyasının Temelleri Üzerine Kısa Kısa


Kim övülmekten hoşlanmaz ki? Bunun cevabını herkes bilir ama pek az insan övmeyi tercih eder. Karşısındakinin, ya da şöyle de diyebiliriz "altındakinin" şımaracağından çekinir ve onun övülmeye layık olan işlerini ve yeteneklerini farketse de bunu dile getirmez.

İnsanlara gerçek liderlik yapmanın sırrı onları övmekte yatar. Samimi övgü insan yüreğini en iyi harekete geçiren şeydir. Hiçbir zaman unutma ki ödüllendirilen davranış tekrarlanır.

Halbuki kişi övüldüğünde illa ki yaptığı işte daha mutlu olur, daha motive bir şekilde aynısı tekrarlamayı hatta geliştirmeyi hedefler. Bu çabası da takımına, şirketine pozitif bir şekilde yansır.

Bakın bu konuda Goethe, “insanlara olmaları beklenen biriymiş gibi davranarak olabilecekleri kişi olmalarına yardım edin” demiştir.
 

“Bir insana olduğu gibi davranan, öyle kalacaktır. Bir insana olabileceği ve olması gerektiği gibi davran, öyle olacaktır. (J.W. VON GOETHE)”

İşteki başarının özü insanların yüreğiyle bağlantı kurmaktır. İnsanlarla ilişkin ne kadar derinse onlara yaptığın liderlik o denli etkili olacaktır. İnsanlar sana güvenmezse seni takip etmezler.

Bu noktada genelleme yapmaktan kaçıp, kendi tecrübemi paylaşmam gerekirse, özelimi paylaşabildiğim, kendimi açabildiğim yöneticilerime karşı hep daha yüksek bir güven hissedip takım ruhunu performansıma yansıtmayı başardım ve bu da ekip olarak daha iyi sonuçlar almamızı sağladı. Özetle iş dışında birşeyler paylaşabilmek, kısacası ilişkiyi "iş"ten öteye taşıyabilmek, ilişkiye derinlik katabilmek liderin ekibinden alacağı sonuca direk pozitif katkı sağlayacaktır.
Hayatta gerçekten başarılı olmanın en iyi yolunun gerçekten nazik olmaktan geçtiğini unutma.

Bazı sert tavırlar işin yapılmasını sağlayabilir, bazı kişilerce bu "otoriter" tavır sonuç odaklı bir izlenime de sebep olup pozitif algılanabilir. Ama tatlı dilin yılanı bile deliğinden çıkaracağını unutmamakta fayda vardır. Günün sonunda kalp kırarak yaptırılan bir işin orta ve uzun vadede getireceği negatif geri dönüşleri gözden kaçırmamak lazım. İnsanları kazanmak nezaketten geçer ve siz bir insanı kazandığınızda bir değil pek çok işi başarmış olursunuz.
Başarısızlık başarıya giden otoyoldur. Başarısızlık nasıl kazanacağını öğrenmekten ibarettir. Başarısızlıkta asla olumsuz ya da tenkit edici bir lisan kullanma. Azarlamak, insanları özel kılan yegane ışıklarını söndürür.

Nezaketi her an korumak ise asıl fark yaratandır. İşler yolundayken nezaket göstermek kadar işler iyi gitmediği anlarda da nezaketi korumak gerekir. Kriz anlarında nezaket sınırlarının aşılması sonrasında pek çok olumsuz sonucu da beraberinde getirir. Unutulmamalıdır ki, iş yapan kişi hata da yapar. Bu işin doğal bir sonucudur. Bu gibi durumlarda önemli olan gerekli dersin alınmasıdır. Hatayı yapan kişiyi sert bir dille eleştirmek o insanın yeteneklerinin körelmesine, kendine güveninin azalmasına sebep olur. Ondan iyi bir yönetici bu anlarda da destek olabilmelidir.

23 Eylül 2017 Cumartesi

10 Yılda Öğrendiğim 10 Şey

3 Eylül 2007 tarihinde başladığım iş hayatımın 10. yılını kutladığım şu günlerde geriye dönüp geçen zaman diliminde gözlemlediğim veya tecrübe ettiğim dersleri kaleme alıp saklamak istedim. Böylece hem kendime bir özet hem de okuyanlara faydalanabilecekleri bir kaynak bırakmayı amaçladım.  

Geride kalan 10 yıllık dönemin tamamını çok uluslu firmalarda ve genel olarak finans ve denetim ile ilgili alanlarda geçirdim. 2007’den 2010’a denetim ve danışmanlık alanında faaliyet gösteren PriceWaterhouseCoopers’ta, 2010’dan 2013’e dünyanın otomotiv devlerinden biri olan General Motors’ta çalıştım. Son 4 yıl 1 aydır da dünyanın bir numaralı sigarasını üreten firmada çalışıyorum. Bu üç firmada farklı ekiplerle, yerli ve yabancı yöneticilerle çalışma fırsatı buldum. Birbirinden farklı liderlik ve yöneticilik özellikleri olan kişileri gözlemledim, onlarla iletişim ve etkileşim içerisinde kendime bir şeyler katmayı hedefledim. Dolu dolu geçen bu 10 yılın sonunda aldığım dersleri özetle 10 maddede topladım:


  • Her şeyin başı sorumluluğunu yerine getirmek
  • Planlı ol, not al, ajandanı yönet
  • Etkin bir network sahibi ol
  • Yan masanda olup bitenden haberin olsun (büyük resmi kaçırma)
  • Profesyonellik dedikleri şey ketum olmayı gerektirir
  • Ya bir role-model’in ya da bir coach’un olsun
  • Heyecanı kaybetme, kaybediyorsan gerekli aksiyonu al
  • Özgün liderliğini keşfet
  • Hiç kimseye çok güvenme
  • Azimle çalış
Orta okul ve lise yıllarında tarih derslerinde savaşların sebep ve sonuçlarını sorarlar, yukarıdaki gibi maddeleri ezberlettirirlerdi. Sınavı geçinceye kadar aklımızda tutar, sonra da bir daha asla hatırla(ya)mazdık. Gelin bu 10 madde de öyle olmasın, biraz detaylandıralım.

Önce sorumluluğunu yerine getir

Çalışanın işvereniyle arasındaki iş akdinin gereği olarak öncelikle kendisine atanan sorumlulukları yerine getirmesi gerekmektedir. Her profesyonel, kendisinden beklendiği üzere, önce işini yapmalıdır. Unutmamalıyız ki, işveren tanımlanmış sorumlulukların yerine getirilmesi için para ödemektedir. Çalıştığımız firmada bizim gibi tüm çalışanların bir takımı oluşturduğunu düşünürsek, hepimizin sorumluluklarını tam olarak yerine getirmesi günün sonunda bizim de kazanan bir takım olmamızı sağlayacaktır. Ve unutmayın ki kazananlar daima ödüllendirilir ve takdir edilir.

Eğer kariyerinizde hedeflediğiniz noktaya ulaşmak istiyorsanız, önce bu birinci maddeyi layıkıyla yerine getirmeniz gerekiyor. Özellikle kariyerinizin başındayken, almış olduğunuz yüksek eğitiminize paralel olmayan daha basit işlerle meslek hayatınıza başlayabilirsiniz. Title’ınızın “assistant” ya da “trainee” unvanını içermesi, önemli toplantıları dahil edilmemeniz, ofiste geçen belirli bir sürenin basit ofis işleriyle geçiyor olması sizi demotive etmesin. Bundan hiç gocunmadan, bu işin de üyesi olduğunuz o ekipte biri tarafından yapılması gerektiğinin bilincinde olarak o işe sarılın. Öğrenmek için geçen kariyerinizin ilk yıllarında da kıdem ve tecrübeniz ile ekibin en saygın personeli olacağınız kariyerinizin son yıllarında da her işinizi önemseyip sorumluluklarınızı bilinçli bir şekilde yerine getirin. “Ya harika bir şey yap, ya da harika bir şekilde yap” sözünü mottonuz haline getirin ve size verilen sorumluluğu katma değerinizi de katarak ekibinize sunun. Özellikle performans değerlendirmelerinde amirlerinizin öncelikle bakacağı şeyi işinizi ne derece iyi yaptığınızı değerlendirmek olacaktır. Bu sebeple hedeflediğiniz performans zamları ve terfiler için öncelikle size verilen sorumlulukları yerine getirmeniz gerektiğini unutmadan işinize ve gerekliliklerine yoğunlaşın.

Ünvanınız ne olursa olsun, sorumluluğunuz nereden başlayıp nerede biterse bitsin, siz üstlenmiş olduğunuz o sorumluluğun tek ve asıl sorumlususunuz. (Unutma ki sen de bir patronsun, hakkını ver) Şirketin organizasyon şemasındaki yeriniz ne olursa olsun siz hakkını vererek sorumluluklarınızı yerine getirin. İşinizi yönetin. Liderlik edin. Unutmayın bunları yapabilmeniz için illa ki altınızda size raporlayan onlarca insan olmasına gerek yok. Bir çok “direct report”u olup da hala sahip olduğu işte yöneticilik vasıflarını ve liderlik yetkinliklerini kullanamayan kişilere inat, A’dan Z’ye alanına hakim, sorumluluğunun bilincinde, kendine güvenen bir birey kartvizitinde havalı ünvanlara ihtiyaç duymadan gayet başarılı bir şekilde kendi işine patronluk yapabilir. Ayrıca konuya geniş çerçeveden bakarsak, üst düzey bir yönetici de işinin ve işin getirdiği sorumluluklarının hakkını veremediği durumlarla karşılaşabiliyor. Bunda karşılaşılan zor insanlarla başa çıkabilmek özellikle önemli pay sahibi oluyor. İşte bu durumda teknik yeterliliklerle birlikte yönetimsel yetkinliklerin gelişmiş olması da olası sorunların üstesinden gelmekte önemli pay sahibi olacaktır.

Planlı ol, not al, ajandanı yönet



İlk maddede işimizi iyi yapmanın öneminden bahsetmişken, işimizi yapış şeklinden hiç bahsetmedik. Benim gözlemlerim, işinde başarılı, alanına hakim her yöneticinin planlı bir şekilde çalıştığını gösteriyor. Lisedeyken bir hocamız tahtaya Fransızca bir cümle yazıp bir sonraki hafta bunun ne demek olduğunu açıklayan öğrenciye bir üst not için kanaat notu kullanacağını söylemişti. Ertesi hafta geldiğinde tahtada yazan cümlenin “not alarak çalışın” olduğunu öğrendiğimizde “bu muymuş yani” demiştik. Aslında hem okulda hem de işte not almak ve alınan notları planlı bir şekilde değerlendirip uygulamak çok önemli. Günümüz iş dünyasında birçok toplantıya giriyoruz, bunların bir kısmı bilgilendirmeden öteye gitmezken bir kısmı ise hararetli tartışmaların yaşandığı ve fikirlerin adeta çatıştığı toplantılar oluyor. Bu toplantılarda pek çok kişinin önünde not defteri mevcut oluyor ancak bu deftere ismini yazmak ya da imza atmak yerine toplantı gündemine dair önemli notlar alanlar hep günün sonunda da farkı yaratan kişiler oluyor. Tabii ki not almak sizi tek başına bir yere taşımaz, burada asıl vurgulamak istediğim planlı bir şekilde hareket etmeniz.

“Ferrarisini Satan Bilge” ve “Ünvansız Lider” kitaplarının yazarı Robin Sharma’yı severek okuyorum. Kendisinin ofiste mesaiye başlamayla ilgili güzel bir önerisi var. Çoğumuzun güne bilgisayarımızı açıp, mailleri ve iş telefonumuzdaki mesajları kontrol edip bunlardan önemlilere cevap vererek başladığımızı söylüyor. İşte bunu yaparken de o günü planlamayı es geçtiğimizin altını çiziyor. Bunun yerine işe gittiğimizde ilk işimizin akşam eve giderken o gün nelerin bitirmiş olması gerektiğini planlamak olduğunu belirtiyor. Bunun için de öncelikle günlük olarak yapılması gerekenleri yazmamızı, sonrasında da belirli aralıklarla o hafta, ay ve yıl içerisinde tamamlamamız gereken sorumluluklar için ajandamızı şekillendirmemizi tavsiye ediyor. Ben de bu sistemi uygulayarak gün içerisindeki iniş-çıkışlardan etkilenmeden o gün yapmam gerekenleri basit bir şekilde izleyebiliyorum ve gün sonunda eve giderken neleri bitirdiğimi ve varsa ertesi güne sarkan işlerimi takip edebiliyorum. Notlarınızı çağın gerekliliklerine göre farklı yazılımlarda takip edebileceğiniz gibi klasik ajandalarda da izleyebilirsiniz, önemli olan sizin kendinizi rahat hissetmeniz ve yapacaklarınızın listesini eksiksiz not almanız.

Etkin bir network sahibi ol


Sabancı Üniversitesi’nde yönetim bilimleri (MBA) alanında yüksek lisansımı yaparken çarşamba günleri iş dünyasından tepe yöneticiler okulumuzda workshoplara katılırlardı. Bu workshopların birinde ülkemizde de faaliyet gösteren çok uluslu büyük bankalardan birinin yöneticisi, “iş dünyasında herşey çalışmakla olmaz, bazen kimi tanıdığınız da sizin başarılı işler ortaya çıkarmanızı sağlar” demişti. Konuyu pekiştirmek için verdiği örneklerde davetlere mutlaka katıldığını, her defasında özellikle farklı insanlarla tanışmaya özen gösterdiğini, kartvizit değiştirmenin çok önemli olduğunu ve her gün mutlaka telefon rehberini gezip bir süredir aramadığı birini arayarak network’ünü canlı tuttuğunu ve sarfettiği bu eforun hep karşılığını aldığı anlatmıştı.

İşte ilk o zaman bu havalı “networking” kavramı ile tanışmıştım. Sonrasında çalıştığım şirketlerde de geniş bir network’e sahip olan her seviyeden çalışanın bir yerlere gelirken bazı engelleri daha kolay aşabildiğini gözlemledim. Bu sebeple, sadece çalıştığınız departmanda değil de diğer departmanlarda da arkadaşlarınız olsun. Sırf çıkar için de bunu yapmayın. Büyük resmi görmek ve şirketinizin operasyonlarını anlamanız için de bu size avantaj sağlar. Farklı departmandaki arkadaşınıza bir gün sizin işiniz düştüğünde bir şey rica edecekken bu size konfor alanı yaratır. Yine şirket dışında da network’ünüzün geniş olması müşteri ve tedarikçilerle ilişkilerinizde yeri geldiğinde rüzgarın sizin lehinize dönmesini, sektörde olup bitenleri de takip etmenizi sağlayacaktır. Tabii ki network’ün geniş olması kadar canlı tutulması yani bağlantılarla sıcak ilişkilerin devam ettirilmesi de önemli. Harvard Business Review’in günlük olarak yayınladığı ve gönderdiği ipuçlarında bu konuda faydalı bir öneri paylaşılmıştı: Her gün öğle yemeğini farklı biriyle yiyin. Kesinlikle öğle araları, kahve-sigara molaları, şirketin sosyal aktiviteleri network’ünüzü genişletmek, yeni bir çevre edinmek için eşsiz fırsatlardır. Bunları etkin bir şekilde değerlendirin.


Yan masanda olan bitenden haberin olsun


Network’ün öneminden bahsederken diğer departmanlardaki insanlar ile kuracağınız ilişkinin şirketinizin operasyonlarını anlamak için size fayda sağlayacağını belirtmiştim. Bu konu özellikle büyük ve çok uluslu firmaların personellerine getirdiği uzmanlaştırma kültürü sebebiyle çalışanın kendi alanına derinlemesine yoğunlaşmasından ötürü etrafında neler olup bittiğini kaçırması ihtimalini düşündüğümüzde çok daha önemli bir hal alıyor. Siz size verilen sorumluluk kapsamında işinize çok hakim olabilirsiniz, ancak günümüzün dinamik iş dünyasında bu kariyer hedeflerinize ulaşmak için yeterli olmaz. Bunu illa ki çevrenizde olup bitenleri anlayıp kendi işinizle bağlantılarını kavrayarak pekiştirmelisiniz. Özetle büyük resmi görebilmek için kafanızı kaldırın ve çevrenizi gözlemleyin.

Sorumluluğunuzdaki masanın işlerine olan hakimiyetiniz sizin o masada kalmanızı sağlar, bir terfi ile amirinizin masasına ya da bir başka firmadaki amir pozisyonuna geçmeyi hedefliyorsanız mutlaka öncelikle kendi departmanınız olmak üzere diğer departmanlarda da neler olup bittiği konusunda bilgi ve fikir sahibi olmalısınız. Bununla beraber şirketinizin nasıl faaliyet gösterdiğini, operasyonun nasıl yönetildiğini, sizin sorumluluklarınızın bu operasyon içindeki önemini çok iyi kavramanız gerekir. Back-up sistemi ile çalışan organizasyonlarda bir çalışanın yokluğunda onun yerine aynı departman içerisinden biri bakar. Siz de bu back-up sistemine dahil olma konusunda istekli olursanız kendi masanız dışında bir masanın da genel olarak sorumluluklarını yerine getirebilir duruma gelirsiniz. Bu da sizin avantajınıza olacaktır. Özellikle yönetici pozisyonlarındaki kişileri gözlemlediğimde her masanın işlerini detaylı olarak bilmeseler de günün sonunda her masadaki faaliyetin operasyonu ya da finansal tabloları nasıl etkilediğini çok iyi biliyor olduklarını fark ettim. Eğer sizin de hedefleriniz tepedeki yönetici pozisyonlarıysa sorumluluklarınızı harika bir şekilde yerine getirirken ekip arkadaşlarınızın sorumluluklarını da anlayıp büyük resmi görmek için çaba sarf edin.

Profesyonellik dedikleri şey ketum olmayı gerektirir


İş hayatında bulunduğunuz pozisyon stratejik olsun ya da olmasın bir gün elinize şirketinizle, sektördeki rakip(ler)inizle, yeni çıkaracağınız ürünle, ekip arkadaşınızla ya da direk sizinle ilgili çok önemli bilgiler ulaşabilir. Bu bilgileri iyi analiz edip biriyle paylaşılabilir olup olmadığı konusunu gözden geçirmeden kesinlikle en samimi çalışma arkadaşınızla dahi paylaşmamalısınız. Bu aşamada yapacağınız yanlış bir tercih hem sizin adınıza bir hata olarak hanenize yazılır, hem de şirketinizin zarar görmesine ya da itibar kaybetmesine sebep olabilir. Yine Sabancı Üniversitesi’ndeki workshopların birinde Jan Nahum bizlere iş hayatına yönelik verdiği bir tavsiyede, yürütmekte olduğunuz bir projeyi finalize oluncaya kadar en yakın iş arkadaşınızla bile paylaşmayın diye öğütte bulunmuştu ve başından geçen benzer bir olayda kendisinin bitirme aşamasına getirdiği bir projeyi bir iş arkadaşıyla paylaştıktan hemen sonra o iş arkadaşının genel müdürden bu projenin hayata geçmesi için onay aldığında yaşadığı hayal kırıklığını paylaşmıştı.

Benzer şekilde günümüzde sıklıkla kullandığımız sosyal medya araçlarında da (twitter, facebook, instagram, snapchat, linkedin, vb.) işimizle ilgili önem arz eden konuları paylaşmaktan sakınmalıyız. Bilginin hızlı bir şekilde ve dezenformasyona da uğrayabilecek bir biçimde bu kanallarda yayılması yine istenmeyen sonuçlara yol açabilir ve bu da hem bize hem de çalıştığımız kuruma zarar verir. Tabii ki duvarları olan ve iletişimi zor bir ekip arkadaşı olmadan iş arkadaşlarımızla samimi paylaşımlarda bulunup güçlü ilişkiler kuracağız. Ancak paylaşımlarımızda profesyonelliğin gerekliliklerini yerine getirip neyin paylaşılıp neyin saklanması gerektiğini tartıp ona göre hareket etmeliyiz.

Ya bir role-model’in ya da bir coach’un olsun


Ulaşmak istediğiniz kariyer hedefini belirlerken kendiniz için bir role-model belirleyip onun başarı öyküsünden esinlenerek kendi başarı hikayenizi yazabilirsiniz. Tabii ki tek bir role-model belirlemek durumunda değilsiniz, farklı özellikler için farklı liderleri örnek alıp dilediğiniz özelliklerini hayatınıza adapte edebilirsiniz. Bu noktada örnek alacağınız kişinin biyografisini okumak, yaşayan kişiler ile linkedin gibi farklı kaynaklardan iletişime geçmek, onlar üzerine yazılmış incelemeleri takip etmek size bakış açısı kazandıracaktır. Örneğin Steve Jobs’un biyografisini okuyuncaya kadar sunum tekniklerine yönelik birçok eğitim alsam da başarılı sunumlar yapmaktan uzak bir performansım vardı. Kitapta Jobs’un Powerpoint’ten sunum yapan bir kişinin anlattıklarına hakim olması için o slaytlar olmadan sunabilecek donanımda olması gerektiğini, bu sebeple kendisinin ofiste Powerpoint kullanmayı yasakladığını okudum. Ben de bundan etkilenip hazırladığım sunumlarda slaytlar hiç yokmuş gibi çalışmalarımı yapıp sunuma çıkmaya başladım. Gerçekten de bu sunum performansımı olumlu yönde etkiledi.

Pek tabii ki çalıştığınız şirkette koçluk/mentörlük sistemi varsa bunu da iş hayatınıza aktif bir şekilde adapte ederek koçunuzdan/mentörünüzden alacağınız tüyolarla iş yapış şeklinizi farklılaştırıp kendinizi ulaşmak istediğiniz seviyeye taşıyabilirsiniz. Hatta illa bu sistem şirketinizde aktif olarak kullanılmasa bile yukarıda bahsettiğim networking faaliyetleriniz kapsamında yöneticilik niteliklerini beğendiğiniz kişilerle iletişim kurup onlardan geribildirim ve öneriler toplayarak kendinizi geliştirebilirsiniz.

Heyecanı kaybetme, kaybediyorsan gerekli aksiyonu al


Her sabah masanıza oturduğunuzda o gün yapacaklarınız için duyduğunuz önem ve istek, işinize olan bağlılığınızın en güzel göstergesidir. Heyecan konusunda 9 yıllık gözlemlerime göre, heyecanını kaybetmiş insanlar ay sonunda maaşını alıp ailesini geçindirmek için çalışıyor olmaktan hayıflanırken, heyecanla işine bağlı olan çalışanlar ise sürekli işiyle ilgili geliştirilebilir alanları kovalayan, ek sorumluluk almak için çaba gösteren, kendini güncel tutan ve farklılaştırmaya çalışan bireyler olarak hem kendine hem de şirketine değer katıyorlar. Hal böyle olunca da sarf edilen bu eforu birileri mutlaka görüp takdir ediyor ve bu onlara performans zammı ya da terfi olarak geri dönüyor. Bu sebeple kişi kendi durumunu değerlendirip özeleştirisini yapmalı ve eğer mevcut durumda üstlendiği sorumluluklar için heyecan duymuyorsa bir aksiyon planını hayata geçirmelidir.

Peki böyle bir durumda neler yapılabilir? Kişi ek sorumluluklar isteyerek “job enrichment” olarak nitelendirilen iş zenginleştirmesi yöntemiyle yeni sorumluluklar tecrübe edebilir. Yine amiriyle durumu paylaşıp rotasyon çerçevesinde bölüm içerisinde farklı bir pozisyon ile yola devam edip daha önce yapmadığı işleri yapıp hem yeni bir şeyler öğrenmenin, hem de yeni bir şeyler yapmanın heyecanını hayatına dahil edebilir. Çalışan eğer yeteneklerinin ve donanımlarının bulunduğu departman dışında da çalışmasına elverişli olduğunu düşünüyorsa, kendisine uygun bulduğu pozisyon için ilgili departman yöneticisi ve İK yönetici ile görüşüp talebini ileterek açılacak pozisyon için havuzda kendine yer edinebilir. Yine tüm bu saydıklarımla soruna çözüm bulamıyorsa iş değişikliği ile yeni bir firmada, yeni ekip arkadaşları ve yeni sorumluluklarla kariyerine devam edebilir. Organizasyon kültürü dersinde öğretilen verilere göre çalışanların düşük performans ve düşük iş tatmini yaşamalarının sebeplerinden biride içinde bulundukları organizasyonun kültürüne tam olarak adapte olamamalarıdır. Bu sorunu aşan çalışanların performanslarında yükseliş ve buna bağlı olarak yaptıkları işten tatmin olma seviyelerinde artış gözlemlenmiştir.


Özgün liderliğini keşfet


Öncelikle bu bölüme kadar olan bölümleri büyük ölçüde ilk yedi yıllık tecrübemle yazdığımı, bu bölümü ise sekizinci yılımdaki tecrübemle kaleme aldığımı belirtmek isterim. Gelelim bu sene eklediğimiz özgün liderlik konusuna. Harvard Business Review’in Liderlik üzerine yazılmış bilimsel makaleleri bir araya getirdiği kitabındaki Özgün Liderliğinizi Keşfetmek adlı makale kitaptaki en çok ilgimi çeken çalışma oldu. Makalede liderlik konusunda çalışan bilim insanlarının büyük liderlerin tanımlayıcı tarzlarını, niteliklerini veya kişilik özelliklerini belirlemek çabasıyla binden fazla çalışma yürüttüğü ancak bu çalışmalardan hiçbirinin ideal liderin net bir profilini çıkaramadığı belirtilmiş. Eğer bilimciler seri üretilmiş bir liderlik tarzı tarzı ortaya koymuş olsaydı, insanlar sonsuza kadar onu taklit etmeye çalışacaklardı. Neticesinde insan değil, oyun karakteri haline gelirlerdi, böylelikle de başkaları anında içlerini okurdu.

Yukarıdaki altıncı maddede belirttiğim gibi (ya bir role-modelin ya da bir coach’un olsun) başkalarının deneyimlerinden öğrenebilirsiniz, ama onlar gibi olmaya çalıştığınızda başarılı olmanız imkansızdır. İnsanlar özgün ve sahici olduğunuzda size güvenir, başka birinin kopyası olduğunuzda değil. Lider olmanız için yine yukarıdaki ilk maddede belirttiğim gibi (önce sorumluluğunu yerine getir) kuruluşunuzun tepesinde olmanız gerekmez. Özgün bir lider olmak için de bir liderin belirli nitelikleri veya kişisel özellikleriyle doğmak zorunda değilsiniz. Önemli olan potansiyelinizi keşfetmek. Young & Rubicam’ın CEO’su Ann Fudge’un bu konudaki söylemi ilham verici: “İster iş ister devlet hayatında ya da kar amacı gütmeyen bir gönüllü olarak olsun, hepimizin içinde liderlik kıvılcımı vardır. Karşımızdakine meydan okuma, liderlik yeteneklerimizi başkalarına hizmet etmek için nerede kullanacağımızı keşfetmemize yetecek kadar kendimizi iyi anlamaktır.” Deneyimlerinden özfarkındalık geliştirebilen birisi kendi değer ve ilkelerini gerçekleştirerek bu farkındalığa uygun olarak hareket eder. Dış ödül ve takdirler için duyduğu arzu kadar bu iç değerler tarafından da harekete geçirilmek için motivasyonunu dengelemeye özen gösterir.

Hiç kimseye çok güvenme

Yola çıktığınız ya da çıktığınız yolda karşınıza çıkan insanlara, belirli bir geçmişiniz olsun ya da olmasın, hiç bir zaman kontrol edilebilir bir güven seviyesinden fazla güvenmeyin. Tabi ki iş yaptığınız kişilere güvenerek daha rahat iş yaparsınız ama insanoğlu her zaman kendi çıkarlarını başkasının önünde görür ve sözkonusu kendisi olduğunda geçmişteki yaşanmışlıklar tek kalemde silinebilir. Bu yüzden hem özel hayatınızda hem de iş dünyasında siz siz olun ve birlikte olduğunuz insanlara ne kadar güvenirseniz güvenin bir gün onların da sizi yarı yolda bırakabileceğini aklınızda bulundurun. Kendi küçük dünyamdaki tecrübemi bir üst seviyeye taşımam gerekirse size 'kurumsallık' konsepti ile cevap verebilirim. Kurumsallaşmaya çalışan firmaların hepsi insana bağlı yapılardan sisteme bağlı yapılara geçmeye çalışırlar, edinilen tecrübenin şirket tabanına yayılmasını hedeflerler. Bunun arkasında kişiye bağlı yapının yarınının olmaması vardır. Peki neden kişiye bağlı yapı kullanmak istemezler, çünkü o kişi yarın orada olmayabilir. Sizde kendi içinizde bir değerlendirme yaparak mevcut network'ünüz içinde olması gerekenden fazla bir güven hissiyle bağlandığınız kişiler varsa bu yapıyı nasıl alternatifli hale getirebileceğinizi düşünün. Yukarıda bahsettiğim "etkin bir network sahibi ol" maddesi içerisinde herhangi bir kişiye diğerlerinden çok daha ayrıcalıklı bir güven ile bağlıysanız yarın o kişi sizin hayatınızda olmasa ve hayatınızdan çıkarken size nasıl zararlar verebileceği üzerinde kafa yorun ve ona göre kendinizi koruyup alternatifler geliştirin. Bu da sizin kendi sigortanız olsun. Tabi ki her güvendiğiniz sizi yarı yolda bırakacak değil ama ya yarı yolda bırakırsa?

Azimle Çalış 
Mutlaka ama mutlaka sizi heyecanlandıran ve sevdiğiniz işi yapın. Yedinci maddede de bahsettiğim bu konu zaten sizi başarıya götürecek olan ilk adımdır. O sevdiğiniz işinizde çok çalışın, yılmayın. Bunun karşılığını mutlaka alacaksınız. Hayat ve kariyer gerçekten uzun bir maratondur. Bu maratonda inişler ve çıkışlar olması son derece doğaldır. Ama siz sevdiğiniz işinizde ne kadar çok çalışırsanız o kadar başarılı olacağınız da kesindir. Bu bölümü yazdığım şu günlerde Rıdvan Akar’ın kaleminden "Hüsnü Özyeğin’in Yaşam Öyküsü: Bir Dünya Kurmak "adlı biyografiyi okuyorum. Kitabın arkasında, Türkiye’nin en zengin iş adamları sıralamasında ilk sıralarda yer alan Özyeğin’in başarısının arkasındaki üç sihirli sözcük şöyle sıralanmış: “Çalışmak, çalışmak, çalışmak…” Hayat bazen fırsatlar sunar, doğru yerde, doğru zamanda olanlar da bu fırsatlardan yararlanır ama bunun bir fırsat olduğunu görebilmek bile bir donanım ister. İşte bu da yalnızca çalışarak olur. Hüsnü Özyeğin gibi çalışmanın önemini işaret eden pek çok kişi var, bunlardan biri de adaşı Hüsnü Güreli. Bu başarılı mali müşavir ve avukat, Bülent Şenver’e verdiği bir röportajda gençlere işe geldiklerinde işten 17:30-18:00 gibi nasıl çıkarım diye düşünmek yerine kendilerini çalıştıkları kurumun sahibiymiş gibi sorumluluk hissederek çalışmalarını, sürekli kendilerine yatırım yapmalarını öğütlüyor. Eğer bir insan başarılı olmak istiyorsa mutlaka o iş için bir emek, bir çalışma sarf etmesi gerekir. Çalışmadan başarılı olmak beklenemez. Ancak pek çok insanın çalışmakla arası iyi değildir. Bu bölümü hazırlarken google’dan biraz faydalanmak için çalışmak yazdığımda bakın google’ın bana önerisi ne oldu:

Özetle, daha az çalışıp başarılı olmayı uman bir nesil yetişiyor. İşte bu sebeple kariyerimin onuncu yılında onuncu maddeyi çalışmanın öneminin altını çizip azim ve çaba ile yol alanın mutlaka amacına ulaşacağını belirtmekte fayda var. Alanınıza hakim oldukça çalışırken planlı ve düzenli olmayı da öğrenirsiniz ve böylece başarının anahtarı sizin olur. Bu konuda ibretlik bir hikaye paylaşmak isterim: Süt kovasına düşen iki kurbağa çıkabilmek için çırpındıkça çırpınır ama bir türlü buna muvaffak olamazlar. Bir süre sonra kurbağalardan biri çırpınmayı bırakır ve sütün içine batıp boğulur. Diğeri ise çırpınmaya devam eder ve bir süre sonra sütün üstünde bir kaymak tabakası oluştuğunu görür ve onun üstüne çıkarak hayatta kalır... Biri pes etmiş, yoldan geri dönmüş ve kaybetmiştir. Diğeri yani kararlı olanı ise çırpınmış ve hayatta kalmayı başarmıştır. İşte benimde öğrendiklerimden belki de en önemlisi ne olursa olsun amacımız uğrunda kararlı bir şekilde çalışmaktır.

On yıllık tecrübe ve gözlemlerimle, çok uluslu firmalar başta olmak üzere, çalışanların kariyerlerini yönetirken dikkat etmesi gereken hususları yukarıda özetlemeye çalıştım. Bakalım geçen zaman bu deneyim ve gözlemlerimde ne gibi değişikliklere yol açacak. Kariyer basamaklarını çıkıp kıdem aldıkça listeden neleri çıkarıp, neleri ekleyeceğim bunu zaman gösterecek. Tabi ki herkesin doğruları kendine göre değişir ama yine de yazdıklarım aklınızın bir köşesinde bulunmasında fayda olur diye düşünüyorum. 

27 Haziran 2017 Salı

Türk Kültüründe Yönetmek

Yakın zamanda sevgili dostum Mehmet Özgüçlü'nün kitaplığında görüp de okumak için ödünç aldığım Acar Baltaş'ın "Türk Kültüründe Yönetmek" adlı kitabını bitirdim. Daha önce yazarın herhangi bir kitabını okumadığım gibi kendisi hakkında bilgi sahibi de değildim. İş hayatı ve kişisel gelişim üzerine birşeyler okurken, "aa evet var böyle tipler" diye bol bol içinizden geçirerek okuyacağınız güzel değerlendirmeler içeren ve akıcı diliyle hızlıca bitirebileceğiniz bir kitap.
Acar Baltaş'ın kitabında Philip Morris'e danışmanlık verdiği dönemlere de atıflar mevcut.

Kitabın benim açımdan hoşuma giden bir yanı da çalıştığım şirket olan Philip Morris'e özel bazı atıflarda da bulunması oldu. Her ne kadar bahsi geçen kişiler şu an şirketimizde olmasa da şirketimizin kıdemli kişilerine bahsettiğimde onların tanıması ve Acar Baltaş'tan danışmanlık alındığı dönemleri hatırlanması kitabı benim için daha da anlamlı kıldı.

Artık bir klasik haline gelen, kitaptan kendim için notlar alma huyumu da tabii ki devam ettirdim. Bakalım bu kitaptan geriye neler kalmış:

  • Ne istediğinizi bilmek kolay değil, nadir ve zor kazanılan psikolojik bir zaferdir. 
  • Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir.
  • Göz odur ki dağın arkasını göre, akıl odur ki başa geleceği bile.
  • At, adımına göre değil, adamına göre yürür.
  • Bir liderin kalitesini anlamanın en kestirme yolu, çevresindeki kişilere bakmaktır.
  • Adam hacı mı olur ulaşmakla Mekke’ye, eşek derviş mi olur taş çekmekle tekkeye?
  • Sorumluluğunu taşıyacağın fikrin adamı ol.
  • Ata eyer gerek, eyere er gerek.
  • Arı, bey olan kovana üşer.
  • Ağaç kadar uzasa göğe ermez.
  • Rakipleriniz şirketinizin ürünlerini, sistemlerini, yapısını ve stratejilerini kopyalayabilirler, ancak şirketinizdeki güven ortamını ve çalışanlarınızın performansını kopyalayamazlar.
  • Dilden gelen elden gelse dilenci padişah olurdu.
  • İyi lider kendi zayıflıklarını bilir ve çevresine bunları telafi edecek kişiler toplar.
  • Ağaç, meyvesi olunca başını aşağı salar.
  • Zenginlik bağırır, servet fısıldar.
  • Horozu çok olan köyün sabahı geç olur.
  • Kurumsal performans, tohum-toprak ilişkisi gibidir. Tohum çalışanlar, kurum kültürü de topraktır. Ancak ortaya çıkan ürün, yöneticilerin yarattığı iklim tarafından belirlenir.
  • Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
  • Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz.
  • Bir insanı tanımanın en iyi yolu, onun kendini en aktif ve canlı hissettiği zamanki zihnini ve tutumunu araştırmaktan geçer.
  • Yatan aslandan gezen tilki yeğdir.
  • Çiçekçi bir kız ile bir hanımefendi arasındaki fark, ona yapılan davranışta gizlidir.
  • Bir insana olduğu gibi davran, öyle kalacaktır. Bir insana olabileceği ve olması gerektiği gibi davran, öyle olacaktır.
  • Herkes davul çalar ama çomağı makama uyduramaz.
  • Çay kuşu, çay taşıyla vurulur.
  • Eğer hiç kimseye güvenmezseniz, çok yakında aldatılacağınız tecrübeyle sabittir.
  • Güven duygusu yüksek olan ekipler granit, düşük olan ekipler de kum tepeleri gibidir. Güven, moleküller arasındaki çekim kuvvetidir.
  • Liderlik, temelini güvenden alır. Güven biterse çok yakında lider de gider.
  • Gönülsüz pişen aş, ya karın ağrıtır ya da baş.
  • Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.
  • Atanın sanatı oğla mirastır.
  • Temel taşı temelde, köşe taşı köşede gerek.
  • İnsan kişiliğini değiştiremez. Ancak aldığı formel veya informal geribildirimlerle davranışlarını önemli ölçüde değiştirebilir. Bunun sonucunda da çevresindekilerin kendisi hakkında farklı izlenimlere sahip olmasını –çok yavaş olsa da– sağlayabilir. Bu değişim yavaş olması açısından ümit kırıcı gibi görünse de, yeni girilen ortamlarda farklı bir izlenim ve itibar yaratılması mümkün olur.
  • Hiç kendi kendine kaynar mı kazan, çevre yanın ateş eylemeyince.
  • Tek kanatla kuş uçmaz.
  • Çekişmeden pekişilmez.
  • Hayır dile eşine, hayır gele başına.
  • Çevrenizdeki insanlar doğru bir şey yaptıklarında buna dikkat edin ve onların yanında veya arkalarında, bunu dile getirin. Sınava giren bir çocuk, hasta bir anne vb. ile ilgili sorular, insanlarla samimi ilişki kurmak için uygun adımlar atılmasına imkan verir. Böylece ilişki “merhaba”, ne haber”, “haydi allahaısmarladık” yüzeyselliğinden çıkar.
  • Çocukluğumuzdan beri bize öğretilen bir şey vardı: “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, sen de öyle davran.” Bu söz çok genel ölçüler içinde geçerli olsa da, doğru bir yaklaşım değildir. İnsanlarda iz bırakmanın yolu ilişkileri genellemekten değil, kişiselleştirmekten geçer. Her birey özeldir ve onu anlamak için dinlemek ve gözlemek gerekir.
Kitapta bir de başka bir kitaba atıf mevcuttu: Cem Kozlu'nun Bulutların Üstüne Tırmanırken adlı kitabı. Özellikle MBA yaptığım dönemde Cem Kozlu ismini derslerde çok duymuştum. Fırsat bulduğumda bu kitabı da edinmek istiyorum, buraya yazayım da adını unutursam bakarım. Size de hem Acar Baltaş'ın hem de henüz okumasam da Cem Kozlu'nun (referansı sağlam) kitabını öneririm.

7 Ekim 2016 Cuma

Hem Öğrendim Hem de Paylaştım

3 yıl önce Eylül ayında "7 Yılda Öğrendiğim 7 Şey" diye ilk olarak yazdığım, geçen yıl güncelleyerek "8 Yılda Öğrendiğim 8 Şey" diye yayımladığım, ve bu yıl ise "9 Yılda Öğrendiğim 9 Şey" olarak bugün itibarıyla en güncel haline dönüştürdüğüm paylaşımımı Eylül 2016'da bloğumda ve Linkedin'de paylaşmıştım:

http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2016/09/9-ylda-ogrendigim-9-sey.html

https://www.linkedin.com/pulse/9-y%C4%B1lda-%C3%B6%C4%9Frendi%C4%9Fim-%C5%9Fey-volkan-yorulmaz?trk=mp-author-card

Geçtiğimiz günlerde bu içeriği Hürriyet Yazarkafe ile paylaştım ve bugün kontrol ettiğimde Hürriyet okuyucularının "Eğitim ve İş Dünyası" alanında en çok okuduğu içerik olduğunu gördüm. Zirvede olmak güzel, umarım zaman paylaşacak güzel şeyleri karşımıza çıkarmaya devam eder...

Google adsense

Analytics