dönüşüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dönüşüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2024 Cumartesi

Başka Bir Dünya Mümkün

Geçtiğimiz Perşembe sabahından beri kendime bunu tekrar edip duruyorum: Başka Bir Dünya Mümkün... 

14-17 Ekim tarihleri arasında konferans için Antalya’daydım. Öyle yoğun geçen günlerin ve gecelerin ardından hem bir ortam değişikliği hem de temponun yavaşlaması bana iyi geldi. Hele bir de 16 Ekim öğleden sonrasında sunumum güzel geçince iyice bir rahatladım. Ama yine de öyle aman aman rahatlayamamış olmalıyım ki, son akşam plajdaki karaoke partisinde sahneye çıkmaya cesaret edemedim.

Her neyse, sorunsuz geçen bir etkinliğin son bölümünde bavulumu toparlayıp check-out yaptıktan sonra havuz başına inip bir kahve keyfi yaptım. Yazdan kalma güneşli Antalya havası ile bildirimleri kapatılmış Outlook’un verdiği rahatlık birleşince şöyle çevremi bir gözlemledim. En sevdiğim tatil aktivitesi olan güneşin altında öylece yatan Rus turistleri Ekim ortasında görünce kendime günün gerçeğini hatırlattım: “başka bir dünya mümkün”.

Havuz başındaki kahve keyfi öncesi Insta'ya atılan son hikaye
Otelden ayrılırken, uçakta ve havaalanından eve dönerken de bir kaç kez kendime bu telkinde bulunurken buldum kendimi. Hatta belki başarılı da olmuş olabilirim ki Perşembe gecesi bilgisayarı açmadan erken yattım. Ancak Cuma günü sabahtan bir başka gerçek ile uyandım: yeni pozisyonumda benden bir çok beklenti vardı. Gelen mailler sorular ve istekler içeriyordu ve topladığım enerjiyi adeta emiyordu. Altı gibi yürüyüşe çıkıp rahatlamayı planlasam da o sıralarda gelen bir başka maille yine keyfim kaçtı ve molayı ancak akşam yemeği ile verebildim. Gece bilgisayarı zorunlu bir sistem güncellemesi sebebiyle kapattığımda saat 1’di, yani yeni güne girmiştik.

Bugün biraz kendimle başbaşa kalıp neden bu kadar yoğun ve ne beni bu kadar yoruyor diye kendime sordum. Adeta biraz kendimi tanımaya, kendimle mülakat yapmaya adadığım o anlarda bulduğum cevap şu oldu: özellikle pandemi döneminde kariyerimin en zevk aldığım sorumluluklarına adamışken kendimi hep yalnız ve dedike çalışmıştım. Ancak bugünlerde çok fazla kişiyle yollarım kesişiyor, başka paydaşlarla mutabakata varmak, fikir alışverişinde bulunmak, bilgi alıp, karar vermek gerekiyordu ve bu da klasik Volkan’ın çalışma tarzından farklıydı. Buna alışmak, bu dönüşümü yönetmek beni yoruyordu. Durumun değerlendirmesini yapmak bana iyi geldi, en azından haftasonu bu satırları yazarken iyiyim. Pazartesi sabahı yine bana yüklenen, benden bir şeyler talep eden o mailleri alıp kendi yapılacaklar listemdekilere vakit ayıramadıkça stres yaşayacak olsam da bazı şeyler artık benim için daha net. Bu günlerden de hayırlısıyla geçip güçlenerek çıkacağımı düşündüğümde çok daha iyi hissediyorum. O halde bir kez daha tekrarlayayım: başka bir dünya mümkün. 

Rutinlerimi seviyorum ama bir kaç günlüğüne rutinlerimin dışına çıkmayı da seviyorum.


23 Ağustos 2023 Çarşamba

Viraja Giriyorum

Çok önemli bir mail attım az önce. "İnşallah hayırlısıyla olur" dediğim bir hayalime giden yolda, önemli bir dönemeçteyim. Bu da o yolda alınması gereken önemli virajlardan biri. Umarım savrulmadan, şeritten çıkmadan alnımın akıyla yolculuğa devam ederim.


 

10 Şubat 2021 Çarşamba

Birinin Hayatına Dokunmak

Bir süredir masaüstümde duran iki tane ekran alıntısı var. Aşağıda paylaştığım bu iki ekran alıntısı, kendi tecrübelerimi birilerine ilham vermesi için blog içeriği olarak yazdığım, video içeriği olarak anlattığım ve podcast olarak dillendirdiğim deneyimlerimin birilerinin hayatına dokunmasının eseri. Pandeminin bizi evlere tıkadığı bu hafta sonunda ziyaret için Bursa’dayken ve cep telefonumdan bağlandığım internetim de kritik seviyelere indiği için kitap okuyup, mailleri temizledikten sonra bu yazıyı hazırlamaya geldi sıra…

Hayatım boyunca reklam kokan hareketlerden uzak durup, bu konulara bulaşmaktan çekindiğim için kendimi geri planda tuttuğumdan yazacaklarım yanlış anlaşılır mı diye çekindim. Ancak şöyle de bir durum var ki, yazmasam bazı hatıralar unutulup gidecek. Şu hayatta hatıralar biriktirmenin değerini bilerek anlatayım en yalın haliyle.

SMMM (Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir) olma yolculuğuna çıktığımda bu yolun sonuna geldiğimde tecrübelerimi yazacağım demiştim. Çünkü o dönem sayfa sayfa forumları okuyup, ufak tefek ip uçları bulmak için sürekli araştırma yapıyordum. Buralardan yapıcı bir şeyler öğrenmek benim motivasyonumu arttırıyordu ve itici gücüm oluyordu. Yolun sonunda başarıya ulaştığımda yazdığım blog içeriği on binlerce kişi tarafından okunup üzerine pek çok yorum ve mail alınca herkese destek olmak için cevaplar verdim.

Ardından “Bağımsız Denetçi”lik maceram başladı, yeniden sınavlara hazırlanmaya başladım. Bu kez eskisi gibi forumlar da popüler değildi ve bağımsız denetçi ruhsatına sahip kişi sayısı da daha az olduğu için bahsettiğim motive edici başarı hikayelerine ve tüyolara ulaşmak daha da zordu. Çalışırken kafama iki şeyi koymuştum: Birincisi sınavı geçip de bağımsız denetçi ünvanımı alınca “nasıl bağımsız denetçi olduğumu” anlatacağım ve okuyanlara sınava yönelik ipuçları vereceğim bir içerik hazırlamaktı. İkincisi ise, sınava yönelik hap gibi hazırladığım notları elektronik kitap haline getirip bağımsız denetçilik yoluna çıkacak kişilere fayda sağlayacak bir eser bırakmaktı. Yolun sonunda başarılı olunca her iki hedefimi de hayata geçirdim. Biri çok okundu, biri de on binlerce kez indirildi, pek çok olumlu yorum aldı ve sınava girenlere yardımcı oldu.

Hepimizin bir gelişim hikayesi ve bu hikayenin içinde de gelişim alanları vardır. Sunum teknikleri konusunda kendimi geliştirmek için youtube’da bir kanal açtığımda amacım hikayelerimi paylaşıp, bu konularla ilgilenen, bu konuları araştıran insanlara faydalı olmaktı. Ben de öyle yaptım, yeri geldi nasıl SMMM olduğumu anlattım, yeri geldi nasıl bağımsız denetim sınavlarına hazırlandığımı baştan sona tarif ettim. Hep kariyer odaklı düşünmedim, bazen kredi kartı aidatlarını nasıl geri alabileceğimizi anlatırken, bazen de tüketicilerin hakem heyeti vasıtasıyla haklarını nasıl arayabileceğini örnek bir tecrübe üzerinden anlattım.

İşte bu iki ekran alıntısında gördüğümüz bu hikayelere aldığım etkileşimlerden sadece bir örnek. Birilerinin hayatına dokunmak, başarı hikayelerinde ufak bir pay sahibi olmak beni mutlu ediyor. Paylaşabileceğim, destek olabileceğim bir şey varsa üzerime düşeni yapmak ve bundan birilerinin faydalandığını öğrenmek gerçekten harika bir duygu.

Kıssadan hisse, siz de birilerinin hikayesine dokunmak için aksiyon alın. Eminim ki, yapabileceğiniz pek çok şey vardır. Haydi, şimdi tam zamanı…



26 Aralık 2020 Cumartesi

38

Beyaz bir sayfa açıp 38. yaşıma girerken neler hissettiğimi yazmak istedim, hani ileride dönüp bakıp “vay be, ne günlerdi tabi ya…” diye anmak için… Belki bunlar hep bugünün tadını çıkarmaktan çok gelecek için yaşamak tercihimden geliyor. Öyle ya da böyle bu tercihler beni ben yapıyor. Bazen yaptığımız tercihler de bir nevi dönüşüme yol açıyor. Hele ki aileysen, bu tercih sadece seni değil, senin beraberindekileri de etkiliyor.

Son birkaç yıldır doğum günümde ve hemen arkasından gelen yılbaşında hayal kurarken, kendim için bir şeyler isterken hep aynı şeyi dilerken buluyordum kendimi. Kariyer sayfamda bir sonraki basamağa çıkabilmek, sorumluluğumu, etki alanımı artırabilmek, yeni bir şeyler öğrenirken yeniden mücadelenin içinde olabilmek… Belki kulağa bir mülakattaki "Kariyer hedefleriniz nedir?" sorusuna verilebilecek jenerik ifadeler gibi geliyor kulağa ama işin aslı buydu benim için.

Doğum günüm sonrası 2020 yılına yine her şey eskisi gibi başlamışken, önce pandemi geldi; başta birkaç günlüğüne diye düşündüğümüz uzaktan çalışma düzeni ile artık evden aile ile beraber çalışma hayatıma girdi. Bir süredir Pazar öğleden sonraları başlayan o “Pazartesi Sendromu” artık hayatımdan çıkmıştı. Ailemle daha fazla vakit geçirebiliyor, oğlumun büyümesini gözlemlerken ona daha fazla eşlik edebiliyordum. Evet daha çok çalışıyordum, salona kurulmuş ofis ekipmanları gece yatarken kapanıyordu ama sabahları ya da akşamları maskeli yürüyüşlerim vardı benim, beğendiğim podcastleri dinleyip kendimle vakit geçirebildiğim anlara da sahiptim. Hatta akşamüstüleri oğlum arkadaşları ile oynarken ebe olduğum zamanlar da oldu. 

Sonra Mayıs ayı geldi ve o uzunca süredir dilediğim hayalime giden yolda bir fırsat çıktı karşıma. Ancak bu fırsat beraberinde bir tercih zorunluluğu da getirdi bana: İzmir’imden ayrılmak. Kariyerime başlarken kendimi illa ki İzmir’de çalışacağım diye kısıtlamış, Sabancı MBA’den sonra hiç İstanbul’da iş kovalamadan İzmir’ime dönmüş biri olarak bu kez “tarihi bir karar” vermek zorundaydım.


Evet bu satırları İstanbul Suadiye’deki evimden yazıyorum. Dolayısıyla yukarıdaki kararın ne yönde çıktığı da belli. Zor oldu, içim çok acıdı, eşimin ve oğlumun üzüldüğünü görmek, bilmek en zoruydu ama profesyonel hayatta yapamadığım o “Poker Face” imajı evime taşıdım, her şey olması gerektiği gibiymiş gibi davrandım. Günler geçti ve Ağustos ayının ortasında bir sabah taşıma firması asansörü balkonumuza kurdu ve eşyalarımız İzmir’den İstanbul’a taşınmak üzere yola çıktı. 2011’de evlenirken girdiğim evimden güzel hatıralarla ayrılırken kuyruğu dik tutmanın, aile babası olmanın gerekliliklerini yerine getirerek sıradaki maceraya odaklanıp ayrıldım. Yeri gelmişken söyleyeyim, lisans ve yüksek lisans için de İzmir’den gitmiştim, ama geri döndüm, bu da evrene mesajım olsun.

İstanbul’da ilk haftalar adeta bir keşif havasında geçti, hafta için akşamları Cadde ve sahil turları, hafta sonları YouTube ve Instagram’dan gördüğümüz güzel semtlerin ziyareti ve yeni mekanlar tanıyarak adaptasyon sürecini geçirdik. Vakalar arttıkça, havalar soğudukça dışarıdan kendimizi çekip eve kapandık. Market alışverişleri küçük kaçamaklar gibiydi. Tabi bir de Salı günleri gittiğim ofis, hem yolları öğrenmeme hem de iş yerindeki yeni arkadaşlarımla kaynaşmama vesile oluyordu. Bahaneyle bizimkiler de biraz bensizliğin tadını çıkarıyordu.

Bu süreçte bir kere de İzmir’e gittik. Taşındıktan yaklaşık 3 ay sonraki ilk ziyaretimizde evimizin kapısına kadar gidip içeri girememek, dışarıdan bakıp bahçesinde yürümek pek bir garipti. Bir kez daha öldürmeyen her acının güçlendirdiğini anlayıp annemin evinde kaldığımız bir İzmir ziyareti sonrası aslında İstanbul’daki evimizi de özlediğimizi hissettik. Eşyalar, alışkanlıklar, düzen bir şekilde insanın bağ kurmasını sağlıyor, bunu da yaşayarak öğrendim.

Evde kalmak, okumak, okuduklarım üzerine düşünüp yazmak, tecrübelerimi videolarla paylaşmak açısından üretkenliğimi arttırırken içerikleri de hızlıca tükettiğim bir dönemi beraberinde getirdi. Neredeyse hiç kapanmayan laptop’umda arka planda podcast niyetine dinlediğim sohbetler, ailece izlenen komedi filmleri ve youtuber’lar yeni normalde  en sık “sosyal”leştiğim arkadaşlarım gibi oldu.

Elimizdekilere şükrederek yola devam etmek, yaşarken değer verdiklerimizle mutlu olabilmek çok güzel ve anlamlı. Umarım 37 yaşımda hayatıma gelen değişikliklerin tadını sevdiklerimle sağlıklı bir şekilde çıkaracağım, güzel hatıralar biriktireceğim, heyecanımı koruyacağım ve arttıracağım “İyi ki”lerle dolu bir yaş yaşarım. E gelsin bakalım yeni yaş…

 

29 Haziran 2020 Pazartesi

İlklerin Ayı Biterken

Havalimanında kendimle baş başa kalmayı ve hislerimi yazıya dökmeyi sevdiğimden daha önce yine burada (Volkan Yorulmaz: Düşünce ve Üretkenlik Merkezi: Havaalanı ve hatta bu Volkan Yorulmaz: Zürih’e Giderken Kafamdan Geçenler) bahsetmiştim. Bugün yine öyle bir gün. Korona günlerinin başında onca içerik ürettikten sonra kariyerimdeki değişiklik sürecine girmemle beraber yazmamaya, üretmemeye, paylaşmamaya başlamıştım. Belki yoğunluk, belki kendi iç dünyama çekilme belki de gözden uzak olup nazardan korunmaydı bu, her neyse bugün bu detoksa bir ara verip paylaşım yapacağım.

Nasıl yapmayayım, insan hayatında kaç kere ev sahibi olur ki? Evet, bugün ben yatırım için değil oturmak, yaşamak için kendi evimi satın aldım. Şu an solumdaki sırt çantamda kendi adımı taşıyan bir tapu senedim var. Yanlış olmasın, sadece bir kağıt parçası değil, e-devlete girdiğimde de tapum artık üzerimde çıkıyor. Bu kadar görgüsüzlük yeter deyip hislerime döneyim.

Mayıs ayı heyecanlıydı, yeni pozisyon için görüşme, önce İzmir için teklif alma, ardından teklifin İstanbul olarak yenilenmesi derken yaşadığım zorlu karar anı hayatımın geri kalanının seyrini pek tabi ki de direkt olarak etkileyecek. Umarım hakkımda hayırlısı olur. Bu süreçte aile olmanın, onların desteğini almanın, varlıklarını arkamda hissetmenin önemi ve değeri benim için çok anlamlıydı. İyi ki varlar…

Haziran ayı ise yeni iş ve yeni hayat için atılan ilk somut adımlarla çok hızlı geçti. Bir yandan adını ilk kez duyduğum sistemlerden raporları gönderirken bir yandan da sahibinden.com’da görüp heyecanlanıp yerinde görmek için gittiğimiz ilk evi almaya karar verip, hayatımdaki ilk kredi başvurumu yapmam ile bu ayın kod adı ilklerin ayı oldu.

Bakalım önümüzdeki kısa ve orta vadede neler olacak? Bu uyum, adaptasyon ve dönüşüm süreci nasıl geçecek bekleyip, yaşayıp göreceğiz. Her şeyin hayırlısı...

Not: Bu yazıyı arka fonda Yalın’dan “İstanbul Benden Büyük Onla Başa Çıkamam” eşliğinde dinlemeyiniz.


26 Şubat 2019 Salı

İnsanı Yaşlandıran Şey Zaman Değil Mutsuzluktur

Yukarıdaki bu iddialı başlık "İnsanı Yaşlandıran Şey Zaman Değil Mutsuzluktur" bana değil Kaan Sekban'a ait. 2017 sonunda Kaan Sekban’ın kitabını okuyup kendisini bir hayli sevmiştim. Aradan geçen zamanda kendisini sosyal medyada takip etmeye devam ettikçe kendisine olan sevgim ve dönüşüm hikayesine olan saygım daha da arttı. Kısmetse önümüzdeki Pazar günü de kendisini ilk kez canlı izleme fırsatı bulacağım. Çalıştığım şirketin “gezi kulübü” üyeleri olarak kalabalık bir grup biletlerimizi aldık ve Pazar günü eğlenceli “beyaz yakalı” hikayeleri dinlemek için sabırsızlanıyoruz.
Bununla beraber, bu hafta içerisinde Harvard Business Review’de Kaan Sekban’ın bir röportajına rastladım. Açıklamalarından özellikle dikkatimi çeken kısımları renklendirdim. Seviyorum kendisini, siz hala sevmiyorsanız belki bu röportajı okuyunca seversiniz…
Bu arada Kaan’ın kitabını okuduktan sonra yazdıklarıma da buradan ulaşabilirsiniz:
"Konfor alanınızdan çıkın ve sınırları zorlayın."
HBR: Neden on yıl beklediniz? Kariyer değiştirmek için doğru zamanın geldiğini nasıl anladınız?
Sekban: Bankadayken yönetici pozisyonuna geçebilmek için çabalıyordum. Hayal kırıklıkları ve uzun bekleyişlerle dolu bir süreçti bu. Ne kadar yıprandığımı ve sıkıldığımı anladığımda değişim kararını verdim. Kurumsal dünyanın beyaz yakalı çalışanları kendilerini bir konfor alanının içine hapsediyor. Sabit bir gelir, risk almadan sürdürülen bir yaşam. Değişimden fazlasıyla korkuyoruz. “Doğru zaman” olup olmadığı ise tartışılır. İşin aslı, finansal durumlar açısından son derece yanlış bir zamandı. Ve bu, benim için en büyük meydan okumaydı. Zorlu bir yolculuğa çıktığımı biliyordum. Ancak kurumsal hayatın bana kazandırdığı iş disiplini, iş ahlakı ve daha pek çok değer benim donanımlı başlamama yardım etti.
Peki düşündüğünüz kadar zorlu oldu mu? Evet. Size bir anda tüm kapılar açılmıyor. Bazı insanların kafasında hep o “bankayı bırakmış gelip-geçici çocuk” olarak kalıyorsunuz. Dışarıdan görünen renkli gösterilerle dolu bu güzel manzaranın arkasında, kurumsal dünyayı eleştirdiğiniz için size tepki gösterenler ve kültür-sanat sayfalarında yer vermeyen gazeteler, dergiler de var. Ayrıca size destek olacak bir sponsor ya da yapımcı da bulamıyorsunuz. Önyargıları aşmak ve kendinizi ispat etmek emek ve zaman istiyor. Fakat üretmeyi kafasına koyup çok çalışan insanın başaramayacağı hiçbir şey yok. 
Gösterilerinize nasıl hazırlanıyorsunuz? Aslında tüm gösteriler, süreçte şekilleniyor. Hazır bir metnim yok. Anlatacaklarım zihnimde kayıtlı. Ancak sahnede aklıma gelen ve çok iyi tepkiler aldığım espriler olursa onları çıkışta not ediyorum. Niyetim detaylı bir şaka tablosu yaparak şakaların istatistiklerini tutmak, bir nevi şaka analizi yapmak.
Gösteri esnasında stresi nasıl yönetiyorsunuz? Biletler çok önceden tükeniyor. Bu da bende peki ya beklentiyi karşılayamazsam diye bir endişe yaratıyor. Ancak sahneye çıktığım anda hissettiğim enerji beni büyülüyor ve ben sadece akışına bırakıyorum.
Sahne üstünde algı yönetimi önemli. Siz bunu nasıl başarıyorsunuz? Mizahın bir matematiği var. Ve ne söylediğinizden çok nasıl söylediğiniz önemli. Doğru reaksiyonu almak için mimiklerinizi çok iyi kullanmalısınız. 
Sırada ne var? En büyük hayalim, komedinin yerel bir iş olmadığını kanıtlamak. Bunun da ilk adımı bu işi İngilizce yapmak. Önce Türkiye’deki expat’larla başlamak ve her kültürden insanın karşısına çıkarak tepkilerini görmek istiyorum. Ayrıca ikinci kitabımı yazmaya başladım.
Kariyerine yeni bir yön vermek isteyen insanlara tavsiyeniz nedir? Öncelikle kurumsal dünyayı şekillendirmek çalışanların elinde. Plazalar korkutucu yerler olmak zorunda değil. Fakat yine de içinden çıkmak istiyorlarsa ilk tavsiyem planlı ve hazırlıklı olmaları. Bu yola çıkarken bedeller ödemeye hazır olun.
Profesyonellerin en büyük sorunu istedikleri şey hemen olsun istemeleri. Beklemeye tahammülleri yok. Ayrıca en ufak başarısızlıkta yıkıma uğruyorlar. Öncelikle bundan vazgeçmeleri lazım. Sonra başkalarının ne dediğine, yaş, cinsiyet ve benzeri önyargılara kulak asmayıp kendi seslerine kulak vermeleri gerekli. 
İnsanı yaşlandıran şey zaman değil mutsuzluktur. Tüketmekten üretmeye geçersek daha mutlu olacağız ve genç kalacağız. Bu nedenle kendinize bir meydan okuma bulun, konfor alanınızdan çıkın ve sınırları zorlayın.

18 Şubat 2019 Pazartesi

İnsanları Harekete Geçirebilmek


Bir önceki kaleme aldığım içerikte (https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2019/02/beklentiyi-karslamak-haftasonu-ise.html) performans değerlendirme sistemiyle ilgili biraz hayal kırıklığı yaşadığıma dair bir izlenim bırakmış olmalıyım ki bugün bir arkadaşım yazdıklarımla ilgili geri bildirimde bulundu. Geçen yılı alınan derslerle beraber geride bırakacak olursak, özellikle soft skill’ler konusunda insanlardan aldığım yapıcı geri bildirimleri artırmaya odaklanacağım bir yıl hayal ediyorum bu dönem.

Bunlardan bir tanesini aslında yılın hemen başında kendi başıma düzenlediğim bir yarışma ile farklı bir ekipteki çalışma arkadaşımdan aldım bile. Şirketimin dönüşüm yolunda aldığı mesafeyi anlatan bir dökümanı çalışma arkadaşlarımın okumasını sağlama için bir mini test yaptım. Testin cevaplarının bu dökümanda olduğunu ve soruları doğru bile 3 kişiye de kitap armağan edeceğimi belirten bir duyuru yaptım. Bunla da kalmadım, dökümanı basıp ofiste herkesin görebileceği bir masaya da koydum.

Ardından insanlardan teste cevaplar gelmeye başladı, onları okumaya yönlendirebilmiştim. Bunun üzerine, görüşlerine değer verdiğim bir çalışma arkadaşımdan aşağıdaki mesajı aldım. Şimdi bu performans değerlendirilmesinde değerlendirilmez belki ama bence bu ve benzeri aksiyonları gösterenler şirketlerin dönüşümünde pay sahibi olur. Nokta.

4 Ekim 2018 Perşembe

Tersine Mentörlük'te Mentee Oldum

Bu yaz Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında birer seans olmak üzere “tersine mentörlük” deneyimini “mentee” olarak tecrübe etme fırsatım oldu. Bu yılki inkompass (Philip Morris’in çeşitli departmanlarının tanınmasını sağlayan bir program ve birisi yaz, diğeri de kış olmak üzere iki farklı cycle’dan oluşuyor. Bu iki cycle; farklı departmanları tanıma imkanı sağlıyor. Esas amacı da bu sayede öğrencilerin kendilerine neyin uygun olup olmadığını görebilmesini sağlamaktır.) arkadaşlarımızdan Merve Salihoğlu ve Özge Özdemir’in bana mentörlük yaptığı süreçte her iki tarafın paylaşım konusunda istekli olduğu, doğal ve akışkan bir ilişki kurduk.

Şirketimizde benden daha genç, daha az deneyimli olan arkadaşlarımdan benim gibi daha kıdemli olanlara doğru öğrenme, bilgi aktarımı ve paylaşım ortamı yaratılması en yeni bilgi veya teknik becerileri öğrenmenin yanında şirketimize yeni katılan kişilerin perspektiflerini anlama açısından benim için faydalı oldu.

Her seansımız sonrasında öğrendiklerimi kendim için not alıp sakladım. Üç görüşmemizden üç tane ders çıkaracak olursam:

  1. Seneye yüksek ihtimalle iş hayatına atılacak olan arkadaşlarımız, bağlı olacakları yöneticilerinde samimiyeti, şeffaflığı, beklentilerin açık olmasını ve iş dışı konularda da iletişim kurabilmeyi arıyorlar.
  2. Kariyerlerinde ilerleme fırsatı için farklı tecrübelerin önemli olacağını inanıyorlar ve bu yüzden farklı departmanlar denemeyi tercih edebileceklerini söylüyorlar.
  3. Kendilerinin nasıl bir fark yaratarak binlerce aday arasından seçildiklerini ve önümüzdeki dönemde nasıl fark yaratarak hedefledikleri işi bulacaklarını sorduğumda öne çıkan yönlerinin herkesi birbirine bağlama, yönlendirme, kendi fikirlerini kabul etmekten çok doğruyu bulmaya çalışma, hızlı öğrenme ve teknolojiye hızlı adaptasyon olduğunu ifade ediyorlar.

Her geçen gün daha karmaşık, değişken ve belirsiz olan dünyamız için ben de kendilerine kişisel gelişimlerini teşvik edecek geri bildirimlerde bulunmaya çalıştım. Özetle, iki tarafın birbirini açık yüreklilikle tanımaya çalıştığı ve mutlu yüzlerle sonlandırdığı bir tecrübeydi.

27 Haziran 2018 Çarşamba

Lego ve Dönüşüm Hatırası

Bugün değişim yönetimi ile ilgili katıldığım bir sunumda bu slaytı görünce akşama Okan'a gösteririm diye fotoğrafını çektim. Gösterdim de, sonra da Okan'ın 1. yaşından itibaren hayatımızda olan Lego'nun dönüşüm hikayesini araştırıp okudum. Aslında, Lego'nun büyümesinde birçok etken faktör mevcut. Başarılı şekilde uygulanan pazarlama taktikleri, satış kanallarının yönetim stratejileri ve yarattıkları markalar hem karlılıkta, hem de büyümede büyük etkilere sahip.

Ancak bunların temellerinde, şirketin de temellerine eklenen müşteri merkezli yaklaşım ile tasarım mantığı, ve bunu güçlendiren pazar araştırması kullanımı var.

Ha  bu arada bir dip not, bu fotoğraf Okan'ın hiç ilgisini çekmedi, zaten bundan çok gelişmiş Lego'ları o zaten sıklıkla Google görsellerinden araştırıyor...


2 Şubat 2018 Cuma

Philip Morris Yaşam'da Editörlük Tecrübem

"Söz uçar yazı kalır" deriz ya, ben de Philip Morris'te kendimce geleceğe kalacak bir içerik hazırlayıp şirketimiz çalışanlarına özel yayımlanan dergimizde editör köşesinde yayımlanmasını sağladım. Bir dönüşüm sürecinde olan şirketimizin gelecekte ulaşacağı noktaya giderken bugün değişim sürecini başlatmış olması beni oldukça heyecanlandırıyor. Sade bir çalışan olarak hissettiklerimi yazıya döktükten sonra bunun tüm Philip Morris çalışanları ile paylaşılmış olması bana gurur verdi. Bu yazıyı hazırladığım Cumartesi sabahı Starbucks'ta yazarken yaşadığım keyif ve heyecanın sonucunda böyle bir çıktısının olması memnuniyet verici. Değer verdiğim iş arkadaşlarımdan da bu konuda güzel geri bildirim almakta kendimi iyi hissettirdi.

Bu hatırayı saklayıp, üzerinden zaman geçtikten sonra ileride değerlendirmek benim için çok değerli olacak.




Merhaba dönüşüm yolcuları,

Öncelikle bu köşede yazma fırsatı bulduğum için hem çok mutlu hem de bu fırsatı sunan Kurumsal İlişkiler departmanımıza ve köşesini benimle paylaşan Eren Çelebi’ye müteşekkir olduğumu belirtmek isterim. Konuk editör olmak için Eren ile iletişime geçtiğimde aklımda sizlerle Philip Morris Türkiye olarak son dönemde sektörde elde ettiğimiz başarılardan bahsetmek vardı. Uzun uzadıya yıllar itibarıyla kurumlar vergisi rekortmenleri listesindeki yerimize, ihracattaki konumumuza, en iyi işveren ödülünü alışımıza atıfta bulunup başarı hikayelerimizle ve kazanılan ödüllerle gurur duymamıza aracı olmayı düşünmüştüm.

Ardından aklımdakileri yazıya dökmeye hazırlandığım dönemde PMI Yönetim Ekibinin Dubai’deki toplantısı gerçekleşti. Başta CEO’muz André’nin ilham verici video içerikleri olmak üzere yönetim ekibinin işaret ettiği konuları JAM sayfasında inceleyince, geçmiş başarı öykülerinden ziyade önümüzdeki dönemde imza atacağımız muhteşem başarılara yoğunlaşmaya karar verdim. Malum, şimdiye kadar yaptıklarımız bizi buraya getirdi ama buradan ileriye ancak farklı şeyler yaparak gidebiliriz; işte tam da bu yüzden değişmek ve dönüşmek gerekir.

Bir çalışan olarak transformasyon, yani dönüşüm ya da Enrique’nin Temmuz ayındaki iç iletişim toplantısında kullandığı deyimle trust-formation beni heyecanlandırıyor ve bu yolculuğun sonunda şirketimizin ve bizlerin “kazanan” olarak çıkacağımıza gönülden inanıyorum. 2016 yılı verilerine göre, 180 ülkede faaliyet gösteren, 800 milyar adet sigarayı 150 milyon yetişkin sigara tüketicisine ulaştıran dev bir organizasyonuz ve artık hepimiz aynı yöne doğru bir yolculuğa başladık. Bu yolculukta bazılarımız biraz önde, bazılarımız biraz daha geride ama aynı amaçla dumansız dünyaya yolculuğumuzu sürdürüyoruz. 2008 yılından itibaren 3 milyar doları aşan yatırım yaptığımız ve önümüzdeki dönemde 1.7 milyar dolar daha yatırım planladığımız riski azaltılmış ürünler halihazırda 25’ten fazla ülkede satışta. PMI’ın 2017 3.çeyrek raporunda paylaşılan araştırmalar, 3.7 milyondan fazla insanın sigaradan iQOS’a geçiş yaptığını ve her gün 8 bin kişinin daha bu geçişi gerçekleştirdiğini gösteriyor. Özetle transformasyon bizimle birlikte tüm dünyada yaşanıyor.

Bu dönüşüme kayıtsız kalmak tabi ki de mümkün değil. Dünyanın en saygın yatırım bankacılarından “Goldman Sachs” geçtiğimiz Eylül ayında yayımladığı raporunda Philip Morris’i global tütün endüstrisinin “ezber bozan”ı olarak tanımladı. Bu tanımı yaparken iQOS platformunun arkasındaki bilimsel araştırmalardan ticari stratejisine kadar sahip olduğu kalite unsurunu referans gösterdi ve yatırımcılarına Philip Morris hisselerini önerdi.

PMI’ın Birleşmiş Milletler Sürdürülebilirlik Raporu’nda 2025 yılında satışlarımızın en azından %30’unun dumansız ürünlerden oluşmasının hedeflendiği belirtilmiş. Bu hedefe ulaşmak için şimdiye kadar yaptıklarımızdan farklı şeyler yapmamız gerekiyor. Marshall Goldsmith’in dediği gibi “Seni buraya getiren şeyler, oraya götürmeyecek”. Hedefimize ulaşmak için bir kültürel değişim gerektiriyor. PMI Yönetim ekibinin toplantısında da altının çizildiği gibi, şirketler endüstrileri değiştirmez, insanlar değiştirir. Şirketimizin en büyük varlığının insanlar yani bizler olduğunu aklımızdan çıkarmayıp potansiyelimize ulaşmak için kültürel değişimi gerçekleştirmeliyiz. Bundan böyle müşteri odaklı yaklaşımımızla beraber süreçlerimizi yalınlaştırıp en etkin yöntemlerle çalışmayı kendimize ilke edinmeliyiz.  “Disruptive innovator”ı dilimize yıkıcı yenilikçiler olarak tercüme edersek, her birimiz basit yöntemler bularak daha önce yürünmemiş yollardan başarıya gidecek, iyi tanıdığımız tüketicilerin ihtiyaçlarına cevap verecek, sorunlara öncekilerden daha iyi çözümler bulacak, değişen dünyaya ayak uydurup başarıyı yakalarken öncekilerden farklı yöntemler kullanacak macera dolu bir yolculuğun yıkıcı yenilikçileriyiz. İyi yolculuklar… 

Volkan YORULMAZ

Kıdemli Vergi Analisti

Not: Yukarıda paylaşılan finansal verilerin hepsi kamuya açık olan PMI’ın Birleşmiş Milletler Sürdürülebilirlik Raporu’ndan ve 2017 3. Çeyrek Finansal Raporundan alınmıştır.


19 Aralık 2015 Cumartesi

Starbucks Deneyimi - Onward'ın Ardından

Geçtiğimiz hafta bir süredir okumakta olduğum bir dönüşüm hikayesini, Starbuks'ın ceo'su Howard Schultz'un Onward adlı kitabını bitirdim.Akıcı anlatımıyla hiç sıkılmadan okuyacağınız bu başarı hikayesi, özenle hazırlanmış, sıcacık caffé latte ya da caffé americanonuza enfes bir arkadaş olacak nitelikteydi. Her ne kadar ben çoğunlukla serviste okusam da kitabı okuduğum sürece kahve tüketimim ciddi ölçüde arttı.

Kitaptan bir de çok hoşuma giden ekran görüntüsü aldım, buradan paylaşmadan edemeyeceğim...


Bir romanın duygusal gücü ve gerilimiyle çarpıcı bir dönüşüm hikâyesi…

“Otuz yılı aşkın süredir kahve hayal gücümün tüm kıvrımlarını zapt etti çünkü o, bireyler kadar toplumla da ilgili bir içecek. Ruandalı bir çiftçi… İki kıtadaki altı Starbucks tesisinde seksen kavurma ustası… 54 ülkedeki binlerce barista… Kahvenin gücü, senfoniye benzer cazibesini bir orkestra hassasiyetiyle yöneten birkaç bireyin ellerinde yatıyor. Topraktan fincana uzanan yolculukta o kadar çok şey yanlış gidebilir ki…Ve bir kahve yalan söylemez. Söyleyemez. Her yudum, yaratım sürecine dahil olan insani ve teknik sanatkârlığın kanıtıdır.

2008 başında tüm kalbimle insanların yeniden Starbucks’a âşık olmasını istiyordum, işte bu nedenle karşı yönde uyarı bombardımanına tutulmama rağmen Amerika’daki tüm mağazalarımızı kapatmaya karar verdim…”

                                                                                         Howard Schultz, Starbucks’ın başkanı, genel müdürü ve ceo’su

Etkileyici bir liderlik ve yönetim anlayışıyla, Starbucks’a adeta bir hayat öpücüğü veren Howard Schultz tarafından – yazar Joanne Gordon eşliğinde – kaleme alınan “Onward” uzun süre New York Times‘ın satış listelerinde yer aldı. Schultz’un bu serüveni bizlerle paylaşırken ortaya koyduğu samimi ve içten yaklaşım, usta ellerde kavrulmuş kahve kokusu gibi, okudukça içinize işleyecek.

Kitabın sonuna özel fotoğraflar da eklenmiş, işte yıllar önceki ilk Starbucks mağazası:


Google adsense

Analytics