disiplin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
disiplin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2018 Cumartesi

Cenk Tosun'a Mektup



Sevgili Cenk Tosun,

Hakkındaki transfer söylentilerinin dedikodudan gerçekliğe dönüşmesiyle beraber elde ettiğin bu tarihi başarıdan ötürü seni tebrik etmek için bir şeyler yazmak istedim. Onca spor adamı, köşe yazarı hatta bakan bile senin bu önemli transfer haberin hakkında yazıyorken yazdıklarım sana ulaşmaz diye tahmin etsem de hakkındaki düşünce ve hislerim sade bir taraftar olarak kayıtlara geçsin niyetiyle yazıyorum.

Dürüst olmam gerekirse, Beşiktaş’ımıza transfer olduğun dönem gelişine sevinsem de senden beklentim Beşiktaş’a rotasyon içerisinde katkı sağlaman üzerineydi. Benim gibi pek çok kişinin beklentisi ilk başta gerçek oldu. Çokça yedek kaldın, bazen ikinci yarılarda şans buldun, görevini yaptın, bazen taktiksel sebeplerle ya da forma mücadelesi verdiğin arkadaşlarının yükselen performansları nedeniyle o şans da gelmedi ama sen yine takım oyuncusu olmayı başardın. Bir sonraki kez görev sırası sana geldiğinde yine bizlere yüzde yüzünle mücadeleni sergiledin. Ben ve benim gibi pek çok futbol sever bunu takdir ederken çalıştığın hocalar da hem kulüp takımı hem de milli takım seviyesinde bunu görmezden gelmedi ve hak ettiğin formayı her iki seviyede de taşımaya başladın. Özellikle Avrupa arenasında sahadaki duruşunla ve attığın gollerle taraflı tarafsız pek çoğumuzun gururu oldun ve bizleri mutlu ettin. Bizlere yaşattığın bu anlamlı hisler için sana şükranlarımı sunarım.

Saha içerisindeki iş ahlakın, disiplinin ve çalışkanlığın, saha dışında da sergilediğin örnek yaşamla harika bir denge tutturdu. Ne bekarken, ne de evliyken senin magazin basınına yansımış olumsuz bir haberine ya da fotoğrafına rastlamadım. Aksine sen hep sergilediğin örnek davranışlarla aklımda kaldın. Sosyal medyada takım arkadaşların ve eşinle paylaştığın güzel kareler maç sonlarında çektirdiğin üçlü gibi güzel enstantaneler ile hafızamda birleşti. Her ne kadar son kez çektirdiğin üçlü de Şenol Hoca’nın boynunu bükmüş, biz taraftarların da yüreğini cız ettirmiş olsan da bil ki hepimiz arkandayız, destekçiniz. Artık playstation’da Beşiktaş dışında gönül rahatlığıyla seçebileceğim bir Everton, ve o takımın forvetinde bir Cenk Tosun olacak. Maçlarını izleme imkanım olmasa da maç sonuçlarını ve performansını mutlaka takip edeceğim.

Yolun açık olsun Tosun Paşa’m. Ne kadar zorlukla karşılaşırsan karşılaş senin yine başarılı olacağından hiç kuşkum yok. Yine çok çalışacaksın, yine çok yorulacaksın belki ama kesin olan bir şey var ki yine başarılı olacaksın. Kim bilir belki de açtığın bu beyaz sayfada yazacağın başarı hikayeleri, bir başka beyaz sayfada bambaşka başarı hikayeleri de yazmana sebep olacak. Senin için her şeyin hayırlısı olsun. Allah sana her şeyin en iyisini, en güzelini nasip etsin çünkü gerçekten hakediyorsun. Bir de belki ben yazılı ve görsel basında kaçırmış olabilirim ama, gördüğüm kadarıyla pek çok kişi başarında altyapına, disiplinine, çalıştığın hocalara pay çıkardı fakat unutmamak lazım ki her başarılı erkeğin arkasında da bir kadın vardır. Bu noktada eşinin de hakkını vermek gerektiğini düşünüyorum. Sana ve bu seviyeye ulaşmanda katkısı olan herkese Türkiye vatandaşı ve Beşiktaş taraftarı olarak teşekkür ederim.

Londra’da yağmurlu günlerde canın sıkılırsa ve memleketini özlersen çayını yudumlarken Beşiktaş’ta yapacağın jübileni hayal edip takıma zamanı geldiğinde teknik adam olarak nasıl katkıda bulunacağını planlayabilirsin. Ama önce İngilizlere Cenk Tosun’u ve Türk’leri sahada ve saha dışında en güzel şekilde tanıtman ricasıyla…

Sevgiler,

Volkan YORULMAZ

26 Şubat 2017 Pazar

Hoşgörü ve Disiplin Üzerine

Aşağıda Dünya Gazetesi'nden Uğur Tandoğan'ın köşesinde yayımladığı bir anısı var. Bir anıda birden çok ders içeren şekilde bir paylaşımda bulunmuş. Kendimce önemli bulduklarımı işaretleyerek saklamak istedim. Bir baba olarak ben de bunlardan dersimi almalıyım, ya siz? Özellikle yazının sonundaki soru üzerinde etraflıca düşünmelik...

Bir anı

Ertesi gün vize sınavı vardı. Sabah sabah telefonum çaldı. “Hocam, yarın vize sınavımız var. Başka bir dersten projemiz vardı. Sizin derse çalışamadık. Biz iki kişi bu sınavı alamayacağız. Bize mazeret sınavı verir misiniz?” Ben de “Vermem. Sınav zamanı dönemin başından beri belli idi; kendinizi ona göre ayarlayacaktınız. Örneğin, yarın iş yaşamında ihalelere katılacaksınız. Dosya teslim tarihinde mazeretinizi kabul ederler mi?” dedim. Sonra sordum: “Yalnız ikiniz mi proje yapıyorsunuz?” Öğrenci: “Hayır, başka arkadaşlar da yapıyor” dedi. Ben de “Size mazeret sınavı verirsem, diğer arkadaşlarınıza da haksızlık yapmış olurum. Hem daha yarına kadar zamanınız var. İşlediğimiz konular da az. Gözünüzde büyütmeyin, yarına kadar çalışırsanız, başarırsınız” dedim.

Ertesi gün sınav saatinden biraz önce üniversiteye gittim. Arabamı park edip binaya girerken iki genç önüme çıktı. Birisi konuşmaya başladı. “Hocam, dün telefon etmiştik. Biz bu sınava giremeyeceğiz.”

Ben de “Girin bence. Bir şeyler yaparsınız, hiç yoktan iyidir. Çünkü girmezseniz, bu sınavdan sıfır alacaksınız.” Öğrenci ısrarlı idi “Hocam dün size açıklamıştık. Projemiz vardı, çalışamadık.” Ben de “Ama ben de dün size mazeret sınavı vermeyeceğimi söylemiştim.” Öğrenci bu kez duygusal şantaja başvurdu: “ Ama biz de sizi kötü hatırlayacağız Hocam” dedi. Ben de şöyle bitirdim konuşmayı “İşte beni hatırlayın diye mazeret sınavı vermeyeceğim.

Hatırlayın ve zamanın önemini bilin diye vermeyeceğim.” İki öğrenci sınava girmedi. Sınıfa girdiğimde diğer tüm öğrenciler kalemlerini, silgilerini hazırlamışlardı; heyecanla soruları bekliyorlardı. Soruları dağıtıp sınavı başlattım.

Bir yorum

Üniversite, hayata atılmadan bir önceki adımdır. Onları yaşama hazırlamak için son fırsattır. Bazıları olaya değişik bir açıdan bakıp şöyle diyebilir “Yaşam zaten zor bir yolculuk. Bırakalım çocuklar bu zor yolculuğa çıkmadan ellerindeki bu son fırsatın keyfini çıkarsınlar” Ben ise bu fırsatı iyi değerlendirmenin gerekli olduğuna inananlardanım. Gençleri bir çok konuda eğitmeye çalışırız.

Örneğin, onlara öğrenmeyi, araştırma yapmayı, özgür düşünmeyi, inançlarını özgürce savunmayı öğretmeye çalışırız. Evet, bunlar çağdaş bir eğitimin olmazsa olmazlarıdır. Öğrenecekleri en önemli şeylerden birisi de, kaynakların değerini bilmektir. Bu kaynakların başında da zaman gelir. Gençler, yaşama atılmadan zamanın değerini öğrenmelidir. Zaman, yerine konulması mümkün olmayan, yenilenemeyen bir kaynaktır. Bu yüzyılda yaşayan birisinin, başarılı olmak için zaman disiplinini kazanması gerekir. Bu eğitimin bir parçası olarak sınav programlarını önceden yapar ve bundan ödün vermemeye çalışırım. Mazeret sınavı vermeyeceğimi baştan ilan ederim. “Neden mazeret sınavı vermiyorsunuz Hocam?” diye soranlara bazen gülerek şöyle cevap veririm “ Ek sınav hazırlamak, maliyetini kurtarmıyor.” Derse zamanında gelmelerini isterim; geç gelenleri o derse almam.

Evet, gençler, candır. Gençler, yaşamdır. Gençleri severiz. Ancak sevmek “Saldım çayıra, Mevlam kayıra” anlayışı değildir. Sevmek, sorumluluk demektir. Onları yetiştirme sorumluluğunu savsaklayamayız. Çünkü gençler, bir ülkenin geleceğidir. Onları geleceğe iyi hazırlamalıyız. Bunun için de her fırsatı kullanarak onları eğitmeliyiz. Eğitim ise, ciddi bir iştir. Disiplin gerektirir. Öte yandan, sevgi de hoşgörü demektir. Bu iki uç arasındaki hassas dengeyi iyi kurmak gerekir. Çoğu kez ailelerde kantarın topuzunun kaçtığına tanık olmaktayım. Çocuklar o kadar seviliyor ki hoş görüle görüle, bir hoş oluyorlar. Üniversite çağına gelmiş bazı gençlerin, gerçek hayata beş dakika kalmışken, hiçbir disiplin elde edememiş olduğuna üzülerek tanık oluyorum.

Sonuç

Çocuğunuzu yetiştirirken, hoşgörü ve disiplin sınırını nereden çektiğinize dikkat ediyor musunuz?



19 Aralık 2015 Cumartesi

Starbucks Deneyimi - Onward'ın Ardından

Geçtiğimiz hafta bir süredir okumakta olduğum bir dönüşüm hikayesini, Starbuks'ın ceo'su Howard Schultz'un Onward adlı kitabını bitirdim.Akıcı anlatımıyla hiç sıkılmadan okuyacağınız bu başarı hikayesi, özenle hazırlanmış, sıcacık caffé latte ya da caffé americanonuza enfes bir arkadaş olacak nitelikteydi. Her ne kadar ben çoğunlukla serviste okusam da kitabı okuduğum sürece kahve tüketimim ciddi ölçüde arttı.

Kitaptan bir de çok hoşuma giden ekran görüntüsü aldım, buradan paylaşmadan edemeyeceğim...


Bir romanın duygusal gücü ve gerilimiyle çarpıcı bir dönüşüm hikâyesi…

“Otuz yılı aşkın süredir kahve hayal gücümün tüm kıvrımlarını zapt etti çünkü o, bireyler kadar toplumla da ilgili bir içecek. Ruandalı bir çiftçi… İki kıtadaki altı Starbucks tesisinde seksen kavurma ustası… 54 ülkedeki binlerce barista… Kahvenin gücü, senfoniye benzer cazibesini bir orkestra hassasiyetiyle yöneten birkaç bireyin ellerinde yatıyor. Topraktan fincana uzanan yolculukta o kadar çok şey yanlış gidebilir ki…Ve bir kahve yalan söylemez. Söyleyemez. Her yudum, yaratım sürecine dahil olan insani ve teknik sanatkârlığın kanıtıdır.

2008 başında tüm kalbimle insanların yeniden Starbucks’a âşık olmasını istiyordum, işte bu nedenle karşı yönde uyarı bombardımanına tutulmama rağmen Amerika’daki tüm mağazalarımızı kapatmaya karar verdim…”

                                                                                         Howard Schultz, Starbucks’ın başkanı, genel müdürü ve ceo’su

Etkileyici bir liderlik ve yönetim anlayışıyla, Starbucks’a adeta bir hayat öpücüğü veren Howard Schultz tarafından – yazar Joanne Gordon eşliğinde – kaleme alınan “Onward” uzun süre New York Times‘ın satış listelerinde yer aldı. Schultz’un bu serüveni bizlerle paylaşırken ortaya koyduğu samimi ve içten yaklaşım, usta ellerde kavrulmuş kahve kokusu gibi, okudukça içinize işleyecek.

Kitabın sonuna özel fotoğraflar da eklenmiş, işte yıllar önceki ilk Starbucks mağazası:


16 Haziran 2013 Pazar

Başarı

"Başarı, zamanla kazanılan ve planlayabileceğin her şeyin ötesinde getiriler sağlayan küçük günlük disiplinler vasıtasıyla oluşur."

Yukarıdaki cümleyi şu aralar tekrar okumakta olduğum Robin Sharma'nın Unvansız Lider adlı kitabından alıntıladım. Bloguma da not olarak düşmek istedim ki bana ve burayı takip edenlere ders olsun.

Gerçekten de 4 yıllık bir lisans eğitimindense 4 yıllık bir alışkanlık birçok kez bize daha büyük ve fark yaratacak başarı sunma potansiyelindedir. Yeter ki bunu fark edin ve çevrenizdekilerin de fark etmesini sağlayın.


Google adsense

Analytics