Robin Sharma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Robin Sharma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2019 Salı

Lessons from 2018 to 2019

Madem bugün 1 Ocak 2019, motivasyon için okuduğum Robin Sharma'dan kendim için aldığım notları şuray bırakayım. Etkileyici bulduklarım bunlar, ya sizin?


THE GREATEST LESSONS 2018 HAS TAUGHT ME

BY ROBIN SHARMA

Success has less to do with hard work and more to do with massive focus on your few best opportunities.

If you don’t make the time for yourself to get inspired, no one around you will ever be inspired.

Reviewing your Big 5 annual goals every morning and working on your plan every day is an exceptionally powerful way to breed unbeatable focus and drive.

Self-belief is so incredibly important. Because if you don’t believe you can achieve a vision/goal, then you won’t even start to do the work needed to achieve that vision/goal.

Our biggest enemy is our own self-doubt. We really can achieve extraordinary things in our lives. But we sabotage our greatness because of our fear.

Join a mastermind group. It’s just remarkable what being in a room full of people who are smarter than yourself does for your performance.

Related to the above, remember what Dennis Kimbro once said: “If you’re the smartest one of your friends, you need new friends.”



26 Kasım 2017 Pazar

İş Dünyasının Temelleri Üzerine Kısa Kısa


Kim övülmekten hoşlanmaz ki? Bunun cevabını herkes bilir ama pek az insan övmeyi tercih eder. Karşısındakinin, ya da şöyle de diyebiliriz "altındakinin" şımaracağından çekinir ve onun övülmeye layık olan işlerini ve yeteneklerini farketse de bunu dile getirmez.

İnsanlara gerçek liderlik yapmanın sırrı onları övmekte yatar. Samimi övgü insan yüreğini en iyi harekete geçiren şeydir. Hiçbir zaman unutma ki ödüllendirilen davranış tekrarlanır.

Halbuki kişi övüldüğünde illa ki yaptığı işte daha mutlu olur, daha motive bir şekilde aynısı tekrarlamayı hatta geliştirmeyi hedefler. Bu çabası da takımına, şirketine pozitif bir şekilde yansır.

Bakın bu konuda Goethe, “insanlara olmaları beklenen biriymiş gibi davranarak olabilecekleri kişi olmalarına yardım edin” demiştir.
 

“Bir insana olduğu gibi davranan, öyle kalacaktır. Bir insana olabileceği ve olması gerektiği gibi davran, öyle olacaktır. (J.W. VON GOETHE)”

İşteki başarının özü insanların yüreğiyle bağlantı kurmaktır. İnsanlarla ilişkin ne kadar derinse onlara yaptığın liderlik o denli etkili olacaktır. İnsanlar sana güvenmezse seni takip etmezler.

Bu noktada genelleme yapmaktan kaçıp, kendi tecrübemi paylaşmam gerekirse, özelimi paylaşabildiğim, kendimi açabildiğim yöneticilerime karşı hep daha yüksek bir güven hissedip takım ruhunu performansıma yansıtmayı başardım ve bu da ekip olarak daha iyi sonuçlar almamızı sağladı. Özetle iş dışında birşeyler paylaşabilmek, kısacası ilişkiyi "iş"ten öteye taşıyabilmek, ilişkiye derinlik katabilmek liderin ekibinden alacağı sonuca direk pozitif katkı sağlayacaktır.
Hayatta gerçekten başarılı olmanın en iyi yolunun gerçekten nazik olmaktan geçtiğini unutma.

Bazı sert tavırlar işin yapılmasını sağlayabilir, bazı kişilerce bu "otoriter" tavır sonuç odaklı bir izlenime de sebep olup pozitif algılanabilir. Ama tatlı dilin yılanı bile deliğinden çıkaracağını unutmamakta fayda vardır. Günün sonunda kalp kırarak yaptırılan bir işin orta ve uzun vadede getireceği negatif geri dönüşleri gözden kaçırmamak lazım. İnsanları kazanmak nezaketten geçer ve siz bir insanı kazandığınızda bir değil pek çok işi başarmış olursunuz.
Başarısızlık başarıya giden otoyoldur. Başarısızlık nasıl kazanacağını öğrenmekten ibarettir. Başarısızlıkta asla olumsuz ya da tenkit edici bir lisan kullanma. Azarlamak, insanları özel kılan yegane ışıklarını söndürür.

Nezaketi her an korumak ise asıl fark yaratandır. İşler yolundayken nezaket göstermek kadar işler iyi gitmediği anlarda da nezaketi korumak gerekir. Kriz anlarında nezaket sınırlarının aşılması sonrasında pek çok olumsuz sonucu da beraberinde getirir. Unutulmamalıdır ki, iş yapan kişi hata da yapar. Bu işin doğal bir sonucudur. Bu gibi durumlarda önemli olan gerekli dersin alınmasıdır. Hatayı yapan kişiyi sert bir dille eleştirmek o insanın yeteneklerinin körelmesine, kendine güveninin azalmasına sebep olur. Ondan iyi bir yönetici bu anlarda da destek olabilmelidir.

24 Kasım 2017 Cuma

Sevdim Bu Düşünceleri

Bir Cuma sabahı yıllık izin sebebiyle evdeyken konular arasında ışınlanarak yazdığım ve alıntıladığım bazı düşünceleri paylaşmak istedim. Yeni bir bakış açısı kazandırırsa ya da mevcut bakış açınızı netleştirirse ne mutlu…

Yaşamın ödülleri üzerine

Çoğumuz yaşamın önemli ödüllerini kaçırırız. Pulitzer, Nobel, Oscar, Emmy… Ancak her birimiz yaşamın küçük ödüllerini alabilmek için birer adayız. Sıvazlanan bir sırt. İçten bir teşekkür. Harika bir yemek. Sıcak bir çorba. Soğuk bir bira. Yaşamın büyük ödüllerini alamadığınız için sıkılmayın. Size sunduğu küçük zevklerin tadını çıkarın. Çünkü bunlardan hepimize yetecek kadar var.

Başarı üzerine

Başarı da tıpkı mutluluk gibi kovalanamaz. Bir sonuç olarak kendiliğinden gelmelidir. Bu da yalnızca kişi yaşamını kendinden daha büyük bir amaca adadığı zaman önceden tasarlanmayan bir sonuç olarak gelecektir. - Victor Frankl

Sorumluluk almak üzerine

Herhangi bir şey için üstlenmemiz gereken suçları ya da sorumlulukları bir başkasına aktardığında, aslında bu sorunu kontrol edecek gücün olmadığını söylemiş oluyorsun. Aynı zamanda bu konu hakkında hiçbir seçimin olmadığını ve sonucu değiştirme kapasitesine de sahip olmadığını da söylemiş oluyorsun. Yani başka insanları suçlayarak aslında kendi gücünü vermiş oluyorsun. Bir bakıma “Ben işleri düzeltemem, bunu ancak onlar yapabilir” demiş oluyorsun. Hatta “Yaşamımdaki şartları ben etkileyemem, bunu ancak başkaları yapabilir” de demiş oluyorsun. Winston Churchill’in sözünü hatırla: “Büyüklüğün bedeli sorumluluktur”.

Yüzleşebilmek üzerine

Birçok kez karşımızdaki insanlarla, onların bize yaptıklarını düşündüğümüz, kendimizi kötü hissetmemizi sağlayan davranışlarıyla yüzleşmekten nefret ederiz. Biri bizi aşağılar ya da bize kötü davranır ve biz de bunu olgun bir şekilde dile getirmek yerine hiç olmamış gibi davranırız. Ancak yara eninde sonunda mikrop kapar, enerjini de tüketir.

30 Ekim 2017 Pazartesi

Ermiş, Sörfçü ve Patron

Herhalde en sevdiğim yabancı yazar kim diye sorsalar hiç düşünmeden Robin Sharma derim. Kişisel gelişim konusunda çok takdir ettiğim Sharma yazdıklarıyla da bana hep ilham vermiştir. Geçtiğimiz günlerde kendisinin "Ermiş, Sörfçü ve Patron" adlı kitabını görünce hemen edinip okumaya başladım. Karşıyaka-Torbalı arası gidip gelirken de hızlıca bitirdim. Bitti ama geriye de güzel alıntılar kaldı. Arasıra dönüp hatırlamakta faya olacağını düşündüğüm o alıntılar:


Hayatı bu kadar tatlı yapan, bir daha gelmeyecek olmasıdır.  Emily Dickinson

Sufi şair Mevlânâ'nın yıllar önce söylediği gibi: 'Siz kapıyı çalmaya devam edin, sonunda içerdeki sevinç, pencereyi açacak, dışarıda kim var diye bakmak isteyecektir.'

Hayatının yüce bir hayat olması için, inançların korkularından büyük olmalı.

Her olayı iyi ya da kötü diye analiz etmekten vazgeç, yalnızca o olayı yaşa. Ustalığa giden yol: kendini sonuçlardan ayırmak, araya mesafe koymak. Hayatının en iyi saatlerinin elinden kaçmasına izin verme. Mücadeleden çekil, dünyayı yöneten enerjinin içine dâhil ol. Şu güçlü okyanusu da, seni de yaratmış olan o güç. Onunla didişmek yerine birleş onunla - hayatta istediğin şeyi elde etmek için o kadar çabalamaktan vazgeç. Dünyanın ikilemlerinden biri de budur: Sen bir şeye doğru koştukça, o şey senden kaçmaya başlar. Hayatının nasıl olacağına ilişkin kaygılanmayı kestiğin zaman, bakarsın hayat daha iyi gitmeye başlamış."

Senin hayatın, benim hayatım, her hayat öyle güzel ki! Ama biz zaman ayırıp o güzelliği göremiyoruz. İşte o yüzden, yavaşlamak çok önemli. Ne diye habire yarışıyorsun? Nereye doğru koşuyorsun?"

Hayat dansının biraz daha bilincinde ol. Örneğin işine doğru yürürken, kendi iç diyaloguna yakalanmak yerine, dış dünyada olup bitenleri fark edecek biçimde zihnini eğit. Gökyüzünün rengini, bulutların biçimini fark et. Ağaçlardan düşen yaprakları gör, yüzünde güneşin sıcaklığını hisset. Tabanlarının Toprak Ana'yla buluşmasını duyumsa. Hatta kalbinin atışlarına bile dikkat etmeni öneririm. Biraz daha farkında olunca, zihninden çıkıp kalbine yönelmeye başlarsın. Günlerinde daha fazla yaşam hissedersin. Ve çok daha fazla eğlenir, keyifli yaşarsın. Kafandan çıkıp kalbine gitmenin daha da güçlü bir yolu... kafandan çıkıp bedenine gitmek olur.

Mark Twain'in lafına da bayılıyorum: 'Bağışlamak, menekşenin kendisini ezen topuğa bulaştırdığı kokudur.'

"Konfuçyüs bir zamanlar, 'Öç almaya kalkışmadan önce iki mezar kazmak iyi olur' demiş.

Kendini her durumun iyi yanına konsantre olmak üzere eğit - her şeyde bir hayır vardır; yeterince ararsan, bulursun — o zaman hayatinin gerçeği de daha çok o iyi şeylerden oluşmaya başlar.

Blaise Pascal bir zamanlar bir şey söylemiş: 'İnsanların tüm mutsuzluklarının bir tek gerçekten kaynaklandığını keşfettim: odalarında sessiz kalmamalarından."

Rudyard Kipling'in bir sözü geliyor aklıma: 'Başarısızlığımız için kırk milyon nedenimiz vardır, ama bir tek bahanemiz bile yoktur.'

Hayatının sorumluluğunu almayıp başkalarını suçlamakla, kendi gücünü o insanların eline vermiş olursun - herhalde bunu şimdiye kadar anlamışsındır. Geçmişte başına gelenleri ya da hayatının harika olmayan yönlerini suçlamakla o olayları güçlendiriyorsun. Çünkü hayatındaki bir durumu ya da bazı insanları, bazı şeyleri suçladığında, bunların senin kaderini biçimlendirdiğini, şimdiki durumunun nedeni olduklarını söylüyorsun demektir. Oysa durum hiç öyle değildir."  "Hayatımdaki her şeyin sebebi benim."

Bir insanın içinde, herhangi bir anda, ancak iki durumdan biri var olabilir: korku ya da sevgi.

Hayat yolunda öğrendiğim en gerekli derslerden biri, güzel bir hayatın bir dizi harika sohbetten başka bir şey olmadığı. İş başarısı, ekip arkadaşlarımızla, müşterilerimizle ve gelecekteki muhtemel müşterilerimizle düşünce dolu konuşmalar yapmaktan gelir. Bu konuşmaları yapmazsak işleri kaybederiz. Aile başarısı da eşlerimizle ve çocuklarımızla anlamlı konuşmalar yapmaktan gelir. O konuşmaları kaybeden ailesini de kaybeder. İçsel başarı da öyle - yani insan olarak başarı. O da birçok bakımdan, en yüksek ben- liginle ilgili aralıksız konuşmalar demektir. Onu kaybeden, kendini kaybeder."

Hayatta seçkin performans sergileyenler zamanlarım para kazanmaktan çok yaratmaya, değer oluşturmaya odaklar. Başkalarını zenginleştirmenin yollarım ararlar, kendileriyle iş yapma imtiyazına ulaşanların durumunu daha iyiye götürmek için yaşarlar. Kendilerini denklemden çıkarır, birçok bakımdan, başkaları için yaşarlar. İşin garip yanı, en başarılı ve varlıklı duruma yükselenler de onlar olur.

Bu dünyanın yoksullarına yardım etmek için yapabileceğin en iyi şey, kendinin de onlardan biri olmamasını garanti altına almaktır.

Mahatma Gandhi çok güzel ifade etmiş: 'Yapman gereken şey ne kadar önemsiz olursa olsun, yine de onu elinden geldiği kadar iyi yap, en önemli saydığın şeye vereceğin dikkati ve özeni ondan esirgeme. Çünkü sonunda bu küçük şeylere göre yargılanacaksın.'

Azize Teresa hoş bir şey söylemiş: 'Hiç kimsenin, senin yanından ayrılırken, kendini geldiği zamankinden daha iyi ve daha mutlu hissetmemesine izin verme.'

Eğer hayatındaki biri sana sert davranıyorsa, hak ettiğin saygıyı göstermiyorsa, seni temin ederim ki bir şekilde bunun olmasına sen izin vermişsindir.

Başkalarının kazanmasına yardım edersek bizim kaybedeceğimizden ne kadar çok korkarsak, elimize o kadar az şey geçer. Ne kadar cimrilik edersek, bize gelecek bolluğu o kadar uzağa itmiş oluruz.

Yalnızca olabileceğinin en iyisi olmaya odaklan. O zaman kendini yalnızca eskiden olduğun kişiyle karşılaştırabilirsin - eski benliğinle. Eskiden kim olduğunu incele, nereye varmak istediğine bak. Hayat denilen bu kişisel yolculuğunda sürekli ilerle.

Azalan Niyetler Kanunu'na göre, sen bir amacı gerçekleştirmeyi kararlaştırdıktan sonra üzerinden ne kadar zaman geçerse, senin o hayali gerçekleştirmek için ona hayat soluğunu üfleme ihtimalin o kadar azalır. Bir amacı gerçekleştirmeyi ilk aklımıza koyduğumuzda içimiz heyecanla doludur, geleceğin olanaklarıyla ilgili umutlanınız çok yüksektir. Ama günler geçerken hayat araya girer, engel oluşturmaya başlar, sınırlayıcı inançlarımız da ona yardım eder. İç eleştirmenimiz işe koyulur, bu amacın nasıl hiç gerçekleşemeyeceğini dair bir yığın mazeret sıralar. Aradan ne kadar uzun zaman geçerse, önümüze çıkan acil işler aklımızı o kadar dağıtır - çok geçmeden o hayal oluverir. Bir düşün, ömrün boyunca aklına gelen parlak fikirlerin yüzde beşine işlerlik kazandırmış olsan neler olurdu — hem yalnız kariyerinde değil, hayattaki başarın için de."

Bırak geçmiş sana hizmet etsin. Geçmişinin başarısızlıklarını kullan. Amaçlarına göre nasıl performans verdiğini sürekli olarak ölçersen, gerekli ve önemli rota düzeltmelerini yapabilirsin ve vakit kaybetmeden en iyi hayatına varabilirsin.

Harold Melchert şöyle anlatmış: 'Hayatını her gün sanki dağlara tırmanıyormuş gibi yaşa. Zirveye doğru bakmak sana amacını hatırlatır. Vardığın her tepede yepyeni ve güzel manzaralar vardır. Belli bir hızda yavaş yavaş tırman, her geçen ânın tadını çıkar; zirveye vardığında göreceğin manzara, bu yolculuğa layık olacaktır.'

Sana bütün o anlattıklarımı başkalarına da aktar, yeter. Dünyada bir ışık ol, belirsizlik ortamlarında bir bilgelik feneri ol, nereye gitsen, bir değişim ve sevgi misyoneri ol. Eğer başkalarının hayatını etkileyebilir, kendi hayatını yaşayış biçiminle lider olabilirsen, o zaman seninle geçirdiğim zamana değmiş demektir.

GÜZEL BİR HAYATIN KAPILARI 

1.    Her insanın esas işi içsel işleridir. Her gün kendini derinleştirmek için kayda değer bir şey yap. Gerçekten istediğin hayata daha fazla sahip olabilmek için, önce hakikatten kimsen. o olmalısın. 

2.    Hayatım olağanüstü bir gelişim okulu gibi gör. Başım gelen iyi ya da zorlayıcı her şey, insan olarak evriminin o aşamasında öğrenmeye en çok ihtiyaç duyduğun dersi sana öğretmek için gönderilmiştir. Bu gerçeği anla ve hep kendine şunu sor. "Benim kişi olarak büyümem açısından, bu kişi ya da olay hangi fırsatı temsil ediyor? " iç huzurun için bu büyük, bir kaynak olacaktır. 

3.    Kendine karşı dürüst ol— en iyi hayat özgün olandır. Kendine asla ihanet etme. Sosyal maskeni çıkar, dünyaya "gerçek sen"i gösterecek kişisel cesarete sahip ol Dünya bununla dahi zenginleşecektir.

4.    Unutma ki neyi yansıtırsak o bize geri gelir. Dış hayatlarımız iç hayatlarımızın ayna imgesinden başka bir şey değildir. Karanlık tarafına ışık tut. Yanlış varsayımların, sınırlayıcı inançların, seni küçük tutan korkuların farkına var, o zaman dış dünyan değişecektir. 

5.    Biz dünyayı olduğu gibi değil, kendi olduğumuz gibi görürüz. Bil ki her durumdu hakikat, senin kendi vitray pencerenden süzülerek gelir.

6.    Yüreğinde yaşa- onun bilgeliği asla yalan söylemez- Kalbinin fısıltılarını izle, o ses seni kaderine doğru götürür. 

7.    Hayatı merak et. Kontrolü teslim etmekle, olanakların içeri girmesine, hazinelerin akıp gelmesine alan yaratmış olursun. 

8.    Kendine iyi bak. Her gün, zihnini, vücudunu ve ruhunu besleyecek bir şey yap. Bunlar özsaygın ve özsevgin için şarttır. 

9.    insani ilişkiler kur. Kendim çevrendeki insanlarla bağlarını derinleştirmeye ada. Başkalarının hayallerini gerçekleştirmesine yardım etmeye odaklan ve kendi çıkarlarına değil, fedakârca hikmet etmeye daha duyarlı ol. Sen bu dünyayı zenginleştirmek için buradasın, bu hakikati unutursan kendine ihanet etmiş olursun. 

10.    Bir miras bırak. İnsan yüreğinin en derin özlemi kendinden yüce bir dava uğruna yaşamaktır.

22 Mart 2015 Pazar

Mutluluğu Araştırmak İçin Dünyayı Dolaşan Adamın Hikayesi

Geçtiğimiz günlerde Robin Sharma'dan gelen bir mailde okumak için önerdiği bazı kitaplardan bahsetmişti. Konularına göre inceleyip en ilgimi çekeni okumaya karar verdim: Hector and the Search for Happiness

Robin kitabı kısaca şu şekilde tanımlamıştı:

Hector and The Search for Happiness by François Lelord

I love this little, quirky book on the simple truths for leading a happy life. It's written as a story and will captivate, amuse and inspire. 
amzn.to/1Mt2EW9 

Severek okuduğum, adeta akan bu hikayede  mutluluğa giden yol madde madde işlenmiş. Klasik kişisel gelişim makalelerindeki maddelerle lütfen kıyaslamayın. Yazarımız hikayeyi o kadar güzel işlemiş ki her bir maddenin arkasında kahramanımız bir hikaye yaşıyor ve mesaj "cuk" diye yerine ulaşıyor.

İşte bu güzel kitapta mutluluğa erişmek için verilen 10 dersi paylaşmak istiyorum. Adeta hap gibi, ne dersiniz? Pek tabii ki uygulamak bizim elimizde...

“Lesson no. 1: Making comparisons can spoil your happiness”

“Lesson no. 2: Happiness often comes when least expected”

“Lesson no. 3: Many people see happiness only in their future.
"Lesson no. 4: Many people think that happiness comes from having more power or more money.”

“Lesson no. 5: Sometimes happiness is not knowing the whole story.”

“Lesson no. 6: Happiness is a long walk in the mountains.”

“Lesson no. 7: It’s a mistake to think that happiness is the goal.”

“Lesson no. 8: Happiness is being with the people you love.”

“Lesson no. 8b: Unhappiness is being separated from the people you love.”

“Lesson no. 9: Happiness is knowing your family lacks for nothing.”

“Lesson no. 10: Happiness is doing a job you love.”

“Lesson no. 11: Happiness is having a home and a garden of your own."

"Lesson no. 12: It’s harder to be happy in a country run by bad people.”

“Lesson no. 13: Happiness is feeling useful to others."
"Lesson no. 14: Happiness is to be loved for exactly who you are."
"Observation: People are kinder to a child who smiles (very important).”

“Lesson no. 15: Happiness comes when you feel truly alive."

"Lesson no. 16: Happiness is knowing how to celebrate.”

“Lesson no. 17: Happiness is caring about the happiness of those you love.”

“Lesson no. 18: Happiness could be the freedom to love more than one woman at the same time.”

“Lesson no. 19: The sun and the sea make everybody happy.”

“Lesson no. 20: Happiness is a certain way of seeing things.”

“Lesson no. 21: Rivalry poisons happiness.”

“Lesson no. 22: Women care more than men about making others happy."

"Lesson no. 23: Happiness means making sure that those around you are happy?”

Filmi de çekilen bu eğlenceli kitap size keyif verecektir diye umuyorum. Netten okuduğum kadarıyla filmi için de aynı şeyleri söylemek mümkün. Fırsat olur da izlersem onunla ilgili yorumlarımı da paylaşırım.

Hector and the Secrets of Love

Kitabın sonunda yazarın diğer kitabından ufak bir bölüme de yer verilmiş. O kitabı da okurmuyum şu an için bilmiyorum ama aşkın sırlarını da hap gibi sıralayacağından hiç şüphem yok...

“Seedling no. 1: Perfect love would be never having arguments."
"Seedling no. 2: Sometimes we argue most with the people we love most.”

21 Eylül 2014 Pazar

7 Yılda Öğrendiğim 7 Şey

3 Eylül 2007 tarihinde başladığım iş hayatımın 7. yılını kutladığım şu günlerde geriye dönüp geçen zaman diliminde gözlemlediğim veya tecrübe ettiğim dersleri kaleme alıp saklamak istedim. Böylece hem kendime bir özet hem de okuyanlara faydalanabilecekleri bir kaynak bırakmayı amaçladım.

 
Geride kalan 7 yıllık dönemin tamamını çok uluslu firmalarda ve genel olarak finans ve denetim ile ilgili alanlarda geçirdim. 2007’den 2010’a denetim ve danışmanlık alanında faaliyet gösteren PriceWaterhouseCoopers’ta, 2010’dan 2013’e dünyanın otomotiv devlerinden biri olan General Motors’ta çalıştım. Son 1 yıl 1 aydır da dünyanın bir numaralı sigarasını üreten firmada çalışıyorum. Bu üç firmada farklı ekiplerle ve yöneticilerle çalışma fırsatı buldum. Birbirinden farklı liderlik ve yöneticilik özellikleri olan kişileri gözlemledim, onlarla iletişim ve etkileşim içerisinde kendime bir şeyler katmayı hedefledim. Dolu dolu geçen bu 7 yılın sonunda aldığım dersleri özetle 7 maddede topladım: 
  • Her şeyin başı sorumluluğunu yerine getirmek
  • Planlı ol, not al, ajandanı yönet 
  • Etkin bir network sahibi ol
  • Yan masanda olan bitenden haberin olsun (büyük resmi kaçırma) 
  • Profesyonellik dedikleri şey ketum olmayı gerektirir
  • Ya bir role-model’in ya da bir coach’un olsun 
  • Heyecanı kaybetme, kaybediyorsan aksiyon al

Orta okul ve lise yıllarında tarih derslerinde savaşların sebep ve sonuçlarını sorarlar, yukarıdaki gibi maddeleri ezberlettirirlerdi. Sınavı geçinceye kadar aklımızda tutar, sonra da bir daha asla hatırla(ya)mazdık. Gelin bu 7 madde de öyle olmasın, biraz detaylandıralım.

Önce sorumluluğunu yerine getir

Çalışanın işvereniyle arasındaki iş akdinin gereği olarak öncelikle kendisine atanan sorumlulukları yerine getirmesi gerekmektedir. Her profesyonel, kendisinden beklendiği üzere, önce işini yapmalıdır. Unutmamalıyız ki, işveren tanımlanmış sorumlulukların yerine getirilmesi için para ödemektedir. Çalıştığımız firmada bizim gibi tüm çalışanların bir takımı oluşturduğunu düşünürsek, hepimizin sorumluluklarını tam olarak yerine getirmesi günün sonunda bizim de kazanan bir takım olmamızı sağlayacaktır. Ve unutmayın ki kazananlar daima ödüllendirilir ve takdir edilir.
Eğer kariyerinizde hedeflediğiniz noktaya ulaşmak istiyorsanız, önce bu birinci maddeyi layıkıyla yerine getirmeniz gerekiyor. Özellikle kariyerinizin başındayken, almış olduğunuz yüksek eğitiminize paralel olmayan daha basit işlerle meslek hayatınıza başlayabilirsiniz. Title’ınızın “assistant” ya da “trainie” unvanını içermesi, önemli toplantıları dahil edilmemeniz, ofiste geçen belirli bir sürenin basit ofis işleriyle geçiyor olması sizi demotive etmesin. Bundan hiç gocunmadan, bu işin de üyesi olduğunuz o ekipte biri tarafından yapılması gerektiğinin bilincinde olarak o işe sarılın. Öğrenmek için geçen kariyerinizin ilk yıllarında da kıdem ve tecrübeniz ile ekibin en saygın personeli olacağınız kariyerinizin son yıllarında da her işinizi önemseyip sorumluluklarınızı bilinçli bir şekilde yerine getirin. “Ya harika bir şey yap, ya da harika bir şekilde yap” sözünü mottonuz haline getirin ve size verilen sorumluluğu katma değerinizi de katarak ekibinize sunun. Özellikle performans değerlendirmelerinde amirlerinizin öncelikle bakacağı şeyi işinizi ne derece iyi yaptığınızı değerlendirmek olacaktır. Bu sebeple hedeflediğiniz performans zamları ve terfiler için öncelikle size verilen sorumlulukları yerine getirmeniz gerektiğini unutmadan işinize ve gerekliliklerine yoğunlaşın.
Planlı ol, not al, ajandanı yönet

İlk maddede işimizi iyi yapmanın öneminden bahsetmişken, işimizi yapış şeklinden hiç bahsetmedik. Benim gözlemlerim, işinde başarılı, alanına hakim her yöneticinin planlı bir şekilde çalıştığını gösteriyor. Lisedeyken bir hocamız tahtaya Fransızca bir cümle yazıp bir sonraki hafta bunun ne demek olduğunu açıklayan öğrenciye bir üst not için kanaat notu kullanacağını söylemişti. Ertesi hafta geldiğinde tahtada yazan cümlenin “not alarak çalışın” olduğunu öğrendiğimizde “bu muymuş yani” demiştik. Aslında hem okulda hem de işte not almak ve alınan notları planlı bir şekilde değerlendirip uygulamak çok önemli. Günümüz iş dünyasında birçok toplantıya giriyoruz, bunların bir kısmı bilgilendirmeden öteye gitmezken bir kısmı ise hararetli tartışmaların yaşandığı ve fikirlerin adeta çatıştığı toplantılar oluyor. Bu toplantılarda pek çok kişinin önünde not defteri mevcut oluyor ancak bu deftere ismini yazmak ya da imza atmak yerine toplantı gündemine dair önemli notlar alanlar hep günün sonunda da farkı yaratan kişiler oluyor. Tabii ki not almak sizi tek başına bir yere taşımaz, burada asıl vurgulamak istediğim planlı bir şekilde hareket etmeniz. “Ferrarisini Satan Bilge” ve “Ünvansız Lider” kitaplarının yazarı Robin Sharma’yı severek okuyorum. Kendisinin ofiste mesaiye başlamayla ilgili güzel bir önerisi var. Çoğumuzun güne bilgisayarımızı açıp, mailleri ve iş telefonumuzdaki mesajları kontrol edip bunlardan önemlilere cevap vererek başladığımızı söylüyor. İşte bunu yaparken de o günü planlamayı es geçtiğimizin altını çiziyor. Bunun yerine işe gittiğimizde ilk işimizin akşam eve giderken o gün nelerin bitirmiş olması gerektiğini planlamak olduğunu belirtiyor. Bunun için de öncelikle günlük olarak yapılması gerekenleri yazmamızı, sonrasında da belirli aralıklarla o hafta, ay ve yıl içerisinde tamamlamamız gereken sorumluluklar için ajandamızı şekillendirmemizi tavsiye ediyor. Ben de bu sistemi uygulayarak gün içerisindeki iniş-çıkışlardan etkilenmeden o gün yapmam gerekenleri basit bir şekilde izleyebiliyorum ve gün sonunda eve giderken neleri bitirdiğimi ve varsa ertesi güne sarkan işlerimi takip edebiliyorum. Notlarınızı çağın gerekliliklerine göre farklı yazılımlarda takip edebileceğiniz gibi klasik ajandalarda da izleyebilirsiniz, önemli olan sizin kendinizi rahat hissetmeniz ve yapacaklarınızın listesini eksiksiz not almanız.

Etkin bir network sahibi ol

Sabancı Üniversitesi’nde yönetim bilimleri (MBA) alanında yüksek lisansımı yaparken çarşamba günleri iş dünyasından tepe yöneticiler okulumuzda workshoplara katılırlardı. Bu workshopların birinde ülkemizde de faaliyet gösteren çok uluslu büyük bankalardan birinin yöneticisi, “iş dünyasında herşey çalışmakla olmaz, bazen kimi tanıdığınız da sizin başarılı işler ortaya çıkarmanızı sağlar” demişti. Konuyu pekiştirmek için verdiği örneklerde davetlere mutlaka katıldığını, her defasında özellikle farklı insanlarla tanışmaya özen gösterdiğini, kartvizit değiştirmenin çok önemli olduğunu ve her gün mutlaka telefon rehberini gezip bir süredir aramadığı birini arayarak network’ünü canlı tuttuğunu ve sarfettiği bu eforun hep karşılığını aldığı anlatmıştı. İşte ilk o zaman bu havalı “networking” kavramı ile tanışmıştım. Sonrasında çalıştığım şirketlerde de geniş bir network’e sahip olan her seviyeden çalışanın bir yerlere gelirken bazı engelleri daha kolay aşabildiğini gözlemledim. Bu sebeple, sadece çalıştığınız departmanda değil de diğer departmanlarda da arkadaşlarınız olsun. Sırf çıkar için de bunu yapmayın. Büyük resmi görmek ve şirketinizin operasyonlarını anlamanız için de bu size avantaj sağlar. Farklı departmandaki arkadaşınıza bir gün sizin işiniz düştüğünde bir şey rica edecekken bu size konfor alanı yaratır. Yine şirket dışında da network’ünüzün geniş olması müşteri ve tedarikçilerle ilişkilerinizde yeri geldiğinde rüzgarın sizin lehinize dönmesini, sektörde olup bitenleri de takip etmenizi sağlayacaktır. Tabii ki network’ün geniş olması kadar canlı tutulması yani bağlantılarla sıcak ilişkilerin devam ettirilmesi de önemli. Harvard Business Review’in günlük olarak yayınladığı ve gönderdiği ipuçlarında bu konuda faydalı bir öneri paylaşılmıştı: Her gün öğle yemeğini farklı biriyle yiyin. Kesinlikle öğle araları, kahve-sigara molaları, şirketin sosyal aktiviteleri network’ünüzü genişletmek, yeni bir çevre edinmek için eşsiz fırsatlardır. Bunları etkin bir şekilde değerlendirin.

Yan masanda olan bitenden haberin olsun

Network’ün öneminden bahsederken diğer departmanlardaki insanlar ile kuracağınız ilişkinin şirketinizin operasyonlarını anlamak için size fayda sağlayacağını belirtmiştim. Bu konu özellikle büyük ve çok uluslu firmaların personellerine getirdiği uzmanlaştırma kültürü sebebiyle çalışanın kendi alanına derinlemesine yoğunlaşmasından ötürü etrafında neler olup bittiğini kaçırması ihtimalini düşündüğümüzde çok daha önemli bir hal alıyor. Siz size verilen sorumluluk kapsamında işinize çok hakim olabilirsiniz, ancak günümüzün dinamik iş dünyasında bu kariyer hedeflerinize ulaşmak için yeterli olmaz. Bunu illa ki çevrenizde olup bitenleri anlayıp kendi işinizle bağlantılarını kavrayarak pekiştirmelisiniz. Özetle büyük resmi görebilmek için kafanızı kaldırın ve çevrenizi gözlemleyin. Sorumluluğunuzdaki masanın işlerine olan hakimiyetiniz sizin o masada kalmanızı sağlar, bir terfi ile amirinizin masasına ya da bir başka firmadaki amir pozisyonuna geçmeyi hedefliyorsanız mutlaka öncelikle kendi departmanınız olmak üzere diğer departmanlarda da neler olup bittiği konusunda bilgi ve fikir sahibi olmalısınız. Bununla beraber şirketinizin nasıl faaliyet gösterdiğini, operasyonun nasıl yönetildiğini, sizin sorumluluklarınızın bu operasyon içindeki önemini çok iyi kavramanız gerekir. Back-up sistemi ile çalışan organizasyonlarda bir çalışanın yokluğunda onun yerine aynı departman içerisinden biri bakar. Siz de bu back-up sistemine dahil olma konusunda istekli olursanız kendi masanız dışında bir masanın da genel olarak sorumluluklarını yerine getirebilir duruma gelirsiniz. Bu da sizin avantajınıza olacaktır. Özellikle yönetici pozisyonlarındaki kişileri gözlemlediğimde her masanın işlerini detaylı olarak bilmeseler de günün sonunda her masadaki faaliyetin operasyonu ya da finansal tabloları nasıl etkilediğini çok iyi biliyor olduklarını fark ettim. Eğer sizin de hedefleriniz tepedeki yönetici pozisyonlarıysa sorumluluklarınızı harika bir şekilde yerine getirirken ekip arkadaşlarınızın sorumluluklarını da anlayıp büyük resmi görmek için çaba sarf edin.

Profesyonellik dedikleri şey ketum olmayı gerektirir

İş hayatında bulunduğunuz pozisyon stratejik olsun ya da olmasın bir gün elinize şirketinizle, sektördeki rakip(ler)inizle, yeni çıkaracağınız ürünle, ekip arkadaşınızla ya da direk sizinle ilgili çok önemli bilgiler ulaşabilir. Bu bilgileri iyi analiz edip biriyle paylaşılabilir olup olmadığı konusunu gözden geçirmeden kesinlikle en samimi çalışma arkadaşınızla dahi paylaşmamalısınız. Bu aşamada yapacağınız yanlış bir tercih hem sizin adınıza bir hata olarak hanenize yazılır, hem de şirketinizin zarar görmesine ya da itibar kaybetmesine sebep olabilir. Yine Sabancı Üniversitesi’ndeki workshopların birinde Jan Nahum bizlere iş hayatına yönelik verdiği bir tavsiyede, yürütmekte olduğunuz bir projeyi finalize oluncaya kadar en yakın iş arkadaşınızla bile paylaşmayın diye öğütte bulunmuştu ve başından geçen benzer bir olayda kendisinin bitirme aşamasına getirdiği bir projeyi bir iş arkadaşıyla paylaştıktan hemen sonra o iş arkadaşının genel müdürden bu projenin hayata geçmesi için onay aldığında yaşadığı hayal kırıklığını paylaşmıştı. Yine benzer şekilde günümüzde sıklıkla kullandığımız sosyal medya araçlarında da (twitter, facebook, instagram, vb.) işimizle ilgili önem arz eden konuları paylaşmaktan sakınmalıyız. Bilginin hızlı bir şekilde ve dezenformasyona da uğrayabilecek bir biçimde bu kanallarda yayılması yine istenmeyen sonuçlara yol açabilir ve bu da hem bize hem de çalıştığımız kuruma zarar verir. Tabii ki duvarları olan ve iletişimi zor bir ekip arkadaşı olmadan iş arkadaşlarımızla samimi paylaşımlarda bulunup güçlü ilişkiler kuracağız. Ancak paylaşımlarımızda profesyonelliğin gerekliliklerini yerine getirip neyin paylaşılıp neyin saklanması gerektiğini tartıp ona göre hareket etmeliyiz.

Ya bir role-model’in ya da bir coach’un olsun

Ulaşmak istediğiniz kariyer hedefini belirlerken kendiniz için bir role-model belirleyip onun başarı öyküsünden esinlenerek kendi başarı hikayenizi yazabilirsiniz. Tabii ki tek bir role-model belirlemek durumunda değilsiniz, farklı özellikler için farklı liderleri örnek alıp dilediğiniz özelliklerini hayatınıza adapte edebilirsiniz. Bu noktada örnek alacağınız kişinin biyografisini okumak, yaşayan kişiler ile linkedin gibi farklı kaynaklardan iletişime geçmek, onlar üzerine yazılmış incelemeleri takip etmek size bakış açısı kazandıracaktır. Örneğin Steve Jobs’un biyografisini okuyuncaya kadar sunum tekniklerine yönelik birçok eğitim alsam da başarılı sunumlar yapmaktan uzak bir performansım vardı. Kitapta Jobs’un Powerpoint’ten sunum yapan bir kişinin anlattıklarına hakim olması için o slaytlar olmadan sunabilecek donanımda olması gerektiğini, bu sebeple kendisinin ofiste Powerpoint kullanmayı yasakladığını okudum. Ben de bundan etkilenip hazırladığım sunumlarda slaytlar hiç yokmuş gibi çalışmalarımı yapıp sunuma çıkmaya başladım. Gerçekten de bu sunum performansımı olumlu yönde etkiledi.

Pek tabii ki çalıştığınız şirkette koçluk/mentörlük sistemi varsa bunu da iş hayatınıza aktif bir şekilde adapte ederek koçunuzdan/mentörünüzden alacağınız tüyolarla iş yapış şeklinizi farklılaştırıp kendinizi ulaşmak istediğiniz seviyeye taşıyabilirsiniz. Hatta illa bu sistem şirketinizde aktif olarak kullanılmasa bile yukarıda bahsettiğim networking faaliyetleriniz kapsamında yöneticilik niteliklerini beğendiğiniz kişilerle iletişim kurup onlardan geribildirim ve öneriler toplayarak kendinizi geliştirebilirsiniz.
Heyecanı kaybetme, kaybediyorsan aksiyon al

Her sabah masanıza oturduğunuzda o gün yapacaklarınız için duyduğunuz önem ve istek, işinize olan bağlılığınızın en güzel göstergesidir. Heyecan konusunda 7 yıllık gözlemlerime göre, heyecanını kaybetmiş insanlar ay sonunda maaşını alıp ailesini geçindirmek için çalışıyor olmaktan hayıflanırken, heyecanla işine bağlı olan çalışanlar ise sürekli işiyle ilgili geliştirilebilir alanları kovalayan, ek sorumluluk almak için çaba gösteren, kendini güncel tutan ve farklılaştırmaya çalışan bireyler olarak hem kendine hem de şirketine değer katıyorlar. Hal böyle olunca da sarf edilen bu eforu birileri mutlaka görüp takdir ediyor ve bu onlara performans zammı ya da terfi olarak geri dönüyor. Bu sebeple kişi kendi durumunu değerlendirip özeleştirisini yapmalı ve eğer mevcut durumda üstlendiği sorumluluklar için heyecan duymuyorsa bir aksiyon planını hayata geçirmelidir. Peki böyle bir durumda neler yapılabilir? Kişi ek sorumluluklar isteyerek “job enrichment” olarak nitelendirilen iş zenginleştirmesi yöntemiyle yeni sorumluluklar tecrübe edebilir. Yine amiriyle durumu paylaşıp rotasyon çerçevesinde bölüm içerisinde farklı bir pozisyon ile yola devam edip daha önce yapmadığı işleri yapıp hem yeni bir şeyler öğrenmenin, hem de yeni bir şeyler yapmanın heyecanını hayatına dahil edebilir. Çalışan eğer yeteneklerinin ve donanımlarının bulunduğu departman dışında da çalışmasına elverişli olduğunu düşünüyorsa, kendisine uygun bulduğu pozisyon için ilgili departman yöneticisi ve İK yönetici ile görüşüp talebini ileterek açılacak pozisyon için havuzda kendine yer edinebilir. Yine tüm bu saydıklarımla soruna çözüm bulamıyorsa iş değişikliği ile yeni bir firmada, yeni ekip arkadaşları ve yeni sorumluluklarla kariyerine devam edebilir. Organizasyon kültürü dersinde öğretilen verilere göre çalışanların düşük performans ve düşük iş tatmini yaşamalarının sebeplerinden biride içinde bulundukları organizasyonun kültürüne tam olarak adapte olamamalarıdır. Bu sorunu aşan çalışanların performanslarında yükseliş ve buna bağlı olarak yaptıkları işten tatmin olma seviyelerinde artış gözlemlenmiştir.

Yedi yıllık tecrübemle çok uluslu firmalar başta olmak üzere çalışanların kariyerlerini yönetirken dikkat etmesi gereken hususları yukarıda özetlemeye çalıştım. Bakalım geçen zaman bu deneyim ve gözlemlerimde ne gibi değişikliklere yol açacak. Kariyer basamaklarını çıkıp kıdem aldıkça listeden neleri çıkarıp, neleri ekleyeceğim bunu zaman gösterecek.

16 Ekim 2013 Çarşamba

Robin Sharma'dan Bayram Mail'imiz Var


Motivasyon ve kişisel gelişim konusunda severek okuduğum ve açıkçası beni etkisi altında bırakan Robin Sharma’dan bu bayram gününde mail aldım. Bayram olduğunun özellikle altını çiziyorum çünkü tatil olması sebebiyle daha konsantre bir şekilde gelen maili okuyup, kendimce değerlendirme fırsatı buldum.

Robin’in gönderdiği içeriğin en vurucu cümlesi, “sadece yüzde 5’in ulaştığı sonuçlara ulaşmak için sadece yüzde 5’in yapmak istediği şeyleri yapın”dı.

İşte o cümlenin orjinal hali:

“To have the results only 5% have, you need to do the things that only 5% are willing to do."

Gönderinin içeriğinde başarılarıyla dünyaya damga vurmuş olan kişilerin bazı alışkanlıkları da paylaşılmış. Özet olarak bu kişiler, güne erken başlayan, kendilerini dinlendirmeyi bilen, günlerini efektif kullanmayı başaran ve alanlarında başarı hikayeleri yazarak efsaneleşmiş isimler.

Daha fazla detay vermeden aşağıda orjinal metnin ilgili bölümünü paylaşıyorum ki esinlenmeniz konusunda araya girmiyeyim.

Read the habits below. Run them. Live them...

--Ernest Hemingway: Up at 5:30 every morning to write even if he'd been drinking the night before. He wrote as a practice, not just when he felt inspired.

--Benjamin Franklin: Sat naked every morning in fresh air for his "bath" which he swore fuelled his energy and creativity. He also listed 13 character traits he wanted to build and measured how he lived against each of them every night before he slept (in a journal).

--Padmasree Warrior (Chief Technology Officer at Cisco Systems): Regular "digital detoxes" where she unplugs from technology to reboot her brain and replenish her creative reserves.

--Leonardo da Vinci: Slept via small naps throughout the day versus sleeping 8 hours straight. The famed inventor Thomas Edison reportedly did the same thing (as does Hip-Hop mogul Sean "P. Diddy" Combs).

--Peter Ilyich Tchaikovsky: Daily walks which shifted his mindset from the mundane to the original. The Great Nelson Mandela used to walk entire days for the exercise and mind-clearing effects the discipline would deliver. So many extreme achievers take a walk every day; ideally take your walk in nature. And bring a means to capture the outpouring of fresh insights that will flow.

--Steve Jobs: Would fast for extended periods of time, recognizing that it created a sense of euphoria within him that motivated his dazzling output of ideas. He also loved carrots, eating so many during one period that his skin turned to a soft orange color.

16 Haziran 2013 Pazar

Başarı

"Başarı, zamanla kazanılan ve planlayabileceğin her şeyin ötesinde getiriler sağlayan küçük günlük disiplinler vasıtasıyla oluşur."

Yukarıdaki cümleyi şu aralar tekrar okumakta olduğum Robin Sharma'nın Unvansız Lider adlı kitabından alıntıladım. Bloguma da not olarak düşmek istedim ki bana ve burayı takip edenlere ders olsun.

Gerçekten de 4 yıllık bir lisans eğitimindense 4 yıllık bir alışkanlık birçok kez bize daha büyük ve fark yaratacak başarı sunma potansiyelindedir. Yeter ki bunu fark edin ve çevrenizdekilerin de fark etmesini sağlayın.


30 Ekim 2012 Salı

Play Big or Go Home

Uzun bayram tatili sonrası biraz motivasyona ihtiyacı olanlar için ufak bir ateşleyici. Sizde belki devrim yaratmaz ama bir kıvılcım olabilir.

Robin Sharma'dan...

Our Best Isn't Good Enough


Your best is nothing. OK-- before you say that I'm being hard on you or that I'm encouraging people not to celebrate their gifts+talents+progress, please allow me to explain. This morning I worked out. Hard. I was doing squat jumps and jumping jacks and all sorts of strange maneuvers with my trainer. Then we got to the push-ups. "Go to failure," she instructed. "I don't do anything to failure," I said--only half-joking. And then I got down on my hands. And gave it my best. I pushed out maybe 40 push-ups and then stopped. It's like my chest and arms just froze up as I reached the edge of my strength. "Now go for more," she said. And guess what. I gave 15 more.

So here's the point that I'm messily trying to make: often, we push to our best and fall into the trap of thinking this is all we have within us. But the truth is: that's just our mental limits at play. We have more. We can do more. We can push out more. And we can become more. Your best is nothing. So today, play big. Or go home.

Robin Sharma's Lead Without A Title Report

Google adsense

Analytics