yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2021 Cumartesi

Anneannem Adviye Hanım

Geçtiğimiz günlerde “Sağlığın Yerindeyse Şükret, Sevdiklerinin de Sağlıyı Yerindeyse Bir Daha Şükret” başlıklı yazımda anneannemin hastalığından bahsetmiştim. O yazının üzerinden neredeyse 5 hafta geçti ama durum iyiye gitmediği gibi daha da kötüye gidiyor. Adeta yavaş yavaş veda ederken anneannem bize, elden hiçbir şey de gelmiyor. Önceleri onu öylece yatağında izleyebiliyorken, şimdilerde ise sadece yoğun bakım odasında dakikalarla sınırlı onu görebilmek.

Anneannem ile bir anneler günü hatırası

Son 2 haftadır Finike’de uzaktan çalıştığım dönemde anneannem daha da kötü olunca onu yine ambulansla hastaneye kaldırmışlar ve bu kez bir gece yatırıp çıkarmamışlar. Durumu her ne kadar kötü de olsa, annemler biz uzaktayken keyfimiz kaçmasın diye durumu idare edip, benim rutin “gece nasıl geçti?” sorularıma “aynı, bir değişiklik yok” şeklinde idareten cevaplar vermişler. Neyse ki biz İstanbul’a geldikten sonra evden ilk arayışımda durumu benimle de paylaştılar. Üzüldüm, hem de çok, ama en çok da anneme ve teyzeme üzüldüm. Alışmıyorlardı yaklaşmakta olan gerçeğe bir türlü. Durumu bana anlatırken hıçkıra hıçkıra ağlamaları, o gerçekle yüzleştiklerinde yaşayacaklarının bir ön gösterimi gibiydi. Zordu, hem de çok zor.

Tüm bunlar olurken, hayat tüm hızıyla devam ediyordu. Telefonu elimden bırakıp kendime geldikten sonra kafamı dağıtmak için önce youtube’a girdim, “keyifli, sıra dışı” içerikler bizleri “besliyordu”. Oradan çıktım, instagram’da arkadaşlarım 9 günlük bayram tatilinin ilk saatlerini gönüllerince kutluyorlardı. Dedim ya, hayat yaşanmaya devam ediyordu. Bir ara ben ilk ne zaman, ne paylaşırım acaba diye düşündüm. Sonra bu düşündüklerimi düşünüp “ya yerimi şimdi” dedim. Sonra babamı kaybettiğim 15 yaşıma gittim. O dönem babamın acısı yeniyken evin dışında kimin mutlu olduğunu görsem ona karşı bir kin duyar, hiddet besler, bizim içimiz yanarken o/onlar nasıl da mutlu olabilirler diye sorgulardım. Cevap aynıydı: hayat devam ediyor.

Önümüz bayram, bu kez hiç olmadığı kadar tatsız geçeceği şimdiden belli olan bir bayram. Neşeli aile fotoğrafları, özlü mesajlar içeren bayram tebrikleri yayınlanırken biz anneannem için, geride bırakacağı onu sevenler için üzüleceğiz. Belli mi olur, belki nasip olur onu son kez yoğun bakımda görüp bayramını kutlarım, belki o da nasip olmaz…

Babam öldüğünde, odamdaki kıyafet dolabımın içine “zaman alışmayı öğretir belki ama unutmayı asla” yazıp asmıştım. Her sabah okul kıyafetlerimi alırken onu okur, her akşam okul kıyafetlerimi asarken bir kez daha anardım. Anneannemin bu acısına da alışacağız belki ama onu ve onun hatıralarını da hiç unutmayacağız. Bu satırları yazarken ekran iyice buğulu olmaya başladıysa artık yazıya son verme zamanı gelmiştir. O halde haydi sevdiklerinizle güzel hatıralar biriktirin…

 

Not: Neden bu iç dünyandaki sorgulamaları buraya döktün diye düşünmüş olabilirsiniz. Tek bir sebebi var: Kötü hatıraları hemen beynimden silip atmaya meyilli bir bünyem var, yazıyorum ki geriye dönüp anneannemin son günlerini anmak istersem açıp okurum diye…

Bu yazı ilgini çektiyse, bu da ilgini çekebilir:

Sağlığın Yerindeyse Şükret, Sevdiklerinin de Sağlıyı Yerindeyse Bir Daha Şükret 

24 Kasım 2017 Cuma

Sevdim Bu Düşünceleri

Bir Cuma sabahı yıllık izin sebebiyle evdeyken konular arasında ışınlanarak yazdığım ve alıntıladığım bazı düşünceleri paylaşmak istedim. Yeni bir bakış açısı kazandırırsa ya da mevcut bakış açınızı netleştirirse ne mutlu…

Yaşamın ödülleri üzerine

Çoğumuz yaşamın önemli ödüllerini kaçırırız. Pulitzer, Nobel, Oscar, Emmy… Ancak her birimiz yaşamın küçük ödüllerini alabilmek için birer adayız. Sıvazlanan bir sırt. İçten bir teşekkür. Harika bir yemek. Sıcak bir çorba. Soğuk bir bira. Yaşamın büyük ödüllerini alamadığınız için sıkılmayın. Size sunduğu küçük zevklerin tadını çıkarın. Çünkü bunlardan hepimize yetecek kadar var.

Başarı üzerine

Başarı da tıpkı mutluluk gibi kovalanamaz. Bir sonuç olarak kendiliğinden gelmelidir. Bu da yalnızca kişi yaşamını kendinden daha büyük bir amaca adadığı zaman önceden tasarlanmayan bir sonuç olarak gelecektir. - Victor Frankl

Sorumluluk almak üzerine

Herhangi bir şey için üstlenmemiz gereken suçları ya da sorumlulukları bir başkasına aktardığında, aslında bu sorunu kontrol edecek gücün olmadığını söylemiş oluyorsun. Aynı zamanda bu konu hakkında hiçbir seçimin olmadığını ve sonucu değiştirme kapasitesine de sahip olmadığını da söylemiş oluyorsun. Yani başka insanları suçlayarak aslında kendi gücünü vermiş oluyorsun. Bir bakıma “Ben işleri düzeltemem, bunu ancak onlar yapabilir” demiş oluyorsun. Hatta “Yaşamımdaki şartları ben etkileyemem, bunu ancak başkaları yapabilir” de demiş oluyorsun. Winston Churchill’in sözünü hatırla: “Büyüklüğün bedeli sorumluluktur”.

Yüzleşebilmek üzerine

Birçok kez karşımızdaki insanlarla, onların bize yaptıklarını düşündüğümüz, kendimizi kötü hissetmemizi sağlayan davranışlarıyla yüzleşmekten nefret ederiz. Biri bizi aşağılar ya da bize kötü davranır ve biz de bunu olgun bir şekilde dile getirmek yerine hiç olmamış gibi davranırız. Ancak yara eninde sonunda mikrop kapar, enerjini de tüketir.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Cesur Sorulardan Geriye Kalanlar

Kendini her geçen gün tanımaya ve keşfetmeye, bu sayede seçtiği her alanda ustalık yolculuğunda ilerlemeye ve bunu gerçekleştirmek isteyen başkalarına da destek olmaya adamış Dost Can Deniz’in “Cesur Sorular: Yaşamınızı Kutlamaya Çevirecek 101 Soru” kitabını bitirdim. Herşeyden önce bu kitabı benim için çok değerli olan birinin kütüphanesinde görüp isteyerek okumaya başladığımı belirtmeliyim, yani kitap bana gelmeden önce çok iyi seçilmişti. Bu kitabı okurken içindeki 101 sorunun önemli bir kısmını cevapladım ya da cevaplamak için düşündüm. Okurken hoşuma giden, beni etkileyen bölümleri ise birinci tekil şahıstan, yani kendi ağzımdan yazdım. Yaşamınızın odağına her ne koyarsanız koyun, yaşamın asıl anlamının bu her neyse onun ustası olabilmek için devamlı ilerlemek olduğuna inanan Dost Deniz’den bana bakın neler kaldı.

 
Sahip olduğum tek yaşam şimdi burada, olduğum yerde yaşanıyor. Yaşamım ben onu değiştirince değişecek! Değişim ve başarı için tutku ve arzuya sahip olursam gerisini tamamlayıp yola çıkmam çok daha kolay olur. Kitap okuyarak, seminere giderek, mentörle veya koçla zevkli ve aydınlatıcı sohbetler yaparak, eylem planları yazarak değişemem. Ancak öğrendiklerimi uygulamak için eyleme geçersem değişirim. Değişimim için ne bir finiş çizgisi ne de bir teslim tarihi var. Her gün gelişimim için atacağım adımlardan mutlu olmayı deneyeceğim. Kim olduğumu yaptığım eylemler belirler, eylemlerimin sonucu değil.

Aradığım daha yüksek yaşam kalitesi maalesef rahat ettiğim bölgenin dışında. Yaşadığım kenti seversem, ona iyi bakmaya, onun içinde gezmeye, o olmaya başlarsam, işte o zaman başka semtleri de olduğunu fark edeceğim. Dışa dönük olmaya çalışmayı bırakıp içedönüklüğümün tadını çıkarmaya başladığımda insanlarla daha fazla beraber olmaktan keyif almaya başladığımı göreceğim. Çünkü tam ve bütün bir insan olmanın tek yolu, olduğum insanı tam olarak olmaktan geçiyor.
Yaşamın bana dağıttığı elin üzerinde kontrolüm yok ama o eli nasıl oynayacağım benim kontrolümüzde. Yaşamımda ne olduğuna ben karar vermiyorum ama yaşamımın nasıl olduğunu ben belirliyorum.

İyi bir insanım diye başıma kötü olaylar gelmeyeceğini beklemek, vejeteryanım diye boğaların bana saldırmayacağını beklemekten farksızdır.
"Seninle daha sonra ilgilenebilir miyim?" demediğim sürece yaşamımda o anda en üstte olan şey, başka şeylerle ilgilenmeme izin vermeyecektir.

Kendimi bilme becerim, onu dile getirebilme becerimle sınırlıdır. Ancak kendime iyi bakarsam yaşam kalitemi artırmak için gerekli olan enerjiye sahip olurum.
Bana acı çektiren insanları, değiştiremeyeceğim geçmişi serbest bırakıyorum, gitsinler diye... Gitmekte olduğum gelecekte onlara ihtiyacım olmayacak.

Gölgede kalan, henüz fark etmediğim veya kabullenmek istemediğim, karşılaşmaktan korktuğum şeylerden korkmamalıyım. İçimde olan hiçbir şeyle karşılaştığımda incinmem.
Artık neyin eksik olduğuna değil de neyin var olduğuna odaklanacağım. Bana sunulan lütufların, yaşamımdaki güzel şeylerin farkına varacağım. Sahip olduğum şeylere ve olduğum insana şükredeceğim. Neye sahip olduğunu bilen insan, onları kullanarak, bunu bilmeyense yokluk içinde yaşar.

İnsanın ayağı dağlara takılmaz, ayağımızı kaydıran küçük taşlardır.
Karşımdaki benden farklı düşünüyorsa ona karşı merakla yaklaşıp "Bana böyle düşünmenin nedenlerini anlatır mısın?", "Daha başka?" ve "Bu sonuca nasıl vardığını merak ediyorum?" diyeceğim.

Yapmam gereken önce kendimi saymak. Yüzde yüz vermek kendimi o an yaptığım işe, beraber olduğum kimselere, kişisel gelişimime ve ilerlememe, hedeflerime, yaratmak istediğim yaşama. Artık yaşamın bana istediklerimi, hak ettiklerimi vermediğinden yakınmayı ve şikayet etmeyi bırakıp kendimi yüzde yüz yaşamaya adayacağım. Karşılığında bir şey aldığım için değil, sadece keyfi için değer katacağım her yaptığıma. Ve, tam adanmışlık yoksa eğer, yüzde 99 adanmışlıkla yüzde 1 adanmışlık aynı şeydir.
Herhangi birini istediği şeyin peşinden götürecek olan, sihirli bir formül değildir. Beni ilerletecek olan, ne olursa olsun, neyle karşılaşırsa karşılaşılsın, istenilen şeye doğru tutarlı ve sürekli olarak ilerlemek ve hareket etmektir. Aslında, bu hedefe odaklanmak ve ilerlemek ile vazgeçmeye yol açan iç diyalog arasındaki çok basit bir süreçtir. Ve gerçekte, muharebe budur. Eğer bir savaş sürüyorsa, savaş aslında benim içimdedir ve bu savaş benim her gün yüzleşmek zorunda olduğum bir savaştır.

Yaşamda nereye gidersem gideyim, santim santim gideceğim. Maalesef yaşamda kestirmeler yok. Korkmayı bırakıp bedelini hesaplayıp, imkanlarımızı hazırlayıp çıkalım yola. Evren sadece hareketi alkışlar, düşünceyi değil.
Şu ana kadar yaptıklarını yaparsan, şu ana kadar elde ettiklerine ulaşacaksın. Eğer farklı bir şey istiyorsan, farklı bir şey yap. Eğer işe yaramıyorsa, değiştir. Bırak yol seni götürsün.

İstenilen sonuçları, hatta mucizeleri yaratmanın birinci parçası ve her şeyin başı NİYET. Yaşamın oluşmasını sağlayan şeydir niyet. Eğer niyetlenmezsem beni kimse yataktan kaldıramaz. Formülümüzün ikinci bacağı İNANÇ. Eğer bir şeyi başaracağıma inanmazsam, hiçbir şekilde başarılı olmamın imkanı yoktur. Henry Ford’un da dediği gibi, “Yapabileceğinizi ya da yapamayacağınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle haklısınız.” İnançlar yaşamın ve benim motorlarımdır. Niyet ve inancımın yanına istekliliğim yani sebat ve azmimi koyarak çıkacağım yolda karşılaşmanın kaçınılmaz olduğu küçük büyük aksiliklerden dolayı geri adım atmayacağım. Kesinlikle çalışan bir formül: Niyet + İnanç + Sebat = Mucize
Başarılı olmanın tek yolu hata yapmaktır.

Yaşamda ya ilerliyorsunuz ya da ilerlemiyorsunuz.
Goethe demiş ki, “Ne yapabilirseniz veya yapabileceğinizi hayal ediyorsanız, başlayın. Cesaret, içinde dehayı, gücü ve sihri barındırır.”

Eğer bir kere, bir yerde, bir durumda yapabildiysem, her istediğim zaman yapabilirim. Ve biz, her istediğimiz zaman, her istediğimiz şey olabildiğimizi gördüğümüzde işte o zaman gerçekten kendimiz olmanın ne demek olduğunu anlamaya başlarız.
Bütün bilgelik öğretileri, bütün yaşam ustaları, bütün dinler, bütün diller ortak olarak aynı şeyleri buyurur insan oğluna: Kendini Bil. Kendini Gerçekleştir. Kendin Ol!

John A. Shedd, “Limandaki bir gemi güvendedir, ama geminin yapılış amacı bu değildir.” diyor. Biz insanlar, vasatı mükemmel yapmaya programlanmış durumdayız. Bir yandan potansiyelimizi kullanamamaktan, işimizin, yaşamımızın, evrenin bize olabileceğimizin en iyisini olmamız için fırsatlar vermediğinden yakınıyoruz, bir yandan da rahat ettiğimiz vasatlık alanını terk etmeye ödümüz patlıyor.
Yaşamda benim için nelerin mümkün olduğunu, potansiyelimin neleri içerdiğini, sınırlarımın ne kadar geniş olduğunu oturduğum yerde bulamayacağım. Yaşam sadece yaşayarak anlaşılabilecek bir şeydir.

Yaşam kalitemi yükseltmek için kendime “Hiçbir şekilde yakınmam, çünkü yakınmama neden olacak şeyleri yaşamıma sokmam. Eğer soktuysam da bunun sorumluluğunu üstlenirim.” gibi yeni bir standart tanımladım. Yaşam kalitemi arttırmak demek, yaşamıma tam bir kalite yönetimi anlayışı ile yaklaşmak demektir.
Herkesin iyi olmaya çalıştığı, iyi olmazsa sanki eksik ve yetersiz görüldüğü birtakım becerileri kendime yakıştırmak çabamdan vazgeçmem gerek. Bu zaten üstümde eğreti duran ve emtia haline gelmiş becerilerimden oluşan bir “güçlü yanlar” portföyünden vazgeçmektir. Çünkü emtia haline gelen şeylerin, standardize olmuş malların piyasa değerleri düşer!

Ustaca yaşam budur: Davranışlarına dışsal bir dayanak aramadan, herhangi bir referans noktasına ihtiyaç duymadan, içsel bir bilişle bildiklerinin dışındaki hiçbir sisteme ve kurallar manzumesine uymaya çalışmadan, sadece senin için ve senin vicdanına göre en doğrusu o olduğu için, sadece öyle bütün ve tam hissettiğin için “doğruyu” hissetmek, düşünmek, söylemek ve yapmak.
Ustalık, bir paye, bir seviye, bir unvan, bir yer değil, bir yolculuğun adıdır. Yolumuz açık olsun.

Kitapta beğenimi kazanan özlü sözlerde bir hayli çoktu. Onlardan en çok hoşuma gidenleri not aldım. Belki bir gün bir yerlerde kullanmak pek şık olur:
  • Yapabileceğime inandığımda, başlangıçta buna gücüm olmasa bile bu gücü elde ederim. Mahatma Gandhi
  • Memnuniyetsizliğinizi boşa harcamayın, yakıt olarak kullanın. Thomas Rutledge
  • Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret edemeyen insan yeni okyanuslar keşfedemez. Andre Gide
  • Maşrapamız küçükse, deryayı suçlamaya hakkımız olmaz. Mevlana
  • Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen bir kaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır. Bertolt Brecht
  • Kışın en soğuk zamanında, ben en sonunda, içimde yenemeyeceğim bir yaz olduğunu anladım. A.Camus
  • Büyük işler başarmak için üstün yetenekli olmak gerekmez, insanüstü değil ama kendi içinizde olanlarla birlikte olmak gerekir. Montesquieu
  •  Var olma ihtimali, insanın ilişki kurabilme kapasitesinde yatar. Medar Boss
  •  Yarın bambaşka biri olacağım diyorsan neden bugünden başlamıyorsun? Epictetus

31 Mart 2015 Salı

Hakkını Vererek Yaşayın

Yazayım mı, yazmayayım mı, blog da mı yazsam yoksa bu konu hakkında sadece bi tweet mi atsam derken ipad de beyaz bir sayfa açmış buldum kendimi...

Tarih 31 Mart 2015 Salı. Saat 7:13, servisteyim. Mavişehir'den Torbalı yönüne doğru yola çıkacağız. Benim için haftanın ilk iş günü. Yıllık izinleri planlı bir şekilde eritmek için Pazartesi bir günlük izin kullanıp haftasonuyla birlikte üç gün dinlenmiş oldum. Dinlenmek demişken ne kadar hakkını verdim, işte o tartışılır. 

İzni planladığınız zaman, planlanan andan izne çıktığınız ana kadar özlemini duyduğunuz o kadar çok şey yapmak istiyorsunuz ki, ne kadar dolu dolu yaşayıp keyif aldığınız anlar olsa da "ah keşke şunu da yapsaydım" dediğiniz mutlaka oluyor. Üç günlük kısa bir tatil olsa da üç günü fena geçirmedim. Herşeyden önce hep ailemle biraradaydım. Ama bu sabah işe gitmek için çantamı hazırlarken tatil öncesi yapmayı planladığım ama fırsat bulamadığım şeyler aklıma geldi. Ne yalan söyliyeyim, içim şöyle bi burkuldu açıkçası. Yapabilceğim daha bir kaç şey vardı ama zaman da kısıtlıydı, anca yani... Hem beni bilen bilir, öyle uzun uzun uyuyan, saatlerce playstationda vakit öldüren biri de değilimdir.

Efendim yavaştan konumuzu toparlayalım... Hayatta sürekli planlar yapıyoruz. Bazen hedeflerimize tamamiyle erişiyor, bazen de bu yaptığımız planlarla sadece Tanrı'yı güldürüyoruz. Ama ne olursa olsun siz yaşamanın hakkını verin. En çok yapmak istediklerinizi mutlaka ama mutlaka yapın. Deneyin, tecrübe edin. Sonra yapmadığınız için pişman olmayın. Basit bir tatil bile bunu bir insana yaşatabiliyorsa, bir ömrün sonuna geldiğinizde pişmanlıklarınız çok büyük olabilir. İşte sırf bu yüzden hakkını vererek yaşayın...
 

4 Aralık 2013 Çarşamba

Google adsense

Analytics