karşıyaka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karşıyaka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2024 Salı

Yeniden Torbalı - Fabrika Gezisi ve Şeffaf Forum


Yarın sabah, yıllar sonra Torbalı’ya gideceğim için erken kalkacağım. Okan’ın yatağa gitmesinin hemen ardından ben de yatağa girdim. Bugün sanki bir tık daha rahat mı geçti yoksa yarın İzmir’den çalışacak olmanın verdiği rahatlıktan mı bilemedim ama yatağa kucağımda laptop ile girip bir şeyler yazmak istedim.

Öncelikle, en son ne zaman Torbalı’ya gittim diye düşünürken bunu buldum: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2020/08/kendine-iyi-bak-torbal.html İyi ki yazıp kayıtlara almışım, demek ki 2020 yılının Temmuz ayından beri Torbalı’ya uğramamışım. Öncesinde ise bir 10 yıl kesintisiz Torbalı’da geçen bir dönemim var. Kariyerimin başlarında, yaklaşık 3 yıllık tecrübem varken Alsancak’taki (yoksa Çankaya mı demeliyim) PwC ofisinden ayrılıp  2010 yılı yazında General Motors (GM) için Torbalı’ya bir geçiş yaptım. Ardından 2013 yazında bu kez yolun karşısındaki, hayallerimi süsleyen Philip Morris’e zıpladım. Bugün itibarıyla hala SGK kayıtlarına göre en çok çalıştığım ilçe Torbalı’dır. 

Her iki maceramda da çok güzel günlerim oldu. Kötü günlerimi hafızamda tutmamayı, üzerine yazmayı sevdiğim için ben iyileri, güzelleri yanımda taşımayı tercih ediyorum. GM’de çalışırken “What a Wonderful Place to Work” diye bir blog içeriği yazmıştım daha ilk günlerimde: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2010/08/what-wonderful-place-to-work.html O derece hoşuma gidiyordu her şey. Sonra Philip Morris’te de anmaktan keyif aldığım, inanılmaz yorulmamıza rağmen çok keyif alarak çalıştığım, öğrendiğim ve ekip olmanın güzelliklerini yaşadığım günler oldu. 

Sonra bir sürece girdim, pandemi hayatımıza girdi, “normalleşme”, uzaktan çalışma derken bir yol ayrımında buldum kendimi ve sadece Torbalı’dan değil, çok sevdiğim İzmir’imden de ayrıldım. Özlüyorum ama kendime bunu çok dillendirmiyorum, sanki güçsüz kalırım gibi geliyor. Hem İstanbul’da güzel şehir, öyle değil mi? İyi de geldi bana, hayalini kurduğum şeylere de ulaştım. Allah büyük, belki dahası da gelir, kim bilir. Hem İzmir orada duruyor, bir şey olursa nasıl üniversiteleri bitirdikten sonra geri döndüysem yine dönerim, değil mi?

Bu kez İzmir’e, daha spesifik olmam gerekirse, dört yıl sonra Torbalı’ya “Şeffaf Forum” toplantısı için gidiyorum. Şeffaf Forumu, şirketteki çalışan temsilcilerinin yönetim ekibi ile bir araya gelip çalışanların sorunlarını ve önerilerini yönetimle paylaştıkları, yönetimden de bu konularla ilgili geri bildirim aldıkları karşılıklı bir paylaşım toplantısı olarak ifade edebilirim. Fabrikaya gittiğimde bakalım fabrikada neler değişmiş olacak. Fabrika demişken, finans, denetim gibi alanlarda kariyerine başlamış biri olarak, fabrikası olan bir iş yerinde çalışmak, üretimi görmek, üretim tecrübesi elde etmek, benim kariyerime başladığımda önemliydi ya da ben ekstra bir anlam yükleyip önem vermiştim. Şimdilerde robotik, yapay zeka, sürdürülebilirlik ne kadar seksi kelimelerse, 2000’lerin başında bir finansçı için üretim tecrübesi de o mertebedeydi. Neyse, şimdilik burada bir ara vereyim, yarın izlenimlerime aşağıda devam edeyim.


24 Aralık gecesi, uçaktan inip eve gelir gelmez Torbalı izlenimlerimi aktarmaya devam ediyorum. Sabah İzmir’e vardığımda yağmurlu olduğu için İzmir o güzel yüzünü göstermemiş olsa da yukarıdan semtimiz Karşıyaka yine çok güzel gözüküyordu. Neyse bu konuya daha fazla girmeyeyim, zaten yukarıda duygularımı paylaşmıştım.

Gelelim fabrikaya, her şey yine heyecanlandırıcı seviyede güzel. İçerideyken bazı şeyler hemen standarda bağlanıyor belki ama dışarıdan bir göz olarak bakınca nerede böyle bir yemekhane ya da bu yemek çeşitleri deyip susarım. Bu gidişimizde fabrika turu da yaptık ama üretime dair konulara ve görsellere girip risk almak istemiyorum. Zaten bilinmesi gereken kadarı PMI’ın yıllık raporunda Türkiye diye aratınca çıkıyor.


Gün içerisinde ilk kez üyesi olarak katıldığım Şeffaf Forum toplantımız ise oldukça verimli geçti. Uzun zamandır kendimi vererek pür dikkat ve uzun uzun not almamıştım. Toplantı notlarını çalışma arkadaşlarımla paylaşacağım için bu kez büyük bir özenle not aldım. Şirket yönetiminin her zamanki gibi bizim yanımızda olduğunu, varsa sorunları tespit etmek için elinden geleni yaptığını görmek çok güzel. En iyi işveren ödüllerini de alsa bir şirket çalışanı için o seviyede değilse anlamı olmuyor. Ne mutlu ki, şirketimiz bu ünvanı hem çalışanından hem de bağımsız kuruluşlardan alıyor.


Torbalı’dan uzakta kaldığım dört yılda kavşak değişmiş, trafiği artmış, fabrikada girişler değişmiş falan ama en önemlisi insanlar, çalışanlar eskisi gibi yine o sıcaklığını korumuş. Eski arkadaşlardan görüp selam verdiğim herkesin bana yaklaşımı, gösterdiği samimiyet bana çok iyi geldi. İzmir’in havasından mı yoksa geçmişin hatırına mı bilemem ama kesin olan bir şey var ki bana iyi geldi bu Torbalı ziyareti. Bir sonraki sefere kadar…



14 Haziran 2021 Pazartesi

Sağlığın Yerindeyse Şükret, Sevdiklerinin de Sağlıyı Yerindeyse Bir Daha Şükret

 “Her şeyin başı sağlık” diyen atalarımız ne de güzel söylemiş. Ancak biz ya da sevdiklerimiz sağlık problemleri ile karşılaştığımızda bu sözü hatırlayıp sağlığımızın değerini anlayıp şükrediyoruz ya da sağlığımıza kavuşabilmek için duacı oluyoruz.


Girişten de anlayabileceğiniz üzere, sağlık konusunda dertlenmiş bir dönemdeyim. Geçtiğimiz haftalarda anneannem düştü, kalçası kırıldı ve eş zamanlı olarak Alzheimer başladı. İzmir’den İstanbul’a taşınırken kafamdaki en büyük çekince olan, ailemin bana ihtiyacı olduğunda onların yanında olamama korkusu bir anda gerçek oldu. Hemen bir imkan yaratıp anneannemin yanına gittiğimde hep “yaşına göre çok iyi maşallah” dediğimiz 95’lik Adviye Hanım bu kez eski halini mumla aratır gibiydi. Hem yatıyor, hem de maalesef bizimle sağlıklı bir iletişim kuramıyordu. İlk karşılaşma anı bizi çok üzmüştü ama onunla vakit geçirdikçe bu üzüntü yerini “bu durum ne kadar böyle sürecek” endişesine bırakmıştı. Alışık olmadığımız bu hali belki uzmanlar bir kere daha gözden geçirirse değişir diye düşünerek ambulans çağırıp dördüncü kattan sedyede merdivenle ambulansa taşıyıp acile götürmemizle de değişmedi. Yapılan testlerin sonucu için aldığımız “yaşına göre normal” cevabı “teyze artık bir yola girmiş” yorumu ile ertesi sabah yine ambulans ile eve döndük. Onu izledikçe, dinledikçe aklımda hep “yaşlandığımda bu halde olursam bana kim bakar?” sorusu ile “bu hallere düşmeden dünyaya veda etmek en güzeli” düşüncesi birbiriyle raks etti.

Bir yandan da hayat devam etti. Anneannem yatarken ben aynı evin bir başka odasında yine gündelik fani sorunlarımla uğraşmaya, çalışmaya, kazandığım parayı hak etmeye devam ettim. Öte yandan, bir ömrünü anneannem ile yaşamış olan teyzemin onun için çabalamasını görmek, her zamankinden daha fazla kendinden feragat ederek anneannemin rahat etmesi için koşturması “peki ya onunla kim ilgilenecek, o ne zaman dinlenecek?” diye bir de onun için endişelenmeme sebep oldu. Bu arada bizim evdeki “misafir” durumumuz da devam ediyordu, hal böyle olunca biraz da durumu uzaktan izleyelim diye önce İzmir’e, sonra Bursa’ya sonra da İstanbul’a yavaş yavaş gidip uzaklaştık.

Hatta bu uzaklaşma sürecinde, İstanbul’da özlemini çektiğimiz Karşıyaka, Seferihisar, Urla gibi yerleri de ziyaret ettik ama keyfimiz, neşemiz pek yoktu. Anneannemin hastalığı, onunla ilgilenen annemin ve teyzemin yorgunluğunu ve üzüntüsünü bilmek gezerken keyif almaktan ziyade bir nevi suçluluk hissi yaşamamıza sebep oluyordu. Güzel manzaraların fotoğrafını bile çekmek adeta “yanlış” yapmak gibi geliyordu ve yapmıyor, yapamıyorduk.

Şimdi daha uzakta, daha sakin bir sabahta bu düşünceleri hissederken sabah teyzemi arayıp “gece nasıl geçti?” diye sormak için uygun vakte geldi. Ne kadar dikkate alırsınız bilemiyorum ama hayata bir kez geliyoruz ve hayatın her günü, her dönemi aynı seviyede yaşanılabilir olmuyor. İşte bu sebeple, yaşayabildiğiniz anların değerini bilip, sevdiklerinizle tadını çıkarın.

Kalın sağlıcakla,

Volkan         

26 Mayıs 2019 Pazar

Çalışkan Karıncalar

Bu hafta aile etkinliğimiz için Gizem Öğretmen bize 3 farklı oyun alternatifi göndermişti:

  • Salyangoz Yarışı
  • Kedi Fare Oyunu
  • Çalışkan Karıncalar


Biz bunlardan "Çalışkan Karıncalar"ı seçtik. Ben ve Okan yarıştık, annemiz de bizi çekti. En hızlı olanın kazandığı bu yarışlar tahmin edeceğiniz üzere oldukça hızlı bitti.

İlk oyunu ben kaybedince, ikinci oyunda ek bir kademe daha ekledik ama sonuç değişmedi.

Tabi videoları dikkatle izlerseniz, yarışma başlangıçlarının ne kadar "adil" olduğunu görebilirsiniz. Ama siz de bilirsiniz: "Kazanan Haklıdır." Her iki oyunu da kaybeden taraf olarak bana da tebrik etmek yakışır, tebrikler oğlum!

4 Mayıs 2019 Cumartesi

En Pahallı Fotoğrafım

Dün akşam (Cuma – 03/05/2019) yemek sonrası tatlı yemek için Bostanlı’ya yürüdük, her yer kalabalık, cıvıl cıvıldı. Dönüşte, tam Reci’s e yaklaşırken ara sokaktan birden alttaki fotoğraftaki arkadaşlar yanımızda Okan’ı görünce hazine bulmuş gibi yanımıza geldiler. Ne olduğunu bile anlamadan bir telaşeyle biri balon yapmaya, biri papağanı göstermeye, biri de haydi fotoğraf çekelim demeye başladı. Bir dakika içinde kılış şeklinde bir balonu Okan’ın eline tutuşturup, papağanla hep beraber fotoğrafımızı çekmesi için eşimden destek istediler. Karanlıkta ne olup bittiğini anlamadığımız bu durumun sonunda arkadaşlardan biri “şu öğrenci kardeşlerine bi 20 lira verirsin babası” dedi. Öğrenci olmadığına eminim olduğum bu arkadaşlara cüzdandan 10 lira çıkarıp verdim. Son zamanlarda gözlemlediğim en ilginç girişimcilik fikri ile arkadaşlar çocuklu aileleri hedefleyip kalabalık yerlerde dolaşarak eminim ki iyi para kaldırıyorlardır. Benim için de hatıralarda kendi makinemle çekilen en pahallı fotoğraf olarak yerini aldı. Sağlık olsun...


24 Şubat 2019 Pazar

Popcorn Bahane, Ailece Film İzlemek Şahane

Başlık size biraz tanıdık gelebilir, daha önce buradan sizlerle "Makarna Bahane Aile Aktivitesi Şahane" adlı içerikle Okan'ın öğretmeni Gizem Öğretmenimizin planladığı aile aktivitemizden bahsetmiştim. Bu hafta sonu da sağolsun bizim için benzer bir aktivite düşünmüş. Hem keyifli, hem de göreceli olarak önceki aktivitelerimize göre "kolay" bir etkinlik yaptık geçtiğimiz Cumartesi akşamı: önce baba oğul mısır patlattık, ardından da ailece film izledik. Hem bizim patlamış mısırımız sinema salonlarındaki gibi vıcık vıcık yağlı ve bol tuzlu da değildi, ondan ağzı tadıyla, gönül rahatlığıyla yedik. Film tercihimizi yaparak, her ne kadar Okan'a internet üzerinden seçebileceği onlarca filmi sunsam da kendisi ısrarla bildiği, sevdiği ve izlemekten sıkılmadığı bir film seçimi yaptı: "Uçaklar"

Günün sonunda bize ailece keyifli geçirdiğimiz iki saat ve bu güzel fotoğraf ve videolar kaldı. Bakalım bir sonraki etkinlikte bizi neler bekliyor?




Herşey mısır patlatmak için, haydi iş başına...

Patlayan mısırları dökmeden tencereden çıkarabildik :)

İşte "ürünümüz"

Haydi başlasın artık filmimiz...

Ve sahne "Uçaklar"ın

31 Aralık 2018 Pazartesi

Makarna Bahane Aile Aktivitesi Şahane

Oğlum Okan'ın öğretmeni hafta içinde gönderdiği WhatsApp mesajı ile bu haftaki aile aktivitemizin baba oğul makarna yapmak olduğunu ilettiğinde açıkçası "yaşadık" dedim. Hem makarnayı çok sevdiğimiz için hem de önceki aktivitelere kıyasla makarna yapmak "kolay" olduğu için haftasonu keyifli bir aktivitenin bizi beklediği kesindi. Öyle de oldu...

Bize de geriye 2018'in son günlerini hatırlatacak güzel hatıralar kaldı...

Kaynayan suyumuzu dikkatle tenceremize boşalttık

Yağımızı "fazla kaçırmadan" kaynayan suya ekledik

Makarnamız pişerken hatıra "selfie" çektirmeyi de atlamadık

Makarnamız istediğimiz kıvama gelirken Okan üretkenliğe devam etti, işte "günün gemisi"

Makarna süzmek ciddi bir iştir, sadece Okan biraz ti'ye alıyor

Makarnamızın tadı oldukça başarılı, Okan'ın yüzünden anlayabilirsiniz!

İşte böyle bir haftasonu etkinliği de geride kaldı. Damaklardaki tad geçse de gönüldeki hatıralar burada kalsın istedim. Bu güzel aktivitelerin 2019'da da devamının gelmesi dileğiyle...

7 Aralık 2018 Cuma

Babasının Gözünden Okan

Okan'ın öğretmeni Okan'ın yaptıkları ve yapamadıklarıyla ilgili bir mektup yazmamızı istemişti dün. Malesef hasta olduğum için akşam Nilgün ile yazacak şansım olmadı, o ayrı ben ayrı iki mektup kaleme aldık. Söz uçar yazı kalır diyip burada paylaşayım istedim, bakalım yıllar sonra okuduğumuzda neler hissedeceğiz.


07/12/2018

Cuma
Sevgili Gizem Öğretmenim,

Öncelikle Okan hakkında ebeveynlerinden yaptıkları ve yapamadıkları konusunda fikirlerimizi istemeniz çok güzel bir fikir. Gün içerisinde “ah neden bu çocuk şunu yapmak istemiyor” diye hayıflandığımız ya da “way be işte benim oğlum” diye gururlandığımız anlar oluyor ama büyük resmi görmek, şöyle bir kenarda sakince Okan nasıl büyüyor diye değerlenmek için bu mektup güzel bir fırsat oldu. Bir de şunu belirtmekte fayda var, dün akşam rahatsız olduğum için sağolsun sevgili eşim mektubu yazarken benim adıma da imzalamış ancak ben çok erken yattığım için o mektuba eşlik edememiştim. Tabi ki yazdıklarına katılıyorum ancak bir de baba gözüyle ben kendi fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Nilgün somut davranışsal örnekleri gayet güzel paylaşmış, ben de biraz daha kendi perspektifimden konuya yaklaşacağım.

Bardağın dolu tarafıyla başlayacak olursam, bir kere Okan’ın duygusal yönünü ön planda tutuyor olması benim çok hoşuma gidiyor. Yemek yerken bir anda masadan kalkıp bize sarılması kadar insana kendini iyi hissettiren bir şey yok. Bununla beraber yaratıcı özelliği de dikkatimi çok çekiyor. Lego ve bloklarla yaptığı oyuncakları görünce ileride yaratıcılığını konuşturarak ekmeğini kazanacağı yönündeki düşüncelerim ve umudum ağır basıyor. Komik olmayı, etrafını eğlendirip tabiri caizse “şebeleklik” yapmayı öyle iyi beceriyor ki bulunduğu ortamın havasını bu yönüyle hemen değiştirebiliyor. Ne çocukları ne de insanları birbiriyle kıyaslamanın doğru bir davranış olmadığının bilincindeyim ama bir AVM’ye ya da parka gittiğimde diğer çocukların “aşırıya kaçan” hareketlerini görünce oğlumun “daha ağırbaşlı” tavırları olgunlaştığı ya da bizim zamanımızdan örnek vermem gerekirse “uslu” bir karaktere sahip olduğu yönündeki fikirlerimi somutlaştırıyor.

Tabi her fırsatın riski, her riskin de fırsatı barındırması gibi yukarıda bahsettiğim hoşuma giden özellikler Okan için ileride riskleri de barındırabilir. Yapısında bugün beğendiğim nitelikler yarın rekabetçi ve acımasız dünyada onun için dezavantaja dönüşebilir. Örneğin Okan’ın ağırbaşlı tavrı bazı durumlarda hakkını ya da sahip olduklarını korumasına engel olabiliyor. Oyuncaklarını arkadaşlarıyla oynadığı zaman onları koruyabilecek otorite ve ağırlığı koruyamıyor olması bunun bir göstergesi olabilir. Yine de bu konuda ona öğüt verirken dikkatli olmaya çalışıyorum çünkü korumacı tavrı çok fazla öğütlersem bu kez da paylaşmayı bilmez diye endişeleniyorum. Duygusal yönünü beğendiğimi yukarıda belirtmiştim fakat bu yönü de bazen fazla ön planda olduğunda kendisi için sorun yaratabiliyor. Örneğin ben ya da Nilgün Okan’ın bir hatasını gördüğümüzde uyardığımızda duygusal yapısı ön plana çıkıyor ve ağlayarak kendisini dış dünyaya kısa süreliğine kapıyor. Her ne kadar bu ruh halini uzatmasa da onu bekleyen acımasız dünyada bu yönü ona zarar verir mi diye yer yer endişeleniyorum. Son olarak, Okan’ın ailesi ve çok yakınları dışındaki komşu ve arkadaşlarımızla karşı karşıya geldiğinde onlara karşı ilk etapta iletişim kurmayan yapısı beni üzüyor. Bu konuda geçtiğimiz yaz yazlık komşumuza karşı tavrı benim için adeta bir travma oluşturdu. Hala kendisine merhaba deyip sevgi gösteren bir tanıdığımızı yolda gördüğümüzde Okan’ın kaçan tavrını gördüğümde bize yazlıkta yaşattığı tatsız hatırayı hatırlatıyor.

Her zaman söylerim, birini eleştirmek kolaydır, önemli olan güzel yönleri çıkarıp onları daha da geliştirebilmektir. Yukarıdaki 2 paragrafa bakınca ben de olumsuz yönlere daha çok yoğunlaştığımı ve bu alanda daha uzun yazdığımı görüyorum. Ancak daha hiçbir şey için geç olmadığının ve aslında burada belirttiğim konuların birer gelişim alanı olduğunun da farkındayım. İyi ki Okan bizim oğlumuz diyebiliyorum ya gerisi zaten onun kişisel gelişim ve dönüşüm hikayesi olacak. Bu hikayeye olumlu yönde katkılar sağlayacak olan da ailesi ve öğretmeni olarak bizler olacağız. Hani bu aralar sıklıkla sosyal medyada dönen bir söz var ya: insan birlikte vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır diye, işte o 5 kişinin 3’ü zaten anne, baba ve öğretmeni. O halde ona güzel nitelikler katmakta bizim görevimiz. Birlikte çok daha iyiye…



Volkan YORULMAZ

Okan’ın Babası

29 Mayıs 2018 Salı

Carrefour'da Hediye için Israrcı Olmak Lazım


Ramazan ayı bankaların kredi kartı kampanyaları ve marketlerin promosyonları açısından oldukça cazip kampanyaları da beraberinde getiriyor. Bu kampanyalardan makul ölçülerde faydalanmaya çalışan bir tüketici olarak geçtiğimiz 26 Mayıs 2018 Cumartesi günü öğleden sonra saat iki gibi ailemle İzmir Karşıyaka Mavişehir’deki Carrefoursa (Park Yaşam bloklarında) mağazasına gidip yaklaşık 125 TL’lik alışveriş yaptık. Kasada işlemler bitince kasiyer (ismi bende mevcut, talep edilirse paylaşabilirim) promosyonlu ürünlerden isteyip istemediğimi sordu, istemediğimi belirtip hediye Fruko gazozu vermesini rica ettim. Gazoz stoklarının bittiğini söyleyen kasiyer arkadaşa pide de kabul edebileceğimi söyledim. Bunun üzerine kasiyer pidenin saat 4’ten sonra çıkacağını söyledi. Durumu anladığımı ve bir kağıda Fruko gazozu hakettiğimi yazmasını, bir sonraki gelişimde gazozu alabileceğimi ilettim. Kasiyer hanım bunun mümkün olmadığını, işlemi bitirdikten sonra böyle bir kağıtla çıkış yapamayacağını söyledi.

Çözüm odaklı bir şekilde kendisine farklı alternatifler sunmama rağmen her defasında olumsuz yanıt alınca, konuyu yetkili bir başka kişiyle konuşmak istediğimi ilettim. Uzun bir bekleyişin sonunda başka bir çalışan geldi. Yaşananları ve talebimi bir kez de kendisine ilettim. Bana Fruko Gazozların stoklarla sınırlı olduğunu ifade etti. Bu durumda ramazan pidesini de kabul edebileceğim iletince ise pidelerin henüz çıkmadığı söyledi. Bunun üzerine, gazozu daha sonra da alabileceğimi, mevcut sorunu çözmeleri için destek olabileceğimi söyledim. Ardından bu görevli arkadaş tekrar içeri gitti ve büyük bir paket Fruko Gazoz getirip içinden bir tanesini bana verdi.

Ben teşekkür edip gazozu aldığımda kasiyer arkadaş ile aralarında stok çıkışını nasıl yapacaklarını tartışıyorlardı. İçinde bulunduğumuz ramazan ayında birbirimizi bu şekilde tatsız bir diyalogla yormaya hiç gerek olmadığı gibi Carrefour gibi büyük bir firmanın da böyle küçük hesaplarla müşterisi karşısında yarattığı imaj hiç hoş olmuyor.

Konuyla ilgili twitter üzerinden Carrefoursa resmi hesabı ile de iletişime geçtim, bakalım nasıl bir açıklama gelecek.

* Yukarıdaki içeriği yayımlayıp Carrefoursa ile paylaştıktan bir kaç saat sonra sorunu yaşadığım şubenin müdür yardımcısı tarafından arandım. Stoklarına o an için ulaşamadıklarını, şu an Fruko gazozun stoklarında olduğunu, adres belirtmem durumunda evime teslim edebileceklerini iletti. Teşekkür ederek zaten gazozu o gün alışveriş sonrası aldığımı hatırlattım. Samimi bir şekilde özür dileyip konunun genel müdürlük tarafından çözülmek üzere kendisine iletildiğini ekledi. Ve son durumda, konu her iki taraf için de mutlu sonla bitti.

11 Ocak 2018 Perşembe

2005 Model Hayaller

Aşağıdaki yazıları bugün işten, yani Torbalı'dan Karşıyaka'ya dönerken paylaşmak istediğim bir eski fotoğrafın altına yazdım. Throwback gününde biraz eskilere ışınlanınca, fazlasıyla da duygusala bağladım. Neyse, herkesin instagrama erişimi olmayabilir diye buradan da paylaşmak istedim.

Ne çok seviyoruz unutmayı. Birilerini, yapılan iyilikleri... En çok da zamanın geçtiğini... Pek çok şey unutulur unutulmasına da, bazı hatıralar dipdiri kalır yüreğimizde.

Bu fotoğraf 2005 senesinden, üniversite son sınıftayım, bir kaç ay sonra mezun olacağım. Tek hedefim var, Sabancı'da MBA yapmak. Başvuru belgelerini hazırlayıp Ankara'dan İstanbul'a gelmiştim. Başvuru sonrasında mabedimizin çevresinde dolaşıp atmosferi kokladıktan sonra "geri döneceğim bir kaç ay sonra" diye içimden geçirmiştim. Çok şükür, Allah dualarımı kabul etti, o hayalim de gerçek oldu. Darısı şimdiki hayallerime...

Her şey bitse, tükense ya da öyle zannetsek; hayalleri kalmalı insanın. Belki de bu yüzden, "Kentlerin havaalanlarından çok düşalanlarına gereksinimi var." demiş Nilgün Marmara. Ne güzel demiş... Düşlerinizi incitmeyiniz. 


Sevgiler,



24 Aralık 2017 Pazar

Bir Starbucks Deneyimi - Muhasebeci'nin Hediye ile İmtihanı

Yaklaşan yeni yıl ile birlikte sevdiklerimize hediye alıp onları sevindirmeye, bir yandan da ekonomiyi canlı tutmaya devam ediyoruz. Çalıştığım şirkette de muhasebe ve vergi departmanı çalışanları arasında bir yeni yıl organizasyonu yaptık. Buna göre, birbirimize alt limiti 80 üst limiti 100 TL olmak üzere hediye alacağımız bir çekiliş yaptık.

Çekilişte bana çıkan arkadaşıma Starbucks'tan bir termos ve kahve fincanı almak için evime en yakın Starbucks mağazasına (İzmir Bostanlı) gittim. Alışverişimi yaptım, hediye paketinin yapılmasını beklerken, değişim kartı rica ettim. Değişim kartı kullanmadıklarını belirten kasa personeli, fiş ile değişim yapılabileceğini söyledi. Hediye ile beraber fişin verilmesinin hoş olmayacağını söylediğimde ise bunu kendilerinin halledeceğini belirtti ve kalemle fişin bazı satırlarını çizdi.

Ardından bana verdiği fişe baktım, güldüm ve dışarı çıktım. Fişin KDV satırı açıkta kalmıştı, fişte satın alınan iki kalem malın da KDV oranı gözüküyordu. Hediyeyi vereceğim kişi ise yılların muhasebecisiydi ve hesaplanan KDV tutarından matraha gitmek pek çok kişi gibi onun için de oldukça kolay olacaktı.

Özel günlerde satış için konsept ürünler tasarlayıp satan, geniş mağaza ağı ile farklı kitlelere hitap Starbucks gibi bir devin bu devirde değişim kartı kullanmasa bile farklı bir alternatif geliştirmesi, en azından kasiyerlerine fişin üzerinde karalama yapacaksa amacına ulaşacak şekilde bu işlemi yaptırması gerekir.

Bu arada ben ne yaptım diye merak ediyorsanız, KDV satırını da eve gelince farklı bir kalemle çizdim. Zaten benim örneğimde alt limit ve üst limit belli ve birbirine yakın olduğu için çok sıkıntı değil ama farklı bir hediye organizasyonu için böyle bir durumla karşılaşmak istemezdim, eminim ki pek çok insan da istemez. Bu da Starbucks'a yeni yıl için bir gelişim alanı tanımlaması olsun, mutlu yıllar...

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Finike'de Geçen Yıllık İzin (2017)

Yıllık ücretli izin hakkı; kıdemi 1 ila 5 yıl olan işçiye (5 yıl dahil) 14 gün, 5 yıldan fazla 15 yıldan az olan işçiye 20 gün, 15 yıl ve daha fazla olan işçiye de 26 gün olarak uygulanıyor. Ben de kıdemi yaklaşık 4 yıl olan bir işçi olarak bu yıl hakettiğim 14 günün 5’ini blok olarak 17-21 Temmuz haftasında kullanmayı tercih ettim. Tatil için aslında öncesinde hiç de aklımızda olmayan bir destinasyon kaderin ağlarını örmesi neticesinde gerçekleşti ve Antalya Finike’ye gittik. Önceden biraz netten araştırdım, biraz çok gezen arkadaşlarıma danıştım ve en son olarak da orada bize ev sahipliği yapacak aile fertlerimize kendimi ve ailemi emanet ettim. Tatil az olunca kıymetli de oluyor. Ee tam da “high season”da tatile çıkınca insan da dolu dolu yaşamak istiyor. 2017 yaz tatilim nasıldı diye soran olursa ileride hatırlamak ve gitme potansiyeli olan dostlarıma ve takipçilerime fikir verebilmek için kaleme aldım. İşte günbegün geride kalan tatilim…

15 Temmuz 2017, Cumartesi: Sabaha karşı 3buçuk gibi uyanıp 4:15 te Karşıyaka’dan Finike’ye doğru yola çıktık. Yolda, Acıpayam/Denizli’de Suit Park dinlenme tesisinde kahvaltımızı aldıktan sonra 11.15’te Finike’de konaklayacağımız eve ulaştık. Sorunsuz geçen yolculuğumuz için Google Haritalar’a teşekkür ederiz. İlk gün yüksek nemli ve sıcak hava dışarıda olduğumuz anlarda acele bizim ekstra bir mücadele vermemizi gerektiriyordu. Birinci günün  tatsız olayı, öğleden sonra Finike’de ilk kez denize girdikten sonra, tam plajdan çıkarken merdivenden düşmem oldu. Düşerken öyle bir bağırdım ki sanırım en son askerde selam verirken böyle bağırmıştım. Akşam hareketlerimde kısıtlama ve ağrı artınca Finike’deki tek hastane olan devlet hastanesinin aciline gittik, neyseki çekilen film temiz çıktı ve ilaç ve krem ile tedaviye başladık.

16 Temmuz 2017, Pazar:  Bugün günlerden Adrasan idi. Finike ve çevresindeki bence en iyi deniz burası. Aslında sadece bence değil, hem Finike’ye gideceğimi duyan arkadaşlarımın, hem de Finike’de bize ev sahipliği yapan aile fertlerimizin de görüşü bu yöndeydi. Adrasan’daki Chill House Lounge cafe hem müzikleri, hem ortamı, hem de yemekleri çok keyifli bir mekandı. Bu güzel mekana özlediğim sıcak sulu deniz ve kumsal da eşlik edince keyifli bir Pazar ve tatil günü yaşamış olduk.

17 Temmuz 2017, Pazartesi: Haftaya biraz müze ziyareti ile başlamaya ne dersiniz? Finike’den Demre’ye doğru yola çıktık ve önce Noel Baba (St. Nicholas) müzesine uğradık. Müze çıkışı dondurmalarımızı yedikten sonra bir başka tarihi yere, Myra Antik Kenti’ne gittik. Akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro, gerek oturma sıraları gerekse sahne binası ile iyi korunmuş bir Roma Dönemi tiyatrosunun özelliklerini yansıtmaktaydı. Antik kent çıkışı hatıra magnetlerimizi aldıktan sonra gözlemelerimizi yiyip kahvemizi içtik. Bu kez istikamet Bey Melek Taş Evler’di. Osman Güngör’ün sahibi olduğu, ailesiyle beraber bizi son derece misafirperver şekilde ağırladıkları, işletmelerinde hem dinlendik, hem de evin doğasından fazlasıyla etkilenip biraz da mest olduk. İnanmazsanız, bir de kendiniz bu şirin işletmenin değerlendirmelerini internet üzerinden okuyup aldığu yüksek rating’lere bakabilirsiniz.
Kulaklık şekil gözükse de efektif olduğunu söyleyemem

Antik kent gezisinde olmazsa olmaz: şemsiye

Azıcık şımarmış olabilirim

Bey Melek Taş Evler'de çayımızı içerken manzaramız

Misafirperver Osman Güngör'e teşekkürler
18 Temmuz 2017, Salı: Bugüne biraz daha sakin başlayalım istedim. Biraz Finike içerisinde neler olup bittiğini gözlemlemek için sabahtan küçük dostum Doruk ile Klass Pastanesi’ne yürüyüp, orada soğuk bir şeyler içip serinlerken bir yandan da kitaplarımızı okuyup sohbet ettik. Maalesef sıcak hava yüzünden çevremizi daha fazla gezemeden öğle yemeği için evlerimize ayrıldık. Günün geri kalanında ise bu kez Finike’ye çok yakın olan Gökliman Plajı’na gittik. Dalgalı deniz Cumartesi düşerek incitmiş olduğum belime oldukça iyi gelse de aslında bu kadar dalga bize hiç te iyi gelmedi. Nilgün, hırçın dalgalarla mücadele ederken alyansını düşürdü. Alyansın gittiğini farkettiğimizde maalesef çok geçti.
Sıcak bir günde soğuk bir şeyler içip biraz kitap okumak...
19 Temmuz 2017, Çarşamba: Finike çevresinde takılmaya devam. Bu kez soluğu Gökliman Plajı’nı biraz geçtikten sonra ulaştığımız Çağıllı Plajı’nda alıyoruz. Adeta bayanların gün yaptığı bu plajda kumsal yerine taşlık bizi karşılasa da dalgasız koyda yüzmek keyifliydi. Bir de Okan’sız geldiğimiz için özgürdük. Tatilci moduna iyiden iyiye alışmışken tatilin de tam ortasında olduğum gerçeği kulağıma fısıldanıyordu.

20 Temmuz 2017, Perşembe: Geçen yıl yaz tatilimi Marmaris’te geçirmiştik ve yine her gün çevredeki koyları, sahilleri gezerken Selimiye’yi o kadar beğenmiştik ki iki kere gitme ihtiyacı duymuştuk. Bu kez de sıcak denizi ve keyifli ortamıyla Adrasan’ı bir kez daha ziyaret etmek istedik ve yola çıktık. Virajlı yolları geride bıraktıktan sonra verdığımız Adrasan bu kez haftasonuna kıyasla daha sakindi. Plajda şezlong bile bulduk. Okan yüzmek istemeyerek keyfimizi kaçırsa da anneannesi kurtarıcımız olarak Okan’ı yanında götürdükten sonra biz de sıcak Adrasan denizinde yüzmelere doyamadık. Sipariş ettiğimiz 5 tabak patatesi yakabildik mi bilmiyorum ama iyi yiyip iyi yüzdüğümüz kesindi. Günü burada bitirmek istemiyordum. Malum tatilin ikinci yarısındaydım ve artık her an daha değerliydi ve dolu dolu geçmeliydi. O halde şimdiki istikamet Çıralı/Chimera Yanartaş idi. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası Adrasan’dan Çıralı’ya ulaştık. Bu bölgedeki otel ve pansiyonlar dışarıdan gördüğümüz kadarıyla oldukça dinlendiriciydi, ama bizim hedefimiz Yanartaş’tı. Aracımızı parkedip, biletimizi aldıktan sonra yaklaşık 1 kilometrelik tırmanışımıza başladık. Hafif kaygan taşlar, sıcak ve dik rampa önce Nilgün’ü yıldırsa da yoldaşların yardım ve motivasyonlarıyla zirveye ulaşmamıza engel olamadı. Zirvede ise kendinden yanan taşların başında çekilen fotoğraf ve videolar ile bu anı ölümsüzleştirmek bizim hakkımızdı.
Things that you own end up owning you...
Adrasan'dan ayrılmak zor ama çare yok


Terledim ama değer

Yanıyor muyuz gençler?

21 Temmuz 2017, Cuma: Sanırım biraz dinlenmek hepimizin hakkı. Tüm tatili denize girerek geçirmek yerine biraz da çalışırken pek hakkını veremediğimiz uyumaya ne dersiniz diyordu bünye. Gece 1.30 gibi gerçekleşen 6.6’lık Bodrum depremini Antalya’da ciddi olarak hisseden bünyelerimiz güne haberleri ve yorumları izleme ihtiyacı ile başladı. Ardından bir öğle öncesi uyku, bir de öğle sonrası uyku ile tatilde dinlendin mi diye soracaklara da evet yanıtı verebilmek için gerekli background’u sağladım. Akşam ise tüm aile sahildeki çay bahçesinde buluşup neme rağmen serinlemeye çalıştık. Gecenin sonunda ise Kumluca ve Finike Marina arasında araç ile gezinti yaparak adeta Finike ve çevresi ile vedalaştık.

22 Temmuz 2017, Cumartesi: Sabah 4.55 e kurulan alarm ile uyanıp, 5.30 da yola çıktık. Buharkent’te verdiğimiz mola ile kahvaltımızı yaptıktan sonra 12.15’te Karşıyaka’mıza vardık. Artık tatilin geri kalan saatleri biraz daha rutinimize dönmekle geçecek. İşte bu vesileyle içinde bulunduğumuz zaman diliminde tatil hatıralarımı kısaca kaleme alarak günü yavaş yavaş sonlandırıyorum.
Okan'ın ısrarları sonucunda eve dönüş yolunda en iyi kahvaltı mekanımızı bulduk!
Yarın ola hayrola…    

14 Temmuz 2017 Cuma

Golden Suite'ten Teşekkür Geldi

Geçtiğimiz günlerde Golden Suite ve çevresine neden yatırım yapılması gerektiğini ve bu konuda kendim elimden geldiğince neler yaptığımı buradan paylaşmıştım. İlgili içerik için:

http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2017/07/golden-suite-ve-cevresine-yatrm.html

Bu konuda attığım adımlara güzel cevaplar geldi ve gelmeye devam ediyor. Tabi ki bu bir süreç ve zaman alacak ama yolun sonunun aydınlık olduğunu görmek için alim olmaya gerek yok.

Bununla beraber, sitemiz yönetimi de sağolsun attığım adımları gördü ve bu konuda takdirlerini de hem bir teşekkür belgesi, hem de websitelerinde yayımladıkları bir yazı ile sundular. Zaten keyifle atmış olduğum adımların üzerine bir de takdir edilmiş olmak beni oldukça memnun etti. Güneşli günler yakın...

http://www.goldensuiteyonetim.com/icerik/goldensuiteyonetim-com.html

Golden Suite Site Yönetiminin Websitesindeki Duyuru

Golden Suite Site Yönetimi'nin Sunduğu Teşekkür Belgesi

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Keyfini Sürerken Aklıma Takılanlar

Bu Cumartesi sabahı biraz pedalladım. Uzun zamandır yapmadığım bir aktivite olduğu için özlediğimi hissettim ve hoşuma gitti. Tek başıma bisikletimi sürerken bol bol düşünme fırsatım da oldu. Aklıma takılanlardan aklımda kalanlar:

- Tadında yalnızlık iyidir, fazlası ise eksikliktir.
 
- Dün katıldığım sunumda "betterment" konsepti işlenmişti ve insanların artık sağlıklı yaşamak için çok para ve efor sarfettiği anlatılmıştı. Bunu çok net gördüm, eskiye kıyasla daha fazla insan koşuyor, yürüyor, bisiklete biniyor, egzersiz yapıyor. (Ki Temmuz ayında olmamız sebebiyle bir çok insan da şehirde değil)
 
- Eskiden imrenerek baktığım villalar malesef demode olmuş, yanı başında yapılmakta olanlar tüm ihtişamıyla yükseliyor, bu da bana zamanın değişimi de beraberinde getirdiğini, değişemeyenin ise kaybetmeye mahkum olduğunu hatırlattı.
 
- Yolda kalın bir hortumun bir kaç kat şeklinde olduğu bir bölgede risk almayarak bisikletimden inerek geçtim, yanımda bir arkadaşım olsaydı ya da daha sıklıkla bisiklete binip neyi yapıp neyimyapamayacağımı daha iyi kestirebilseydim belki de risk alırdım. Demek ki tecrübe önemli, özellikle de tecrübeleri sıcak tutmak, kendini bilmek ve çevrendekilerden görüşlerini almak.

İşte böyle... Şimdi sağlıklı birşeyler yiyip, yeşil çay içme zamanı...
 


30 Ağustos 2016 Salı

Zafer Bayramı

30 Ağustos Zafer Bayramını için hazır evdeyken btıpkı dün olduğu gibi bugünden sabhatan kendime biraz vakit ayırayım dedim. Vurdum kendimi Bıstanlı sahilindeki bisiklet yoluna. Ne kadar şanslıyız ki evimizin hemen yanında böyle bir imkanımız var. Ve tabi ki bu güzel topraklarda yaşamımıza sebep olan herkese de minnettarız.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Yine Pazartesi Sendromunu Yendim

İzinli olarak geçen bu Pazartesi sendromunu yendiğim günleri pek bir seviyorum. Pazar akşamından ayrı bir keyifli oluyorum ve bu ertesi güne de yansıyor. 30 Ağustos ile birleştirdiğim hatta 31 Ağustos'u da izinlerime ekleyip, hızımı almışken 1 ve 2 Eylül tarihlerine de İstanbul'da eğitim planlayarak tam bir hafta kendimi ofisten uzak tutma gibi sinsi (!) planları hayata geçirdiğim bir dönemdeyim.

Sabah vücut saatim alarm kapalı olsa da beni 6 da uyandırsa da bugün ajandamda her zamankinden farklı şeyler vardı. Akşamdan tozunu alıp lastiklerini şişirdiğim bisikletimle Bostanlı sahilde egzersiz ve keyif karışımı bir sürüş yapıp, ardından basketbol sahasında ter atmaya yöneldim. Okan'ın annesiyle okula gittiği haberi ulaşınca ben de eve gidip duş aldım ve sonra günün geri kalanına eşimle başbaşa devam ettim. Önce dışarıda kahvaltı, ardından vapurla Pasaport, orada bir kahve keyfi derken öğleden önce soluğu Kemeraltında aldık. Biraz çarşı geçtikten sonra Kemeraltı Balıkçısı'nda balık yiyip bunu yakmak için Alsancak'a yol aldık. Vapurla karşıya geçip okulunda uyuyan Okan'ı aldıktan sonra rutin kontrol için doktoruna götürdük. Sonra da alışverişimizi yapıp eve geldik.

Bu satırları yazarken aklıma ilkokulda verilen yaz ödevlerindeki yaptıklarınızı yazın görevi geldi. Tatildeyken pekçok şeyi özgürce yapma fırsatı bulunca insan sevinip paylaşmak istiyor :) Neyse bu uzun yapılanlar listesi evde yenen akşam yemeği sonrası bir kez de Okan ile onun ilk basketbol deneyimi için tekrar sahaya gitmemizle devam etti. Şimdi de eşimin hazırlayacağı buzlu kahve ve bloglama aktivitesiyle sürüyor.

Yaşasın sendromsuz Pazartesi, varolsun birikmiş izinler...





5 Nisan 2016 Salı

İyi ki Doğdun Aşkım!

​İyi ki doğdun, iyi ki de benim biricik eşim oldun diye başlamış metne yazar. Sonra karısını neden bu kadar sevdiğini düşünüp, kalbini iyice ısıttıktan sonra yazmaya devam etmiş...

Bu metnin yazarının eşi, sözkonusu metnin yazarı için hiç bilmediği bir şehir olan İzmir'e 2011 yılının son baharında taşınıp ailesini ve sevdiklerini Bursa'da bırakacak kadar fedakarmış. 2013 baharından beri evliliğinin meyvesi olan biricik bebeğini birey haline getirmek için işinden, arkadaşlıklarından, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarından vazgeçerek yeri geldiğinde eve kapanacak, yeri geldiğinde saatlerce oğlu Okan'ın yanında yatıp uyumasını bekleyecek kadar ailesine tutkuyla bağlıymış. O eş, o anne bir yandan burnu tıkanan oğluşunun burnuna sprey sıkmak için şekilden şekile girerken, bir yandan da her daim aç olan sevimli yaramazı için hazırladığı kekin fırında yanmaması için ince hesaplar yaparmış. Akşam olup da bu annenin eşi işten yorgun gelmişse, ve bir de evde hala çalışması gerektiğini söylerse, bu kez evde sessiz bir ortamı sağlama sorumluluğu yine bu mükemmel eşin omuzlarına binermiş. Hassas kocasını ve "mamamama" canavarı atarlı oğlunu idare eden bu anne kırk yılda bir bi düğün dernek olduğunda bile ancak evden sessizce kaçarak kendine vakit ayırıp saçına fön çektirebilecek vakti bulabilirmiş.

İşte bu fedakar annenin adı Nilgün'müş ve bu metnin yazarının adı da Volkan'mış. Volkan, Nilgün'ü çok severmiş. Oğulları Okan da annesini çok severmiş, her ne kadar şimdilik sevgisini kelimelere dökemese de küçük arabalarını isterken gösterdiği tüm sevimliliği aslında annesine olan sevgisini göstermek için de hazırmış. Nilgün'ün 6 Nisan doğum günüymüş. O'nu çok seven eşi ve oğlu da bu mutlu günü can-ı gönülden kutlarmış. Sevinç yumağı oluşturmadan önce de O'na "İyi ki doğdun! Seni çok seviyoruz!" diye hakkını vererek haykırırlarmış (Okan kelimeleri tam olarak telafuz edemese de haykırmayı duble yaparak kendini affettirecekmiş)...

24 Ağustos 2015 Pazartesi

TUVTURK Muayenesinden Memnun Ayrıldım

Her zaman eleştirecek değilim ya, bu kez TUVTURK’teki araç muayenem oldukça hızlı ve sorunsuz geçti. Yine 2015 yılı içerisinde başımdan geçen tatsız TUVTURK tecrübemi sizlerle buradan paylaşmıştım. (http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2015/04/tuvturk-muayenesi-sabr-ister.html) Bu kez çok şükür herşey yolunda gitti. İnternet üzerinden randevular 15 gün önce açılıyor, ben de 22 Ağustos için randevuların açıldığı ilk gün olan 7 Ağustos tarihinde 8:30’a Çiğli Muayene İstasyonu için randevu aldım. Hemen şunu belirteyim, çalışma saatleri 8:00 olarak gözükse de muayeneler 8:30’da başlıyor. Sabah 8’den önce muayene istasyonuna geldim, kapılar açık olmasa da fena sayılmayacak bir kalabalık vardı. Bunun üzerine hemen istasyonun arkasında açık olan Tırak’ta egzoz gazı emisyon ölçümünü hızlıca yaptırdım, ordanistasyona geri döndüğümde kapılar açılmıştı. Sıra alıp ödemeyi yaptırdıktan sonra hiç beklemeden 6 muayene alanından 2 numaralıya girip aracımı görevliye teslim ettim. 8:45 itibarıyla aracımı alıp yola çıkmıştım bile. Önceki uzun ve sıkıcı tecrübelerimin etkisiyle yanıma ipad bile almıştım ama hiç ihtiyaç duymadan işimi hallettim. Hızlı ve düzenli hizmet anlayışından ötürü Çiğli TUVTURK Muayene İstasyonu’nu tebrik ederim.

Muayeneye yönelik genel olarak en büyük eleştiri hususu bence bu devirde hala kredi kartıyla ödeme yapılamıyor olması. Böyle bir organizasyonun bence insanlara nakit diye diretmesi anlamsız. Umarım yakında bir çare bulunur. Yeri gelmişken ücretlerden de bahsedelim.Her yıl Aralık ayında T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Karayolu Düzenleme Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan genelge doğrultusunda araç muayene ücretleri belirlenir.

Otomobil muayene ücreti 2015 yılı için KDV dahil 181.72 TL’dir.

Egzoz Gazı Emisyon ölçümü 2015 yılı için KDV dahil 40 TL'dir.
İlk defa "Egzoz Gazı Emisyon Ölçümü" yapılacak araçların sahipleri "Motorlu Araç Egzoz Gazı Emisyon Ruhsat"ı almalıdırlar. "Motorlu Araç Egzoz Gazı Emisyon Ruhsat"ı belge fiyatı: 7 TL'dir.

30 Haziran 2015 Salı

Sandık Sonucumuz

Hükümet kurulu mu yoksa yeniden seçime gidilir mi? 2015 yazı büyük ihtimalle bu sorunun cevabını arayarak geçecek. Sorunun cevabını bilmem, buradan fikir de üretmek istemem. Kesin olan şeylerden bahsetmeyi ise severim.

Elimde kesin olan bir şey var, o da oy kullandığım sandığın sonucu. Geçtiğimiz günlerde YSK'nın sitesinden kendi sandık sonucumu bulup indirdim. İşte sonuçlar:


Bu arada YSK'nın sitesi gerçekten profesyonelce hazırlanmış. Sandık tutanaklarına kadar siteden erişebiliyorsunuz.

Şimdiden ülkemiz, şehrimiz ve semtimiz için hayırlı olsun.

Google adsense

Analytics