şükür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şükür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2025 Çarşamba

Bir Hastane Ziyaretinden Kalan Düşünceler

Dün, sevip saydığım bir abimi, iş arkadaşımı ve akıl hocamı geçirdiği bir operasyon sonrası iş yerinden arkadaşlarımla birlikte ziyaret ettim. Yine, sağlığın değerini kaybetmeden anlamak için bu kadar iyi bir fırsat varken, bundan ders çıkaramadım.

Neden mi?
Hastaneye girip arkadaşlarımın gelmesini beklerken “fırsattan istifade” bir mailleri kontrol edeyim dedim. Bir gece önce özene bezene yazdığım o mail, maalesef yeterince net olmadığı için, chart eklenerek yeniden göndermem istenmişti. Kafam “nasıl yapacağım, sevkiyatla ilgili sorun çıkar mı?” gibi sorularla doluydu. Fiziksel olarak odadaydım ama zihnen orada değildim; o an sağlığıma şükredip abim için gerçekten içten bir sıhhat dilemek mümkün olmadı.

Ziyarete geldim ama mailler izin vermedi. 📱💼

Hastanedeyken, vedalaşırken, otoparka yürürken, hatta Avrupa’dan Anadolu’ya geçerken bile aklımda sadece o mail vardı: vereceğim cevap, yapacağım ek çalışma, veriyi nasıl göstereceğim… Eve gelince o işi bitirdim, ardından bir sürü maile daha cevap verdim; araştırmalar, hesaplamalar, düzeltmeler derken geceyi öylece geçirdim. Ama ruh gibiydim — mutsuz, tatminsiz, yorgun.

Bu sabah da benzer bir tedirginlikle uyanıp yine maillere gömülmüşken aklıma İzmir’deki ruh halim geldi. Çok şükür, şu an tek derdim iş yükü ve yoğunluk. İzmir’deyken bunun yanına bir de insanlarla uğraşmak zorunda kalmak ekleniyordu. Şimdi bulunduğum ortamda beni rahatsız eden kimse yok; sadece yoğun tempo içinde kendime, aileme ve hobilerime zaman ayıramamak bazen zor geliyor.
Genellikle bunu çok kafama takmam ama bugün öğle saatlerinde fark ettim ki, ne zaman iş yerinde takdir ve teşekkür azalsa, bu durum bana daha ağır geliyor.

Neyse ki bu akşam, o beni gün boyu darlayan maile konu olan chart’ın yeni versiyonunu hazırladım, revize edilmiş bir mail daha attım. Inbox’ımı da biraz toparlayıp yönetilebilir hale getirdim. Şimdi kısa bir “kendimle baş başa kalma” seansı için laptop’umu kucağıma aldım. Bir de bu içeriğe AI ile güzel bir resim çizdirdim mi, sakin sakin birkaç mail daha cevaplayıp yarınki mücadeleye hazırlanabilirim.

25 Aralık 2024 Çarşamba

Hoş Geldin Yeni Yaşım 42

Yeni yaşıma iki gün kala, havalimanında rahat bir masa bulmuşken ve saat henüz sabahın 6’sı bile olmamışken, internete bağlanıp gece gelen mailleri karşılamak istemediğim için boş bir belge açıp tarihe not düşmek istedim. Her geçen yıl biraz daha doğum günlerimin heyecanını azaltırken yine de içimde bir kıpırtının olması güzel. Eskiden iş yerinde doğum günleri kutlanırken kutlamak istemeyen, kendileri için pasta kesilmesini tercih etmeyen arkadaşlarım olduğunda şaşırırdım. Şimdilerde onları daha iyi anlayabiliyorum ama hala tam olarak o kafada değilim. İçimdeki çocuğun enerjisi düşse de hala var bir afacanlığı, şöyle ki geçtiğimiz Pazar akşamı Soundcloud’da bir set dinlerken hoşuma giden bir şarkıyı not aldım, doğum günü postumu paylaşırken arka planda çalarım diye…

Geride kalan yıla baktığımda pek çok şükür sebebim var. Yazı bitirirken “Ben Senden Razıyım 2024 Yazı” (Volkan Yorulmaz: Ben Senden Razıyım 2024 Yazı) diye yazmıştım. Genel olarak bu yıla baktığımda da şükürler olsun. Kariyerimde yıllardır hayalini kurduğum kritik virajı aldım, oğlumu gönlümüze göre bir özel okula gönderebildim, çekirdek ailemizde sağlığımız yerinde ve evimizde huzurumuz var. Başta sağlık olmak üzere tüm bunlar şükür sebebim. İnşallah yeni yaşımda da öncelikle bunları korurum, üzerine bir şeyler de koyabilirsem katma değeri olur. Bu aralar nasılsın diyenlere cevap verirken sık sık kullandığım gibi “statükoyu korumak da bir başarı” olabiliyor.

Dün gece yıllar sonra Torbalı’ya gideceğim için bir yazı (Volkan Yorulmaz: Yeniden Torbalı - Fabrika Gezisi ve Şeffaf Forum) yazarken blog’umda gezinip Torbalı hatıralarımı okuyup geçmişe bir gittim. Eskiden Aralık aylarında burcum için beklentilerimi farklı astrologlardan toplayıp Oğlak ayı 201x yılı beklentileri gibi içerikler hazırlamışım. Şimdilerde ise daha çok şükür daha az beklenti modundayım. Bireysel emeklilik sistemi danışmanlarından bir tanesinin söylediği gibi, portföy büyüklüğü belli bir tutara geldiğinde portföyü koruyacak varlıkları artırıp riski azaltmak lazım. İşte bu yaşlarda daha az kendim için daha çok oğlum için istemeye başlamam da biraz bununla alakalı olsa gerek. Yeri gelmişken bir temennide de bulunayım: İnşallah yeni yaşımda da Okan’ın başarıları ile gurur duymak nasip olur. Geçtiğimiz günlerde Owlypia Local Round sonuçlarını okulda canlı izledim. Nasıl bir heyecan yaşadım dereceye girecek mi, madalya alacak mı diye. Sanki şampiyonlar ligi finali uzatmalara kalmış, iki takım da yenişememiş ve takımım seri penaltı atışlarına geçmiş gibi takip ettim anonsları. Görende beni hırslı, rekabetçi biri sanacak ama değil. Sadece onun daha iyi bir geleceğe ulaşması için belki küçük bir dönüm noktası olduğundan…

Yılın bu dönemi en sevdiğim içecek toffee nut latte ağzımın tadını sabahın erken saatlerinde yerine getirmişken yeni yaşımda da tadımızın kaçmayacağı, şükür sebeplerimin bol olacağı, keyifli hatıralar biriktireceğim, gözlerim dolacaksa bunun gururdan olacağı sağlıklı ve bereketli bir yaş olsun inşallah. Tam noktayı koyarken şöyle bir çevreme bakıp aklıma Hande Yener’in “Şansın Bol Olsun” şarkısı geldi. Olmuşken şanslı da bir yıl olsun bari...  



28 Ekim 2024 Pazartesi

Kağıt Üstünde Tatildeyim

Bugün yarım gün resmi tatil, yarım gün de şirket köprü izin kullandırıp 29 Ekim ile beraber dört günlük bir tatil imkanı sundu. Adı tatil ama ben tatilde miyim yoksa çalışmaya göre daha mı ızdırap çekiyorum... Cuma akşamı 9 gibi bilgisayar başından kalkmıştım, Cumartesi neredeyse ofiste tam gün izin yaptım. Pazar akşamı okunmamış maillerime cevap verdim ve bugün de dayanamayıp kaçamak yaparcasına ara ara maillerime bakıyorum. Tabii offline takılsam da MS Teams’ten gelen bildirimleri de alıyorum. Tüm bunlar kafamda yeni yapılacaklar listesi oluştururken insanın dinlenmesi mümkün mü?



Çok şükür işimiz güzel, seviyoruz şirketimizi de ama bu yük çok fazla ve ağır geliyor bir yerden sonra bünyeye...Benden bir şey istendiğinde park edeyim, sıraya alayım diyebilecek rahatlık seviyesinde olmadığım için herkesin her talebine hızlı bir şekilde destek olmaya çalışırken bu kez kendime destek olamıyorum. 



Moral bozarak bu işin içinden çıkamayacağımı neyse ki İzmir’den İstanbul’a taşındığımda kariyerimdeki açılım ile yaşayarak gözlemledim. Bunu bir kez daha yapabilirim. İşte bu yüzden daha çok aileme vakit ayırıp, edebi değeri olmayan bu yazılarımla içimi daha fazla döküp dengeyi bulmaya çalışıyorum. Sabaha kadar da çalışsam, uyumaya ya da tuvalete gittiğimde yeni bir maille belki saatlerimi ya da günlerimi alacak yeni bir analiz talebi alabilirim. İşte bu yüzden “sonu yok” bilincini edinmeliyim. Yıllar önce de hayır demeyi sevmiyor ve beceremiyordum, bugün de durum çok farklı değil belki ama hayır diyemediğim durumda da belki evet demekten kaçınma da iyi bir taktik olabilir. 


Bardağın dolu tarafını görmek, akıp giden hayatın içinde yapmamız gereken en iyi şey. İşte by yüzden şükrüm bitmez benim. Ailem var, sağlığım var ve işim var. Yükü de beni hayatta tutacak mücadelem olsun. Bakın ne de güzel Polyana da oluyorum. İşte o benden talepte bulunan o mail sahiplerine de böyle yapacağım ve başarılı da olacağım.



Şimdi biraz bulunduğum kafede kitap okuyup, izin günümün tadını çıkarayım. Akşam derbi de var. Yatmadan önce de biraz mailleri toparlasam, sabah da şampiyon kahvaltısı sonrası biraz daha... (akıştayız dostlar...)

4 Aralık 2022 Pazar

Taş Yerinde Ağırdır

4 Aralık 2022 Pazar sabahı arka fonda Norah Jones çalarken böyle bir başlığı ("Taş Yerinde Ağırdır") çok tereddüt etmeden yazdım. Bulunduğumuz ortamda uzun süre kaldığımızda o ortam ile sadece fiziksel değil gönül bağı da kuruyoruz biz duygusal insanlar. Hal böyle olunca, "ayrılık da sevdaya dahil" diyemiyoruz ve konfor alanımızda hayatı sürdürüyoruz.

"Konfor alanı" kavramını beynim öyle bir kodladı ki sanki bir "uyuşturucu" kadar tehlikeli, bağımlılık yapan bir zararlı madde. Acaba öyle mi? Aman konfor alanımda kalmayayım diye kendimi zorladığım, sorguladığım, alternatifleri denediğim pek çok anım oldu. Bunlardan bir tanesini de yakın zamanda deneyimledim.


Deneyimledim de ne mi oldu? Değmezmiş dedim, adeta deneyimlediğim tecrübeyi bir kazanç olarak cebime atıp kaçarak uzaklaşmaya çalıştım. Kibarlığımdan pek çok insanın kapıyı çarparak kaçacağı ortamda derin bir nefes alıp yutkunarak profesyonelliğimi korudum. Gurur yapmadım, egomu susturdum, insanları ve ortamları tanıdım, elimdekinin değerini fark ettim.

Fark etmiyor insan elindekinin değerini uzun bir süre elinde tuttuktan sonra. Sağlık için de bu böyle, tüm diğer maddi ve manevi varlıklar için de... İşte bu yüzden bu Pazar sabahı çayımı yudumlayıp demlenirken "taş yerinde ağırdır" dedim. Ortamınızda varlığınızı gösterebiliyorsanız, siz olabiliyorsanız, çevrenizdekilerle bir arada yaşayabiliyorsanız (nefes almakla karışmasını istemem) işte siz o ortamda bir ağırlığa sahipsiniz demektir. Varsın eksileri, acabaları, belkileri, inşallahları olsun. Onlar hayatın hep içinde, her ortamda olan şeyler. İnsanoğlu hep sorgular, hayal eder, daha iyisini ister ve elindekinin değerini bir şekilde göz ardı eder ya da o değerin hiç farkına varmaz. Ne zaman ki bi duvara toslar ya da toslamasına ramak kalır işte o zaman şöyle bir dönüp bakar elindekine, avcundakine, çevresindekine ve şükreder. 

Çağımızın en popüler kavramlarından biri "sürdürülebilirlik" burada yine karşımıza çıkar. Bulunduğumuz ortamda ağırlığımızı koruyup sürdürmek, ileri gitmek, genişlemek bir tercihtir tıpkı o ortamdan ayrılıp yeni bir ortamda varlık mücadelesine girmek gibi. O zaman karşımıza "uyum" çıkar. Adına "ten uyumu" da deseniz "kültür uyumu" da deseniz bir adaptasyon sürecidir ve bu sürecin başarılı olup olamayacağının bir garantisi yoktur. Risktir, konfor alanından çıkmaktır, yeni bir varlık mücadelesidir. Bazen bu mücadeleyi gözünüz kestirir, o riski alırsınız, ya kazanır ya da öğrenir yolunuza devam edersiniz. Bazen de o mücadeleyi girmemeniz gerektiğini tecrübelediklerinizle en başından kestirir, mevcudiyetinizi, bulunduğunuz konumu koruyarak sürdürmeniz gerektiğini anlarsınız. İşte bu konfor alanından çıkmamak değil gereksiz deneyimlerden korunmaktır. Çünkü taş yerinde ağırdır...   

14 Haziran 2021 Pazartesi

Sağlığın Yerindeyse Şükret, Sevdiklerinin de Sağlıyı Yerindeyse Bir Daha Şükret

 “Her şeyin başı sağlık” diyen atalarımız ne de güzel söylemiş. Ancak biz ya da sevdiklerimiz sağlık problemleri ile karşılaştığımızda bu sözü hatırlayıp sağlığımızın değerini anlayıp şükrediyoruz ya da sağlığımıza kavuşabilmek için duacı oluyoruz.


Girişten de anlayabileceğiniz üzere, sağlık konusunda dertlenmiş bir dönemdeyim. Geçtiğimiz haftalarda anneannem düştü, kalçası kırıldı ve eş zamanlı olarak Alzheimer başladı. İzmir’den İstanbul’a taşınırken kafamdaki en büyük çekince olan, ailemin bana ihtiyacı olduğunda onların yanında olamama korkusu bir anda gerçek oldu. Hemen bir imkan yaratıp anneannemin yanına gittiğimde hep “yaşına göre çok iyi maşallah” dediğimiz 95’lik Adviye Hanım bu kez eski halini mumla aratır gibiydi. Hem yatıyor, hem de maalesef bizimle sağlıklı bir iletişim kuramıyordu. İlk karşılaşma anı bizi çok üzmüştü ama onunla vakit geçirdikçe bu üzüntü yerini “bu durum ne kadar böyle sürecek” endişesine bırakmıştı. Alışık olmadığımız bu hali belki uzmanlar bir kere daha gözden geçirirse değişir diye düşünerek ambulans çağırıp dördüncü kattan sedyede merdivenle ambulansa taşıyıp acile götürmemizle de değişmedi. Yapılan testlerin sonucu için aldığımız “yaşına göre normal” cevabı “teyze artık bir yola girmiş” yorumu ile ertesi sabah yine ambulans ile eve döndük. Onu izledikçe, dinledikçe aklımda hep “yaşlandığımda bu halde olursam bana kim bakar?” sorusu ile “bu hallere düşmeden dünyaya veda etmek en güzeli” düşüncesi birbiriyle raks etti.

Bir yandan da hayat devam etti. Anneannem yatarken ben aynı evin bir başka odasında yine gündelik fani sorunlarımla uğraşmaya, çalışmaya, kazandığım parayı hak etmeye devam ettim. Öte yandan, bir ömrünü anneannem ile yaşamış olan teyzemin onun için çabalamasını görmek, her zamankinden daha fazla kendinden feragat ederek anneannemin rahat etmesi için koşturması “peki ya onunla kim ilgilenecek, o ne zaman dinlenecek?” diye bir de onun için endişelenmeme sebep oldu. Bu arada bizim evdeki “misafir” durumumuz da devam ediyordu, hal böyle olunca biraz da durumu uzaktan izleyelim diye önce İzmir’e, sonra Bursa’ya sonra da İstanbul’a yavaş yavaş gidip uzaklaştık.

Hatta bu uzaklaşma sürecinde, İstanbul’da özlemini çektiğimiz Karşıyaka, Seferihisar, Urla gibi yerleri de ziyaret ettik ama keyfimiz, neşemiz pek yoktu. Anneannemin hastalığı, onunla ilgilenen annemin ve teyzemin yorgunluğunu ve üzüntüsünü bilmek gezerken keyif almaktan ziyade bir nevi suçluluk hissi yaşamamıza sebep oluyordu. Güzel manzaraların fotoğrafını bile çekmek adeta “yanlış” yapmak gibi geliyordu ve yapmıyor, yapamıyorduk.

Şimdi daha uzakta, daha sakin bir sabahta bu düşünceleri hissederken sabah teyzemi arayıp “gece nasıl geçti?” diye sormak için uygun vakte geldi. Ne kadar dikkate alırsınız bilemiyorum ama hayata bir kez geliyoruz ve hayatın her günü, her dönemi aynı seviyede yaşanılabilir olmuyor. İşte bu sebeple, yaşayabildiğiniz anların değerini bilip, sevdiklerinizle tadını çıkarın.

Kalın sağlıcakla,

Volkan         

16 Şubat 2019 Cumartesi

Beklentiyi Karşılamak - Haftasonu İşe Giderken Aklımdan Geçenler

Şubat’ın on altısı, bir Cumartesi günü. Dışarıda o kadar güzel bir hava var ki, insan içeride kalanlara acıyor kaçırdıkları için. Zaten kaçıran da pek az, pek çok insan bu güzel havayı ve hafta sonunu fırsat bilip kendini dışarı atmış. Ondan hem sahil ve parklar kalabalık, hem de yollar. Sadece gördüğüm değil görmediğim yollar da kalabalıkmış. Nereden mi biliyorum, beni evden almaya gelen şoför söyledi trafik çok sıkışıktı diye, peki nereye mi gidiyorum. Çalışmaya… 

Zaten hafta içi de beş iş gününün üçünü fazla mesai yaparak, üzerine bir de evde bilgisayar açıp devam ederek geçirmiştim. Tahmin ettiğim gibi yetmedi. Geçen hafta Cumartesi sabah sekizde yola çıkmış, akşam altıda yemeğe yetişecek gibi işten dönmüştüm. Bugünkü planım da akşamüstü saat dörtte fabrikada olup gece on ikiye kadar çalışmak ve bir gibi evime gelmek. Kısmet, bakalım haftaya hatta ondan sonraki haftaya neler nasip olacak. Kesin olan bir şey var ki çok çalışmadan bitecek gibi değil elimdeki raporlar. Excel’deki on binlerce satır işlemi inceleyip, onlardan onlarca sayfalık sunumlar ve raporlar oluşturacağım. Sonra ne mi olacak? Sorumluluğumu yerine getirmiş olacağım.

Yukarıdaki son cümlelerimi yazarken kendimi biraz “protest” hissettim ama maalesef son dönemde tecrübe ettiklerim böyle düşünmeme sebep oluyor. Yani geçen yıl da Şubat ayından başlayıp oldukça yoğun bir Mart ve Nisan dönemi geçirdim, yine hafta sonları da gece yarılarına kadar fabrikada tek başıma çalıştım ancak dönem bittiğinde tüm bu fedakârlıklarım “beklentiyi karşıladı” olarak değerlendirildi. İnsanın içini burkan da tüm bu çalışmaları tamamlarken benim iş dışındaki hayatımın da (bir başka deyişle ailemin, dostlarımın, iş dışındaki ajandamda bekleyenlerin de) benden beklentilerinin ve aynı şekilde benim de onlardan beklentilerimin olduğu ama işteki beklentiyi karşılayabilmek için diğer beklentileri karşılayamadığımı düşünmek oluyor. Mesela şu an ben çalışmak için yoldayken, eşim ve oğlumu evde bıraktım. Olayı dramatize etmek istemesem de, baba oğul ilişkisi için hafta sonları en güzel fırsatlardan biri ve maalesef fazla mesaili çalışırken insan bu fırsatı kaçırıyor.

Şu son yazdıklarımı annem okusa muhtemelen “oğlum öyle deme, bu devirde kaç kişinin böyle işi var” diyecektir. Haksızlık edemem, şirketimi de işimi de çok seviyorum ve şükrediyorum. Ancak beni üzen bu tempoda beklentiyi karşılayabilmek için birçok şeyi veriyor, birçok şeyden vazgeçiyor olmak. İnsan da hep daha fazlasını ister. Bu çalışan için de işveren için de geçerlidir. Nasıl ki ben daha fazlasını, hani şu “beklentiyi aştı” şeklindeki performans notunu istiyorsam işveren ya da amir de “beklentiyi aştı” şeklinde değerlendirmek için çıtayı zirveye koyuyor. Yapılmamışı yapmak, düşünülmemişi düşünmek, fırsatları görmek ve bunlardan şirkete fayda sağlamanı bekliyor. Bunu yapabilmek için bence biraz o yoğunluktan çıkmak, hatta çemberin de dışına çıkıp olup biteni sakince izleyip fırsatları, gelişim alanlarını değerlendirmek gerekiyor. Buna imkânın olmadığı, ancak mevcut sorumlulukların altında hakkını vererek çalıştığınız sürece değerlendiriciler sadece sizin işinizi yaptığınızı düşünüp “bekleneni karşıladığınız” yönünde karar veriyor.

Neyse bu düşünceler kafamdan geçerken ben de otobanda Torbalı çıkışına geldim bile. Bir süredir içimden geçenleri kaleme aldım. Şimdi de beklentileri aşmak için çalışma vakti, bugün hakkını vererek çalışayım ki, yarın oğlumun, eşimin ve kendi beklentilerimin karşılığını verebileyim. Yüksek performanslı günlere… 

Google adsense

Analytics