sürdürülebilirlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sürdürülebilirlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2024 Pazar

Hedefe Ulaşıldı: Lozan'dan İzlenimler

Gezip görmeye, yeni yerler keşfetmeye çok meraklı biri hiç bir zaman ol(a)madım. Hatta bir yerleri sahiplenip oranın yerlisi olmak bana hep daha güzel geldi. Buna rağmen bir yer vardı ki görmeyi, belki de o ortamda bulunmayı çok istiyordum: Lozan! On yıl önce işe başladığım Philip Morris’in merkezi İsviçre Lozan’da olduğu için oraya giden arkadaşlarımdan hakkında pek çok şey duyduğum Lozan’ı görmeyi hep istemiştim. (PMI’da 10 yıl nasıl geçti merak ediyorsanız: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2023/08/pmida-10-yl-bitti-ya-simdi.html) Ne yaptığım iş ne de bulunduğum pozisyon oraya gidecek fırsatı 2023 yılı Aralık ayına kadar bana getirmemişti. Ancak 2023 yılını bitirmemize günler kala aldığım bir maille Sürdürülebilirlik konusunda bir workshop’a katılmak için davet edildiğimi öğrendiğimde çocuklar gibi mutlu olmuş hatta toplantıya fiziksel olarak katılacağımızı daveti atan yöneticimizle teyit etme ihtiyacı duymuştum. (Neden sürdürülebilirlik konusunda bir workshop’a Türkiye’den kalkıp gelecek biri seçildi diye merak ederseniz: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2023/05/surdurulebilirlige-adanms-4-hafta-pmi.html)

Evet, gerçektende 2024 yılının Ocak sonunda Lozan’a gidecektim! Vakit kaybetmeden Schengen vizesi ve red carpet başvuru süreçlerini başlattım. Ocak’ın ilk haftası bu işlemler tamamdı. Ardından bilet ve otel rezervasyonu, sömestre tatili için İzmir, dönüşte Bursa ve İstanbul’da bavulu toparlama derken 29 Ocak sabahı 6’da Lozan’a gitmek üzere İstanbul Havalimanı’na ulaştım. Bu tarz yurtdışı ziyaretlerde mümkün olan en erken uçağı seçmeyi tercih ediyorum. Belki biraz yorucu oluyor ama toplu programlar başlamadan önce şehri kendim keşfedebileceğim özel zamanım oluyor. (Benzer yöntemi yakın zamanda gittiğim Belgrad seyahatinde de uygulamıştım. Belgrad hatıralarım için: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2023/11/belgrada-gittim-ama-ne-gidis.html)
Oradaydım!
Yaklaşık üç saatlik uçuşum sonrası aradaki saat farkı sebebiyle bindiğim saatten yerel saat ile bir saat sonra Cenevre’deydim. Tren ile Lozan’a geçeceğimi biliyordum, hatta gitmeden arkadaşlarımdan tren için ne tarafa yürümem, nereden bilet almam gerektiği gibi ipuçlarını öğrenmiştim. Memleket düzenli olunca her şey de planlandığı gibi aktı, biletimi aldım, gelen ilk trene bindim. Evlere, bahçelerine, göl manzarasına bakarken elli dakikalık yolculuk adeta aktı. Bu arada tren bileti alırken arkamda bekleyen bir başka yolcu olduğu için seçimleri dikkatli okumadan yapıp bileti almıştım, yolculuğun ortasında bilet kontrolü esnasında oturduğum bölümün birinci sınıf biletimin ise ikinci sınıf olduğunu söyleyen görevliden hemen özür dileyip yerime geçtim.

Lozan garına geldiğimde havanın beklediğim kadar soğuk olmadığını ve hala sabahın erken saatlerinde olduğumuzu gördüğüm için kalacağım Mövenpick otele yürüyerek gitmeye karar verdim. Google Haritalar bana 18 dakikalık bir yürüyüş mesafesi veriyordu. Lozan bahsedildiği kadar sakindi, yolda tek gürültü bavulumun tekerleklerinden geliyordu. Hayran bir şekilde evlere, balkonlarına bakıp fotoğraflar çekip Migros’tan bana enerji verecek çikolatalarımı alıp otele geçtim. Erken gelmeme rağmen beni üzmediler, odamı hazırladılar, konaklamam süresince kullanabileceğim metro ve otobüs geçiş kartımı verdiler. İlk kez ülkeye ve şehre geldiğimi anlatıp gezmek ve alışveriş yapmak için nereye gidebileceğimi sordum, harita üzerinde işaretleyip otele yüz metre ötedeki metro istasyonu ile gidebileceğimi söylediler. Yabancılık çekilemeyecek kadar kolay gözüküyordu ve gerçekten de anlattıkları kadar kolay oldu. Eşyalarımı odaya bırakıp biraz dinlenip mailleri cevapladıktan sonra tavsiye edilen Lausanne Flon’a gittim. Gezdiğim mağazalardaki fiyatları sürekli 35 ile çarparak TL’nin CHF karşısındaki durumuna üzülüp fırsat alışverişinden ziyade sadece hatıra alışverişi yapılabileceğini, İsviçre’nin dedikleri kadar pahallı olduğunu anladım. Ama yine de güzeldi. Sadeliği sevenler, sakinlikte mutlu olanlar için uzun ve kaliteli hayatın kapısını açacak bir yerdi.

Pazartesi (mesai) günü, saat sabah 10 civarı
Otele dönüp ilk akşamki toplu yemeğe gitmek için hazırlandım. Rezervasyonu yapan arkadaşım, İsviçrelilerin rezervasyon saati konusunda çok hassas olduğunu, mutlaka belirtilen saatte mekanda olmamız gerektiğini anlattı. Ekipte daha önce Lozan’da yaşamış olan arkadaşlarımız olduğundan konaklamamız süresince iş yemeklerinin yendiği restoranlar yerine lokallerin tercih ettiği mekanları seçmişler. Bence de böylesi daha kültürü gözlemlemek açısından daha iyiydi. Zaten Google Translate ile kameraları açıp Fransızca menüleri Türkçe’ye çevirip takıldığımız yerde “bu nasıl bir yemek adı ya?” Diye sorabileceğimiz Türk dostlarımızın masada olması büyük bir konfor sağlıyordu. On bir gibi yemekten kalktığımızda rahatlıkla otobüsümüzü bir kaç dakika içinde bulup otelimize geçtik.Ertesi gün HQ ofisteki ilk günümüzdü. Hep websitesinde ve yıllık raporlarda gördüğüm Philip Morris International yazılı cam duvarın yanından geçip ofise giriş yaptığımda şampiyonalar ligi atmosferini hissettim. Toplantı odamızı ararken birbirinden farklı dizayn edilmiş çalışma alanlarını görünce aslında çok beğendiğim İstanbul ofisimizin zamanın gerisinde kaldığını düşünmeye başladım. Planlandığı saatte başlayan toplantımız öğle yemeğinin bile masamıza kadar geldiği yoğun bir içeriğe sahipti. Toplantıdan çıkarken önümüzde hedeflerimiz ve planımız mevcuttu.

Ekiple Keyifli Bir Yemek
Akşam yine restorana mahçup olmayacak şekilde rezervasyon saatimizden hemen önce mekana gittik. Bu kez neredeyse tüm workshop ekibiyle yemekteydik. Keyifli sohbetle beraber arkadaşlarımın çoğunluğunun Risotto tercihine karşı Ravioli seçimimle doğru kararı vermiştim. Tadı damağımda kaldı desem abartı olur ama kokusu baya bir etkileyiciydi. Workshop için son akşamdı ancak benim Lozan’da iki günüm daha vardı. Bu sebeple arkadaşlarımla vedalaşıp geceyi bitirdim.

Lozan’daki üçüncü günümde ofise tek gittim. Giriş yapıp asansörü çağırdığımda bir süprize karşılaştım: CEO Jacek Olcak. Şaşkınlıkla sadece “Good morning” deyip karşılık aldıktan sonra kafamı öne eğdim. Hazırda bir “elevator pitch”im olsaydı acaba ne olurdu? O gün çalışacağım Duty Free ofisini tea lady’lere, temizlikçi abilere sorsam da kimse yardımcı olamadı. En sonunda bir tea lady cebindeki telefonu çıkarıp MS Teams’i açıp görüşeceğim kişilerden birinin profiline girip odasını nasıl bulabileceğimi tarif edince hazine bulmuş gibi sevindim. Öğle yemeğinde daha önceden yaptığımız plana sadık kalıp iş yaptığımız arkadaşlarımızla olduk. Ofiste balıktan fast-food’a, kahvaltıdan tatlıya kadar servis yapan bir restoranın olması ve bunların hazır ya da dondurulmuş ürünler olmaması dikkatimi çeken önemli bir konfor alanıydı. Bir süredir beraber çalıştığım mentörüm de öğle yemeğinde bize katıldı ancak çok fazla paylaşımda bulunamayınca akşam da beni yemeğe çıkardı. Mesai sonrası beraber bir Lübnan restoranına gittik, gelecek için planlar yapıp yine tavsiyelerini aldım. Çıkışta da ofisin önünde bir hatıra fotoğrafı çektirmesek olmazdı.
Mentör=Akıl Hocası
Lozan’daki son günüm dönüş günü olması sebebiyle sabah erken uyanıp bavulumu hazırlayıp son kez manzarasını çok beğendiğim huzurlu gölün çevresinde dolaşıp yelkenlilerin fotoğrafını çektim. Saat sekiz olduğunda Migros açıldı ve yaptığım pazar araştırmaları ve Türk arkadaşlarımdan aldığım tavsiyeler sonucunda İsviçre’deki fiyat performans ürünü Victorinox mutfak bıçaklarından kendimize ve ailelerimize satın aldım. Türkiye’de bulmamızın zor olacağı çikolatalardan da sepete ekleyip otelden çıkış aldım ve ofise geçtim. Bu kez çalıştığımız ofisi kendim bulabilecek kadar HQ’yu tanıyordum. Lozan’a kadar gelmişken görüşmek istediğim Türk arkadaşlarımla da ofiste sohbet ettikten sonra önce otobüse binip tren garına, oradan da Cenevre Havalimanı’na ulaştım. Aynı uçakta Nevzat Aydın’ı görünce bir kez daha İsviçre’nin sosyo-ekonomik koşulları hakkındaki düşüncem doğrulanmıştı. 
Nevzat Aydın da olsa, business class ta olsa o sıraya girilecek
Özetleyecek olursam, hep görmek istediğim İsviçre ve özellikle Lozan’ı görmek beni çok mutlu etti. Bunun için gerçekten şükrediyorum. Profesyonel açıdan bakacak olursam, orada işim açısından karar verici ya da yönlendirici pozisyonda pek çok kritik roldeki paydaş var. Buralarda onlarla olmak, fikir alışverişinde bulunmak kesinlikle çok değerli. Tatil için ailemle gelmeyi, MS Teams bildirimlerinden, Outlook’taki acil maillerden uzak doğanın ve dinginliğin tadını çıkarmayı çok isterim. Kim bilir belki bir sonraki sefer ailece bu gemiye bineriz. Neden olmasın?






10 Mayıs 2023 Çarşamba

Sürdürülebilirliğe Adanmış 4 Hafta: PMI Engtegre Raporu 2022

Vay be, sürdürülebilirliği kişisel ve profesyonel yaşamlarımıza entegre etmek için yarıştığımız 4 haftalık bir maratonu başarıyla bitirdim. Şimdi biraz gözlerimi ve parmaklarımı dinlendirme zamanı.


Mart ayında Philip Morris International (PMI)’ın sürdürülebilirlik çalışmalarını raporladığı 2022 yılı Entegre Raporu yayımlanmadan önce şirket içerisinde “IR22 Challenge” (Integrated Report 2022 Challenge) duyuruldu. Sürdürülebilirlik konusunda herkes kadar sorumlu olduğum için ben de öncelikle çevreme bu yarışmaya katılmaları konusunda çağrıda bulundum. Smart Work koşullarında uzaktan çalıştığımız için b en iyi yöntem Yammer diye düşünüp Duty Free ekibimize şirket içi sosyal platformumuzdan davette bulundum.


 

Yarışmanın başlangıç tarihi yaklaştığında kayıtla ilgili hatırlatmada bulunup arkadaşlarımın işini kolaylaştırmak istedim.

 


Hatta biraz daha abartıp, sürdürülebilirlik konusunda farkındalık yaratmak için raporun lansmanının yapılacağı gün için video bile çektim.

 


5 Nisan’da PMI’ın entegre raporunun yayımlanmasını takiben başlayan ve 5 Mayıs’a kadar süren yarışmamızda her gün bireysel challenge’lar aldığımız gibi, Salı ve Perşembe günleri de 2022 yılı Entegre Raporumuzdan seçilen bir konu ile ilgili spesifik challenge’ları tamamladık. 4 haftalık bu süreçte #DoGood adlı uygulamayı kullandık ve challenge’ları tamamlamak için hem yazılı hem de görsel içerikler yükledik. Yüklediğimiz bu postlar tıpkı Twitter ve Instagram'da olduğu gibi diğer kullanıcıların önüne düştü. Paylaşımlarımız tüm kullanıcıların yorum ve beğenisine açık olduğu için dünyanın farklı yerlerinden PMI çalışanları ile sürdürülebilirlik konularında görüş alışverişinde bulunma fırsatımız oldu. Yeni insanlar tanıdığım gibi yeni yaklaşımlardan da haberdar oldum. Tabi ki tüm challenge’lar iş odaklı değildi. Bireysel olarak sürdürülebilirlik için alabileceğimiz aksiyonları da paylaştık. Örneğin, duşta müzik dinlemeyi seven biri olarak arkadaşlarımın önerileriyle banyodayken suyu en az israf edebileceğim pek çok şarkıyı Spotify listeme ekleme şansım oldu. Tüm bu paylaşımları yaparken bitirdiğimiz challenge’lar, aldığımız ve yaptığımız yorumlar ile beğeniler sonucunda bir puanlama yapıldı. İlk 2 haftasında lider olduğum yarışmanın son 2 haftasında ise ikincilik koltuğunu deneyimleyip yarışmayı ikinci olarak bitirdim.

 


Bu süreçte her hafta içerikler içerisinden en’ler belirlendi. Paylaştığım içeriklerin en’ler arasına girmesi beni uygulamada daha çok vakit geçirme konusunda motive ettiği gibi takdir edildiğini görmek de hoşuma gitti.

 




Bu noktada belki de challenge’a ilişkin tek eleştirim olabilecek konu olan zaman yönetiminden bahsedebilirim. Telefonumun ekran süresi özelliğinden verilere baktığımda, yarışmanın son 3 haftasında haftalık olarak sırasıyla 19, 23 ve 20 saatlik sürelere ulaştığımı gördüm. Ekran başında geçen sürenin bu kadar fazla olması, dış dünyadan kopma ve özel zamanımda ailemin yerine telefonumla ilgilenmem açısından bir dezavantajdı ancak neyse ki kısıtlı bir süreydi ve yarışmanın bitmesi ile ekran sürem de yine standardıma döndü. Yarışmanın ciddi bir bölümü Ramazan ayı içerisinde gerçekleşti ve sahura kalktığımda yeni günün challenge'ını tamamlayıp arkadaşlarımın challenge'lara verdikleri cevapları okumak ve yorumlamak adeta benim için bir ritüel haline gelmişti.

 


Peki bu dört haftalık sürecin sonunda yeni insanlar tanımak, şirketimizin sürdürülebilirlik çalışmalarını öğrenmek ve bireysel olarak ne gibi sürdürülebilirlik aksiyonları alabileceğimi görmek dışında bana ne katkısı oldu? İşte o da bu yarışmanın ödülü ile Cambridge Institute of Sustainability’ten seçeceğim bir Liderlik alanında eğitim almak olacak. Yani yolculuk devam ediyor. Şimdi önümde 8 haftalık yeni bir challenge var. 


Bakalım çıkacağım bu yeni yolculuğun bana ve çevreme nasıl katkısı olacak. Paylaşmaya devam edeceğim.



Bu arada haftalık ödüllerde de şirketim yine fark yarattı. Proje ekibimiz sunduğu ödüllerin biriyle treedom üzerinden adıma ağaç dikerken, diğerinde ise World Wild Life (WWF)’dan sembolik olarak penguen evlat edinmeme yaptıkları bağışla aracılık ederek doğaya en güzel hediyeyi verdi. Sürdürülebilirlik adına çok ince düşünülmüş bu hediyeler için minnettarım.

 



Unutmadan, şirketimizin sürdürülebilirlikle ilgili atmış olduğu adımlardan kendi radarıma girenleri geçtiğimiz günlerde paylaşmıştım. Burada paylaştıklarım günlük challenge’larda fikir bulmak açısından işimi çok kolaylaştırdı. İşte o fotoğrafları paylaştığım içerik: Volkan Yorulmaz: Capture PMI's Transformation Journey towards Sustainability


Yeri gelmişken PMI’ın sürdürülebilirlik konusundaki hedeflerine, attığı adımlara ve örnek vaka çalışmalarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

What does our sustainable future look like | PMI - Philip Morris International


 

5 Şubat 2023 Pazar

Yağmur İçin Ağlayan Oğlum

Yağmurlu bir Pazar sabahında cama vuran yağmurun "camlar pislendi" diye düşündürmesi yerine "oh be nihayet barajlar dolmaya başlayacak" diye mutlu ettiği şu anlarda geçtiğimiz günlerde yazıp paylaşmaya çekindiğim aşağıdaki satırları artık paylaşabilirim.


 25/01/2023

Sömestre tatili sebebiyle geçtiğimiz Pazar günü ailece memleketim İzmir’e geldik. Böylece hem yaz sonundan beri göremediğim annemin torun ve evlat özlemini dindirirken, uzaktan çalışarak kendim için de bir değişiklik yapmış oldum.

İzmir’e gelmek demek, hatıraları yad etmek, dostlarla buluşmak için de iyi bir fırsat. Bu sebeple Salı akşamı için İzmir’deyken yaşadığım Karşıyaka’da eski müdürüm ve yüksek lisanstan arkadaşım ile program yaptım ve mesai sonrası oğlum Okan’ı da alıp yola çıktım. Zaten eşim öğlenden Karşıyaka’ya geçip arkadaşıyla buluşmuştu ve ben de işlerimi bitirince baba-oğul arabaya binip akşam trafiğine dahil olduk.

Yeşildere yolunda oldukça trafik vardı ve yolda radyomuz açıktı. Dinlediğimiz radyo programında içinde bulunduğumuz kış aylarında yağmurun neredeyse hiç yağmaması, önümüzdeki günlerde de yeterince yağmur ve kar yağma ihtimalinin düşük olması sebebiyle yazın susuzluk ve kuraklık sorunu ile karşılaşabileceğimizden bahsedildi. Bunun üzerine Okan’a dünyaya iyi bakmadığımızı, susuzluk yaşanması halinde yazın zorlanacağımız söyledim. Hayat kaynağı suyun bulunurluğunun azalmasının hayatımı nasıl etkileyeceğinden bahsettik. Sonra trafik akmaya başladı, ben yola konsantre oldum, bir süre sessizlik oldu. Ardından radyoda Okan’ın favori şarkılarından biri çalınca “eşlik etmiyorsun” diye takıldım Okan’a. Sessizliğini “ben ağladım baba” diye bozdu.

Dünyamızın başına gelenler, yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla bu durumdan sorumlu olmamız ve önümüzdeki dönemde bu sorumluluğun cezasını da hep beraber çekecek olmamızı düşünerek arka koltukta sessizce ağlamıştı Okan. Peçeteyle gözlerini silerken “şimdi ne yapabiliriz?” diye sordu. Sorumluluk alabiliriz, doğayı koruyabiliriz, doğal kaynaklara sahip çıkıp çevremize de bu konuda örnek olup bilinçlendirebiliriz dedim. İlk anda bunları söyledikten sonra ben de daha fazla konuşamadım, 9 yaşında bir çocuğun bu konulara üzülüp endişe duyması beni adeta duvara toslatmıştı.

Ardından eşimle ve arkadaşlarımla buluşacağımız AVM’nin otoparkına arabayı park edip araçtan indik. Okan elindeki peçetelerle AVM’ye girerken çöp kutularını gördü. Birinin üstünde “geri dönüştürülebilir atıklar”, diğerinde de “tüm diğer atıklar” yazıyordu. “Peçeteyi geri dönüştürülebilir atıklara atabilir miyim?” dedi, “tabi ki” dedim ve attıktan sonra ilerledik.

Ertesi gün bu satırları yazarken dün için artık geç olsa da bugün ve yarın için hala yapabileceklerimiz olduğunu, hepimizin üstüne düşeni yapması halinde çocuklarımıza, torunlarımıza da yaşayabilecekleri sürdürülebilir bir dünya bırakabileceğimizi düşündüm. Bu bilinçle bugüne başlıyorum, peki ya sen?  

4 Aralık 2022 Pazar

Taş Yerinde Ağırdır

4 Aralık 2022 Pazar sabahı arka fonda Norah Jones çalarken böyle bir başlığı ("Taş Yerinde Ağırdır") çok tereddüt etmeden yazdım. Bulunduğumuz ortamda uzun süre kaldığımızda o ortam ile sadece fiziksel değil gönül bağı da kuruyoruz biz duygusal insanlar. Hal böyle olunca, "ayrılık da sevdaya dahil" diyemiyoruz ve konfor alanımızda hayatı sürdürüyoruz.

"Konfor alanı" kavramını beynim öyle bir kodladı ki sanki bir "uyuşturucu" kadar tehlikeli, bağımlılık yapan bir zararlı madde. Acaba öyle mi? Aman konfor alanımda kalmayayım diye kendimi zorladığım, sorguladığım, alternatifleri denediğim pek çok anım oldu. Bunlardan bir tanesini de yakın zamanda deneyimledim.


Deneyimledim de ne mi oldu? Değmezmiş dedim, adeta deneyimlediğim tecrübeyi bir kazanç olarak cebime atıp kaçarak uzaklaşmaya çalıştım. Kibarlığımdan pek çok insanın kapıyı çarparak kaçacağı ortamda derin bir nefes alıp yutkunarak profesyonelliğimi korudum. Gurur yapmadım, egomu susturdum, insanları ve ortamları tanıdım, elimdekinin değerini fark ettim.

Fark etmiyor insan elindekinin değerini uzun bir süre elinde tuttuktan sonra. Sağlık için de bu böyle, tüm diğer maddi ve manevi varlıklar için de... İşte bu yüzden bu Pazar sabahı çayımı yudumlayıp demlenirken "taş yerinde ağırdır" dedim. Ortamınızda varlığınızı gösterebiliyorsanız, siz olabiliyorsanız, çevrenizdekilerle bir arada yaşayabiliyorsanız (nefes almakla karışmasını istemem) işte siz o ortamda bir ağırlığa sahipsiniz demektir. Varsın eksileri, acabaları, belkileri, inşallahları olsun. Onlar hayatın hep içinde, her ortamda olan şeyler. İnsanoğlu hep sorgular, hayal eder, daha iyisini ister ve elindekinin değerini bir şekilde göz ardı eder ya da o değerin hiç farkına varmaz. Ne zaman ki bi duvara toslar ya da toslamasına ramak kalır işte o zaman şöyle bir dönüp bakar elindekine, avcundakine, çevresindekine ve şükreder. 

Çağımızın en popüler kavramlarından biri "sürdürülebilirlik" burada yine karşımıza çıkar. Bulunduğumuz ortamda ağırlığımızı koruyup sürdürmek, ileri gitmek, genişlemek bir tercihtir tıpkı o ortamdan ayrılıp yeni bir ortamda varlık mücadelesine girmek gibi. O zaman karşımıza "uyum" çıkar. Adına "ten uyumu" da deseniz "kültür uyumu" da deseniz bir adaptasyon sürecidir ve bu sürecin başarılı olup olamayacağının bir garantisi yoktur. Risktir, konfor alanından çıkmaktır, yeni bir varlık mücadelesidir. Bazen bu mücadeleyi gözünüz kestirir, o riski alırsınız, ya kazanır ya da öğrenir yolunuza devam edersiniz. Bazen de o mücadeleyi girmemeniz gerektiğini tecrübelediklerinizle en başından kestirir, mevcudiyetinizi, bulunduğunuz konumu koruyarak sürdürmeniz gerektiğini anlarsınız. İşte bu konfor alanından çıkmamak değil gereksiz deneyimlerden korunmaktır. Çünkü taş yerinde ağırdır...   

13 Ekim 2021 Çarşamba

Zeytin Ağacı ve Sürdürülebilirlik Üzerine

Sizinle iki zeytin ağacı ve iki insan içeren iki fotoğraf üzerinden şirketimizin sürdürülebilirliğe, doğaya ve çevreye olan katkısını paylaşacağım. Bu benim hikayem ama eminim ki benim gibi pek çok Philip Morris Türkiye çalışanın da benzer hikayeleri vardır. Şirketimiz yalnızca bugün çevreye duyarlılığıyla sürdürülebilirlik yolculuğumuza liderlik etmiyor, bu yaklaşım dün de böyleydi, gelecekte de bizlerin göstereceği sahiplenme ve özveri ile böyle olmaya devam edecek.

Philsa’da görev yaptığım, aynı zamanda baba olduğum 2014 yılının yaz aylarında tüm çalışanlara birer zeytin ağacı fidanı verilmişti. O gün arkadaşlarımdan biri dikme fırsatı olmadığı için kendisinin fidanını da bana teslim etmişti. Serviste iki fidanla eve gidip onlara hafta sonuna kadar balkonda bakmış, hafta sonu da İzmir’in Seferihisar ilçesindeki yazlığımızın bahçesine ekmiştim. İleride zeytin alır mıyız diye hayalini kurarak can suyunu verdiğim fidanlar toprağa ve yaşama sımsıkı sarıldı, yerini sevdi, yükselmeye ve güçlenmeye başlamıştı.

Yan yana ektiğim o iki fidan takvimler 2016’yı gösterirken oğlumla beraber 2 yaşına bastılar. Onların beraber büyüdüğünü görmek, oğlum Okan’ın doğa sevgisi ile tanışması, ağaçları sularken bana yardım etmesi, çevre bilincinin gelişmesi beni fazlasıyla mutlu ediyordu. Bununla beraber, gururluydum, çalıştığım şirket doğaya katkı sağlıyordu ve bunun pozitif etkilerini görüyordum. Hatta o yaz zeytin ağaçlarımızın önüne bir de ceviz ağacı fidanı gelmiş, bu kez de acaba ileride ceviz verir mi diye hayal etmeye başlamıştım. İşte o yaz oğlumla beraber ağaçlarımızın önünde bir hatıra fotoğrafı çektirmiştik.

Ülkemizde çıkan yangınlar sebebiyle içimizin yandığı 2021 yazında, zarar gören alanların yeniden ağaçlandırılması konusunda üstümüze düşeni yaparken elimizdekilerin de değerini bir kez daha hatırladık. İşte bu yüzden oğlumla beraber bu yıl 7 yaşına basan zeytin ağaçlarımızın önüne geçip bir poz verdik. Oğlum da ağaçlarımızla birlikte büyüyorken, geleceğimizin çevreye duyarlı, ağaç ve orman sevgisi gelişmiş bireylerle çok daha sürdürülebilir ve güvende olduğunu hissettim.

Ve bir kez daha “iyi ki Philip Morris Türkiye çalışanıyım” dedim. Şirketim her daim doğaya saygılı, çevre dostu ve sürdürülebilirlik için kaynakları en iyi şekilde kullanırken, paydaşları olarak gördüğü çalışanlarını da bu politikalarına dahil edip “birlikte” hedefe yürümemizi sağlıyor. İşte bu yüzden, bir Philip Morris Türkiye çalışanı olarak çevreye duyarlı şirketimin sürdürülebilirlik yolculuğunda ben de varım, bu yolculuğa değer katmak için destek olmaya hazırım.



5 Mayıs 2021 Çarşamba

FO-DER için yazdım: Tasarruf Ederek Dünyaya Nasıl Katkıda Bulunursunuz?

Finansal bilincin artırılması için ekosistemin gelişmesine destek olma hedefiyle gönüllü olarak destek verdiğim Finansal Okuryazarlık ve Erişim Derneği (FODER) için kaleme aldığım “Tasarruf ve Ötesi: Tasarruf Ederek Dünyaya Nasıl Katkıda Bulunursunuz?” konulu içerik FODER websitesinde ve sosyal medya hesaplarında yayımlandı.

Tasarruf ederken dünyaya nasıl katkıda bulunursunuz? İşte bu soruya cevap arayarak sadece kendiniz için değil sürdürülebilir bir dünya için de faydalı bir adım atmış olursunuz. Tasarruf ve sürdürülebilirlik üzerine hazırladığım son içerik:

Tasarruf ve Ötesi – Tasarruf Ederek Dünyaya Nasıl Katkıda Bulunursunuz?

Bütçesini bilen bireyler dönemsel olarak gelirlerini ve giderlerini takip ederler. Bütçe yaparken özellikle gider kalemlerini takip etmek, buradaki kalemleri minimize etmeye çalışmak bireylerin bütçesine pozitif yansır. Gider kalemlerini analiz ederken, harcamalardan hangilerinin elimine edilebileceğine veya azaltılabileceğine kafa yormak gerekir. Bu analizi yaparken sabit ödemelerinizi gözden geçirmek iyi bir başlangıç noktasıdır. Bu noktada faturalarınıza ve kredi kartınıza yansıyan harcamalara bakmanız, eleştirel bir gözle bu kalemlerden hangilerini azaltabileceğinizi değerlendirmeniz sizin finansal açıdan belirli bir refah seviyesine ulaşmanızda önemli bir adımdır.

Azaltabileceğiniz ya da tamamen yok edebileceğiniz harcamaları belirlerken bu harcamanın ne kadar ihtiyaç olduğunu değerlendirmeniz gerekir. Örneğin faydalanmadığınız ya da az faydalandığınız aboneliklerinizi (spor salonu, sabit telefon hattı, kablolu TV, premium müzik ya da video içerik sağlayıcı aboneliği gibi) düşünün ve bunlardan vazgeçebileceklerinizi belirleyin. Aylık olarak tek tek baktığınızda bu giderler küçük gözükebilir ve göz ardı etmenize sebep olabilir ancak bu kalemlerden yapılacak tasarruf her ay düzenli olarak yatırıma yönlendirildiğinde üstüne koyarak yatırımlarınızın getirisini arttırır. Bir de bazı harcamalar vardır ki, bu harcamalardan yaptığınız tasarruflar sadece sizin bütçenize olumlu katkıda bulunmakla kalmaz, dünyamızın geleceği için de fayda sağlar.

Tasarruf ederken dünyaya nasıl katkıda bulunursunuz? İşte bu soruya cevap ararken sadece kendiniz için değil sürdürülebilir bir dünya için de faydalı bir adım atmış olursunuz. Doğal kaynaklara zarar vermeden ve onları bilinçli bir şekilde kullanma konusunda yapacağımız planlamaya genel olarak sürdürülebilir kalkınma diyoruz. Bunu gerçekleştirmenin yolu doğal kaynakları israf etmeden bilinçli şekilde kullanmaktan geçer. Hepimiz haberlerde “Barajlar kritik seviyede”, “Nehirler kurudu”, “Kuraklık çok yakın”, “Bu yaz su kesintileri yaşanacak” gibi haberler duyarız ancak bu haberler pek çoğumuzun davranış ve alışkanlıklarında bir değişime sebep olmaz. Halbuki bu duruma bireysel tercihlerimizle müdahale edip hem dünyamıza hem de bütçemize katkı sağlayabiliriz. Ortaya koyacağımız bireysel tercihlerin katkısını küçümsemeden tükettiklerimizi gözden geçirerek işe başlamalıyız. Dünya Ekonomik Forumu 2019 yılı Küresel Risk Raporu'na göre bir fincan kahve için, tohumun toprağa ekilmesinden önümüze gelmesine kadar toplam 140 litre su harcanıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün yaptığı çalışmaya göre dünya genelinde var olan suyun yüzde 70'i tarım ve hayvancılık alanında kullanılıyor. Özellikle hayvansal gıdaların üretim aşamasında inanılmaz miktarlarda su harcanır. Veriler bize bir kilo sığır eti için ortalama 15 bin 400 litre su gerektiğini ve bu suyun büyük çoğunluğunun hayvan yemi üretimi için kullanıldığını gösteriyor. Bu gizli su tüketimi sadece gıdada değil, giyim sektöründe de kendini gösteriyor. Basit bir t-shirt için 2 bin 720 litre, bir adet kot pantolonu üretmek içinse yaklaşık 10 bin litre su gerekiyor.

İşte bu noktada hem tasarruf etmemiz hem de dünyamızın sürdürülebilirliğine katkıda bulunmamız bizim tercihlerimizden geçiyor. İşe yediklerimizden başlayacak olursak; hayvansal gıdaları azaltıp sebze ve meyve tercihimizi arttırarak su tasarrufu için aksiyon alabiliriz. Tükettiğimiz hayvansal gıdalarda serbest dolaşım yöntemiyle yetiştirilenleri tercih edebiliriz. Dışarıda içtiğimiz keyfi kahve sayısını azaltırken bütçemize sağladığı katkıyı pek çoğumuz fark etmişizdir. Ancak evde içmekten vazgeçeceğimiz o ikinci fincan kahve ile sadece evdeki kahvenin ömrünü uzatmakla kalmayız, o fincandaki kahve için harcanan yaklaşık 140 litre sudan da tasarruf edilmesine katkı sağlarız. Benzer şekilde hem hızlı hem de lezzetli bulduğumuz o burger menüsü yerine sebze ağırlıklı bir menü tercih ettiğimizde daha hesaplı bir yemek yemekle kalmaz, dünyamız için de iyi bir tercih yapmış oluruz. Tabi meyve ve sebze tüketmeden önce, onları yıkarken harcadığımız suya da dikkat etmeli, mümkünse tasarruflu musluk başlıkları kullanmalı veya öncesinde su doldurduğumuz bir kapta yıkamalıyız. Yemeğimizi yedikten sonra bulaşıkları elde yıkarken litrelerce su harcamak yerine bulaşık makinesi kullanarak sudan tasarruf etmeye devam etmeliyiz. Duş alırken, elimizi yıkarken, dişimizi fırçalarken, tıraş olurken suyun boşa akmasına engel olduğunuzda dünya üzerinde birilerinin daha suya erişmesini sağlamış olduğunuzu hatırlayın, ayrıca bunun giderlerinize ve bütçenize de olumlu katkısının olduğunu aklınızdan çıkarmayın.  

Özetle, bireyler olarak bütçemizi kontrol ve takip etmek, tasarruflarımızı ve yatırımlarımızı artırmak bizim geleceğe umutla bakmamızı sağlar. Ancak bireysel eforların tabana yayılarak toplumsal hale gelmesi ile sürdürülebilir kalkınma sağlayabiliriz. Bu noktada doğal kaynakların tasarruflu bir şekilde kullanılması öncelikli haldedir. Hem bireylerin hem de kurumların su ve enerji tüketimini kontrol altına alan, verimliliklerini artıran ve maliyetlerini düşüren çözümleri tercih etmeleri hem yarınlarımız hem de bizden sonrakiler için yaşanılacak bir dünya demektir. Bugün siz de bir öz değerlendirme yapıp aksiyon almaya var mısınız?


8 Ekim 2019 Salı

Mis Gibi Torbalı

Çevre duyarlılığına dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla gönüllüler ve aileleri 6 Ekim 2019 Pazar günü "Mis Gibi Torbalı" sloganıyla parklarda çöp topladı. Philsa Philip Morris Sabancı çalışanlarından ve ailelerinden oluşan gönüllü bir grup, aileleriyle birlikte 6 Ekim 2019 Pazar günü Torbalı'da bulunan Koruluk ve Gazi Çamlık parklarını temizlediler. Ben ve oğlum Okan da bu etkinlik kapsamında 2010 yılından beri çalışmakta olduğum Torbalı’yı temizlerken, bir yandan da çevre duyarlılığı ve farkındalık yaratma fırsatı elde ettik. Etkinlik sonunda 70 bin metrekare alan temizliğinden plastik ve kağıt atıklarının da dahil olduğu toplam 274 kilo çöp toplandı. Etkinliğe katılan Philsa Philip Morris Sabancı İşletme Direktörü Antonio DeMarco şöyle dedi: 'İzmir'in en büyük ilçesi olan ve fabrikamıza ev sahipliği yapan Torbalı'yı hep beraber temiz tutmak zorundayız. Bu etkinlik ile Torbalı'mızda çevre temizliği yaparak, çöpleri topladık ama daha da önemlisi bu konuda farkındalığı artırarak, ilçemizde bu gibi etkinliklerin çoğalmasını sağlamak istiyoruz.' Organizasyonun hazırlanması ve toplanan atıkların geri dönüşümünün sağlanması konusunda Torbalı Belediyesinin de destek sağladığı bu etkinlikte, Torbalı halkı da biz gönüllülere destek verdi.






Google adsense

Analytics