![]() |
| Oradaydım! |
![]() |
| Pazartesi (mesai) günü, saat sabah 10 civarı |
![]() |
| Ekiple Keyifli Bir Yemek |
![]() |
| Mentör=Akıl Hocası |
![]() |
| Nevzat Aydın da olsa, business class ta olsa o sıraya girilecek |
Hayat bisiklete binmek gibidir; pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz.
![]() |
| Oradaydım! |
![]() |
| Pazartesi (mesai) günü, saat sabah 10 civarı |
![]() |
| Ekiple Keyifli Bir Yemek |
![]() |
| Mentör=Akıl Hocası |
![]() |
| Nevzat Aydın da olsa, business class ta olsa o sıraya girilecek |
Vay be, sürdürülebilirliği kişisel ve profesyonel yaşamlarımıza entegre etmek için yarıştığımız 4 haftalık bir maratonu başarıyla bitirdim. Şimdi biraz gözlerimi ve parmaklarımı dinlendirme zamanı.
Yarışmanın başlangıç
tarihi yaklaştığında kayıtla ilgili hatırlatmada bulunup arkadaşlarımın işini
kolaylaştırmak istedim.
Hatta biraz daha
abartıp, sürdürülebilirlik konusunda farkındalık yaratmak için raporun lansmanının
yapılacağı gün için video bile çektim.
5 Nisan’da PMI’ın
entegre raporunun yayımlanmasını takiben başlayan ve 5 Mayıs’a kadar süren
yarışmamızda her gün bireysel challenge’lar aldığımız gibi, Salı ve Perşembe günleri
de 2022 yılı Entegre Raporumuzdan seçilen bir konu ile ilgili spesifik
challenge’ları tamamladık. 4 haftalık bu süreçte #DoGood adlı uygulamayı
kullandık ve challenge’ları tamamlamak için hem yazılı hem de görsel içerikler yükledik.
Yüklediğimiz bu postlar tıpkı Twitter ve Instagram'da olduğu gibi diğer kullanıcıların
önüne düştü. Paylaşımlarımız tüm kullanıcıların yorum ve beğenisine açık olduğu
için dünyanın farklı yerlerinden PMI çalışanları ile sürdürülebilirlik konularında
görüş alışverişinde bulunma fırsatımız oldu. Yeni insanlar tanıdığım gibi yeni
yaklaşımlardan da haberdar oldum. Tabi ki tüm challenge’lar iş odaklı değildi.
Bireysel olarak sürdürülebilirlik için alabileceğimiz aksiyonları da paylaştık.
Örneğin, duşta müzik dinlemeyi seven biri olarak arkadaşlarımın önerileriyle banyodayken
suyu en az israf edebileceğim pek çok şarkıyı Spotify listeme ekleme şansım
oldu. Tüm bu paylaşımları yaparken bitirdiğimiz challenge’lar, aldığımız ve yaptığımız
yorumlar ile beğeniler sonucunda bir puanlama yapıldı. İlk 2 haftasında lider
olduğum yarışmanın son 2 haftasında ise ikincilik koltuğunu deneyimleyip
yarışmayı ikinci olarak bitirdim.
Bu süreçte her hafta
içerikler içerisinden en’ler belirlendi. Paylaştığım içeriklerin en’ler arasına
girmesi beni uygulamada daha çok vakit geçirme konusunda motive ettiği gibi
takdir edildiğini görmek de hoşuma gitti.
Bu noktada belki de challenge’a
ilişkin tek eleştirim olabilecek konu olan zaman yönetiminden bahsedebilirim.
Telefonumun ekran süresi özelliğinden verilere baktığımda, yarışmanın son 3
haftasında haftalık olarak sırasıyla 19, 23 ve 20 saatlik sürelere ulaştığımı gördüm. Ekran
başında geçen sürenin bu kadar fazla olması, dış dünyadan kopma ve özel
zamanımda ailemin yerine telefonumla ilgilenmem açısından bir dezavantajdı
ancak neyse ki kısıtlı bir süreydi ve yarışmanın bitmesi ile ekran sürem de
yine standardıma döndü. Yarışmanın ciddi bir bölümü Ramazan ayı içerisinde gerçekleşti ve sahura kalktığımda yeni günün challenge'ını tamamlayıp arkadaşlarımın challenge'lara verdikleri cevapları okumak ve yorumlamak adeta benim için bir ritüel haline gelmişti.
Peki bu dört haftalık sürecin sonunda yeni insanlar tanımak, şirketimizin sürdürülebilirlik çalışmalarını öğrenmek ve bireysel olarak ne gibi sürdürülebilirlik aksiyonları alabileceğimi görmek dışında bana ne katkısı oldu? İşte o da bu yarışmanın ödülü ile Cambridge Institute of Sustainability’ten seçeceğim bir Liderlik alanında eğitim almak olacak. Yani yolculuk devam ediyor. Şimdi önümde 8 haftalık yeni bir challenge var.
Bakalım çıkacağım bu
yeni yolculuğun bana ve çevreme nasıl katkısı olacak. Paylaşmaya devam
edeceğim.
Bu arada haftalık ödüllerde de şirketim yine fark yarattı. Proje ekibimiz sunduğu ödüllerin biriyle treedom üzerinden adıma ağaç dikerken, diğerinde ise World Wild Life (WWF)’dan sembolik olarak penguen evlat edinmeme yaptıkları bağışla aracılık ederek doğaya en güzel hediyeyi verdi. Sürdürülebilirlik adına çok ince düşünülmüş bu hediyeler için minnettarım.
Unutmadan, şirketimizin
sürdürülebilirlikle ilgili atmış olduğu adımlardan kendi radarıma girenleri
geçtiğimiz günlerde paylaşmıştım. Burada paylaştıklarım günlük challenge’larda fikir
bulmak açısından işimi çok kolaylaştırdı. İşte o fotoğrafları paylaştığım
içerik: Volkan
Yorulmaz: Capture PMI's Transformation Journey towards Sustainability
Yeri gelmişken PMI’ın sürdürülebilirlik konusundaki hedeflerine, attığı adımlara ve örnek vaka çalışmalarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
What does our
sustainable future look like | PMI - Philip Morris International
Yağmurlu bir Pazar sabahında cama vuran yağmurun "camlar pislendi" diye düşündürmesi yerine "oh be nihayet barajlar dolmaya başlayacak" diye mutlu ettiği şu anlarda geçtiğimiz günlerde yazıp paylaşmaya çekindiğim aşağıdaki satırları artık paylaşabilirim.
Sömestre tatili sebebiyle
geçtiğimiz Pazar günü ailece memleketim İzmir’e geldik. Böylece hem yaz
sonundan beri göremediğim annemin torun ve evlat özlemini dindirirken, uzaktan
çalışarak kendim için de bir değişiklik yapmış oldum.
İzmir’e gelmek demek, hatıraları
yad etmek, dostlarla buluşmak için de iyi bir fırsat. Bu sebeple Salı akşamı
için İzmir’deyken yaşadığım Karşıyaka’da eski müdürüm ve yüksek lisanstan
arkadaşım ile program yaptım ve mesai sonrası oğlum Okan’ı da alıp yola çıktım.
Zaten eşim öğlenden Karşıyaka’ya geçip arkadaşıyla buluşmuştu ve ben de
işlerimi bitirince baba-oğul arabaya binip akşam trafiğine dahil olduk.
Yeşildere yolunda oldukça trafik
vardı ve yolda radyomuz açıktı. Dinlediğimiz radyo programında içinde
bulunduğumuz kış aylarında yağmurun neredeyse hiç yağmaması, önümüzdeki
günlerde de yeterince yağmur ve kar yağma ihtimalinin düşük olması sebebiyle
yazın susuzluk ve kuraklık sorunu ile karşılaşabileceğimizden bahsedildi. Bunun
üzerine Okan’a dünyaya iyi bakmadığımızı, susuzluk yaşanması halinde yazın
zorlanacağımız söyledim. Hayat kaynağı suyun bulunurluğunun azalmasının
hayatımı nasıl etkileyeceğinden bahsettik. Sonra trafik akmaya başladı, ben
yola konsantre oldum, bir süre sessizlik oldu. Ardından radyoda Okan’ın favori
şarkılarından biri çalınca “eşlik etmiyorsun” diye takıldım Okan’a.
Sessizliğini “ben ağladım baba” diye bozdu.
Dünyamızın başına gelenler,
yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla bu durumdan sorumlu olmamız ve önümüzdeki
dönemde bu sorumluluğun cezasını da hep beraber çekecek olmamızı düşünerek arka
koltukta sessizce ağlamıştı Okan. Peçeteyle gözlerini silerken “şimdi ne
yapabiliriz?” diye sordu. Sorumluluk alabiliriz, doğayı koruyabiliriz, doğal
kaynaklara sahip çıkıp çevremize de bu konuda örnek olup bilinçlendirebiliriz
dedim. İlk anda bunları söyledikten sonra ben de daha fazla konuşamadım, 9
yaşında bir çocuğun bu konulara üzülüp endişe duyması beni adeta duvara
toslatmıştı.
Ardından eşimle ve arkadaşlarımla
buluşacağımız AVM’nin otoparkına arabayı park edip araçtan indik. Okan elindeki
peçetelerle AVM’ye girerken çöp kutularını gördü. Birinin üstünde “geri
dönüştürülebilir atıklar”, diğerinde de “tüm diğer atıklar” yazıyordu.
“Peçeteyi geri dönüştürülebilir atıklara atabilir miyim?” dedi, “tabi ki” dedim
ve attıktan sonra ilerledik.
Ertesi gün bu satırları yazarken dün
için artık geç olsa da bugün ve yarın için hala yapabileceklerimiz olduğunu,
hepimizin üstüne düşeni yapması halinde çocuklarımıza, torunlarımıza da
yaşayabilecekleri sürdürülebilir bir dünya bırakabileceğimizi düşündüm. Bu
bilinçle bugüne başlıyorum, peki ya sen?
4 Aralık 2022 Pazar sabahı arka fonda Norah Jones çalarken böyle bir başlığı ("Taş Yerinde Ağırdır") çok tereddüt etmeden yazdım. Bulunduğumuz ortamda uzun süre kaldığımızda o ortam ile sadece fiziksel değil gönül bağı da kuruyoruz biz duygusal insanlar. Hal böyle olunca, "ayrılık da sevdaya dahil" diyemiyoruz ve konfor alanımızda hayatı sürdürüyoruz.
"Konfor alanı" kavramını beynim öyle bir kodladı ki sanki bir "uyuşturucu" kadar tehlikeli, bağımlılık yapan bir zararlı madde. Acaba öyle mi? Aman konfor alanımda kalmayayım diye kendimi zorladığım, sorguladığım, alternatifleri denediğim pek çok anım oldu. Bunlardan bir tanesini de yakın zamanda deneyimledim.
Fark etmiyor insan elindekinin değerini uzun bir süre elinde tuttuktan sonra. Sağlık için de bu böyle, tüm diğer maddi ve manevi varlıklar için de... İşte bu yüzden bu Pazar sabahı çayımı yudumlayıp demlenirken "taş yerinde ağırdır" dedim. Ortamınızda varlığınızı gösterebiliyorsanız, siz olabiliyorsanız, çevrenizdekilerle bir arada yaşayabiliyorsanız (nefes almakla karışmasını istemem) işte siz o ortamda bir ağırlığa sahipsiniz demektir. Varsın eksileri, acabaları, belkileri, inşallahları olsun. Onlar hayatın hep içinde, her ortamda olan şeyler. İnsanoğlu hep sorgular, hayal eder, daha iyisini ister ve elindekinin değerini bir şekilde göz ardı eder ya da o değerin hiç farkına varmaz. Ne zaman ki bi duvara toslar ya da toslamasına ramak kalır işte o zaman şöyle bir dönüp bakar elindekine, avcundakine, çevresindekine ve şükreder.
Çağımızın en popüler kavramlarından biri "sürdürülebilirlik" burada yine karşımıza çıkar. Bulunduğumuz ortamda ağırlığımızı koruyup sürdürmek, ileri gitmek, genişlemek bir tercihtir tıpkı o ortamdan ayrılıp yeni bir ortamda varlık mücadelesine girmek gibi. O zaman karşımıza "uyum" çıkar. Adına "ten uyumu" da deseniz "kültür uyumu" da deseniz bir adaptasyon sürecidir ve bu sürecin başarılı olup olamayacağının bir garantisi yoktur. Risktir, konfor alanından çıkmaktır, yeni bir varlık mücadelesidir. Bazen bu mücadeleyi gözünüz kestirir, o riski alırsınız, ya kazanır ya da öğrenir yolunuza devam edersiniz. Bazen de o mücadeleyi girmemeniz gerektiğini tecrübelediklerinizle en başından kestirir, mevcudiyetinizi, bulunduğunuz konumu koruyarak sürdürmeniz gerektiğini anlarsınız. İşte bu konfor alanından çıkmamak değil gereksiz deneyimlerden korunmaktır. Çünkü taş yerinde ağırdır...
Sizinle iki zeytin ağacı ve iki insan içeren iki fotoğraf üzerinden şirketimizin sürdürülebilirliğe, doğaya ve çevreye olan katkısını paylaşacağım. Bu benim hikayem ama eminim ki benim gibi pek çok Philip Morris Türkiye çalışanın da benzer hikayeleri vardır. Şirketimiz yalnızca bugün çevreye duyarlılığıyla sürdürülebilirlik yolculuğumuza liderlik etmiyor, bu yaklaşım dün de böyleydi, gelecekte de bizlerin göstereceği sahiplenme ve özveri ile böyle olmaya devam edecek.
Philsa’da görev yaptığım, aynı zamanda baba olduğum 2014 yılının yaz aylarında tüm çalışanlara birer zeytin ağacı fidanı verilmişti. O gün arkadaşlarımdan biri dikme fırsatı olmadığı için kendisinin fidanını da bana teslim etmişti. Serviste iki fidanla eve gidip onlara hafta sonuna kadar balkonda bakmış, hafta sonu da İzmir’in Seferihisar ilçesindeki yazlığımızın bahçesine ekmiştim. İleride zeytin alır mıyız diye hayalini kurarak can suyunu verdiğim fidanlar toprağa ve yaşama sımsıkı sarıldı, yerini sevdi, yükselmeye ve güçlenmeye başlamıştı.
Yan yana ektiğim o iki fidan
takvimler 2016’yı gösterirken oğlumla beraber 2 yaşına bastılar. Onların beraber
büyüdüğünü görmek, oğlum Okan’ın doğa sevgisi ile tanışması, ağaçları sularken
bana yardım etmesi, çevre bilincinin gelişmesi beni fazlasıyla mutlu ediyordu.
Bununla beraber, gururluydum, çalıştığım şirket doğaya katkı sağlıyordu ve
bunun pozitif etkilerini görüyordum. Hatta o yaz zeytin ağaçlarımızın önüne bir
de ceviz ağacı fidanı gelmiş, bu kez de acaba ileride ceviz verir mi diye hayal
etmeye başlamıştım. İşte o yaz oğlumla beraber ağaçlarımızın önünde bir hatıra
fotoğrafı çektirmiştik.
Ve bir kez daha “iyi ki Philip
Morris Türkiye çalışanıyım” dedim. Şirketim her daim doğaya saygılı, çevre
dostu ve sürdürülebilirlik için kaynakları en iyi şekilde kullanırken, paydaşları
olarak gördüğü çalışanlarını da bu politikalarına dahil edip “birlikte” hedefe
yürümemizi sağlıyor. İşte bu yüzden, bir Philip Morris Türkiye çalışanı olarak
çevreye duyarlı şirketimin sürdürülebilirlik yolculuğunda ben de varım, bu
yolculuğa değer katmak için destek olmaya hazırım.
Finansal bilincin artırılması için ekosistemin gelişmesine destek olma hedefiyle gönüllü olarak destek verdiğim Finansal Okuryazarlık ve Erişim Derneği (FODER) için kaleme aldığım “Tasarruf ve Ötesi: Tasarruf Ederek Dünyaya Nasıl Katkıda Bulunursunuz?” konulu içerik FODER websitesinde ve sosyal medya hesaplarında yayımlandı.
Tasarruf ederken dünyaya nasıl katkıda bulunursunuz? İşte bu soruya cevap arayarak sadece kendiniz için değil sürdürülebilir bir dünya için de faydalı bir adım atmış olursunuz. Tasarruf ve sürdürülebilirlik üzerine hazırladığım son içerik:
Tasarruf ve Ötesi – Tasarruf Ederek Dünyaya Nasıl Katkıda Bulunursunuz?
Bütçesini bilen bireyler dönemsel
olarak gelirlerini ve giderlerini takip ederler. Bütçe yaparken özellikle gider
kalemlerini takip etmek, buradaki kalemleri minimize etmeye çalışmak bireylerin
bütçesine pozitif yansır. Gider kalemlerini analiz ederken, harcamalardan
hangilerinin elimine edilebileceğine veya azaltılabileceğine kafa yormak
gerekir. Bu analizi yaparken sabit ödemelerinizi gözden geçirmek iyi bir
başlangıç noktasıdır. Bu noktada faturalarınıza ve kredi kartınıza yansıyan
harcamalara bakmanız, eleştirel bir gözle bu kalemlerden hangilerini
azaltabileceğinizi değerlendirmeniz sizin finansal açıdan belirli bir refah
seviyesine ulaşmanızda önemli bir adımdır.
Azaltabileceğiniz ya da tamamen yok
edebileceğiniz harcamaları belirlerken bu harcamanın ne kadar ihtiyaç olduğunu
değerlendirmeniz gerekir. Örneğin faydalanmadığınız ya da az faydalandığınız
aboneliklerinizi (spor salonu, sabit telefon hattı, kablolu TV, premium müzik
ya da video içerik sağlayıcı aboneliği gibi) düşünün ve bunlardan
vazgeçebileceklerinizi belirleyin. Aylık olarak tek tek baktığınızda bu giderler
küçük gözükebilir ve göz ardı etmenize sebep olabilir ancak bu kalemlerden
yapılacak tasarruf her ay düzenli olarak yatırıma yönlendirildiğinde üstüne
koyarak yatırımlarınızın getirisini arttırır. Bir de bazı harcamalar vardır ki,
bu harcamalardan yaptığınız tasarruflar sadece sizin bütçenize olumlu katkıda
bulunmakla kalmaz, dünyamızın geleceği için de fayda sağlar.
Tasarruf ederken dünyaya nasıl
katkıda bulunursunuz? İşte bu soruya cevap ararken sadece kendiniz için değil
sürdürülebilir bir dünya için de faydalı bir adım atmış olursunuz. Doğal
kaynaklara zarar vermeden ve onları bilinçli bir şekilde kullanma konusunda
yapacağımız planlamaya genel olarak sürdürülebilir kalkınma diyoruz.
Bunu gerçekleştirmenin yolu doğal kaynakları israf etmeden bilinçli şekilde
kullanmaktan geçer. Hepimiz haberlerde “Barajlar kritik seviyede”, “Nehirler
kurudu”, “Kuraklık çok yakın”, “Bu yaz su kesintileri yaşanacak” gibi haberler
duyarız ancak bu haberler pek çoğumuzun davranış ve alışkanlıklarında bir
değişime sebep olmaz. Halbuki bu duruma bireysel tercihlerimizle müdahale edip
hem dünyamıza hem de bütçemize katkı sağlayabiliriz. Ortaya koyacağımız
bireysel tercihlerin katkısını küçümsemeden tükettiklerimizi gözden geçirerek
işe başlamalıyız. Dünya Ekonomik Forumu 2019 yılı Küresel Risk Raporu'na
göre bir fincan kahve için, tohumun toprağa ekilmesinden önümüze gelmesine
kadar toplam 140 litre su harcanıyor. Birleşmiş
Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün yaptığı çalışmaya göre dünya genelinde
var olan suyun yüzde 70'i tarım ve hayvancılık alanında kullanılıyor. Özellikle
hayvansal gıdaların üretim aşamasında inanılmaz miktarlarda su harcanır.
Veriler bize bir kilo sığır eti için ortalama 15 bin 400 litre su gerektiğini
ve bu suyun büyük çoğunluğunun hayvan yemi üretimi için kullanıldığını
gösteriyor. Bu gizli su tüketimi sadece gıdada değil, giyim sektöründe
de kendini gösteriyor. Basit bir t-shirt için 2 bin 720 litre, bir adet kot
pantolonu üretmek içinse yaklaşık 10 bin litre su gerekiyor.
İşte bu noktada hem tasarruf
etmemiz hem de dünyamızın sürdürülebilirliğine katkıda bulunmamız bizim
tercihlerimizden geçiyor. İşe yediklerimizden başlayacak olursak; hayvansal
gıdaları azaltıp sebze ve meyve tercihimizi arttırarak su tasarrufu için aksiyon
alabiliriz. Tükettiğimiz hayvansal gıdalarda serbest dolaşım yöntemiyle
yetiştirilenleri tercih edebiliriz. Dışarıda içtiğimiz keyfi kahve sayısını
azaltırken bütçemize sağladığı katkıyı pek çoğumuz fark etmişizdir. Ancak evde
içmekten vazgeçeceğimiz o ikinci fincan kahve ile sadece evdeki kahvenin ömrünü
uzatmakla kalmayız, o fincandaki kahve için harcanan yaklaşık 140 litre sudan
da tasarruf edilmesine katkı sağlarız. Benzer şekilde hem hızlı hem de lezzetli
bulduğumuz o burger menüsü yerine sebze ağırlıklı bir menü tercih ettiğimizde
daha hesaplı bir yemek yemekle kalmaz, dünyamız için de iyi bir tercih yapmış
oluruz. Tabi meyve ve sebze tüketmeden önce, onları yıkarken harcadığımız suya
da dikkat etmeli, mümkünse tasarruflu musluk başlıkları kullanmalı veya
öncesinde su doldurduğumuz bir kapta yıkamalıyız. Yemeğimizi yedikten sonra
bulaşıkları elde yıkarken litrelerce su harcamak yerine bulaşık makinesi
kullanarak sudan tasarruf etmeye devam etmeliyiz. Duş alırken, elimizi
yıkarken, dişimizi fırçalarken, tıraş olurken suyun boşa akmasına engel
olduğunuzda dünya üzerinde birilerinin daha suya erişmesini sağlamış olduğunuzu
hatırlayın, ayrıca bunun giderlerinize ve bütçenize de olumlu katkısının
olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
Özetle, bireyler olarak bütçemizi
kontrol ve takip etmek, tasarruflarımızı ve yatırımlarımızı artırmak bizim
geleceğe umutla bakmamızı sağlar. Ancak bireysel eforların tabana yayılarak
toplumsal hale gelmesi ile sürdürülebilir kalkınma sağlayabiliriz. Bu noktada doğal
kaynakların tasarruflu bir şekilde kullanılması öncelikli haldedir. Hem
bireylerin hem de kurumların su ve enerji tüketimini kontrol altına alan,
verimliliklerini artıran ve maliyetlerini düşüren çözümleri tercih etmeleri hem
yarınlarımız hem de bizden sonrakiler için yaşanılacak bir dünya demektir.
Bugün siz de bir öz değerlendirme yapıp aksiyon almaya var mısınız?