kar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2026 Cumartesi

Fotoğraflarla Krakow - Kara Doydum

Her gün kar görmüyorum, görmüşken kucaklayayım

İstanbul'dan ayrılırken hava şartları beni Krakow'a önden hazırladı

İlk akşam iyi pişmiş bir Steak ile başladım

Otelimin stratejik konumu: AVM'nin tam karşısı

Lobideki şu güzelliğe bakın
Krakow'da yemekleri taçlandırdığım tatlılardan
Paella'yı her zaman güzel bir tercihtir

Yemekler bahane, mesai sonrası muhabbet şahane

Hiç böyle bir mantı yememiştim

Karlı geceye eşlik eden at arabaları

Favori fotoğrafım...

Hard Rock hatırası

Hard Rock'ta Messi'nin adını verdiği burger

Oradaydım dedirten bir kare

Mimari...

Kar ve ben

İzmir'liler Dikkat, yürürken kaymayın...

Madem kar var, poz verelim

Parklar, bahçeler, her yer kar...

Bizimkiler...

Güzel bir ekip yemeği

Core Team


 

Rötar sonrası dönüş uçağındayım...

Neyse ki rötarı keyifli geçirdim - lounge deneyimi

Tabii lounge'a girmek için diyalog kurmak gerekti

Rötar sebebiyle verdikleri 40 zloti ile 1 kahve 2 su aldım

Son Akşam - veda öncesi sokaklardan bana kalan

Mekandaki resimlerden

5 Şubat 2023 Pazar

Yağmur İçin Ağlayan Oğlum

Yağmurlu bir Pazar sabahında cama vuran yağmurun "camlar pislendi" diye düşündürmesi yerine "oh be nihayet barajlar dolmaya başlayacak" diye mutlu ettiği şu anlarda geçtiğimiz günlerde yazıp paylaşmaya çekindiğim aşağıdaki satırları artık paylaşabilirim.


 25/01/2023

Sömestre tatili sebebiyle geçtiğimiz Pazar günü ailece memleketim İzmir’e geldik. Böylece hem yaz sonundan beri göremediğim annemin torun ve evlat özlemini dindirirken, uzaktan çalışarak kendim için de bir değişiklik yapmış oldum.

İzmir’e gelmek demek, hatıraları yad etmek, dostlarla buluşmak için de iyi bir fırsat. Bu sebeple Salı akşamı için İzmir’deyken yaşadığım Karşıyaka’da eski müdürüm ve yüksek lisanstan arkadaşım ile program yaptım ve mesai sonrası oğlum Okan’ı da alıp yola çıktım. Zaten eşim öğlenden Karşıyaka’ya geçip arkadaşıyla buluşmuştu ve ben de işlerimi bitirince baba-oğul arabaya binip akşam trafiğine dahil olduk.

Yeşildere yolunda oldukça trafik vardı ve yolda radyomuz açıktı. Dinlediğimiz radyo programında içinde bulunduğumuz kış aylarında yağmurun neredeyse hiç yağmaması, önümüzdeki günlerde de yeterince yağmur ve kar yağma ihtimalinin düşük olması sebebiyle yazın susuzluk ve kuraklık sorunu ile karşılaşabileceğimizden bahsedildi. Bunun üzerine Okan’a dünyaya iyi bakmadığımızı, susuzluk yaşanması halinde yazın zorlanacağımız söyledim. Hayat kaynağı suyun bulunurluğunun azalmasının hayatımı nasıl etkileyeceğinden bahsettik. Sonra trafik akmaya başladı, ben yola konsantre oldum, bir süre sessizlik oldu. Ardından radyoda Okan’ın favori şarkılarından biri çalınca “eşlik etmiyorsun” diye takıldım Okan’a. Sessizliğini “ben ağladım baba” diye bozdu.

Dünyamızın başına gelenler, yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla bu durumdan sorumlu olmamız ve önümüzdeki dönemde bu sorumluluğun cezasını da hep beraber çekecek olmamızı düşünerek arka koltukta sessizce ağlamıştı Okan. Peçeteyle gözlerini silerken “şimdi ne yapabiliriz?” diye sordu. Sorumluluk alabiliriz, doğayı koruyabiliriz, doğal kaynaklara sahip çıkıp çevremize de bu konuda örnek olup bilinçlendirebiliriz dedim. İlk anda bunları söyledikten sonra ben de daha fazla konuşamadım, 9 yaşında bir çocuğun bu konulara üzülüp endişe duyması beni adeta duvara toslatmıştı.

Ardından eşimle ve arkadaşlarımla buluşacağımız AVM’nin otoparkına arabayı park edip araçtan indik. Okan elindeki peçetelerle AVM’ye girerken çöp kutularını gördü. Birinin üstünde “geri dönüştürülebilir atıklar”, diğerinde de “tüm diğer atıklar” yazıyordu. “Peçeteyi geri dönüştürülebilir atıklara atabilir miyim?” dedi, “tabi ki” dedim ve attıktan sonra ilerledik.

Ertesi gün bu satırları yazarken dün için artık geç olsa da bugün ve yarın için hala yapabileceklerimiz olduğunu, hepimizin üstüne düşeni yapması halinde çocuklarımıza, torunlarımıza da yaşayabilecekleri sürdürülebilir bir dünya bırakabileceğimizi düşündüm. Bu bilinçle bugüne başlıyorum, peki ya sen?  

2 Nisan 2013 Salı

Garanti Bankası ve Haksız Hesap İşletim Ücreti

Garanti Bankası karlılığını her sene hızla artırıyor. Karlılığına lafımız yok ama bunu yaparken bizim gibi sadık müşterilerine karşı keşke bu derece kar maksimizasyonu hedefi gütmese…

Daha önce Garanti Bankası’nın kredi kartlarından aldığı haksız kart aidatlarını ve bunları nasıl geri aldığımı sizlere buradan detaylı şekilde anlatmıştım. Benzer bir süreç bu kez de hesap işletim ücreti için bizi bekliyor gibi…

Maaş müşterisi olduğum ve 2007 yılından beri aktif olarak çalıştığım Garanti Bankası’nda 2011 yılında yatırım hesabı açtırdım. Bu hesaptan bugüne kadar toplam 124 TL hesap işletim ücreti kesildi.



Bankaların belli masraflarının olabileceğini anlıyorum, ancak sözkonusu hesap bir yatırım hesabı ve yaptığım işlemler üzerinden zaten banka komisyon alıyor. Buna ek olarak hesap bakım ücreti gibi anlam veremediğim ama yine de ses çıkarmadığım ücretleri hesabımdan kesiyor. Fakat tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de hesap işletim ücreti işin içine girince artık bizim gibi müşterilerin iyice canı sıkılıyor.

Aşağıda tarafımdan kesilen 4 ayrı hesap işletim ücreti bedeli ve tarihi mevcuttur. Bankaya hem kendi internet sitesinden hem de sikayetvar.com’dan şikayetimi gönderdim. Eğer duyarlı davranırlarsa sözkonusu tutarı iade ederler, yoksa ilk izin günümde Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne gidip yeni bir şikayet dosyası açacağım.

Sizlere de bu konuda haklarınızı kullanmanızı önemle hatırlatırım.



13 Şubat 2013 Çarşamba

Borsaya Dair Bir Çelişki: Kısa Vadeli mi Uzun Vadeli mi Yatırımcı Olmalı?

Borsada yatırım yaparken yaşadığımız en büyük çekinti ne zaman alıp ne zaman satacağımız herhalde. Ancak tek çekintimiz bununla sınırlı değil. Bizim gibi yatırımcıların kafasını kurcalayan başka hususlar da var.

Aşağıdaki yazıda göreceğiniz üzere, Arif Ünver borsaya yönelik bizi bekleyen pek çok çekintiye ışık tutmuş.

Bu çekintilerden temettü gelirleri üzerinden alınan vergi kesintisi benim en çok ilgimi çekeni. Hem uzun vadeli yatırım yapmayı ve gündelik kar/zararlara takılmamayı, hem de temettü verimliliği yüksek olan hisseleri tercih etmeyi seviyorum. Ancak bu noktada karşıma stopaj konusu çıkıyor. Uzun vadeli yatırım yapan kişilerin bu özelliklerinin teşvik edilmesi gerekirken, kişi yatırımını temettü hissesine yaptıysa, elde ettiği getiri üzerinden kaynağında kesintisi yapılıyor. Bu da kısa vadede herhangi bir kesinti yapmadan alım satım yapanların mevcut stratejilerini değiştirmesini gerektirecek bir pozisyon doğurmuyor. Bu noktada piyasalara verilen uzun vadeli yatırımcı olun söyleminin altı doldurulamıyor.

Kesinlikle üzerinde düşünülmesi gereken bir husus olarak devlet büyüklerimizin bu konuya eğilmesini gönülden isterim.



Hisse senetleri piyasamızda bazı çelişkilerden bahsetmek istiyorum ve kısa kısa değinerek herkesin biraz düşünmesini rica ediyorum;


Yetkili ve etkili isimler gerek televizyonlarda gerekse yazılı basına verdiği demeçlerde Türk yatırımcısının kısa vadeli düşündüğünü ifade ediyorlar ve uzun vadeli düşünmelerini tavsiye ediyorlar. Buraya kadar tamam da, kısa vadeli al-sat yapanların kazancından vergi veya herhangi bir kesinti yapılmazken, orta ve uzun vadeli temettü odaklı düşünenler için, temettüden yapılan kesinti stopaj, insanları uzun vadeye değil kısa vadeye sevk ediyor, önemli bir çelişki…

Devam edelim, geçenlerde bir arkadaşım aradı, sektörden, hem de 20 yılı aşan bir süredir sektörde çalışmaya devam ediyor. Aynen bana ifade ettiğini aktarıyorum, “Ya arkadaş bizim genel müdür televizyona çıkıyor, yatırımcılar uzun vadeli düşünsün gerçek yatırımcı olsun diyor, biz çalışanlarla ertesi gün toplantı yapıyor, hacim düştü, müşterileriniz al-sat yapsın diyor…” Bu noktada başka bir çelişki…

Devam… Finansal okuryazarlık deniyor, seferberlik başlatılıyor, bırakın yatırımcıyı, sektörde çalışanların önemli bir kısmının finansal okuryazarlığı tartışmalı çelişkiler devam ediyor… Ülke genelinin normal okuryazarlık oranı 2010 verilerine göre ortalama 6,5 yıl, ülke geneli daha normal okuyup yazamıyor, bir de finansı okuyup yazacak, çelişki devam…

Finans merkezi olmak gibi bir hedef konuluyor, Sermaye Piyasaları’nın derinleştirilmesi hedefleniyor ama önüne gelen para kazanamayan, minik minik şirketler halka açılarak, değil derinlik, sığlık destekleniyor…

Sektörde çalışanların, Sermaye Piyasası lisansı olmadan çalışmasının önü kesiliyor, ama hiçbir lisansı olmayan yatırımcının önüne direkt al-sat ekranları konuyor, çelişkiler devam ediyor…

Türev piyasalarda yeni açılımlar yapılıyor, opsiyonlar vs. devreye alınıyor ama dayanak teşkil eden piyasa sağlık sorunu yaşıyor. Menkul kıymetin aslı sorun yaşarken sureti nasıl hayat bulacak…

Sonuç olarak bu çelişkileri yaz yaz bitirmemiz zor ama en azından çelişkiler olduğunu bilelim ki adımlar sağlıklı atılsın, çok zaman ve para kaybı yaşandı, sistemin bütününü ele almadan patinaj kaçınılmaz…

Yol alınması için, bu sektörde hayatını geçirmiş bizlerin fikirleri alınmadan bu işler arzu edilen şekilde gelişemez, finansal piyasaların dinamikleri kitaptan okuyarak anlaşılamayacak kadar gerçektir.

Google adsense

Analytics