İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2025 Cuma

Less Sweat, Better Passes: My New Game Plan at 43

I am looking at the photo I chose for this post - specifically at that Number 10 jersey. To a football fan, that number isn't just a digit on a shirt; it is a philosophy. It belongs to the playmaker. The genius who controls the chaos with a single smart touch rather than endless running. The player who doesn't chase the ball, but waits for the right moment to change the game.

As I sit here in the quiet of December 25th, waiting for my 43rd birthday, I realize I have been playing the wrong position.

For the last year—and perhaps the last decade—I have been the "box-to-box" midfielder. I have been the guy sprinting to cover every gap, putting out every fire, and exhausting myself to save the match. I wore the "savior" role like a badge of honor. But looking at that Number 10 jersey in the frame, I am reminded of a better way to play.

If I look at 2025, gratitude is the main theme. I am deeply thankful for my life in Istanbul and the family I have built since leaving Izmir. Yet, I must be honest: this has definitely been the hardest year of my career. It has been a year of constant speed, of trying to control everything, and endless lists of tasks to finish.

The "Number 10" Shift

So, my goal for 43 is simple: I want to play like a Number 10.


This doesn't mean being lazy. It means moving from busy to brilliant. It means having the calm confidence of a veteran who knows that running 15 kilometers in a match doesn't matter if you don't make the pass that leads to the goal.

I want this year to be defined not by the volume of tasks I finish, but by the value I create. I want to shift the story from "saving the day" to "changing the game." It is time to stop sweating over the small stuff and start seeing the whole field.

My goals remain high, of course. I want financial growth, driven by a very specific motivation: preparing my son, Okan, for his dream of university education in the US. This is a long journey, and I am sticking to the plan. But I will get there by being smarter, not just more tired.

Family Comes First!

Beyond career, health and money, I wish for a return to simplicity. I am tired of corporate buzzwords like "well-being." I mean something much simpler: I want to relearn the art of stopping.

I need to slow down mentally—to walk just to walk, without listening to a podcast; to clear the mental space to really connect with friends; to perhaps finally combine my interest in AI with my love for writing.

So, to my friends, colleagues, and family: Expect less running from me this year, but expect better passes.

Here is to playing the long game. Welcome to 43.

28 Nisan 2024 Pazar

Ne Güzel Bir Pazar, Değil mi?

Ne güzel bir Pazar, değil mi?” diye cevap değil de onay bekleyen bir soru ile laptopumu salondaki masada Okan’ın karşısına koyup çayımdan yudumlayarak beyaz bir sayfa açtım kendime. Sadece kendime döneceğim vakitlerde kullanmak için aldığım bu Macbook’u uzun zamandır açamamıştım. Ramazan’da sabahları mide ağrım ve uykulu halim, akşamları yemek sonrası çöken ağırlık derken, bir de ailedeki sağlık sorunları, iş yerindeki zorlu proje üstüne eklenince yine kendimle baş başa kalamadım ne zamandır. Yine de özeleştirimi yapmalıyım, 2048 oynamaya, Twitter’da gerekli gereksiz twitleri okumaya maalesef zaman buluyorum ama aynı zamanı kitap okumaya ve içerik üretmeye bulamıyorum. Derseniz ki, “sen zaten içerik üreticisi değilsin, bu neyin telaşesi!” işte o zaman bu blog’a başladığım 2007 yılındaki felsefem beni cezalandırır: kimse okumazsa ben okurum…

"Kimse okumazsa ben okurum"


Bu arada bireysel olarak çok içerik üretemediğim bir dönem olsa da iş yerinde iç portalları iyi kullandığım bir dönem geçirdim. Güzel bir amaç için iki global online toplantıya konuşmacı olarak katıldım. İş ortamındaki kişisel markam için güzel bir yatırım olduğunu düşünüyorum. Dahası gelmesi için bazı adımlar da attım, “engager” rolünü oynamayı seviyorum.


Hazırladığım içerikler şirket portallarında paylaşılınca ekstra mutlu oluyorum

Geçtiğimiz hafta PMI Duty Free’nin global konferansı İstanbul’da düzenlendi. 23 Nisan akşamı dünyanın farklı yerlerinden arkadaşlarımla buluşup 3 gün 3 gece boyunca arkadaşlarımlaydım. İçeriği yoğun iş olmayan, daha çok bizleri bir araya getirmek, takım olmamazı, sadeleşmemizi ve şirketimizin yeni kültürünü anlamamızı sağlayan bu etkinlik ekranlara daha az bakıp daha çok iletişim kurmamızı sağladığı gibi İstanbul’un güzel yüzünü de görme imkanı sundu. Kısacası iyi geldi. Bir de şunu söylemeliyim, eskiden bu tarz toplantılar beni gerer, sonunda bir an önce bitmesini istediğim hale gelirdi. Neyse ki sevdiğim, rahat paylaşımlarda bulunabildiğim insanlarla olunca o eski günler ve deneyimler de geride kaldı. Artık daha güzel hatıralar biriktirebiliyorum.

İş arkadaşlarımla güzel hatıralar biriktirmeye devam


Eskiden gezmeklere annemle gittiğim o çocukluk günlerimde muhabbet takıldığında konu bir şekilde havalara gelirdi. Ben de bir önceki paragraf sonrasında nasıl hava diye baktığımda bu Pazar’ı evde geçireceğimizi kestirmek çok zor değil. Nisan’ın sonu geldi ancak tam olarak baharı yaşadığımızı söylemek zor. Nisan sonu demişken, yılın üçte biri bitti. Şirket kurallarına göre 2 gün içerisinde tüm hedeflerimi sisteme girmiş olmam gerekiyor. Bakalım bu yıl kariyer açısından hedefime somut bir adım atabilecek miyim göreceğiz. Ey okuyucu, lütfen benim için hayırlısıyla başarılı olmamı dile…

Takvim ilerledikçe yaz da yaklaşıyor. Bu hafta konferans sebebiyle yabancılarla bir araya da gelmişken muhabbet olması için tatil planlarını da sordum. Mesela yöneticim 3 haftalık bir Yunanistan tatili planlamıştı. İçinde bulunduğumuz ülkenin ekonomik koşullarından mı yoksa üzerimizdeki ölü toprağından mı hiç tatil planı yapacak motivasyonum olmadı. Kolaya ve ekonomik olana kaçıp ailelerin evlerinde yazı geçiririz diye düşünüyorum. Bazen de “acaba hayatı ıskalıyor muyum?” sorusu aklıma takılmıyor değil. Belki de ileride çok arayacağım bu günlerde yap(a)madıklarımı… Her şeyde olduğu gibi denge çok önemli, ölçülü olmak, kararında yaşamak lazım…


"acaba hayatı ıskalıyor muyum?"
ara ara kendime sorduğum bir soru


Hedeflerden, akıp giden zamandan, iletişimden bahsettiğim bu haftaki paylaşımlarım bana iyi geldi. Şimdi biraz kitap, biraz kahve, sonrasında biraz kişisel gelişime vakit ayıracağım bir Pazar’a devam edeceğim. En kötü Pazar’ım böyle olsun…
 

1 Ocak 2024 Pazartesi

Hoşgeldin 2024: Yeni Yıldan Beklentilerim

Yeni yılın ilk gününde bazı rutinlerim var. Güzel bir kahvaltı, sonra düzenli ödemelerimi takip ettiğim Excel tablomun Google Spreadsheets'te güncellenmesi ve tabii ki blog içeriği ile yeni yıl motivasyonumu artırmak bu rutinin temel taşları.

Az önce Google Play Books'ta yayınladığım kitaplarımla ilgili gelen bir blog yorumunu da cevaplarken aslında pek çok kişinin de yeni yılda benzer motivasyona sahip olduğunu tahmin etmek hiç de güç değil. 

O kadar hoşuma gitti ki uzun uzun tweet attım

2023'ün son haftası 2024 için aslında güzel işaretler, kendimi keşfetme ve ders alma fırsatı getirdi. Doğum günümde ailece dışarı çıkmamız, ertesi gün sevdiğim bir dostumun evde ziyareti, sonraki gün mesai sonrası dışarıda bir kahve eşliğinde çalışmam ve yılın son gününde iş yerinden dostlarla bir kaçamak çalışma günü yaşamam aslında insanlarla sosyalleşmenin, rutinin dışına çıkmamın bana iyi geldiğini gösterdi. Hani ilk paragrafı okuyunca rutini sevdiğim anlaşılıyor ya, bu paragrafı okuyunca da rutinden sıkıldığım anlaşılmasın. Tam olarak bir denge arayışı aslında benimki. Planlı, programlı, tekrarı bol olan süreçleri terk etmeden arasıra (belki de yine periyodik) farklı sosyal ortamlara girmek, apayrı yerlerde çalışmak yenilenmemi sağlayacak, motivasyonumu artıracak. Burada fiilleri güçlü kullanabiliyorum çünkü her defasında bunu yaşayarak gördüm.

Yeni yıl haftasonuna gelince bu kez boş vaktim de çok oldu ve biraz burç yorumlarını da okudum ve izledim. Oğlak için güzel bir yıl olacağına dair beklentiler var. Umarım öyle olur, nedense ben de o şekilde bir beklentiye girdim. Geçen yıl yaşadığım hayal kırıklığını umarım bu kez yaşamam ve amacıma ulaşırım, sonra da gelsin yeni hedefler. Kariyere çok odaklıyım ama sağlığın ve evdeki huzurun da ne kadar önemli olduğunun farkındayım. Allah öncelikle bunları elimden almasın, sonrası bol çalışma ve şans ile gelecek inşallah.

Güzel gelişmeleri paylaşacağım günlere...

Kesin Bilgi, Yayalım...

Yeni yılın ilk haftası nasıl mı geçti? İşte o da buradaVolkan Yorulmaz: Bir Kahve Molası

27 Aralık 2023 Çarşamba

Yeni Yaş Aldım: 41 Kere Maşallah!

Geldik mi 41 yaşına Volkan Bey? Nasıl da bir yıl daha attı ama… Geçen sene 40’lar kulübüne girerken pek bir heyecanlıydık. Doğum gününe özel instagram videoları paylaşıp farklı bir kahvaltı menüsü (çılgın su böreği) uzaktan çalışma (cidden hem evden hem işten uzakta) falan yapıp şımartmıştın kendini… Bu kez çok daha mütevazi, çok daha sade olmasının var mı bir sebebi?

Bir yaş daha alırken bu kez heyecanı değil sakinliği, dinginliği daha bir hissediyorum. Belki de olması gereken budur. Ekşi’de biri kırklı yaşlar için “bu yıllarda yenilen goller kolay çıkmaz” diye yazmış. İşte belki garanticiliğimden artık sakin kalabilmeyi tercih ediyorum.

Aman yanlış anlaşılmasın, hayal kurmaya, istemeye devam… “Bir gün…” diye başlayan cümleler yerine “işte o gün” diye başlayan cümleler kuracağım günler yakın olsun. Şükürler olsun!



1 Ağustos 2023 Salı

PMI'da 10 Yıl Bitti, Ya Şimdi?

1 Ağustos 2013 Perşembe günü, bundan tam 10 yıl önce Philip Morris’te işe başladım. Fabrikanın kapısından adımımı attığımda adı Philsa Philip Morris Sabancı Sigara ve Tütüncülük A.Ş. idi ve benim de ünvanım Genel Muhasebe ve Vergi Analisti’ydi. Aslından fabrikanın karşı komşusu Opel Türkiye’de (General Motors Türkiye Ltd. Şti.) çalışırken “bir gün burada çalışacağım” diye hedeflediğim Philip Morris’e girmeden önce üçer yıl PwC ve GM maceralarımda da aklım hep Philip Morris’teydi. İşe başladığım pozisyonun ilanını gördüğümde bu ilan tam da beni tarif ediyor derken o beklediğim “bir gün”ün çok yaklaştığını hissetmiştim. 2013’ün Mayıs ayında başlayan mülakat süreci, eşimin hamile olduğunu öğrenmemiz, bebeğin bereketiyle geleceğini düşündüğümüz o yaz günleri derken GM’deki ihbar süremi doldurup iple çektiğim ilk iş günüme ulaşmıştım. Yeni arkadaşlar, üretimi olan bir iş yerinde çalışmak, meşhur Philip Morris yemekleri gibi pek çok merak ettiğim şeye cevap bulduğum o ilk günün üzerinden bugün tam 10 yıl geçmiş oldu.

Şampiyon olmuşçasına yumruklarımı sıkarak sevindiğim günlerim de oldu, dayanamayıp ağladığım da… En sevdiğim, güvendiğim kişileri de burada tanıdım, keşke yollarımız kesişmeseydi dediğim iş arkadaşlarım da oldu. Hayaller kurdum, bazılarına ulaştım, bazılarına ulaşmak için çabalamaya, emek sarfetmeye devam ediyorum. Nasip olur ya da olmaz, bilemiyorum ama buradaki hikayem bittiğinde çabalamadım dememek için ben elimden geleni yapıyorum, yapmaya devam edeceğim. On yıl önce ilk adımı attığımda, belki bugün için farklı şeyler hayal ederdim ama şükredip devam etmeyi biliyorum.

Geriye dönüp baktığımda, hayatımdaki en önemli kararlardan birini de yine Philip Morris’te iken kariyerim için verdiğimi görüyorum. Pandeminin hayatımıza girdiği 2020 yılında, Kıdemli Vergi Analisti olarak çalışırken neredeyse her sabah Resmi Gazete’de yeni bir vergi düzenlemesi çıkıyordu, bunun analizini yapıp şirketimizi nasıl etkileyeceğini yönelik bilgilendirme ya da sunum hazırladığım dönemde Duty Free şirketimizde bir fırsat çıkmıştı. Hem de ulaşmayı çok istediğim “Manager” ünvanlı bir pozisyondu. Bugünkü gibi uzaktan çalışmanın hayatımızda sıradan bir uygulama olmadığı o günlerde bu pozisyonun İstanbul’da olması beni zor bir karar almaya itmişti: ya kabul edip İstanbul’a taşınacaktım ya da reddedip İzmir’de kalarak bekleyecektim. “İyi ki” dediğim kararımı alırken eşimin de desteğini almış, onu çok sevdiği İzmir’den ayırmıştım ama şükür ki İstanbul bize hep iyi yüzünü gösterdi. Hayatımızdaki en önemli değişikliklerden birini Philip Morris ile yapmış olduk. İstanbul’da çok sevdiğim insanlar listesini geliştirmek de en büyük kazançlarımdan biri oldu.

Dediğim gibi, şimdilerde hayal etmeye ve o hayallere ulaşmak için çalışmaya ve kariyer yolculuğumu yönetmeye devam ediyorum. Bakalım bu yolculuk beni nereye götürecek? Nelere ulaşabileceğim? Yoksa hayal bile edemeyeceğim yerler kısmet olacak mı? Her şeyin hayırlısı… İlerlemeye devam…



5 Şubat 2023 Pazar

Yağmur İçin Ağlayan Oğlum

Yağmurlu bir Pazar sabahında cama vuran yağmurun "camlar pislendi" diye düşündürmesi yerine "oh be nihayet barajlar dolmaya başlayacak" diye mutlu ettiği şu anlarda geçtiğimiz günlerde yazıp paylaşmaya çekindiğim aşağıdaki satırları artık paylaşabilirim.


 25/01/2023

Sömestre tatili sebebiyle geçtiğimiz Pazar günü ailece memleketim İzmir’e geldik. Böylece hem yaz sonundan beri göremediğim annemin torun ve evlat özlemini dindirirken, uzaktan çalışarak kendim için de bir değişiklik yapmış oldum.

İzmir’e gelmek demek, hatıraları yad etmek, dostlarla buluşmak için de iyi bir fırsat. Bu sebeple Salı akşamı için İzmir’deyken yaşadığım Karşıyaka’da eski müdürüm ve yüksek lisanstan arkadaşım ile program yaptım ve mesai sonrası oğlum Okan’ı da alıp yola çıktım. Zaten eşim öğlenden Karşıyaka’ya geçip arkadaşıyla buluşmuştu ve ben de işlerimi bitirince baba-oğul arabaya binip akşam trafiğine dahil olduk.

Yeşildere yolunda oldukça trafik vardı ve yolda radyomuz açıktı. Dinlediğimiz radyo programında içinde bulunduğumuz kış aylarında yağmurun neredeyse hiç yağmaması, önümüzdeki günlerde de yeterince yağmur ve kar yağma ihtimalinin düşük olması sebebiyle yazın susuzluk ve kuraklık sorunu ile karşılaşabileceğimizden bahsedildi. Bunun üzerine Okan’a dünyaya iyi bakmadığımızı, susuzluk yaşanması halinde yazın zorlanacağımız söyledim. Hayat kaynağı suyun bulunurluğunun azalmasının hayatımı nasıl etkileyeceğinden bahsettik. Sonra trafik akmaya başladı, ben yola konsantre oldum, bir süre sessizlik oldu. Ardından radyoda Okan’ın favori şarkılarından biri çalınca “eşlik etmiyorsun” diye takıldım Okan’a. Sessizliğini “ben ağladım baba” diye bozdu.

Dünyamızın başına gelenler, yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla bu durumdan sorumlu olmamız ve önümüzdeki dönemde bu sorumluluğun cezasını da hep beraber çekecek olmamızı düşünerek arka koltukta sessizce ağlamıştı Okan. Peçeteyle gözlerini silerken “şimdi ne yapabiliriz?” diye sordu. Sorumluluk alabiliriz, doğayı koruyabiliriz, doğal kaynaklara sahip çıkıp çevremize de bu konuda örnek olup bilinçlendirebiliriz dedim. İlk anda bunları söyledikten sonra ben de daha fazla konuşamadım, 9 yaşında bir çocuğun bu konulara üzülüp endişe duyması beni adeta duvara toslatmıştı.

Ardından eşimle ve arkadaşlarımla buluşacağımız AVM’nin otoparkına arabayı park edip araçtan indik. Okan elindeki peçetelerle AVM’ye girerken çöp kutularını gördü. Birinin üstünde “geri dönüştürülebilir atıklar”, diğerinde de “tüm diğer atıklar” yazıyordu. “Peçeteyi geri dönüştürülebilir atıklara atabilir miyim?” dedi, “tabi ki” dedim ve attıktan sonra ilerledik.

Ertesi gün bu satırları yazarken dün için artık geç olsa da bugün ve yarın için hala yapabileceklerimiz olduğunu, hepimizin üstüne düşeni yapması halinde çocuklarımıza, torunlarımıza da yaşayabilecekleri sürdürülebilir bir dünya bırakabileceğimizi düşündüm. Bu bilinçle bugüne başlıyorum, peki ya sen?  

10 Ekim 2020 Cumartesi

Yeni Pozisyon, Yeni Şehir Hatırası

 Şu aşağıda gördüğünüz fotoğrafın bir hatırası var. Yeni pozisyon için İstanbul’a taşındıktan sonra keyif için Bebek’e gittiğimiz ilk haftasonu çekildi. Bu fotoğrafı çektirirken de özellikle yalnız poz verdim çünkü Şirket içinde yayınlanan online dergimizde pozisyon değişikliklerine yönelik bir duyuru yapılacaktı ve bu kapsamda benden de kısa bir mesaj ve fotoğraf istenmişti.

 Ben de aşağıdaki mesajı ve fotoğrafı gönderdim, dergide de bu şekilde yayımlandı. Hatıra işte:



29 Haziran 2020 Pazartesi

İlklerin Ayı Biterken

Havalimanında kendimle baş başa kalmayı ve hislerimi yazıya dökmeyi sevdiğimden daha önce yine burada (Volkan Yorulmaz: Düşünce ve Üretkenlik Merkezi: Havaalanı ve hatta bu Volkan Yorulmaz: Zürih’e Giderken Kafamdan Geçenler) bahsetmiştim. Bugün yine öyle bir gün. Korona günlerinin başında onca içerik ürettikten sonra kariyerimdeki değişiklik sürecine girmemle beraber yazmamaya, üretmemeye, paylaşmamaya başlamıştım. Belki yoğunluk, belki kendi iç dünyama çekilme belki de gözden uzak olup nazardan korunmaydı bu, her neyse bugün bu detoksa bir ara verip paylaşım yapacağım.

Nasıl yapmayayım, insan hayatında kaç kere ev sahibi olur ki? Evet, bugün ben yatırım için değil oturmak, yaşamak için kendi evimi satın aldım. Şu an solumdaki sırt çantamda kendi adımı taşıyan bir tapu senedim var. Yanlış olmasın, sadece bir kağıt parçası değil, e-devlete girdiğimde de tapum artık üzerimde çıkıyor. Bu kadar görgüsüzlük yeter deyip hislerime döneyim.

Mayıs ayı heyecanlıydı, yeni pozisyon için görüşme, önce İzmir için teklif alma, ardından teklifin İstanbul olarak yenilenmesi derken yaşadığım zorlu karar anı hayatımın geri kalanının seyrini pek tabi ki de direkt olarak etkileyecek. Umarım hakkımda hayırlısı olur. Bu süreçte aile olmanın, onların desteğini almanın, varlıklarını arkamda hissetmenin önemi ve değeri benim için çok anlamlıydı. İyi ki varlar…

Haziran ayı ise yeni iş ve yeni hayat için atılan ilk somut adımlarla çok hızlı geçti. Bir yandan adını ilk kez duyduğum sistemlerden raporları gönderirken bir yandan da sahibinden.com’da görüp heyecanlanıp yerinde görmek için gittiğimiz ilk evi almaya karar verip, hayatımdaki ilk kredi başvurumu yapmam ile bu ayın kod adı ilklerin ayı oldu.

Bakalım önümüzdeki kısa ve orta vadede neler olacak? Bu uyum, adaptasyon ve dönüşüm süreci nasıl geçecek bekleyip, yaşayıp göreceğiz. Her şeyin hayırlısı...

Not: Bu yazıyı arka fonda Yalın’dan “İstanbul Benden Büyük Onla Başa Çıkamam” eşliğinde dinlemeyiniz.


19 Nisan 2015 Pazar

Problem Çözme ve Karar Verme

15-16 Nisan 2015 tarihlerinde Güneşli DC’de Dale Carnegie eğitmenlerinden Deniz Tavmen’den “Problem Çözme ve Karar Verme” eğitimini aldım. Eğitime satış, planlama, idari işler ve finans bünyesinde çalışan toplam 12 kişi katıldı.

Aslında eğitimle ilgili bu içeriğin orjinal halinde faydalı pek çok bilgiyi adım adım ve şemalarla buradan sizlerle paylaşmıştım. Ancak Deniz Hanım'ın özel ricasına istinaden, bilgilerin Dale Carnegie'nin know-how'ı olması ve bir kısmının da Deniz Tavmen'in kişisel tecrübelerini içermesi sebebiyle kaldırmak durumunda kaldım. Sizlerin de bu konudaki anlayışına sığınıyorum. 
2 günlük eğitimimiz sonunda artık problem çözme ve karar alma konusunda daha sistematik yaklaşacağımz bir bilgi birikimiyle donanımlı şekilde İzmir’e döndük. Katkılarından dolayı Deniz Tavmen’e ve PMSA DC çalışanlarına çok teşekkürler.



29 Aralık 2007 Cumartesi

24 Yaşıma Böyle Girmiştim

Yeni yaşımı kutladığım bu günlerde, eski defterleri karıştırıp 1 sene önce 24 yaşıma nasıl girdiğimi blog'uma eklemek istedim. İlgilenen okur, ilgilenmeyene saygı duyarım. Malum, kimse okumazsa ben okurum mantalitesi ile işliyor bu blog :D




Aralık 27, 2006
Doğum günümde geride kaldı

Tarih 27 Aralık'ı gösteriyor. Anlayacağınız üzerine doğum günüm de geride kaldı. 1 gün gecmişken üzerinden ben de kutlamaların bendeki yansımalarından bahsedeyim bari:)

Öncelikle doğum günüme resmen girmeden 15 dakika önce Kemal ile Serkan aradı.

Sonra odama geldim, Aydın'la biraz votka içtik ve lafladık, bu arada dostlarımdan msjlar gelmeye devam ediyordu ve hepsini cevaplamak benim için büyük bi zevkti:)

Sabahında ise malesef gergindim, uykusuzdum ve nike case study'i okumamıştım, acele bi şekilde giyinip derse yetiştim, derste ve aralarda insanların doğum günümü kutlaması, akşam için planları öğrenmeye çalışması hoşuma gidiyordu. Ee ne de olsa tek cocuğum, ilgiye ihtiyacım var benim yaa...

Gece ise gayet renkli başladı: siyah & beyaz!!!

Ders 6'da bittiğinde dışarıda bembeyaz kar ve havada zifiri bi karanlık vardı. Sıkışık trafikte son derece aç bi şekilde Old English'e ulaştık, neyseki arkadaşlarım bizden önce gelmişti ve sipariş vermekte vakit kaybetmedik:)

Güzel yemek, sağlam içki ve asla hayır diyemeyeceğim kızarmış dondurmadan sonra pastamı kestim, konuşmamı yaptım ve hesabı istemeye hazırlanırken karşımızda polisleri buldum. Kimlik kontrolü janııımm.. Neyse o da gecenin rengi oldu ve sonrasında tıpış tıpış arabalara gittik, Cadde'de karda yürümek ayrı bi tecrübe ;)

Kampüse gelirken İrfan arabayı son derece ağır kullansa da yine de buzlanan yollarda kaymaktan kaçamamıştık, ama 4 kişi olunca arabada onu da geyiğe vurmuştuk.

Neyse ki kampüse vardık we banyomu yatıp yattım.

Google adsense

Analytics