terfi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terfi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2024 Cumartesi

Ben Senden Razıyım 2024 Yazı

Seferihisar’dan ayrılmamızdan yalnız birkaç saat önce, denize karşı oturup 2024 yazının özetini çıkarmaya karar verdim. Haziran’ın ilk haftasındaki yoğunluk, okulların tatil olması ve Kurban Bayramı derken, Bursa sonrası Seferihisar’a gelip bir kez İstanbul, bir kez de Finike’ye gitmek dışında yazı konfor alanım Teos’ta geçirdim. Dönüp baktığımda “her güzel şey gibi işte bu da bitti” diyebilmek bile artık başlıca bir şükür sebebi.

Beklentiler ve Gerçekler

Yaza başlarken, yoğunluğu geride bırakıp bolca yazı yazacağımı, kitap okuyacağımı ve bunları sıklıkla LinkedIn’de paylaşacağımı düşünüyordum. Ancak, işlerin bitmek tükenmek bilmeyen yoğunluğundan arda kalan vakitte denize gitmeyi, yürüyüş yapmayı ve sosyal medyada gezmeyi tercih ettim. Öyle bir rutin oluşturdum ki, Sığacık Kale içine birkaç kez, Urla’ya sadece bir kez giderken, yaz başında kesin gideriz diye düşündüğüm Gümüldür’e hiç gitmeden yazı kapatıyorum. Yine de pişman değilim çünkü rutinimin içinde kaçırdığım için üzüldüğüm bir şey olmadı. Oluşturduğum rutinlerle ve düzenimle tatmin oldum: sabah yürüyüşleri, mesai sonrası denize gitmeler, Cuma sabahı pazar alışverişleri derken hiç izin kullanmadan hem yorulup hem de tatildeymişim gibi hissettiğim bir yaz yaşadım. Bir kez daha uzaktan çalışabiliyor olduğum için ne kadar şükretsem, hatta ailece şükretsek azdır.

Bekleyiş ve Heyecan

Bu yazın benim için en başından beri bir geri sayım, bekleyiş özelliği de vardı. Eylül ayında kariyerimdeki o değişiklik olacak mı, olmayacak mı diye yaz başından beri heyecanla bekliyordum. Yine çok şükürler olsun ki Ağustos’un başında resmi mektubumu da aldım: terfi ettim! Evde çığlık atarak ev halkını korkuttuğum o öğleden sonra yaşadığım rahatlama beni yıllar öncesinde Philip Morris için yine yaz tatilimde teklif aldığım 2013 yazına götürmüştü. İnşallah daha büyük başarıları sağlıkla kucaklarım.



Yazın Sonu ve Hatıralar

Sosyal medyada yaza veda hikayeleri paylaştığımız gecenin ertesinde birazdan İzmir’e gidip dostları da fiziken gördükten sonra önce Bursa, sonra İstanbul şeklinde alıştıra alıştıra eve döneceğiz. Seferihisar’ın soğuk denizi gibi bir anda girmek mümkün değilse önce biraz adım atıp yaklaşmak gerekiyor, biz de bunu tüm yaz deneyimlemiş insanlarız.

O değil de, yaz sonunda su nasıl da ısınmıştı ya… Hele o frizbi oynadığımız Pazar günü… Peki o akşamları ayın denize vurması... Bir de sahilde dinlediğimiz o güzel müzikler yok mu...Bu güzel yaz hatıraları ile yazı bitiriyor olmak çok güzel. Ben senden razıyım 2024 yazı. Kendine iyi bak Mavi Teos!



15 Mayıs 2024 Çarşamba

Bırakmamak Üzerine

 


Çok yoruldum kovalamaktan… Beklediğim bir haber var ama hala somut bir gelişme yok elimde. Takvimleri kontrol etmekten, acaba bir şeyler olur mu diye kendi kendime kurup durmaktan, yine yeniden beynimi yormaktan başka yaptığım bir şey yok… İnşallah hayırlısıyla olur diye kafamı yastığa koyduğum onlarca gece var ama elimde henüz bir şey yok. Elimdekiyle mutlu olmadığım, yenisini, sıradakini istediğim bu dönemde hiçbir şeyden keyif alamadığım günlerden geçiyorum. İnşallah tez zamanda o beklediğim güzel haberi alır da rahatlarım. Sonra söz bu satırları okuyup “Oh be, bugünlere gelirken ne sıkıntılı günlerden geçmişim” diyeceğim.



13 Ekim 2023 Cuma

Sabırla Yola Devam...

Yeniden umut etmek için o gücü içinde bulmak zor geliyor bazen… Zorlandım, kabul etmekte, içime sindirmekte, ama mevcut durumu ancak kendimin değiştirebileceğini de bildiğim için o ‘kafa’dan çıkardım kendimi.

Kalkıp yerimden, rutinimden çıkıp tekrar mücadeleye kaldığım yerden ancak bu kez farklı bir şeyler deneyerek bir daha başladım. “Vazgeçtim” demeden inatla devam ediyorum, edeceğim. Kimseyle kıyaslamadan kendi yolumdan, kendimden de ödün vermeden olacağını göstereceğim. En temel hedefim bu, biliyorum ki tüm diğer hedeflerin bunun ancak alt başlıkları olur.

Sabırla yola devam…



12 Nisan 2023 Çarşamba

Bir İhtimalin Ardında Bıraktıkları

Bir hafta önce bugün içim kıpır kıpırdı. Olur mu olmaz mı diye düşünürken arkadaşlarımın yüreklendirmesi ile attığım adım sonrası köşeme çekilmiş olması durumunda beni nelerin beklediğini tasarlamaya başlamıştım. Halbuki arkadaşlarım cesaretlendirmesi, sadece aklımda kalacak olan bu eylem somut bir adıma dönüşmeyecek ve ben de böyle hayaller içine düşmeyecektim. Üzerinden bir hafta geçip konuya ilişkin bir haber alamayınca da daha önce pek çok kez test edip onayladığım o söz geldi aklıma: "no news is bad news". Yalnız bu cümleyi Türkçe'ye nasıl çevirmişler diye bakarken karşıma ekşisözlük'teki "no news is good news" tanımı çıktı, yazar "birinden haber alamadıysanız, merak etmeyin telaşa kapılmayın sakin olun, eğer kötü bişey olsaydı zaten duyardınız" demiş. Bak şimdi içime ufakta olsa bir umut ışığı doğdu.

İnsanoğlu elindekilerin kıymetini bilmekte zorlanıyor. Daha önce hayalini kurduğu şeylere eriştiğinde o şeyler hızlıca standardı haline geliyor ve daha iyisini, daha fazlasını isterken buluyor kendini... Beynimiz de bir şekilde bu isteğimiz için bizi haklı çıkaracak her türlü savunmayı gerçekleştiriyor. Ama o kadar çalıştık, emek verdik, niye haketmeyelim ki diye başlayan cümleler yankılanıyor sanki beynimin içinde. Evet istiyorum ama gerçekten onu mu istiyorum yoksa onun beraberinde getireceklerini mi? İşte dürüstçe bu soruya cevap verdiğimde halime şükredip devam edesim geliyor. Ama bir süre sonra bu kez de ileride acaba erişemediklerim yüzünden pişman olur muyum diye kendime sorarken buluyorum. Zamana bırakabilmek, hayırlısı olsun diyebilmek ve kadere inanmak bu gibi durumlar için en doğru aksiyon planı olabilir.

Olur ya da olmaz bekleyip göreceğim ama şu Ramazan günlerinde dualarıma giren, beni heyecanlandırıp hayaller kurdurtan bir ihtimalin varlığı da belki şükretmek için yeterli bir sebeptir. Ne dersin Volky? 



17 Eylül 2022 Cumartesi

Hedef Belirlemem Lazım

Kaliteli bir cuma akşamının ardından sabahın 5’inde uyandım ve cep telefonumun kalan yüzde 10’luk şarjını 6 buçukta bitirdim. Biraz daha uyumaya çalışıp olmayınca kendimi sessiz klavyemle bu satırları yazarken buldum. İçimden bir ses “bunları kim niye okusun ki?” dese de ben zaten bu yola çıktığımda kimse okusun diye değil, ileride ben okuyup “böyle de günlerim oldu” diyebilmek için yola çıkmıştım. 

Neyse, dönelim iç dünyamıza. Bu günkü yazımızın konusu: hedef. Bu hafta kariyerle ilgili girdiğim bir toplantıda yaklaşan performans değerlendirme dönemi öncesinde yöneticimizle toplantı ayarlamamızı, bu toplantıya hazır gelmemizi ve toplantıyı genel olarak yöneticinin değil yöneticiye raporlayan kişinin yönetmesini tavsiye ettiler. Konuyla ilgili birçok materyal de paylaştılar, maili gözden geçirip bu hafta sonu kendimi vererek okurum diye okunmamış olarak işaretledim. Ancak asıl mesajın, yapılması gereken gerçek çalışmanın hedef belirlemek olduğunu biliyorum. 

Bu yıl yeni hedef koyma konusunda zorlandığımı hissediyorum. Şartlar beni - doğru olmadığını bilsem degrade'e bağlı hedef koymaya itiyor ancak bunun elle tutulur bir yanı da yok. Yapmam gereken çok net, mevcut sorumluluklarımı daha da genişletip etki alanımı arttırarak bir sonraki adıma yürümek. İşte burada bir sonraki adım net olarak belirlenmediği için de o adımı biraz da benim yöneticilerime anlatmam gerekiyor. Özdeğerlendirme yaptığımda şu ana kadar ifade edip istediğim şey olan yurtdışında kariyer yapma konusunu bir şekilde park edip, sorumluluklarıma, etki alanıma +1’ler katmam gerekiyor. Tabi bir de değiştirdiğim, sadeleştirdiğim, faydasını arttırdığım şeyleri çoğaltmam, bunu bir iş yapış şekli haline getirmeliyim. Bu benim iyi olduğum bir alan ve bunların sayısını arttırmak ve yaptıkça da etkili bir şekilde paylaşmaya devam etmem lazım. Bu konuda tek çekincem çevremle, dış dünyayla iletişim. Özetlemem gerekirse, ne kadar çok farklı uygulamaları gözlemlersem, başkalarıyla ne kadar çok iletişim içerisinde olursam o kadar çok ekmek çıkarırım diye düşünüyorum.  



Yine de yöneticimle gireceğim toplantıda somut olarak şunların hayalini kuruyorum, bana alan tanırsanız şunları yapacağım diye kurabileceğim güçlü cümleler bugün itibariyle aklıma gelmiyor. Bunları yazarken biraz utandığım, çekindiğim, hakkımda böyle de kanıtlar bırakılır mı dediğim doğru. Geçen bir podcast dinlerken de (Bumuyani podcast) kişilerin günlük tutarken bile kendilerine dürüst olamadıklarından bahsediyordu. Neyseki bu durumda değilim ama bu derece dürüst paylaşımları merak edip okuyacak olanlara sunmam doğru mu göreceğiz. Her neyse, biz hedeflere odaklanalım. Mesela neler yapabilirim, bu görüşmede neler isteyebilirim bir not defterine yazarmış gibi dökeyim: 

  • Job shadowing - aklımda önceki tecrübelerimle uyumlu ancak şu anki sorumluluklarımdan farklı ve mevcutta sahibi olan bir rol var, bu pozisyon için successor/back-up olmayı düşündüğümü samimi bir şekilde paylaşıp yöneticimin düşüncesini, destekleyip desteklemeyeceğini sorabilirim. 
  • Change Management – önümüzdeki yıl için değişimi hak ettiğini düşündüğüm süreçlerden bahsedip bunların riskini ve getirisini anlatıp bu konularda harcayacağım emeği ve mesaiyi yöneticimin destekleyip desteklemeyeceği konusunda görüşünü alabilirim. 
  • Learning Plan – Bu yıl sadece şirket içindeki kaynaklardan faydalanarak eğitimler aldım ve şirkete minimum ek maliyet yarattım. Önümüzdeki yıl için alternatif eğitim planları sunup nedenleri ile birlikte bana katkısını anlatarak kariyerimde ilerlemek için hangi eğitimi almam gerektiği konusunda mutabık kalabilirim. Burada eğitimi tamamlamaktan ziyade o eğitimi işimde nasıl bir ürüne çevirebileceğim, işte bu da eğitim seçme konusunda beni çok zorluyor. 

Açıkçası bu satırları yazarken aralarda baya bir doküman inceleyip nerelerden ilham alabilirim diye düşündüm ancak cumartesi sabahının erken saatlerinde maalesef bu kadar çıktı. Yine de hem iyi bir ön çalışma hem de bir özdeğerlendirme oldu. Artık biraz da hafta sonunu yaşayalım... 

11 Eylül 2022 Pazar

Yeni Pozisyonum Beni Heyecanlandırıyor

Pozisyon değişikliği sonrası 1 cümle ile şirketin iç iletişim kanalına hislerimi ilettim. Hatıradır, burada bulunsun...



10 Ekim 2020 Cumartesi

Yeni Pozisyon, Yeni Şehir Hatırası

 Şu aşağıda gördüğünüz fotoğrafın bir hatırası var. Yeni pozisyon için İstanbul’a taşındıktan sonra keyif için Bebek’e gittiğimiz ilk haftasonu çekildi. Bu fotoğrafı çektirirken de özellikle yalnız poz verdim çünkü Şirket içinde yayınlanan online dergimizde pozisyon değişikliklerine yönelik bir duyuru yapılacaktı ve bu kapsamda benden de kısa bir mesaj ve fotoğraf istenmişti.

 Ben de aşağıdaki mesajı ve fotoğrafı gönderdim, dergide de bu şekilde yayımlandı. Hatıra işte:



29 Şubat 2020 Cumartesi

Hak Yerini Bulsun


Geride kalan 5 günlük haftanın 4 gününde mesai yapıp, haftasonunun ilk günü olan bu Cumartesi gününün de 9 saatini işte geçirmiş, yarını da işte geçirecek bir beyaz yakalı olarak sanki az bilgisayara bakıyormuşum gibi oturdum bir şeyler karalıyayım istedim. Kim bilir hislerim, düşüncelerim zamanla değişebilir hatta unutulabilir ama geriye dönüp baktığımda arkamda bıraktığım yollardan geçerken neler hissettiğimi hatırlamak istersem bu köşede kalsın istedim.

Dün şirketin intranet sayfasında son yayımlanan organizasyonel duyurulara bakarken kimlerin ne pozisyonlara yükseldiğini görünce kariyerimde çektiğim patinajın sebebini bir kere daha sorguladım. Cevabını bulamadığım bu soru benim moralimi sıfırlamaya yetse de malesef ki soruyu cevaplayamadan enerjimi tüketmeye yetti.

Sırf ileride vicdanım sızlamasın diye onca özveride bulunmama rağmen her hayal kırıklığından sonra sabır dileyip daha fazla eforu, araştırmayı, iyi niyeti ortaya koymaya devam ettim. Önümüzdeki süreç ne gösterecek bilinmez ama iyiyi ummaya, bir şeylerin artık lehime değişmesi için dua etmeye devam edeceğim. Umarım hak yerini bulur…

7 Nisan 2019 Pazar

Neden Terfi Edemiyorsunuz?

Harvard Business Review’deki güncel içerikler arasında sörf yaparken kendimi bir anda 2018 yılı Nisan sayısında John Beeson’ın yazdığı dilimize “Neden Terfi Edemiyorsunuz?” diye çevrilen makaleyi okurken buldum. Başlık başta kendim için olmak üzere birçok insan için o kadar ilgi uyandırıcı ve adeta “kanayan yara” gibiydi ki hemen başlıktaki sorunun cevabını okuyup hap gibi almak istedim. Makale bir şirketteki terfi değerlendirmesinde ikinci kez terfiyi kaçıran bir adayın durumunu sanal bir örnek üzerinden inceliyordu. 

Ralph - "temsili" terfi kaçıran çalışan
Örneğimizdeki kahramanımız (!) Ralph'e son iki atamayı öğrendiğinde şirkette onu harika bir geleceğin beklediği ve “biraz daha deneyim kazandıktan” sonra yükselmek için hazır olacağı söylenmişti. Gerçekten neden terfi edemediğine dair detayları öğrenmek için defalarca uğraşmıştı fakat tek duyduğu, “iletişim becerilerini” geliştirmesi, “yönetici olarak varlığını” ve “liderliğini” daha fazla göstermesi gerektiğine dair muğlak yorumlardı. Görünen o ki şirket yönetim kurulu odasında görüntüsü ve sesiyle iyi duracak insanlar istiyordu; ve buna, kendisi gibi performansını kanıtlamış çalışanların yıllık sonuçlarından daha fazla önem veriyordu.

Buraya kadar özetlenen durum size tanıdık geliyorsa bu durumun arkasında yatan nedenleri keşfetmeye hazır olun.

Öncelikle yazarımız John Beeson önemli bir noktayı işaret ederek başlıyor: “az sayıda şirket, ilerlemek için gerekli kriterleri açıkça ortaya koyar”.  Bunu biraz açacak olursak, aslında şirket dediğimiz şey insanlardan oluştuğuna göre, şirketin terfilerde sözü geçen yöneticileri çalışanların yükselmeleri, terfi etmeleri için gerekli olan yapılacaklar listesini net bir şekilde iletmezler. Beeson bu durumu şöyle ifade ediyor:

Bilgi vermekten kaçınmak bir kötü niyet göstergesi değildir, daha ziyade, hiç kimsenin kötü haberler yaymayı istemediği varsayımına atfedilebilir. Ve bu, tamamen insani bir tereddüttür. Yöneticiler ve İK profesyonelleri genellikle, iyi bir çalışanı kaybetme korkusundan dolayı kasıtlı olarak belirsiz geribildirimler verirler.

Bardağın dolu tarafını görecek olursak, şu ana kadar özetlenen tablo size hala tanıdık geliyorsa, demek ki kaybedilmek istenmeyecek nitelikte bir değersiniz. Bardağın boş tarafı ise, maalesef bir sonraki yukarı yönlü adım için ise hazır değilsiniz.

Beeson’un bu noktada işaret ettiği bir tespit var ki o da yine açıkça paylaşılmayan gerekli niteliklerle ilgili: “liderlik becerilerinin farklı seviyelerde nasıl gösterilmesi gerektiğini veya hiyerarşide yükseldikçe bu niteliklerin -göreceli- öneminin nasıl değişeceğini ayrıntılarıyla anlatılmaz.” Bu ifadeyi biraz açmak gerekirse, orta kademe yönetimde takım çalışması, son derece önemli bir yetkinliktir çünkü bir grubun uyum ve motivasyonu sürdürme yeteneği olarak tanımlanır. Ralph’in de bir parçası olmayı umut ettiği daha üst seviyelerde ise önemi bu kadar hayati değildir. İşin aslı çoğu şirkette üst yönetimde, rekabet ve egodan dolayı, uyum yeterli bir kriter değildir. Ve takımlar bu kriter olmadan da görevlerini yerine getirirler.

Yine bu belirtilenler yazılı olmayan kurallardır. Yazılı olmayan kuralların birçoğunu sabit hale getirmek zordur çünkü teknik beceri, endüstriyel uzmanlık ya da iş bilgisi ile ilgili değillerdir. Daha ziyade, karar vericilere bir adayın üst yönetimde başarılı olup olmayacağı konusunda sezgisel bir fikir veren “sosyal” becerilerle ilgilidir. Makalemizin yazarı Beeson hem gözlemci hem uygulayıcı olarak, büyük şirketlerdeki 30 yıllık yedekleme planlama ve yönetici geliştirme deneyimim boyunca C-seviye yerleştirme kararlarının 3 kategoriye göre verildiğini tespit etmiş. Bunlar:
  • Zorunlu faktörler,
  • Eleyen faktörleri,
  • Esas seçim faktörleri
Ralph zorunlu olanlarda ve eleyen faktörlerde sınavı geçiyor fakat esas seçim faktörlerinin bazılarını karşılamada yetersiz kalıyordu ki hayalini kurduğu o terfiyi 2 kere kaçırmıştı. Bunlar arasında stratejik düşünme, güçlü bir ekip kurma ve kurumun iç sınırlar içinde etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak vardı. Şayet çalıştığı şirket, yöneticileri için bu faktörlerin bir listesini yapsaydı ve bir dizi yapıcı geribildirimle birlikte destekleseydi, Ralph muhtemelen enerjisini nereye harcaması gerektiğini bilecekti.

Fakat şirket bunu yapmadığı için Ralph altta yatan sorunları kendi yöntemleriyle açıklığa kavuşturmak zorunda kaldı. Her ne kadar 360 derece değerlendirmeler ya da benzer testlerden periyodik olarak geribildirimler alıyor olsa da –üçüncü bir taraf yüz yüze ve bireysel görüşmeler yapmadığı sürece- çıkmaza girmiş bir kariyerin arkasındaki temel sebepleri aydınlatmada çoğunlukla yeterli olmaz.

John Beeson’a göre içgörü elde etmenin en net yollarından biri, her ne kadar sınırlı bilgiler paylaşsalar da, doğrudan yöneticilerin veya görevdaşların görüşlerine başvurmaktır. Size karşı dürüst davranmayabilirler ve bakış açıları kıdemli karar vericilerin birçoğundan farklı olabilir. Fakat siz daha fazla bilgi almak için eski yöneticinizle ya da yöneticinizin yöneticisiyle görüşebilirsiniz. Neler yaptığınızdan haberi olan ve ilişkilerinizin de iyi olduğu yöneticilerden en üst düzey olanla iletişime geçmeye çalışın; böylece yaklaşımınız doğal ve uygun görünecektir. Beeson burada bir uyarı yapma gereği duyuyor: yöneticinizin arkasından iş çevirmeyin, yöneticiniz diğer yöneticilerle olan iletişiminizi ve niyetinizi bilmeli. Yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü, bilgi alabilmek için biraz uğraşmanız gerekecektir. Ve bu kolay olmayacaktır.

Gelelim bu zorlu araştırma sürecinde yapılacaklara… Geribildirim isterken, yükselmenize engel olan sorunları öğrenmede ne kadar istekli olduğunuzu samimi bir şekilde gösterin ve tartışma yaratmaya çalışıyor gibi görünmemek için dikkatli olun. Temel sorularınız şu şekilde olmalı, “Gelecekte bir gün daha fazla sorumluluk alacağım pozisyonlara yükselmek için hangi becerilerimi geliştirmem gerekiyor?”

Eğer aldığınız geribildirimlerin anlamını çözmekte zorlanıyorsanız yazarımız bu gibi durumlar için her oturumun sonunda şunu sormayı öneriyor: “Şirkette üst pozisyonlarda başarılı olma potansiyelime güvenmenizi sağlayacak şeyler neler, özellikle en önemli bir –iki tanesi?” Karşınızdaki dürüst cevap verdiği sürece bu soru, belirsizlikleri ortadan kaldıracak ve sapla samanı birbirinden ayıracaktır.

Şunu aklınızdan çıkarmayın, hakkınızda yıllar içinde oluşmuş ve yer etmiş yargıları değiştirmek somut ve istikrarlı bir çaba gerektirir. Bu nedenle genellikle bir veya iki kilit alana odaklanmak ve buralarda gelişmeye çalışmak en iyisidir.

Eğer Ralph gibi çalışanlar (buraya kadar bu içeriği merakla okuduysanız “siz”), onları engelleyen faktörlerin gerçekten ne olduğunu öğrenirse şirketler daha iyi çalışanlara sahip olur. Açık ve samimi iletişim, gerçeklerin ifade edildiği yapıcı diyaloglar bence kariyer yolunda tıkanmış olan çalışanların önünü açıp şirketleri için daha faydalı olmalarını sağlayacak asıl araçlardır.

Eğer bu içeriği beğendiyseniz;
* sosyal medya hesaplarınızda paylaşabilir, arkadaşlarınıza mail ya da whatsapp üzerinden gönderebilirsiniz:

https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2019/04/neden-terfi-edemiyorsunuz.html

* bahsedilen makalenin Türkçe tam metnine ulaşmak için “Neden Terfi Edemiyorsunuz, John Beeson” diye aratabilirsiniz

* ya da sözkonusu makaleyi İngilizce olarak okumak için “Why You Didn’t Get That Promotion, John Beeson” şeklinde araştırabilirsiniz.

4 Kasım 2017 Cumartesi

Toplantılarda Konuşabilmek İçin Stratejiler

Eğer içine kapanık biriyseniz bu veya benzeri sözleri daha önce duymuşsunuzdur: “Sesini yükseltmelisin” ya da “Daha görünür olmalısın”. Maalesef hem gözlemlediğim, hem de söylenen bir şey var ki önemli anlarda sesinizi duyurmamak kariyerinize zarar verebiliyor.

Belli bir seviyeye ulaştıktan sonra, sizi tanıyan ve iyi bir izlenim bıraktığınız üst düzey yöneticilerin sayısı kariyer başarınız ile doğrudan ilişkilendirilecektir.

Sınırlarınızı aşmadan ya da bilginizin ötesine geçmeden katkıda bulunabildiğiniz sürece, iyi olacaksınız. Bu sebeple, toplantı öncesinde konuşmaya nasıl katkıda bulunacağınıza hazırlanmak için zaman ayırın.


İyi bir dinleyiciyseniz ve başkalarının öncelikle konuşmalarına izin veriyorsanız veya birkaç baskın kişiliğe sahip bir takımdaysanız, büyük olasılıkla toplantıda ekleyeceğiniz bir şey yokmuş gibi hissedersiniz. Böyle bir durumda, kendinizi ekibe yeni katılan birinin bakış açısından görmeyi hayal edin. En iyi fikirleriniz olsa bile sizi tanımayan biri, paylaşmadığınız sürece herhangi bir fikrinizin olmadığını varsayacaktır. Daha da kötüsü, umursamayan biri olarak görülebilirsiniz. Bu yanlış algılamalardan hiçbiri kariyerinizde size yardımcı olamaz ve bunları düzeltmek size bağlıdır.

Bir toplantı başlamadan önce sizden istense de istenmese de hazırlık yapmış olmanız kişisel olarak yapmanız gereken bir şeydir. Düşüncelerinizi vaktinden önce hazırlamak, bu muhtemelen normal tarzınız değilse bile, konuşması gereken ilk insanlardan biri olmanıza yardımcı olur. Genel olarak fikirlerinizi erkenden iletmek en iyisidir. Psikolojik bir seviyede, toplantının bir parçasını daha önce hissetmenize yardımcı olur ve genellikle insanların görüşlerini yönlendirir, oysa konuşmak için biraz beklerseniz, bunun tersi olur.

Bu durumu düzeltmek için toplantıda önce konuşan siz olun. Toplantının sonuna kadar beklerseniz, başkası zaten fikrinizi paylaşmış olabilir. Bir şey söylemek için ilk iki insandan biri olma amacında olun. Kılavuzluk için, ilk konuşanları gözlemlemek ve nyi nasıl söylediklerini not etmek isteyebilirsiniz.

Çoğu durumda, kusursuz bir şekilde konuşmanız gereken bazı durumlar olduğunu düşünseniz de, en çok önem verilecek şey söyleyecek bir şeyiniz olması ve söylediklerinize inanmanızdır. Kısaca, bırakın insanlar  mesaja daha fazla odaklansın diyorum. Kendinizi sakinleştirmek için konuşmanız gerekmeden kısa bir süre önce, nefes egzersizleri yapmak faydalı olacaktır.

Kariyerin üzerinde söz hakkı olan insanlar önünde beceriksiz görünmek istemiyor olabilirsiniz ve bu sizi şu sorulara itebilir: Neden kıdemli/deneyimli meslektaşlarınız tarafından toplantı yönetilmesin? Bu yüzden baştalar, değil mi?

Ancak bu maalesef şöyle algılanır: Toplantıdaki taraflardan biri üçüncü parti ise sizi toplantı notlarını tutmak için gelen biri ya da asistan olarak görür ve bir sonraki aşamaya geçmek için ihtiyaç duyduğunuz çalışma ilişkisini asla sizinle kurmaz. İç toplantıdaysanız da, patronunuz beklenen zeka seviyesinde olmadığınızı ve sizi bir etki yaratıcıdan ziyade emir alacak kişi şeklinde düşünür.

Bu durumun önüne geçmek için toplantının öncesinde, üst düzey meslektaşlarınıza, hangi konuları ele alacaklarını, neyi istediklerini ve nasıl katılmanızı istediklerini sorun.  Bu, toplantı sırasında ne zaman topa girmeniz gerektiğine karar vermenize yardımcı olabilir. Toplantı sırasında, sorulan her soru için içinizden bir yanıt verin ve üst düzey meslektaşlarınızın söyledikleriyle karşılaştırın. Yanıtlarınız duyduğunuz ile aynı seviyeye geldiğinde, yanıtlarınızın doğru yolda olduğunu bilerek konuşma konusunda güven kazanacaksınız.

Üst düzey bir toplantıya katılmak, yeteneklerinizi sergilemek için nadir bulunan fırsat penceresidir. Onu boşa harcamayın. Ev ödevinizi önceden yapın ve konuşmaya ekleyebileceğiniz değere dikkat edin. Görüşlerinizi paylaştığınızda, kısa, özlü ve konuya odaklanmış olduğundan emin olun. Unutmayın ki, başkalarını etkilemeye ya da ne kadar zekice ya da ne kadar çalışkan olduklarını kanıtlamaya çalışan birini dinlemekten daha can sıkıcı bir şey yoktur. Bu hassas bir dengedir. Eğer konuşmazsanız, kimse sizin kim olduğunuzu bilmeyecektir; çok fazla konuşursanız, insanlar ancak şunu merak etmeye başlar, "Kim olduğunu sanıyorsun?"

Toplantı bittikten sonra geri bildirim almak iyi bir yöntem olacaktır. Yöneticiniz veya mentörünüz orada olacaksa, öncesinde daha fazla konuşmaya çalıştığınızdan bahsederek onlardan bazı özel öneriler isteyin. Daha fazla konuşmanız gerekip gerekmediğini size bildirirler.

Önemli iş toplantılarında konuşmak çok az içe dönük insanın alabileceği bir risktir. Ancak kariyeriniz uğruna bu riski almaya değer.

Son bir paragrafta yöneticiler için açmak istiyorum. Bir yönetici olarak, içe dönük insanlara çok yönlü bir toplantıda bir soru sorsanız, içe dönük bir beynin en iyisini almayacağınızı bilmelisiniz. Farklı bir yaklaşım göstererek daha iyi bir yanıt ve fikir edineceksiniz. Önceden ne hakkında konuşulacağını bilekem içe dönük insanlara yardımcı olur, ancak toplantı gündemleri genelde son anda duyurulmaktadır. Ayrıca toplantıdaki tüm konuşmalarını kimin yaptığını ve kimin katılımcı ol(a)madığını düşünmeniz/gözlemlemeniz gerekir.Bu sebeple dinamikleri şekillendirmeye çalışın. Daha suskun insanlara zemin hazırlayın – bu onları sahneyee çağırmak gibidir. İster inanın ister inanmayın, bazı insanlar sahneye çağrılmayı çok hoş karşılar, çünkü kendi kendilerine sahneye çıkmak konusunda kendilerin rahat hissetmezler.


Not: Bu içeriği 1 Kasım 2017 tarihinde girmiş olduğum bir toplantıda konu hakkında fikrimi, ilgimi ve merakımı beyan edebileceğim fırsatlar olmasına rağmen toplantıda hiç sesimi çıkaramamış olmam ve bunun bende yarattığı rahatsızlık sonrası konuyu etraflıca düşünmem ve araştırmam sonrası hazırladım.

İçeriği hazırlarken özellikle faydalandığım iki makale aşağıdadır. İlgilenenler için:


31 Ekim 2017 Salı

Her ‘hayır’da ‘evet’e bir adım daha yakınsın

Şu sıralar Carmine Gallo’nun çok satan kitabı “TED Gibi Konuş”u okuyorum.  Teknoloji, Eğlence ve Dizayn sözcüklerinin baş harflerinden adını alan TED konferanslarının gördüğü ilgi üzerine kitapta TED'in en sevilen konuşmacılarıyla söyleşiler, psikoloji, nörobilim ve iletişim uzmanlarının görüşleri bir araya getirilmiş.

Bol bol not alarak okuduğum bu kitaptan alıntılarımı kitap biter bitmez paylaşırım. Ancak kitabın bitmesini beklemeden kitaptan paylaşmak istediğim bir hikaye var. Bakalım siz de beğenecek misiniz?

Lakewood Kilisesi rahibi Joel Osteen hiç TED konuşması yapmamıştır, fakat her hafta vaazlarına şahsen katılan 40.000 kişiye ve televizyonda seyreden yedi milyona TED’e yaraşır bir performans sunar. Osteen, TED tarzına uygun olarak, vaazına her zaman bir temayla başlar. Bir vaazına, “Sizinle bugün nasıl ‘Geleceğinizde Evet Var’, bunu konuşacağım,” diyerek başladı. Bir arkadaşı hakkında kısa bir anekdotla devam etti. Arkadaşı yıllardır çok çalışıyormuş. Bir gün bir şef emekli olmuş ve işe birkaç kişi aday olmuş. Osteen’in arkadaşının kıdemi varmış, fakat daha genç ve deneyimsiz biri için terfiden geri çevrilmiş. Arkadaşı kendisini aldatılmış hissetmiş ama gücenik davranmamış, ya da elinden gelenin en iyisini yapmaktan vazgeçmemiş. İki yıl sonra, bir kıdemli başkan yardımcısı emekli olmuş ve Osteen’in arkadaşı hak ettiği terfiyi almış. “Şimdi onun pozisyonu diğer eski şef pozisyonundan çok daha üst seviyede,” dedi Osteen. “Şu anda bir ‘hayır’da olabilirsiniz ama yardım yoldadır. İyileşme yoldadır. Terfi yoldadır. Kendinize, ‘Hayır’da kalmayacağım. Evet geliyor, biliyorum,’ deyin.

İşte hikaye böyleymiş sevgili okur. Tanrı kalbinize bir hayal koyarsa, başaracağınızı bilirsiniz. Her ‘hayır’da, ‘evet’e bir adım daha yakınsınız demektir. Hikayedeki gibi, hakeden ve isteyen hepimizin geleceğinde evet olsun.  

Bu güzel hikayenin İngilizce’sini de aşağıda paylaşıyorum. Hikayenin teması evrensel, ulaşabildiği kadar fazla kişiye ulaşsın isterim…


A TED-worthy Preacher Tells Stories from the Pulpit

Lakewood Church pastor Joel Osteen has never given a TED talk, but he gives a TED-worthy performance every week to 40,000 people who attend his sermons in person and another seven million who watch him on television.

In TED fashion, Osteen always begins a sermon with a theme. He started one sermon, “I want to talk to you today about how ‘Yes Is in Your Future.’12. He followed with a short anecdote about a friend of his. The friend had been working hard for years. One day a supervisor retired and several people were up for the job. Osteen’s friend had seniority and had been faithful to the company, yet he was turned down for the promotion in favor of a younger and less-experienced person. The friend felt cheated but “he didn’t get bitter or quit doing his best.” Two years later, a senior vice president retired and Osteen’s friend got the promotion he deserved. “His position now is many levels higher than that old supervisor position,” Osteen said. “You might be in a ‘no’ right now but favor is coming. Healing is coming. Promotion is coming. Say to yourself, ‘I’m not going to get stuck in a no. I know a yes is coming.’”

Google adsense

Analytics