hedef etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hedef etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2024 Pazar

2025’e Merhaba: Hayatın Ufak Detaylarında Gizlenen Anlamlar


2024’ün son Pazarında, yeni bir yılın heyecanıyla zihnimi toparlamaya çalışırken, geçmiş yıllarda yılbaşında neler yaptığımı hatırlamaya çalışıyorum. Elbette ilk aklıma gelen, harcamalarımı takip ettiğim Google Sheets dosyamı 2025’e uygun şekilde yenilemek. Bir klasik haline gelen bu ritüel, bana sanki bir başlangıç düğmesine basıyormuşum gibi hissettiriyor. Ama bununla bitmiyor; yeni yıl hedeflerimi belirlemek, hayatımda hangi yatırımları yapacağıma karar vermek gibi işlere girişmek için en motive olduğum dönem bu.

Geçtiğimiz hafta, yılın en rahat günlerindendi benim için. Yurtdışının tatil olması sebebiyle iş yerindeki yoğun tempodan sıyrılıp elimdeki düzenli raporları geliştirme fırsatı buldum. Birkaç YouTube videosu izleyerek ilham topladım. Yılın başında o filizlenen fikirlerin, 6 Ocak sabahı dolup taşan yabancı paydaş e-postalarının arasında kaybolup kaybolmayacağını göreceğiz. Ancak 2024 bana bir şeyi çok net gösterdi: “Kader gayrete aşıktır.” Denemeye değer; sonuçta, Allah büyük!

Blog’a Dönüş ve AdSense Zaferi

2024’ün son günlerinde hayatıma keyifli bir gelişme daha eklendi: AdSense programına yeniden kabul edildim! Blog yazarlığına yıllar önce başladığımda, içerik üretmek benim için bir tutkuydu ve günlük ziyaretçi sayılarım oldukça iyiydi. Fakat acemiliğime yenik düştüm ve kendi sayfamı fazla ziyaret ederek AdSense tarafından programdan çıkarıldım. Yıllar sonra, bu kez daha temkinli ve tecrübeli bir şekilde başvurdum ve sonunda kabul edildim.

Yazı yazmak ve içerik üretmek bana her zaman iyi geldi. Şimdi bu hobi, AdSense ile potansiyel bir gelir kapısına dönüşebilir. Kim bilir, belki de 2025’te boş vakitlerimi en verimli şekilde değerlendirme şansı bulurum. Gelir elde etmek, olursa güzel olur (ecnebilerin "nice to have" dediği gibi) ama asıl güzel yanı içimde tutmadan ya da zamanla unutmadan burada kalıcı hale getirmek. 

Profil Fotoğrafı Macerası

Geçtiğimiz günlerde yeni yaşım 42’ye girdim. Detayları burada yazmıştım: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2024/12/hos-geldin-yeni-yasm-42.html Bu yıl doğum günümle ilgili bir şeyleri Instagram’dan paylaşım yapmak içimden gelmedi. Ancak yılın bu son günlerinde profil fotoğrafımı değiştirmek istedim. Antalya’daki bir şirket etkinliğinde çekilen profesyonel fotoğraflardan başladım, sonra tatilden daha sıcak bir kare koymayı düşündüm. Nihayetinde galerimde biraz daha geriye giderek içime sinen bir fotoğraf buldum.

"Tatar Salim"deki doğumgünü yemeği Instagram için iyi fikir değildi

Bu küçük detaylarla uğraşmak, hayatımda büyük bir derdim olmadığının tatlı bir göstergesi gibi. Ufak şeylere enerji harcayabiliyor olmak bile bir şükür sebebi.

2025’ten Beklentiler

2025’e dair dileklerim net: Sağlık, mutluluk ve başarı. Ailemin ve sevdiklerimin huzuru, benim için her şeyin önünde geliyor. Ayrıca, iş yerinde Genel Müdürümüz Filiz Yavuz Diren'in bir toplantıda (söz konusu toplantı ve Torbalı ziyaretimin detayları burada: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2024/12/yeniden-torbal-fabrika-gezisi-ve-seffaf.html) söylediği bir söz zihnimde yankılanıyor: “Deneyim biriktirin; buradan ayrıldığınızda yanınızda güzel hatıralarınız olsun.” İşte 2025, bu güzel hatıraları biriktireceğim bir yıl olsun.

Şimdiden herkese yeni yılın sağlık, mutluluk ve huzur getirmesi dileğiyle…

6 Ekim 2024 Pazar

Kolay Olacağını Kimse Söylememişti

Ne zamandır aklımda, ama hep erteledim. İçimi dökeyim, biriktirdiklerimi akıtayım dedim ama olmadı. Halbuki kutladığım, olduğu zaman kesin yazarım dediğim o şey bile oldu ama ben yazacak ne zamanı ne de gücü bulamadım.

Bu aralar telefonumun duvar kağıdı da psikolojimi ele veriyor.

Öyle bir yoğun döneme girdim ki kendimle başbaşa kalacak, aklımdan geçenleri yazıya dökecek o kaçamak anını bir türlü bulamadım. Boş vakti bulduğumda yapabildiğim tek şey bilgisayar ekranından kaçıp telefon ve televizyonun ekranından medet unmak, biraz olsun o yaşadığım yoğunluktan uzaklaşmak oldu. Neyse ki bu Pazar akşamında yeni haftaya hazırlanırken odama çekilip kucağıma alabildim laptop’umu. Halbuki ne kadar hevesle almıştım bu cihazı geçen sene bu aralar, ama işe kendimi öyle bir verdim ki cihazın hakkını veremeden köşeye kaldırdım.

Bu kadar yoğunluktan yeterince ağladıysam eğer, biraz da önümüze bakalım. Ne zamandır beklediğim, uğruna denemediğim yol, almadığım sorumluluk kalmayan o kariyer adımını nihayet attım. Önümdeki o dağ belki dünkü kadar büyük değil ama burası da ayrı bir soğuk ve puslu. Kendine göre zorlukları olan, farklı dinamikleri olan bir yer.

Geçtiğimiz hafta üstüste gelen iki mail sonrası yaşadığım bir stres anı sonrasında yanımdaki kanepeye kendimi atıp “bunu sen istedin Volkan” diye kendime öğüt verirken buldum. Ayrıca kimse kolay olacağını da söylememişti. Ailem için, geleceğim için bunu tercih ettim ama işin bugünün şartlarına göre ağırlığı bugünümü keyifle yaşayamama sebep olmuştu. Ertesi gün o iki sıkıntılı mail de çözülünce yeni rolde uzmanlığı ele geçirdiğimde bu sıkıntıları atlatacağıma dair inancım arttı, keyfim de düzeldi. Bir de ders çıkardım: anlar sınırlı, o yüzden ailemle ve sevdiklerimle daha kaliteli zaman geçirmem lazım.

Aile her şeyden önce gelmeli!

Böyle olunca Cuma gecesi bir Avrupa Yakası yapıp ailece keyifli bir yemek yedik ve Galataport’u gezdik. Ertesi gün de 2007’deki mezuniyetim sonrası hiç uğramadığım Sabancı Üniversitesi’nin mezunlar günü için kampüsü gittik. Okan’ın yurtdışında okumasını çok istediğim için okulumu onun yanında çok övmesem de 2005’te girdiğim dönemki gibi Sabancı yine çok heybetli ve eğitim için harika duruyordu. Yemekhanede ailece yemek yerken bir ara okulda çok bunaldığım bazı günler aklıma gelmişti. Sonrasında okulu daha bitirmeden iş bulunca o buhranlı günler geride kalmıştı. Bugünlerde yaşadığım o zorlu adaptasyon günleri için de en iyi örnek bu olsa gerekti.

Gururlu bir mezun: 3 vakte 20. yıl geliyor, OMG!

Madem bu sıkı günleri de atlatacağıma inancımı bu satırları yazarak bir de yazılı hale getirdim artık elimdeki diğer işleri de halledip yeni haftaya dinç bir şekilde girmek için uykumu alayım. Güzel şeyler yaşamak ve paylaşmak üzere…

15 Mayıs 2024 Çarşamba

Bırakmamak Üzerine

 


Çok yoruldum kovalamaktan… Beklediğim bir haber var ama hala somut bir gelişme yok elimde. Takvimleri kontrol etmekten, acaba bir şeyler olur mu diye kendi kendime kurup durmaktan, yine yeniden beynimi yormaktan başka yaptığım bir şey yok… İnşallah hayırlısıyla olur diye kafamı yastığa koyduğum onlarca gece var ama elimde henüz bir şey yok. Elimdekiyle mutlu olmadığım, yenisini, sıradakini istediğim bu dönemde hiçbir şeyden keyif alamadığım günlerden geçiyorum. İnşallah tez zamanda o beklediğim güzel haberi alır da rahatlarım. Sonra söz bu satırları okuyup “Oh be, bugünlere gelirken ne sıkıntılı günlerden geçmişim” diyeceğim.



28 Nisan 2024 Pazar

Ne Güzel Bir Pazar, Değil mi?

“Ne güzel bir Pazar, değil mi?” diye cevap değil de onay bekleyen bir soru ile laptopumu salondaki masada Okan’ın karşısına koyup çayımdan yudumlayarak beyaz bir sayfa açtım kendime. Sadece kendime döneceğim vakitlerde kullanmak için aldığım bu Macbook’u uzun zamandır açamamıştım. Ramazan’da sabahları mide ağrım ve uykulu halim, akşamları yemek sonrası çöken ağırlık derken, bir de ailedeki sağlık sorunları, iş yerindeki zorlu proje üstüne eklenince yine kendimle baş başa kalamadım ne zamandır. Yine de özeleştirimi yapmalıyım, 2048 oynamaya, Twitter’da gerekli gereksiz twitleri okumaya maalesef zaman buluyorum ama aynı zamanı kitap okumaya ve içerik üretmeye bulamıyorum. Derseniz ki, “sen zaten içerik üreticisi değilsin, bu neyin telaşesi!” işte o zaman bu blog’a başladığım 2007 yılındaki felsefem beni cezalandırır: kimse okumazsa ben okurum…

"Kimse okumazsa ben okurum"


Bu arada bireysel olarak çok içerik üretemediğim bir dönem olsa da iş yerinde iç portalları iyi kullandığım bir dönem geçirdim. Güzel bir amaç için iki global online toplantıya konuşmacı olarak katıldım. İş ortamındaki kişisel markam için güzel bir yatırım olduğunu düşünüyorum. Dahası gelmesi için bazı adımlar da attım, “engager” rolünü oynamayı seviyorum.


Hazırladığım içerikler şirket portallarında paylaşılınca ekstra mutlu oluyorum

Geçtiğimiz hafta PMI Duty Free’nin global konferansı İstanbul’da düzenlendi. 23 Nisan akşamı dünyanın farklı yerlerinden arkadaşlarımla buluşup 3 gün 3 gece boyunca arkadaşlarımlaydım. İçeriği yoğun iş olmayan, daha çok bizleri bir araya getirmek, takım olmamazı, sadeleşmemizi ve şirketimizin yeni kültürünü anlamamızı sağlayan bu etkinlik ekranlara daha az bakıp daha çok iletişim kurmamızı sağladığı gibi İstanbul’un güzel yüzünü de görme imkanı sundu. Kısacası iyi geldi. Bir de şunu söylemeliyim, eskiden bu tarz toplantılar beni gerer, sonunda bir an önce bitmesini istediğim hale gelirdi. Neyse ki sevdiğim, rahat paylaşımlarda bulunabildiğim insanlarla olunca o eski günler ve deneyimler de geride kaldı. Artık daha güzel hatıralar biriktirebiliyorum.

İş arkadaşlarımla güzel hatıralar biriktirmeye devam


Eskiden gezmeklere annemle gittiğim o çocukluk günlerimde muhabbet takıldığında konu bir şekilde havalara gelirdi. Ben de bir önceki paragraf sonrasında nasıl hava diye baktığımda bu Pazar’ı evde geçireceğimizi kestirmek çok zor değil. Nisan’ın sonu geldi ancak tam olarak baharı yaşadığımızı söylemek zor. Nisan sonu demişken, yılın üçte biri bitti. Şirket kurallarına göre 2 gün içerisinde tüm hedeflerimi sisteme girmiş olmam gerekiyor. Bakalım bu yıl kariyer açısından hedefime somut bir adım atabilecek miyim göreceğiz. Ey okuyucu, lütfen benim için hayırlısıyla başarılı olmamı dile…

Takvim ilerledikçe yaz da yaklaşıyor. Bu hafta konferans sebebiyle yabancılarla bir araya da gelmişken muhabbet olması için tatil planlarını da sordum. Mesela yöneticim 3 haftalık bir Yunanistan tatili planlamıştı. İçinde bulunduğumuz ülkenin ekonomik koşullarından mı yoksa üzerimizdeki ölü toprağından mı hiç tatil planı yapacak motivasyonum olmadı. Kolaya ve ekonomik olana kaçıp ailelerin evlerinde yazı geçiririz diye düşünüyorum. Bazen de “acaba hayatı ıskalıyor muyum?” sorusu aklıma takılmıyor değil. Belki de ileride çok arayacağım bu günlerde yap(a)madıklarımı… Her şeyde olduğu gibi denge çok önemli, ölçülü olmak, kararında yaşamak lazım…


"acaba hayatı ıskalıyor muyum?"
ara ara kendime sorduğum bir soru


Hedeflerden, akıp giden zamandan, iletişimden bahsettiğim bu haftaki paylaşımlarım bana iyi geldi. Şimdi biraz kitap, biraz kahve, sonrasında biraz kişisel gelişime vakit ayıracağım bir Pazar’a devam edeceğim. En kötü Pazar’ım böyle olsun…
 

19 Kasım 2023 Pazar

Pazar Gecesi Çıktısı


Kendim için 5 Kasım akşamı bir iyilik yapıp office.com'a girdim, beyaz bir Word dökümanı açıp adını da "Hedeflerim" koyduktan sonra buluta kaydettim. Kariyerimle, sağlığımla, yatırımlarımla ilgili başlıklar açıp içlerine sohbet edercesine bir şeyler karaladım. 

Bu 19 Kasım akşamı da kaldığım yerden devam ettim. Hep derler ya, yazdığın hedeflerine erişirsin diye. Blog’uma yazsam birileri okur da alay eder diye çekindiğim o hedefleri en azından şimdilik kendimin erişebileceği bir yere yazıp izliyorum. Hem de kendimle bir değerlendirme, yüzleşme gibi oluyor. Daha önce yazdığım hedefe yürüyebilmek için aradan geçen zamanda ne adım atmışım diye şöyle bir düşünme fırsatı buluyorum.


Dönelim gündemime… 


Bugün Ozan Varol’un son kitabını (Awaken Your Genious) okurken cep telefonundan, sosyal medyadan ve clickbait haberlerden uzak durmak konusunda bir kez daha yüreklendim. Bu Pazar olabildiğince elimi az götürmeye çalıştım. En azından seçici oldum. Mesela akşamüstü BBC’nin YouTube kanalında Dua Lipa’nın Tim Cook’u ağırladığı söyleşiyi falan izleyip ortamlarda satacağım bilgilerle beslendim. Bu arada Ozan Varol bu içeriklerden beslenme konusunda da tavsiyeler vermiş kitabında, mesela besleneceğimiz kitapların bloglardan, sesli kitapların podcastlerden öncelikli olması gerektiğini çünkü daha fazla bir hazırlık dönemi ve çalışma içerdiklerini anlatmış. Haksız değil, dün Okan okuldayken Nilgün ile Emaar’da kahve içip bir blog içeriği hazırlayabildim. Tahminimce 1.5 saatlik bir çalışmanın sonucuydu. Eve gelince instagram ve linkedin hesabımdan da paylaşınca, blogumun istatistiklerine olumlu yansıdı. Şurada dursun: https://myhighlightz.blogspot.com/2023/11/game-on-how-playing-video-games-can.html


Kitap okumak güzeldir


Bugün kahvaltı sonra Kobo e-reader’ımdan Ozan Varol’u okurken, Okan neden hep dijital kitap okuduğumu sordu. Ben de altını çizerek okumayı sevdiğimi, sonrasında bu çizdiklerimi blog’umda paylaşmanın beni mutlu ettiğini söyledim. O da normal kitap okuyarak da kitabın altını çizebileceğimi ve not alabileceğimi söyleyince, kitap okuyan rol model ebeveyn olabilmek için yazın severek okudum Matt Haig’in henüz okuma fırsatı bulamadığım (sanırım Okan tetiklemese yaz tatilini beklerdim) “Zamanı Durdurmanın Yolları” adlı kitabına başladım. Kitapta bazen “bu cümleyi not almalıyım” dediğim anlar oluyor, o zaman da telefondan notları açıp klavyeye okuyorum ve yazılı metne çevirmesini büyük bir zevkle kontrol edip kaydediyorum.


Havalar da bozdu


Havalar geç soğudu bu kış, kaloriferler yeni yanmaya başladı. Bir de belediyeler afet uyarısı yapınca, hafta sonu “tedbiren” evde geçti. Gözlemlerime göre haftasonu rutin kredi kartıma yansıyan harcamalarımı dikkate almazsak, harcama ortalamamı artıran yegane günler olarak öne çıkıyor. Boş vakit hafta içine göre fazla olunca, ailece bir yemek, bir kahve ya da alışveriş merkezi ziyareti kredi kartında hemen 4 haneli ek harcama olarak kayıtlara geçiyor. Neyse ki hava kötü olunca eve kapanmak bu harcamaların da minimumda tutulmasını sağlıyor. Bununla ilgili gözlemimi, hatta memnuniyetimi bir tweet ile paylaşacaktım ama “cimri”ligimi bir de sosyal medya üzerinden bilinir hale getirmeye çekindim.


Sözlerimin sonuna gelirken


İki gün sonra daha önce hiç görmediğim Sırbistan’ın Belgrad şehrine gidip Finans ekibimizle bir takım toplantısına katılacağım. İçeriğin daha çok takım ruhunu artırmak olduğunu bildiğim için bunu biraz kafa boşaltmak ve yaklaşan yıl kapanışı öncesi enerji toplamak için kullanmak istiyorum. Soğuk hava buna ne kadar izin verecek bilmiyorum ama 2018’de Romanya’ya 3 haftalık denetim için gittiğimde tek başıma gezdiğim sokaklar, gittiğim restoran ve kafeler bana çok iyi gelmişti. İnşallah yine güzel hatıralar ve iyi bir ruh hali ile dönerim. 

23 Eylül 2023 Cumartesi

En Güzel Günler Bizim Olsun

Ne yapalım olmadı

Bir başka bahara kaldı

Daha neler, ne günler göreceksin


En güzel yıllar en güzel anlar

Senin olsun, senin olsun


Hadi gül, gül biraz gözlerinde bayram olsun

Dışarıda güneş açmış gel koşalım


Söz& Müzik: Rafet El Roman


Evlilik yıl dönümümüzü evde kutladığımız bu akşam, ayıptır söylemesi yemekte balık yiyince çöpü atmak üzere asansöre bindiğimde aynaya bakıp kendime yukarıdaki şarkıyı söylerken buldum kendimi…

Son üç yıldır kariyerimde çok ama çook mutluyken ilk kez bu hafta büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Bir beklenti içine girmiştim ama maalesef girdiğim o beklentiden mutlu sonla çıkamadım. Süreçle ilgili adımlar atılırken bir şekilde kendimi ne kadar temkinli tarafta tutmaya çalışsam da insan psikolojisi iyiyi umut ediyor ve beklentiye giriyor. Ve maalesef o beklenti karşılık bulamayınca da, lafı gevelemeyeyim: üzülüyor insan.


Geçen Salı günü olumsuz haberi yanındaki tesellisiyle beraber aldıktan sonra içimden ne çalışmak ne de ofiste kalmak geldi. Eve biraz erken gidip çevredeki sokaklarda gezdim ama yine içim rahat etmedi. Yapılacak işler, cevaplanacak mailler vardı. Yine döndüm çalışmaya, belki benim güvenli alanım buydu, belki sorumluluğum, belki de çıkış yolum buydu. Küsmek çözüm yolu olmayacaksa, ki bunu tecrübe etmiştim önceden, yapılacak tek şey yola devam etmekti.

Şimdi kaldığım yerden ümit ederek yola devam ediyorum… Belki kalbim kırıldı, belki önümde net bir ajandanın olmaması hevesimi kırdı ama üç yıl önce nasıl bir çıkış yolu bulduysam, bir sonraki hedefe gitmemi sağlayacak o fırsat illa ki gelecek. Önemli olan benim o gün hazır olmam. Kaderim yazdıysa, bozmak olmaz.



23 Ağustos 2023 Çarşamba

Viraja Giriyorum

Çok önemli bir mail attım az önce. "İnşallah hayırlısıyla olur" dediğim bir hayalime giden yolda, önemli bir dönemeçteyim. Bu da o yolda alınması gereken önemli virajlardan biri. Umarım savrulmadan, şeritten çıkmadan alnımın akıyla yolculuğa devam ederim.


 

1 Ağustos 2023 Salı

PMI'da 10 Yıl Bitti, Ya Şimdi?

1 Ağustos 2013 Perşembe günü, bundan tam 10 yıl önce Philip Morris’te işe başladım. Fabrikanın kapısından adımımı attığımda adı Philsa Philip Morris Sabancı Sigara ve Tütüncülük A.Ş. idi ve benim de ünvanım Genel Muhasebe ve Vergi Analisti’ydi. Aslından fabrikanın karşı komşusu Opel Türkiye’de (General Motors Türkiye Ltd. Şti.) çalışırken “bir gün burada çalışacağım” diye hedeflediğim Philip Morris’e girmeden önce üçer yıl PwC ve GM maceralarımda da aklım hep Philip Morris’teydi. İşe başladığım pozisyonun ilanını gördüğümde bu ilan tam da beni tarif ediyor derken o beklediğim “bir gün”ün çok yaklaştığını hissetmiştim. 2013’ün Mayıs ayında başlayan mülakat süreci, eşimin hamile olduğunu öğrenmemiz, bebeğin bereketiyle geleceğini düşündüğümüz o yaz günleri derken GM’deki ihbar süremi doldurup iple çektiğim ilk iş günüme ulaşmıştım. Yeni arkadaşlar, üretimi olan bir iş yerinde çalışmak, meşhur Philip Morris yemekleri gibi pek çok merak ettiğim şeye cevap bulduğum o ilk günün üzerinden bugün tam 10 yıl geçmiş oldu.

Şampiyon olmuşçasına yumruklarımı sıkarak sevindiğim günlerim de oldu, dayanamayıp ağladığım da… En sevdiğim, güvendiğim kişileri de burada tanıdım, keşke yollarımız kesişmeseydi dediğim iş arkadaşlarım da oldu. Hayaller kurdum, bazılarına ulaştım, bazılarına ulaşmak için çabalamaya, emek sarfetmeye devam ediyorum. Nasip olur ya da olmaz, bilemiyorum ama buradaki hikayem bittiğinde çabalamadım dememek için ben elimden geleni yapıyorum, yapmaya devam edeceğim. On yıl önce ilk adımı attığımda, belki bugün için farklı şeyler hayal ederdim ama şükredip devam etmeyi biliyorum.

Geriye dönüp baktığımda, hayatımdaki en önemli kararlardan birini de yine Philip Morris’te iken kariyerim için verdiğimi görüyorum. Pandeminin hayatımıza girdiği 2020 yılında, Kıdemli Vergi Analisti olarak çalışırken neredeyse her sabah Resmi Gazete’de yeni bir vergi düzenlemesi çıkıyordu, bunun analizini yapıp şirketimizi nasıl etkileyeceğini yönelik bilgilendirme ya da sunum hazırladığım dönemde Duty Free şirketimizde bir fırsat çıkmıştı. Hem de ulaşmayı çok istediğim “Manager” ünvanlı bir pozisyondu. Bugünkü gibi uzaktan çalışmanın hayatımızda sıradan bir uygulama olmadığı o günlerde bu pozisyonun İstanbul’da olması beni zor bir karar almaya itmişti: ya kabul edip İstanbul’a taşınacaktım ya da reddedip İzmir’de kalarak bekleyecektim. “İyi ki” dediğim kararımı alırken eşimin de desteğini almış, onu çok sevdiği İzmir’den ayırmıştım ama şükür ki İstanbul bize hep iyi yüzünü gösterdi. Hayatımızdaki en önemli değişikliklerden birini Philip Morris ile yapmış olduk. İstanbul’da çok sevdiğim insanlar listesini geliştirmek de en büyük kazançlarımdan biri oldu.

Dediğim gibi, şimdilerde hayal etmeye ve o hayallere ulaşmak için çalışmaya ve kariyer yolculuğumu yönetmeye devam ediyorum. Bakalım bu yolculuk beni nereye götürecek? Nelere ulaşabileceğim? Yoksa hayal bile edemeyeceğim yerler kısmet olacak mı? Her şeyin hayırlısı… İlerlemeye devam…



17 Eylül 2022 Cumartesi

Hedef Belirlemem Lazım

Kaliteli bir cuma akşamının ardından sabahın 5’inde uyandım ve cep telefonumun kalan yüzde 10’luk şarjını 6 buçukta bitirdim. Biraz daha uyumaya çalışıp olmayınca kendimi sessiz klavyemle bu satırları yazarken buldum. İçimden bir ses “bunları kim niye okusun ki?” dese de ben zaten bu yola çıktığımda kimse okusun diye değil, ileride ben okuyup “böyle de günlerim oldu” diyebilmek için yola çıkmıştım. 

Neyse, dönelim iç dünyamıza. Bu günkü yazımızın konusu: hedef. Bu hafta kariyerle ilgili girdiğim bir toplantıda yaklaşan performans değerlendirme dönemi öncesinde yöneticimizle toplantı ayarlamamızı, bu toplantıya hazır gelmemizi ve toplantıyı genel olarak yöneticinin değil yöneticiye raporlayan kişinin yönetmesini tavsiye ettiler. Konuyla ilgili birçok materyal de paylaştılar, maili gözden geçirip bu hafta sonu kendimi vererek okurum diye okunmamış olarak işaretledim. Ancak asıl mesajın, yapılması gereken gerçek çalışmanın hedef belirlemek olduğunu biliyorum. 

Bu yıl yeni hedef koyma konusunda zorlandığımı hissediyorum. Şartlar beni - doğru olmadığını bilsem de – grade'e bağlı hedef koymaya itiyor ancak bunun elle tutulur bir yanı da yok. Yapmam gereken çok net, mevcut sorumluluklarımı daha da genişletip etki alanımı arttırarak bir sonraki adıma yürümek. İşte burada bir sonraki adım net olarak belirlenmediği için de o adımı biraz da benim yöneticilerime anlatmam gerekiyor. Özdeğerlendirme yaptığımda şu ana kadar ifade edip istediğim şey olan yurtdışında kariyer yapma konusunu bir şekilde park edip, sorumluluklarıma, etki alanıma +1’ler katmam gerekiyor. Tabi bir de değiştirdiğim, sadeleştirdiğim, faydasını arttırdığım şeyleri çoğaltmam, bunu bir iş yapış şekli haline getirmeliyim. Bu benim iyi olduğum bir alan ve bunların sayısını arttırmak ve yaptıkça da etkili bir şekilde paylaşmaya devam etmem lazım. Bu konuda tek çekincem çevremle, dış dünyayla iletişim. Özetlemem gerekirse, ne kadar çok farklı uygulamaları gözlemlersem, başkalarıyla ne kadar çok iletişim içerisinde olursam o kadar çok ekmek çıkarırım diye düşünüyorum.  



Yine de yöneticimle gireceğim toplantıda somut olarak şunların hayalini kuruyorum, bana alan tanırsanız şunları yapacağım diye kurabileceğim güçlü cümleler bugün itibariyle aklıma gelmiyor. Bunları yazarken biraz utandığım, çekindiğim, hakkımda böyle de kanıtlar bırakılır mı dediğim doğru. Geçen bir podcast dinlerken de (Bumuyani podcast) kişilerin günlük tutarken bile kendilerine dürüst olamadıklarından bahsediyordu. Neyseki bu durumda değilim ama bu derece dürüst paylaşımları merak edip okuyacak olanlara sunmam doğru mu göreceğiz. Her neyse, biz hedeflere odaklanalım. Mesela neler yapabilirim, bu görüşmede neler isteyebilirim bir not defterine yazarmış gibi dökeyim: 

  • Job shadowing - aklımda önceki tecrübelerimle uyumlu ancak şu anki sorumluluklarımdan farklı ve mevcutta sahibi olan bir rol var, bu pozisyon için successor/back-up olmayı düşündüğümü samimi bir şekilde paylaşıp yöneticimin düşüncesini, destekleyip desteklemeyeceğini sorabilirim. 
  • Change Management – önümüzdeki yıl için değişimi hak ettiğini düşündüğüm süreçlerden bahsedip bunların riskini ve getirisini anlatıp bu konularda harcayacağım emeği ve mesaiyi yöneticimin destekleyip desteklemeyeceği konusunda görüşünü alabilirim. 
  • Learning Plan – Bu yıl sadece şirket içindeki kaynaklardan faydalanarak eğitimler aldım ve şirkete minimum ek maliyet yarattım. Önümüzdeki yıl için alternatif eğitim planları sunup nedenleri ile birlikte bana katkısını anlatarak kariyerimde ilerlemek için hangi eğitimi almam gerektiği konusunda mutabık kalabilirim. Burada eğitimi tamamlamaktan ziyade o eğitimi işimde nasıl bir ürüne çevirebileceğim, işte bu da eğitim seçme konusunda beni çok zorluyor. 

Açıkçası bu satırları yazarken aralarda baya bir doküman inceleyip nerelerden ilham alabilirim diye düşündüm ancak cumartesi sabahının erken saatlerinde maalesef bu kadar çıktı. Yine de hem iyi bir ön çalışma hem de bir özdeğerlendirme oldu. Artık biraz da hafta sonunu yaşayalım... 

11 Eylül 2022 Pazar

Yeni Pozisyonum Beni Heyecanlandırıyor

Pozisyon değişikliği sonrası 1 cümle ile şirketin iç iletişim kanalına hislerimi ilettim. Hatıradır, burada bulunsun...



31 Mart 2020 Salı

Nereye Gittiğini Biliyor Musun?

Korona virüsü, uzaktan çalışma, evde kal, sosyal mesafe derken hayat bir yandan devam ediyor. İşte yine içinde bulunduğumuz yılın hedeflerini belirleme zamanı geldi. Geçtiğimiz aylarda hedeflerin gerçekleşmeleriyle ilgili yazdığım raporlamaya harcadığım zamanla ilgili buradan hayıflanmıştım. Şimdi 2020 için hedef girme zamanı, hem de bu akşam süre sona eriyor. Kulağımda "Song Blues Suits Harvey Specter Playlists" yeni dönem için hedeflerimi sıralarken umut etmeye devam ediyorum.

Tam da bu esnada bir anlık sosyal medya arası verdiğimde twitter'da Guy Kawasaki'nin aşağıdaki paylaşımı karşıma çıkıyor. Bence 10 numara bir yaşanmışlık. Zamanlaması da manidar olunca dönüp tekrar hatırlamak için burada yer alsın istedim.

Sağlıklı ve başarılı günler dileğiyle...


Albert Einstein trendedir. Bütün ceplerini ve çantalarını araştırmasına karşın biletini bulamaz. Bu arada kontrolör yaklaşır ve şöyle bir şeyler söyler: "Dr. Einstein, sizi herkes tanır. Princeton'un size başka bir tren bileti alacak parası olduğunu da biliyoruz."

Einstein'in yanıtı da şöyle olur: "Benim endişem para değil. Bileti bulmak zorundayım, çünkü nereye gittiğimi unuttum."

Tıpkı Einstein gibi, sizler de para için değil, nereye gittiğiniz için endişelenmelisiniz. Nereye gittiğinizi keşfederseniz, para da zaten gelir.”


---

“Albert Einstein was on a train. He could not find his train ticket after searching through all his pockets and bags. The conductor approached him and said something to the effect of, ‘Dr. Einstein, everyone knows who you are. We know that Princeton can afford to buy you another train ticket.’ To which Einstein replied, ‘I’m not worried about the money. I need to find the ticket to figure out where I’m going’.”


– Guy Kawasaki

Google adsense

Analytics