yoğun iş hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yoğun iş hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2025 Cumartesi

Yoğunluk, Şükür ve Gündelik Hayat

Dosyalarımdan blog yazmak için kullandığım son belgeyi açıp yeni bir yazı yazmadan önce önceki metni inceledim ve gözüm ilk paragrafa takıldı. Ailelerdeki hastalıklar sebebiyle yazın sıkıntılı geçeceğini tahmin etmişim. Öyle de oldu. Ama Ekim ayının ilk haftasına geldiğimiz şu günlerde, yavaş yavaş yazı ve yaşattıklarını unutmaya başladım bile. En sevdiğim yanlarımdan biri, eğer çok büyük bir darbe almadıysam kötü şeyleri hafızamdan silebiliyor olmam.

“Hafızadan silmek” deyince aklıma bu aralar odağımdaki konular geldi. Ajandamda yapılmayı bekleyen üç büyük iş var. Çok bekletmeyi sevmem; ancak üzerine etraflıca düşünmem gerekirse biraz bekletebilirim. Hafta sonumu kaliteli bir odaklanma ile geçirip hepsinde iyi bir noktaya gelmeyi ve hafta içi son güne bırakmadan işleri tamamlamayı planlıyorum.

Mor tonlarında insan olmayan blog içeriği ile uygun bir resim çiz promptuma ChatGPT'nin cevabı

Ama işte yine öyle bir hafta içi yoğunluğu başladı ki anlatmaya kelimeler yetmez. Normalde geçen hafta da Pazar akşam olmadan bir şeyler yazmak istiyordum ama içimde o enerjiyi bulamadım. Hele son iki hafta, cuma günleri o kadar yoruluyorum ki fazla mesai sonrası televizyonda adeta doom-scrolling yapıyorum. Önce Netflix, Amazon, HBO, IPTV arasında hızlıca geçiş yapıp sonra YouTube’da shortslara takılıyorum, en sonunda TV kanallarını dolaşıp odaklanamadığımı kabul ederek yatıyorum.

Gün içerisinde mailleri zamanında cevaplamak, rutin işleri yapmak, kontrollere odaklanmak, gelen aramalardaki ve toplantılardaki beklentileri kaydedip üzerinde çalışmak insanı yorsa da hep kafamın bir yerinde şükretmek var. Sahip olduğum işe ve imkanlara sahip olmak isteyenleri düşündükçe kendimi motive ediyor, direncimi artırmaya çalışıyorum. Akşamları annemle ve teyzemle konuşurken, bana verdikleri sağlık tavsiyeleri ve stresten uzak dur mesajları sağlığım yerindeyken gündelik sohbet tadında kalıyor.

Bu hafta check-up için gittiğim hastanede doktor, 40 yaşın üzerinde olmam ve babamı erken yaşta kaybetmem sebebiyle risk grubunda olduğumu hatırlattı. Kolesterolümü düzenli takip etmemi ve gerekirse ilaca başlamamı tavsiye etti. Bu, hastaneden eve giderken beni biraz tedirgin etti. Sonra sabah saatlerinde havanın ne kadar güzel olduğunu, aslında dışarıda hayatın olduğunu düşünerek moralimi yükselttim. Ardından eve gelip odama kapandım; maillerim ve aramalarla baş başa kalınca, nasıl olduysa akşam olmuştu. Neyse ki ayın biriydi ve yemek kartıma para yüklenmişti. Akşam yemeği sonrası evin ihtiyaçlarını marketten alıp bir kez daha işim için şükrettim. Biraz trajik sanki, değil mi?

Bu arada bir çay alıp konforlu kanepeme geçtim ve yukarıdaki mavi bulutlara baktım. Bugün oğlum Okan’a odasında daha rahat çalışıp daha fazla vakit geçirebilmesi için bir çalışma sandalyesi alacağız. Bu sebeple yolcu yolunda gerek; gidip biraz ekonomiye can vereyim, çarkların dönmesini sağlayayım… 

6 Ekim 2024 Pazar

Kolay Olacağını Kimse Söylememişti

Ne zamandır aklımda, ama hep erteledim. İçimi dökeyim, biriktirdiklerimi akıtayım dedim ama olmadı. Halbuki kutladığım, olduğu zaman kesin yazarım dediğim o şey bile oldu ama ben yazacak ne zamanı ne de gücü bulamadım.

Bu aralar telefonumun duvar kağıdı da psikolojimi ele veriyor.

Öyle bir yoğun döneme girdim ki kendimle başbaşa kalacak, aklımdan geçenleri yazıya dökecek o kaçamak anını bir türlü bulamadım. Boş vakti bulduğumda yapabildiğim tek şey bilgisayar ekranından kaçıp telefon ve televizyonun ekranından medet unmak, biraz olsun o yaşadığım yoğunluktan uzaklaşmak oldu. Neyse ki bu Pazar akşamında yeni haftaya hazırlanırken odama çekilip kucağıma alabildim laptop’umu. Halbuki ne kadar hevesle almıştım bu cihazı geçen sene bu aralar, ama işe kendimi öyle bir verdim ki cihazın hakkını veremeden köşeye kaldırdım.

Bu kadar yoğunluktan yeterince ağladıysam eğer, biraz da önümüze bakalım. Ne zamandır beklediğim, uğruna denemediğim yol, almadığım sorumluluk kalmayan o kariyer adımını nihayet attım. Önümdeki o dağ belki dünkü kadar büyük değil ama burası da ayrı bir soğuk ve puslu. Kendine göre zorlukları olan, farklı dinamikleri olan bir yer.

Geçtiğimiz hafta üstüste gelen iki mail sonrası yaşadığım bir stres anı sonrasında yanımdaki kanepeye kendimi atıp “bunu sen istedin Volkan” diye kendime öğüt verirken buldum. Ayrıca kimse kolay olacağını da söylememişti. Ailem için, geleceğim için bunu tercih ettim ama işin bugünün şartlarına göre ağırlığı bugünümü keyifle yaşayamama sebep olmuştu. Ertesi gün o iki sıkıntılı mail de çözülünce yeni rolde uzmanlığı ele geçirdiğimde bu sıkıntıları atlatacağıma dair inancım arttı, keyfim de düzeldi. Bir de ders çıkardım: anlar sınırlı, o yüzden ailemle ve sevdiklerimle daha kaliteli zaman geçirmem lazım.

Aile her şeyden önce gelmeli!

Böyle olunca Cuma gecesi bir Avrupa Yakası yapıp ailece keyifli bir yemek yedik ve Galataport’u gezdik. Ertesi gün de 2007’deki mezuniyetim sonrası hiç uğramadığım Sabancı Üniversitesi’nin mezunlar günü için kampüsü gittik. Okan’ın yurtdışında okumasını çok istediğim için okulumu onun yanında çok övmesem de 2005’te girdiğim dönemki gibi Sabancı yine çok heybetli ve eğitim için harika duruyordu. Yemekhanede ailece yemek yerken bir ara okulda çok bunaldığım bazı günler aklıma gelmişti. Sonrasında okulu daha bitirmeden iş bulunca o buhranlı günler geride kalmıştı. Bugünlerde yaşadığım o zorlu adaptasyon günleri için de en iyi örnek bu olsa gerekti.

Gururlu bir mezun: 3 vakte 20. yıl geliyor, OMG!

Madem bu sıkı günleri de atlatacağıma inancımı bu satırları yazarak bir de yazılı hale getirdim artık elimdeki diğer işleri de halledip yeni haftaya dinç bir şekilde girmek için uykumu alayım. Güzel şeyler yaşamak ve paylaşmak üzere…

Google adsense

Analytics