philsa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
philsa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2024 Salı

Yeniden Torbalı - Fabrika Gezisi ve Şeffaf Forum


Yarın sabah, yıllar sonra Torbalı’ya gideceğim için erken kalkacağım. Okan’ın yatağa gitmesinin hemen ardından ben de yatağa girdim. Bugün sanki bir tık daha rahat mı geçti yoksa yarın İzmir’den çalışacak olmanın verdiği rahatlıktan mı bilemedim ama yatağa kucağımda laptop ile girip bir şeyler yazmak istedim.

Öncelikle, en son ne zaman Torbalı’ya gittim diye düşünürken bunu buldum: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2020/08/kendine-iyi-bak-torbal.html İyi ki yazıp kayıtlara almışım, demek ki 2020 yılının Temmuz ayından beri Torbalı’ya uğramamışım. Öncesinde ise bir 10 yıl kesintisiz Torbalı’da geçen bir dönemim var. Kariyerimin başlarında, yaklaşık 3 yıllık tecrübem varken Alsancak’taki (yoksa Çankaya mı demeliyim) PwC ofisinden ayrılıp  2010 yılı yazında General Motors (GM) için Torbalı’ya bir geçiş yaptım. Ardından 2013 yazında bu kez yolun karşısındaki, hayallerimi süsleyen Philip Morris’e zıpladım. Bugün itibarıyla hala SGK kayıtlarına göre en çok çalıştığım ilçe Torbalı’dır. 

Her iki maceramda da çok güzel günlerim oldu. Kötü günlerimi hafızamda tutmamayı, üzerine yazmayı sevdiğim için ben iyileri, güzelleri yanımda taşımayı tercih ediyorum. GM’de çalışırken “What a Wonderful Place to Work” diye bir blog içeriği yazmıştım daha ilk günlerimde: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2010/08/what-wonderful-place-to-work.html O derece hoşuma gidiyordu her şey. Sonra Philip Morris’te de anmaktan keyif aldığım, inanılmaz yorulmamıza rağmen çok keyif alarak çalıştığım, öğrendiğim ve ekip olmanın güzelliklerini yaşadığım günler oldu. 

Sonra bir sürece girdim, pandemi hayatımıza girdi, “normalleşme”, uzaktan çalışma derken bir yol ayrımında buldum kendimi ve sadece Torbalı’dan değil, çok sevdiğim İzmir’imden de ayrıldım. Özlüyorum ama kendime bunu çok dillendirmiyorum, sanki güçsüz kalırım gibi geliyor. Hem İstanbul’da güzel şehir, öyle değil mi? İyi de geldi bana, hayalini kurduğum şeylere de ulaştım. Allah büyük, belki dahası da gelir, kim bilir. Hem İzmir orada duruyor, bir şey olursa nasıl üniversiteleri bitirdikten sonra geri döndüysem yine dönerim, değil mi?

Bu kez İzmir’e, daha spesifik olmam gerekirse, dört yıl sonra Torbalı’ya “Şeffaf Forum” toplantısı için gidiyorum. Şeffaf Forumu, şirketteki çalışan temsilcilerinin yönetim ekibi ile bir araya gelip çalışanların sorunlarını ve önerilerini yönetimle paylaştıkları, yönetimden de bu konularla ilgili geri bildirim aldıkları karşılıklı bir paylaşım toplantısı olarak ifade edebilirim. Fabrikaya gittiğimde bakalım fabrikada neler değişmiş olacak. Fabrika demişken, finans, denetim gibi alanlarda kariyerine başlamış biri olarak, fabrikası olan bir iş yerinde çalışmak, üretimi görmek, üretim tecrübesi elde etmek, benim kariyerime başladığımda önemliydi ya da ben ekstra bir anlam yükleyip önem vermiştim. Şimdilerde robotik, yapay zeka, sürdürülebilirlik ne kadar seksi kelimelerse, 2000’lerin başında bir finansçı için üretim tecrübesi de o mertebedeydi. Neyse, şimdilik burada bir ara vereyim, yarın izlenimlerime aşağıda devam edeyim.


24 Aralık gecesi, uçaktan inip eve gelir gelmez Torbalı izlenimlerimi aktarmaya devam ediyorum. Sabah İzmir’e vardığımda yağmurlu olduğu için İzmir o güzel yüzünü göstermemiş olsa da yukarıdan semtimiz Karşıyaka yine çok güzel gözüküyordu. Neyse bu konuya daha fazla girmeyeyim, zaten yukarıda duygularımı paylaşmıştım.

Gelelim fabrikaya, her şey yine heyecanlandırıcı seviyede güzel. İçerideyken bazı şeyler hemen standarda bağlanıyor belki ama dışarıdan bir göz olarak bakınca nerede böyle bir yemekhane ya da bu yemek çeşitleri deyip susarım. Bu gidişimizde fabrika turu da yaptık ama üretime dair konulara ve görsellere girip risk almak istemiyorum. Zaten bilinmesi gereken kadarı PMI’ın yıllık raporunda Türkiye diye aratınca çıkıyor.


Gün içerisinde ilk kez üyesi olarak katıldığım Şeffaf Forum toplantımız ise oldukça verimli geçti. Uzun zamandır kendimi vererek pür dikkat ve uzun uzun not almamıştım. Toplantı notlarını çalışma arkadaşlarımla paylaşacağım için bu kez büyük bir özenle not aldım. Şirket yönetiminin her zamanki gibi bizim yanımızda olduğunu, varsa sorunları tespit etmek için elinden geleni yaptığını görmek çok güzel. En iyi işveren ödüllerini de alsa bir şirket çalışanı için o seviyede değilse anlamı olmuyor. Ne mutlu ki, şirketimiz bu ünvanı hem çalışanından hem de bağımsız kuruluşlardan alıyor.


Torbalı’dan uzakta kaldığım dört yılda kavşak değişmiş, trafiği artmış, fabrikada girişler değişmiş falan ama en önemlisi insanlar, çalışanlar eskisi gibi yine o sıcaklığını korumuş. Eski arkadaşlardan görüp selam verdiğim herkesin bana yaklaşımı, gösterdiği samimiyet bana çok iyi geldi. İzmir’in havasından mı yoksa geçmişin hatırına mı bilemem ama kesin olan bir şey var ki bana iyi geldi bu Torbalı ziyareti. Bir sonraki sefere kadar…



1 Ağustos 2023 Salı

PMI'da 10 Yıl Bitti, Ya Şimdi?

1 Ağustos 2013 Perşembe günü, bundan tam 10 yıl önce Philip Morris’te işe başladım. Fabrikanın kapısından adımımı attığımda adı Philsa Philip Morris Sabancı Sigara ve Tütüncülük A.Ş. idi ve benim de ünvanım Genel Muhasebe ve Vergi Analisti’ydi. Aslından fabrikanın karşı komşusu Opel Türkiye’de (General Motors Türkiye Ltd. Şti.) çalışırken “bir gün burada çalışacağım” diye hedeflediğim Philip Morris’e girmeden önce üçer yıl PwC ve GM maceralarımda da aklım hep Philip Morris’teydi. İşe başladığım pozisyonun ilanını gördüğümde bu ilan tam da beni tarif ediyor derken o beklediğim “bir gün”ün çok yaklaştığını hissetmiştim. 2013’ün Mayıs ayında başlayan mülakat süreci, eşimin hamile olduğunu öğrenmemiz, bebeğin bereketiyle geleceğini düşündüğümüz o yaz günleri derken GM’deki ihbar süremi doldurup iple çektiğim ilk iş günüme ulaşmıştım. Yeni arkadaşlar, üretimi olan bir iş yerinde çalışmak, meşhur Philip Morris yemekleri gibi pek çok merak ettiğim şeye cevap bulduğum o ilk günün üzerinden bugün tam 10 yıl geçmiş oldu.

Şampiyon olmuşçasına yumruklarımı sıkarak sevindiğim günlerim de oldu, dayanamayıp ağladığım da… En sevdiğim, güvendiğim kişileri de burada tanıdım, keşke yollarımız kesişmeseydi dediğim iş arkadaşlarım da oldu. Hayaller kurdum, bazılarına ulaştım, bazılarına ulaşmak için çabalamaya, emek sarfetmeye devam ediyorum. Nasip olur ya da olmaz, bilemiyorum ama buradaki hikayem bittiğinde çabalamadım dememek için ben elimden geleni yapıyorum, yapmaya devam edeceğim. On yıl önce ilk adımı attığımda, belki bugün için farklı şeyler hayal ederdim ama şükredip devam etmeyi biliyorum.

Geriye dönüp baktığımda, hayatımdaki en önemli kararlardan birini de yine Philip Morris’te iken kariyerim için verdiğimi görüyorum. Pandeminin hayatımıza girdiği 2020 yılında, Kıdemli Vergi Analisti olarak çalışırken neredeyse her sabah Resmi Gazete’de yeni bir vergi düzenlemesi çıkıyordu, bunun analizini yapıp şirketimizi nasıl etkileyeceğini yönelik bilgilendirme ya da sunum hazırladığım dönemde Duty Free şirketimizde bir fırsat çıkmıştı. Hem de ulaşmayı çok istediğim “Manager” ünvanlı bir pozisyondu. Bugünkü gibi uzaktan çalışmanın hayatımızda sıradan bir uygulama olmadığı o günlerde bu pozisyonun İstanbul’da olması beni zor bir karar almaya itmişti: ya kabul edip İstanbul’a taşınacaktım ya da reddedip İzmir’de kalarak bekleyecektim. “İyi ki” dediğim kararımı alırken eşimin de desteğini almış, onu çok sevdiği İzmir’den ayırmıştım ama şükür ki İstanbul bize hep iyi yüzünü gösterdi. Hayatımızdaki en önemli değişikliklerden birini Philip Morris ile yapmış olduk. İstanbul’da çok sevdiğim insanlar listesini geliştirmek de en büyük kazançlarımdan biri oldu.

Dediğim gibi, şimdilerde hayal etmeye ve o hayallere ulaşmak için çalışmaya ve kariyer yolculuğumu yönetmeye devam ediyorum. Bakalım bu yolculuk beni nereye götürecek? Nelere ulaşabileceğim? Yoksa hayal bile edemeyeceğim yerler kısmet olacak mı? Her şeyin hayırlısı… İlerlemeye devam…



13 Ekim 2021 Çarşamba

Zeytin Ağacı ve Sürdürülebilirlik Üzerine

Sizinle iki zeytin ağacı ve iki insan içeren iki fotoğraf üzerinden şirketimizin sürdürülebilirliğe, doğaya ve çevreye olan katkısını paylaşacağım. Bu benim hikayem ama eminim ki benim gibi pek çok Philip Morris Türkiye çalışanın da benzer hikayeleri vardır. Şirketimiz yalnızca bugün çevreye duyarlılığıyla sürdürülebilirlik yolculuğumuza liderlik etmiyor, bu yaklaşım dün de böyleydi, gelecekte de bizlerin göstereceği sahiplenme ve özveri ile böyle olmaya devam edecek.

Philsa’da görev yaptığım, aynı zamanda baba olduğum 2014 yılının yaz aylarında tüm çalışanlara birer zeytin ağacı fidanı verilmişti. O gün arkadaşlarımdan biri dikme fırsatı olmadığı için kendisinin fidanını da bana teslim etmişti. Serviste iki fidanla eve gidip onlara hafta sonuna kadar balkonda bakmış, hafta sonu da İzmir’in Seferihisar ilçesindeki yazlığımızın bahçesine ekmiştim. İleride zeytin alır mıyız diye hayalini kurarak can suyunu verdiğim fidanlar toprağa ve yaşama sımsıkı sarıldı, yerini sevdi, yükselmeye ve güçlenmeye başlamıştı.

Yan yana ektiğim o iki fidan takvimler 2016’yı gösterirken oğlumla beraber 2 yaşına bastılar. Onların beraber büyüdüğünü görmek, oğlum Okan’ın doğa sevgisi ile tanışması, ağaçları sularken bana yardım etmesi, çevre bilincinin gelişmesi beni fazlasıyla mutlu ediyordu. Bununla beraber, gururluydum, çalıştığım şirket doğaya katkı sağlıyordu ve bunun pozitif etkilerini görüyordum. Hatta o yaz zeytin ağaçlarımızın önüne bir de ceviz ağacı fidanı gelmiş, bu kez de acaba ileride ceviz verir mi diye hayal etmeye başlamıştım. İşte o yaz oğlumla beraber ağaçlarımızın önünde bir hatıra fotoğrafı çektirmiştik.

Ülkemizde çıkan yangınlar sebebiyle içimizin yandığı 2021 yazında, zarar gören alanların yeniden ağaçlandırılması konusunda üstümüze düşeni yaparken elimizdekilerin de değerini bir kez daha hatırladık. İşte bu yüzden oğlumla beraber bu yıl 7 yaşına basan zeytin ağaçlarımızın önüne geçip bir poz verdik. Oğlum da ağaçlarımızla birlikte büyüyorken, geleceğimizin çevreye duyarlı, ağaç ve orman sevgisi gelişmiş bireylerle çok daha sürdürülebilir ve güvende olduğunu hissettim.

Ve bir kez daha “iyi ki Philip Morris Türkiye çalışanıyım” dedim. Şirketim her daim doğaya saygılı, çevre dostu ve sürdürülebilirlik için kaynakları en iyi şekilde kullanırken, paydaşları olarak gördüğü çalışanlarını da bu politikalarına dahil edip “birlikte” hedefe yürümemizi sağlıyor. İşte bu yüzden, bir Philip Morris Türkiye çalışanı olarak çevreye duyarlı şirketimin sürdürülebilirlik yolculuğunda ben de varım, bu yolculuğa değer katmak için destek olmaya hazırım.



1 Ağustos 2020 Cumartesi

Kendine İyi Bak Torbalı

Madem bir süre Torbalı’ya gitmeyeceğim, bu fotoğraf burada son hatıra olarak kalsın. 10 yıllık Torbalı maceram 2010 yılında PwC’den ayrılıp GM’de çalışmamla başlamıştı. Opel’de çalışırken yolun karşısındaki Philip Morris’e bakıp Mümin’e “bir gün burada çalışacağım…” dediğim günlerin ardından 1 Ağustos 2013’te hayalim gerçek olmuştu. Bu tarihten 7 yıl sonra, bu kez kişisel eşyalarımı toplamak için geçtiğimiz hafta fabrikaya gittim. Alelacele çekilmiş bu fotoğraf dolu dolu geçen yılların ardından bir dönemin kapanışı olsa da aynı amaç uğruna yola devam…

25 Mayıs 2020 Pazartesi

Philip Morris Yeni Normali Planlıyor

Severek çalıştığım şirketim Philip Morris pandemi döneminde biz çalışanlarını gerçekten değerli hissettirdi ve bu da şirketimize olan bağlılığımızı perçinledi. Hher ne kadar aşağıdaki içerikte İnsan Kaynakları Direktörü title’ı ile anılsa da İnsan ve Kültür Direktörümüz Iryna Vladimirova şirketimizin şimdilerde yeni normali planladığını belirtirken bir yandan da salgın ile mücadele esnasında atılan adımlardan bahsetmiş. Belki yıllar sonra bugünler bir şekilde unutulur diye buraya kaydedip en azından kendim için saklamak istedim. "Güzel günler yakın, meşaleleri yakın!"

 

“Yeni Normali Planlıyoruz”

Çağdaş dünyanın ilk kez karşılaştığı Covid-19 salgını, iş dünyasında çalışma koşullarının yeniden düzenlenmesine yol açtı. Önce iş tanımı gereği evlerinden çalışabilecek konumda olan milyonlarca çalışan iş süreçlerini evlerinden yönetti. Firmaların insan kaynakları birimleri söz konusu çalışanlar için bu süreçte yoğun çaba harcayarak evlerin ofise dönüşmesini sağladı. Çalışanların bilgisayarlarına özel programlar yüklendi, internet paket kapsamları genişletildi, günlük iş akış planları yenilendi. Evlerin bir köşesi ofise çevrildi.

Yaklaşık 2 aydır süren bu dönemin ardından gelen ‘yeni normal dönemi’ için firmaların insan kaynakları birimleri artık ofise dönüşün yol haritasını çiziyor. Ancak bu yeni dönem eski günlere hiç benzemeyecek. Salgın riski sıfıra inmediği için ofislerde ‘bulaş’ ihtimalini en aza indiren uygulamalar hayata geçecek. Salgın sürecinde neler yapıldığını ve yeni dönemde neler yapılacağını Philip Morris/ Sabancı İnsan Kaynakları Direktörü Iryna Vladimirova anlattı.

 

Evde çalışma sürecini nasıl yönettiniz?

En üst düzeyde tedbir alacağız ve çalışanlarımıza tam destek vereceğiz diyerek başladık sürece. Süreci iki aşamalı değerlendirdik. Birinci aşama eve geçiş, ikinci aşama ise evde sağlıklı çalışma ortamının oluşturulması. Biz uzaktan çalışma sürecini çok erken bir aşamada başlattık. Şirketimizin uzun süredir sahip olduğu dijitalleşme vizyonu ve kuvvetli dijital altyapıları, bu geçişi rahat yönetmemizi sağladı. Ayrıca Philip Morris/Sabancı olarak, istihdama destek olmak ve hiçbir çalışanının salgından ekonomik olarak olumsuz etkilenmemesi için bu dönem boyunca işten çıkarmama garantisi verdik. Çalışanlarımızın içinde bulundukları sürece ekonomik olarak rahat uyum sağlamaları için maaş ödemelerini erkene çektik. Öğlen yemeği yardımı ve aile fertlerini kapsayacak şekilde maske, dezenfektan ve eldivenden oluşan hijyen kitlerini çalışanlarımıza temin ettik. Bu uygulamalar ile salgın döneminde ortaya çıkabilecek dezavantajları sıfıra indirmeye çalıştık.

 

İş tanımları gereği evde çalışamayan personele nasıl destek oldunuz?

Çalışanlarımızın sağlığı ve güvenliği her zaman olduğu gibi bugün de en önemli önceliğimiz. Türkiye’nin diğer ülkelere göre salgın krizi ile geç karşılaşması ve uluslararası bir firma olmamız süreci rahat yönetmemizi sağladı. Globaldeki tüm öğrenimleri, erkenden ve planlı bir şekilde uygulama imkanımız oldu. Tüm ofislerimizde ve fabrikada T.C. Sağlık Bakanlığı’nın 2019-nCoV Hastalığı Rehberi’ne göre ve şirketin ‘İş Güvenliği Uzmanları’ tarafından oluşturulan plan çerçevesinde koronavirüs (COVID-19) salgınına karşı en üst seviyede önlemler aldık. Çalışanların hijyen ve mesafe kurallarıyla ilgili eğitilmesi ve uygulamaların ayrı bir birimimiz tarafından denetlenmesi çok önemli oldu. Ayrıca, Devlet Kurumları tarafından fabrikamızda yapılan incelemelerde de Covid 19 tedbirlerine tam uyulduğu, sağlık ve iş güvenliği önlemlerinin üst düzeyde olduğu tespit edildi.

 

Uygulamanız iki aşamalı demiştiniz, ikinci aşamada neler yaptınız?

İkinci aşama ise personelimize yaşamsal alanlarda, psikolojik anlamda ve ihtiyaç duydukları noktalarda destek olmak yer aldı. Bu amaçla tüm çalışanların faydalanacağı bir destek platformu oluşturduk. Bu platform üzerinden psikolojik danışmanlık, hukuki bilgilendirme, Covid-19’dan korunma tedbirleri ve daha birçok konularda destek sağladık. Sağlık sigortası kapsamını genişlettik. Ayrıca intranet sayfası üzerinden T.C. Sağlık Bakanlığının bilgilendirmelerini, uzaktan çalışmaya yönelik tavsiyeleri, beden sağlığını korumaya yönelik yönlendirmeleri düzenli olarak paylaştık.

 

Planlarınızı hayata geçirirken başarı oranınız ne oldu?

Başarı kriteri işlerin en az sorunla ilerlemesi ve çalışanlarımızın memnuniyeti ile ölçülebilir. Bu süreci başarılı bir şekilde yönetmenin olmazsa olmazı çift taraflı kesintisiz iletişimi sağlamaktı, biz de öyle yaptık. Bir yandan biz bilgilendirmelerimizi yaparken diğer yandan çalışanlarımızın ihtiyaçlarını anlamak ve geri bildirimlerini duymak için platformları hazır ettik. Bunlardan biri, şirket içi anket çalışması oldu. Sevinerek söylüyorum ki, anket sonuçlarına göre çalışanlarımızın neredeyse tamamı, şirketin çalışanlarını önemsediğini ve salgın döneminde alınması gereken bütün önlemleri aldığını düşündüklerini ifade ediyor. Yaptığımız tüm çalışmaların, çalışanlarımıza güvenli bir ortam sağlaması ve herkesin endişelerinin doğal olarak arttığı dönemde çalışanlarımızın memnun olması tabii ki en büyük başarı kriterimiz.

 

Artık tekrar ofislere dönüş konuşuluyor. Bunun için hazırlıklara başlandı mı?

İlk başta evlerdeki çalışma ortamının hazırlanması için çok vakit yoktu, hızlıca karar alındı ve belki de evden çalışma düzenine geçen ilk şirketlerden biri olduk. Dünyanın farklı yerlerindeki organizasyonlarda elde edilen deneyim çok hızlı olarak paylaşıldı. Bu bilgi akışı hızlı aksiyon almamızı sağladı. Şimdi yine aynı bilgi akışından faydalanarak, zaman avantajını da kullanarak ofislere, iş yerlerine döneceğimiz günler için plan yapmaya başladık. Hiçbir acelemiz yok, tüm çalışanlarımız için yine en doğrusunu yapacağız. Ama tabii ki planlar yapmaya, salgın riskine karşı çalışma şartlarını yeniden oluşturmak için gerekli adımları atmaya başladık.

 

Yeni çalışma şartları neler olacak?

Yeni şartlar; resmi yönlendirmelere göre şekillendirilerek, iş güvenliği uzmanlarımız ile birlikte çalışılarak oluşturuluyor. Fabrika alanlarında iş tanımları gereği çalışmaya devam eden arkadaşlarımız için bu değişiklikleri hayata geçirmiştik. Benzer önlemleri ofis alanlarımız için de hazırlıyoruz. Burada öncelikli olarak çalışanların bilgilendirilmesi yer alıyor. Çalışanlara oluşturduğumuz destek platformu üzerinden gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz. İş yerinde, yolda nasıl davranmaları gerektiğini, nelere dikkat etmeleri gerektiğini paylaşmaya devam edeceğiz. Bunların dışında servisler, çalışma alanları, yemekhaneler, kafeteryalar salgın riskine göre yeniden düzenleniyor olacak. Örneğin ofis alanlarındaki masalar mesafeli olacak, oturma düzenleri yeniden belirlenecek, ofiste olunsa dahi aynı mekanda toplantılar yapılmayacak. Yemekhane ve kafeteryalarda da oturma düzenleri değiştirilecek, yan yana oturma dönemi bitecek. ‘Yeni normal’ için planlarımızı yapmaya yine erkenden başladık ama ofise dönüş için de bir acelemiz yok.

21 Mart 2020 Cumartesi

Yemyeşil Torbalı için El Ele Verdik

“Yemyeşil Torbalı için el ele’’ sloganı ile bundan tam 1 ay önce, 22 Şubat 2020 tarihinde düzenlenen ağaçlandırma etkinliğine, gönüllü Philsa Philip Morris/Sabancı çalışanları aileleri ile birlikte katıldı. Ben ve ailem de bu etkinliğe büyük bir heyecanla katıldık. Etkinlik öncesinde ağaç dikmenin faydalarını ailece gözden geçirip özellikle Okan’ın bu konuda bilinç geliştirmesini amaçladık. Etkinlik, Dünya Ormancılık Günü ve Ağaç Bayramı kapsamında, Torbalı Orman İşletmeleri Şefliği’nin koordinasyonunda, Torbalı - Ayrancılar Yoğurtçular Mahallesi’nde yapıldı. Bu çevre etkinliği kapsamında bölgeye 1500 adet kızılçam fidanı dikildi. Ailelerimizle birlikte 85 kişi olarak katıldığımız fidan dikimi aktivitesiyle hem çalıştığımız fabrikamıza ev sahipliği yapan Torbalı’mızın yemyeşil olmasına ufak bir katkıda bulunduk, hem de sürdürülebilir daha iyi bir gelecek için el ele verdik.
Hikayenin tamamı için Youtube kanalıma beklerim:  




8 Ekim 2019 Salı

Mis Gibi Torbalı

Çevre duyarlılığına dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla gönüllüler ve aileleri 6 Ekim 2019 Pazar günü "Mis Gibi Torbalı" sloganıyla parklarda çöp topladı. Philsa Philip Morris Sabancı çalışanlarından ve ailelerinden oluşan gönüllü bir grup, aileleriyle birlikte 6 Ekim 2019 Pazar günü Torbalı'da bulunan Koruluk ve Gazi Çamlık parklarını temizlediler. Ben ve oğlum Okan da bu etkinlik kapsamında 2010 yılından beri çalışmakta olduğum Torbalı’yı temizlerken, bir yandan da çevre duyarlılığı ve farkındalık yaratma fırsatı elde ettik. Etkinlik sonunda 70 bin metrekare alan temizliğinden plastik ve kağıt atıklarının da dahil olduğu toplam 274 kilo çöp toplandı. Etkinliğe katılan Philsa Philip Morris Sabancı İşletme Direktörü Antonio DeMarco şöyle dedi: 'İzmir'in en büyük ilçesi olan ve fabrikamıza ev sahipliği yapan Torbalı'yı hep beraber temiz tutmak zorundayız. Bu etkinlik ile Torbalı'mızda çevre temizliği yaparak, çöpleri topladık ama daha da önemlisi bu konuda farkındalığı artırarak, ilçemizde bu gibi etkinliklerin çoğalmasını sağlamak istiyoruz.' Organizasyonun hazırlanması ve toplanan atıkların geri dönüşümünün sağlanması konusunda Torbalı Belediyesinin de destek sağladığı bu etkinlikte, Torbalı halkı da biz gönüllülere destek verdi.






10 Şubat 2019 Pazar

PM Turkey Achieved Equal-Salary Certification

For a company to be successful—to add value, to build a strong reputation and to attract and retain top talent—it’s not enough to say that it supports equal pay for all. That company needs to prove it.

With the EQUAL-SALARY certification, companies get to put their values into action. To back their words up with facts. To take a stand for what’s right.
When you show that your organization supports fair pay for all by getting EQUAL-SALARY certified, you send a strong message and set a powerful example. Because doing the right thing not only feels good; it’s contagious.

The EQUAL-SALARY methodology was designed to allow companies around the world, in every field, to address the difference between inequality and discrimination, to ensure all employees are paid equally for the same work.
Several high-profile companies and organizations have also taken the lead in committing to pay their female and male employees fairly by getting EQUAL-SALARY certified.

Last week, I have learned that my company, PM Turkey is certified as first EQUAL-SALARY certified company in Turkey. As a male employee of this company, I am honoured for working in such an environment because this certification means providing equal remuneration for men and women for equal work and at PMI our values and principles call for nothing less. And with our Equal Salary Certification it is confirmed once again that employees are rewarded equally regardless of gender, and equal career and professional development opportunities are provided for women and men alike, respecting and encouraging diversity.

Recently, Marian Salzman, who is a member of PMI’s senior management team, wrote an article called “Equal pay is not a demand, it’s a right” and stated that “I’m also heartened to be working for a company that takes equal pay seriously. So seriously that we have engaged an external organisation to ensure we’re EQUAL-SALARY Certified globally. We hope to be the first multinational to reach this milestone.” [For full content, visit: https://www.bizcommunity.com/Article/196/820/187145.html]

I believe this motivation not only heartens Marian but also all women in PMI. I totally agree her point that “Equal pay is fair and shouldn’t be considered a demand; rather, it’s what we all have a right to expect.”
Congratulations to all the ones who had efforts while the verification was conducted and now it is time to celebrate that our company provides the equal pay standards that everyone deserves!



16 Mayıs 2018 Çarşamba

Philsa Sadece Kapısını Değil Yüreğini de Açtı



12 Mayıs 2018 Cumartesi günü Kapımız Size Açık etkinliğinde yaşadıklarım, geride kalan 5 yıllık Philsa deneyimimde en unutulmaz hatıralarımdan biri olarak beni gerçekten çok etkiledi. Filmi başa sarmadan, en son sahneden, dört yaşındaki oğlum Okan’ın fabrikadan eve dönmek için servise bindiğinde ağlamaklı bir şekilde bana ve eşime söylediklerini aktararak başlamalıyım:

-          Bir daha babamın iş yerine gelemeyeceğim için çok üzülüyorum…

Uzun bir süredir beklediğimiz Philsa’nın kapılarını ailelerimize açacağı gün öncesinde Okan’a bu aktivitenin özel olduğunu, danışma komitesine bu konuda öneri götüren kişilerden biri olduğumu, uzun zamandır ailelerin katılımı için fabrikada böyle bir program düzenlenmediğini ve tekrarının olup olmayacağını bilmediğimiz için bu aktiviteye katılmamız gerektiğini anlatmıştım. Baştan sona çok keyifli geçen bu etkinlik sonrası da ister istemez Okan veda zamanı bu aktivitenin bir daha olmama ihtimalini düşünerek hevesi kursağında kalmış, adeta oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi hüzünlense de çok eğlendiği bir gün geçirdiğinin farkındaydı. Sadece o değil, aile olarak biz de çok eğlendiğimiz gibi çevremi gözlemlediğimde bizimle beraber tüm katılımcıların yüzünde o memnuniyet hissi gözle görülebiliyordu. Organizasyon sonrasındaki ilk iş gününde de memnuniyet konusunda arkadaşlarımla aynı fikirde olduğumuzu konuştuk.

Etkinlik boyunca, Philsa ailesinin bireyleri olarak tek vücut olup, kültürümüzdeki kapsayıcılık enerjisinin somut örneklerini gün içerisinde yaşama fırsatı elde ettik. Kültürel bir değişim sürecinden geçtiğimiz şu günlerde, Şirketimizin en büyük varlığı olan insanın, yani bizlerin gerçek potansiyelimize ulaşmamız için büyük bir motivasyon yaratan ve bizlerin bir aile olduğunu bir kez daha hatırlatan bu organizasyon amacına fazlasıyla ulaştı.

Sabah bizleri durağımızdan güler yüzle alan servis şoföründen, fabrikanın kapısında karşılayan ve her bir adımımızda yardım etmek için yanımızda olan organizasyon görevlilerine, sıcakta döner kesen aşçıdan, gün boyunca belki yüzlerce çocuğa türlü oyunlarla dondurma sunan dondurmacısına, Altın Çocuğun illüzyon şovundan, kum boyama atölyesinde çocuklarımızla şefkatle ilgilenen öğretmenlerimize herkes bu özel günün güzel geçmesi için üstüne düşeni yapmıştı. Tabi ki her şeyin bu derece güzel geçmesinde gerekli planlamayı, koordinasyonu ve uygulamayı yürüten başta Genel Servisler ve İşletmeler Planlama ekibindeki arkadaşlarım olmak üzere emeği geçen herkese yaşattıkları hoşnutluk için teşekkür ederim.

Önümüzdeki yıl tekrarı olur mu bilemem ama bu etkinlik hem ailelerimize yaptığımız işi ve çalışma ortamımızı gösterebilmemiz, hem de birlik ve beraberliğimizi artırarak dönüşüm yolunda kapsayıcı bir enerji yaratmamız açısından çok faydalı oldu.

Ata'mıza Saygı

Okan, babasının masasında...

Okan, Özlem Ablasını ve Serhan Abisini pas geçmedi.

Yemek, mutlu olmak için yeterli bir gerekçedir!

Sunum teknikleri derken...

Renkli kum boyama atolyesi

Seramik sanatı ve Okan
Rutin bir mesai günü gibi, serviste yine ikinci sırayı tercih ediyoruz.
En sağdaki Süper Mario ile bir türlü fotoğraf çektiremedik :)
En önden izlesem de hiç bir illüzyonda hileyi yakalayamadığımı kabul etmeliyim.


2 Şubat 2018 Cuma

Philip Morris Yaşam'da Editörlük Tecrübem

"Söz uçar yazı kalır" deriz ya, ben de Philip Morris'te kendimce geleceğe kalacak bir içerik hazırlayıp şirketimiz çalışanlarına özel yayımlanan dergimizde editör köşesinde yayımlanmasını sağladım. Bir dönüşüm sürecinde olan şirketimizin gelecekte ulaşacağı noktaya giderken bugün değişim sürecini başlatmış olması beni oldukça heyecanlandırıyor. Sade bir çalışan olarak hissettiklerimi yazıya döktükten sonra bunun tüm Philip Morris çalışanları ile paylaşılmış olması bana gurur verdi. Bu yazıyı hazırladığım Cumartesi sabahı Starbucks'ta yazarken yaşadığım keyif ve heyecanın sonucunda böyle bir çıktısının olması memnuniyet verici. Değer verdiğim iş arkadaşlarımdan da bu konuda güzel geri bildirim almakta kendimi iyi hissettirdi.

Bu hatırayı saklayıp, üzerinden zaman geçtikten sonra ileride değerlendirmek benim için çok değerli olacak.




Merhaba dönüşüm yolcuları,

Öncelikle bu köşede yazma fırsatı bulduğum için hem çok mutlu hem de bu fırsatı sunan Kurumsal İlişkiler departmanımıza ve köşesini benimle paylaşan Eren Çelebi’ye müteşekkir olduğumu belirtmek isterim. Konuk editör olmak için Eren ile iletişime geçtiğimde aklımda sizlerle Philip Morris Türkiye olarak son dönemde sektörde elde ettiğimiz başarılardan bahsetmek vardı. Uzun uzadıya yıllar itibarıyla kurumlar vergisi rekortmenleri listesindeki yerimize, ihracattaki konumumuza, en iyi işveren ödülünü alışımıza atıfta bulunup başarı hikayelerimizle ve kazanılan ödüllerle gurur duymamıza aracı olmayı düşünmüştüm.

Ardından aklımdakileri yazıya dökmeye hazırlandığım dönemde PMI Yönetim Ekibinin Dubai’deki toplantısı gerçekleşti. Başta CEO’muz André’nin ilham verici video içerikleri olmak üzere yönetim ekibinin işaret ettiği konuları JAM sayfasında inceleyince, geçmiş başarı öykülerinden ziyade önümüzdeki dönemde imza atacağımız muhteşem başarılara yoğunlaşmaya karar verdim. Malum, şimdiye kadar yaptıklarımız bizi buraya getirdi ama buradan ileriye ancak farklı şeyler yaparak gidebiliriz; işte tam da bu yüzden değişmek ve dönüşmek gerekir.

Bir çalışan olarak transformasyon, yani dönüşüm ya da Enrique’nin Temmuz ayındaki iç iletişim toplantısında kullandığı deyimle trust-formation beni heyecanlandırıyor ve bu yolculuğun sonunda şirketimizin ve bizlerin “kazanan” olarak çıkacağımıza gönülden inanıyorum. 2016 yılı verilerine göre, 180 ülkede faaliyet gösteren, 800 milyar adet sigarayı 150 milyon yetişkin sigara tüketicisine ulaştıran dev bir organizasyonuz ve artık hepimiz aynı yöne doğru bir yolculuğa başladık. Bu yolculukta bazılarımız biraz önde, bazılarımız biraz daha geride ama aynı amaçla dumansız dünyaya yolculuğumuzu sürdürüyoruz. 2008 yılından itibaren 3 milyar doları aşan yatırım yaptığımız ve önümüzdeki dönemde 1.7 milyar dolar daha yatırım planladığımız riski azaltılmış ürünler halihazırda 25’ten fazla ülkede satışta. PMI’ın 2017 3.çeyrek raporunda paylaşılan araştırmalar, 3.7 milyondan fazla insanın sigaradan iQOS’a geçiş yaptığını ve her gün 8 bin kişinin daha bu geçişi gerçekleştirdiğini gösteriyor. Özetle transformasyon bizimle birlikte tüm dünyada yaşanıyor.

Bu dönüşüme kayıtsız kalmak tabi ki de mümkün değil. Dünyanın en saygın yatırım bankacılarından “Goldman Sachs” geçtiğimiz Eylül ayında yayımladığı raporunda Philip Morris’i global tütün endüstrisinin “ezber bozan”ı olarak tanımladı. Bu tanımı yaparken iQOS platformunun arkasındaki bilimsel araştırmalardan ticari stratejisine kadar sahip olduğu kalite unsurunu referans gösterdi ve yatırımcılarına Philip Morris hisselerini önerdi.

PMI’ın Birleşmiş Milletler Sürdürülebilirlik Raporu’nda 2025 yılında satışlarımızın en azından %30’unun dumansız ürünlerden oluşmasının hedeflendiği belirtilmiş. Bu hedefe ulaşmak için şimdiye kadar yaptıklarımızdan farklı şeyler yapmamız gerekiyor. Marshall Goldsmith’in dediği gibi “Seni buraya getiren şeyler, oraya götürmeyecek”. Hedefimize ulaşmak için bir kültürel değişim gerektiriyor. PMI Yönetim ekibinin toplantısında da altının çizildiği gibi, şirketler endüstrileri değiştirmez, insanlar değiştirir. Şirketimizin en büyük varlığının insanlar yani bizler olduğunu aklımızdan çıkarmayıp potansiyelimize ulaşmak için kültürel değişimi gerçekleştirmeliyiz. Bundan böyle müşteri odaklı yaklaşımımızla beraber süreçlerimizi yalınlaştırıp en etkin yöntemlerle çalışmayı kendimize ilke edinmeliyiz.  “Disruptive innovator”ı dilimize yıkıcı yenilikçiler olarak tercüme edersek, her birimiz basit yöntemler bularak daha önce yürünmemiş yollardan başarıya gidecek, iyi tanıdığımız tüketicilerin ihtiyaçlarına cevap verecek, sorunlara öncekilerden daha iyi çözümler bulacak, değişen dünyaya ayak uydurup başarıyı yakalarken öncekilerden farklı yöntemler kullanacak macera dolu bir yolculuğun yıkıcı yenilikçileriyiz. İyi yolculuklar… 

Volkan YORULMAZ

Kıdemli Vergi Analisti

Not: Yukarıda paylaşılan finansal verilerin hepsi kamuya açık olan PMI’ın Birleşmiş Milletler Sürdürülebilirlik Raporu’ndan ve 2017 3. Çeyrek Finansal Raporundan alınmıştır.


12 Eylül 2017 Salı

PMI Sustainability Report and Turkey

Philip Morris International Inc. joined the United Nations Global Compact (UNGC) in 2015. By doing so PMI committed to embed its Ten Principles into the strategy, culture and daily work of the company, and I am pleased to work for this company which provides such a commitment. On September 12, PMI published its sustainability report, communicating its progress in respect to the United Nations Global Compact Principles.
Besides, as a Turkish citizen, it is nice to hear an example case from Turkey in terms of strengthening our sustainability fundamentals in this report.
An example of “farm economics, mechanization and innovation” comes from Turkey. In Turkey’s oriental tobacco growing, labor is not only the main cost, but it is also the bottleneck limiting the volume that each farmer can produce, due to the labor intensive preparation of the small Oriental leaves for curing. The “vento” machine technology allows farmers to harvest Oriental tobacco leaves in bulk by enabling the curing preparation in a cotton net tube instead of the traditional practices whereby tobacco leaves need to be carefully aligned during harvesting so they can be individually sown on a string for curing.
These machines enable the farmer to make an estimated labor saving of 25 labor days/ha and allows farmers to harvest larger volumes, thereby significantly increasing income. With PMI’s technical and financial support, around 1,700 farmers, representing 27% of PMI’s volume sourced in Turkey, were using “vento” machines by the end of 2016. In 2017, we expect to source over 40% of our tobacco in Turkey to be cured using this technology.
As a PM Turkey employee, I proudly share the full report:

5 Mayıs 2017 Cuma

Serhan Abi

2013 yılı Mayıs ayında Philip Morris için girdiğim mülakatta tanıdım ilk kez “Serhan Tekin”i. Ben işi almak için o kadar çok heyecanlıyken, sanki o da karşımda benim kadar heyecanlıydı. Mülakat için önceden hazırlık yapmış, kanunen kabul edilmeyen giderlerden, indirilemeyen katma değer vergilerinden sorular hazırlamış, bunları heyecanla sorarken, yanıtlarımı da merakla dinliyordu.

Sonra 1 Ağustos 2013 geldi ve resmen “Serhan Bey”e direkt bağlı olarak çalışmaya başladım. Çok geçmeden “Bey”i kaldırıp “Abi” olarak güncelledik. “Serhan Abi” o döneme kadar hayatıma girmiş yöneticilerin en farklısıydı. Her şeyden önce o kadar komikti ki odasından çıkıp verdiği kısa teneffüs aralarında hepimizi kendine özel espri bombalarına tutardı. “Birlikte güldüğünüz insanların değerini bilin” derler ya, Serhan Abi ile çalışıncaya kadar hiçbir amirimle bu kadar çok gülmemiştim. Bırakın amiri, kendi özelimi birine anlatırken kendimi hiç bu kadar rahat hissetmemiştim. İşi arkadaşlıkla o kadar iyi dengeliyordu ki, ne fabrikada gece yarısını görmek, ne de Alsancak’ta denetim firmasının ofisinde IFRS kayıtları için kafa patlatmak insana fazla mesai gibi gelmiyordu. Beraber geçen üç buçuk yılda güzel hatıralar biriktirdik. Öyle hatıralar ki buraya yazsam konuyu bilmeyip de okuyan biri yanlış şeyler düşünür mü diye çekinmeden edemiyorum…

O hep “iyi”, “bonkör”, “komik”, “karizmatik”, “çağdaş”, “saygılı” (bu güzel sıfatlar uzar gider) bir ADAM’dı. Bununla beraber çocukla çocuk olmasını da iyi bilirdi. Okan’ın geride kalan üç yaş gününde de curcunanın içinde onun en iyi oyun arkadaşı olmayı başardı.

Dile kolay, öncekiler hariç, yaklaşık yirmi beş yıl aynı kurumda yüksek dikkat gerektiren sorumluluklarla çalışmak oldukça yıpratıcı bir iştir. Bir de yola beraber çıktığın arkadaşların teker teker gemiden ayrıldıysa sen de gemiden ayrılmayı, bir de sakin limandaki hayatı tecrübe etmeyi istersin. İşte Serhan Abi de şimdi yeni bir deneyim için aramızdan ayrılırken, o klasik “yeni bir beyaz sayfayı açarken” ben de onu yeni hayatına yolcu etmenin hem burukluğunu hem de mutluluğunu yaşıyorum. Ama şunu da biliyorum ki, Philip Morris bana yalnızca bir amir, bir iş arkadaşı değil, gerçek bir “Abi” kazandırdı ve biz güzel hatıralar biriktirmeye devam edeceğiz… Hep “keh keh” diye gülmen dileğiyle Serhan Abi…
Ofiste Son Gün

Çiğ Köfteli Doğum Günü Partisi

Biz Daha Çoook Sir Winston'a Gideriz...
 

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Fethiye, Hillside, Toplantı ve Dahası...

​23, 24 ve 25 Mayıs tarihlerinde Philip Morris Finans ve Admin departmanları olarak 3 gün boyunca Fethiye Hillside'da kalıp bir takım toplantılar yaptık. Pazartesi sabahı 8 gibi fabrikadan yola çıkıp öğlen vakitlerinde otele varıp Çarşamba ise öğle yemeğimizi yiyip 2 gibi dönüşe geçtik.

Yiyip içtiklerimizi anlatıp görgüsüzlük yapacak değilim ama gördüklerimi ve yaşadıklarımı anlatmak isterim... Ee buyrun o halde:

Öncelikle otelde ilk dikkatimi çeken, yüksek fiyat seviyesine rağmen odaların aynı seviyede lüks olmadığıydı. Yalnız yanlış anlaşılmasın, doğal bir güzelliği ve konforu mevcuttu odaların. Doğal demişken; kaldığımız odaya giderken geçtiğimiz yolda mavi bir kertenkele vardı ve dar alanda kendince yaşamını sürdürüyordu. Biz çok dert etmedik ama herkes bundan hoşlanmayabilir.
Böyle bir yerde değerlendirilmesi gereken öncelikli konulardan biri ise deniz, bence Mayıs ayına göre denizi gayet güzeldi. Ne çok sıcak, ne de çok soğuk, ferahlamak için harika bir suyu var. Kumsalının olmaması, plajın taşlık olması dezavantajdı. Çocuklu geldiğinizde kumdan kale yapamayan bir çocuk plajda ailesiyle ne kadar oyalanır bende bir soru işareti yarattı. Plaj ve havuz çevresindeki bar hem kokteyl hem servis açısından çok başarılıydı. Barmen ve garsonların genel olarak pozitif ve güleryüzlü hali sunulan yiyecek ve içeceklerin tadıyla birleşince kesinlikle memnuniyet vericiydi.

Otele ilişkin anılarımı çektiğim "bence" birbirinden güzel doğa ve manzara fotoğrafları ile ölümsüzleştirdim. Bu etkileyici fotoğraflara ek olarak iki ünlü ile çekildiğim hikayesi olan iki fotoğraf var ki, benim adıma 3 günün bombalarıydı. 



Oteldeki ilk gecemde gün içerisinde aktif olarak telefonu kullanmamdan ötürü şarjım yüzde 4 seviyesine inmişti. O anlarda karşımda İsmail Köybaşı'nı kız arkadaşı ile görünce, kafamın da iyi olmasının vermiş olduğu cesaret ile, merhaba diyip fotoğraf çektirip çektiremeyeceğimizi sordum. "Tabii ki" gibi sıcak bir cevap alınca telefonuma yöneldim ama o da ne: "düşük pil seviyesi, kamera açılamıyor" uyarısı. "Arkadaşımdan telefon alıp gelebilir miyim?" diyip cevabı beklemeden bizim masadaki arkadaşların birinin telefonunu alıp tekrar İsmail'in yanına gittim ama bu kez de çevrede aydınlatma olmaması sebebiyle aydınlatması olmayan ön kameradan çektiğimiz fotoğrafta hiç birşey belli olmuyordu. Durumu farkeden İsmail'in kız arkadaşı kibarca fotoğraf çekme konusunda yardımcı olabileceğini söyledi. İsmail'in yardımıyla ön kamerayı arka kamera ile değiştirdik ama karanlık ortam ve yabancısı olduğum telefonun flaşın açmayı beceremediğim için bu fotoğrafta diğerinden çok başarılı değildi. Artık başka çözüm de sunacak halim yoktu, teşekkür edip şampiyonluktan ötürü tebrik edip ayrıldım. Ne yalan söyleyeyim, o gece kafamı yastığa koyduğumda hala içim yanıyordu.


Amaaa, derler ya bir kapı kapandığında başka bir kapı açılır diye, ertesi gün akşamüstü saatlerinde saunadan çıkıp havuz başında bir şeyler içerken bu kez karşı masamda Cem Yılmaz yalnız oturuyordu. Bir arkadaşımla,damarlarımızdaki alkol seviyesinin vermiş olduğu rahatlıkla, yanına gidip niyetimizi söyledik. Sağolsun kırmadı ve güleryüzüyle fotoğrafta yer aldı. Bana da güzel bir Fethiye hatırası olarak kaderin bir hediyesi oldu. Dersimizi de aldık: kaçan fırsatlara hayıflanmak yerine yenilerine odaklanmak lazım hayatta...


Otelimizin ünlülerce tercih edildiğinin de altını çizdikten sonra son bir paragrafta spor salonu için açmak isterim. Hem makinelerin yüksek teknolojisi, hem de ferah ve hijyenik ortamı ile oldukça kaliteli vakit geçirdim salonda 3 gün boyunca. Özellikle göl kenarında sanal yürüyüş yaparak kullanılan epliktik bisiklet ve tavla oynayabildiğiniz koşu bandı spor yaparken sıkılanlar için bile heyecanlandırıcıydı. Ee o kadar güzel hamur işleri, etleri ve tatlıları yiyince biraz olsun vicdanı rahatlatmak için böyle bir konaklamada spor salonuna uğramak iyi geliyor.

İzmir'e doğru yol alırken yazdığım bu yazıyı internet erişimi bulduğumda paylaşmış olacağım. Sıcak hatıralarla dolu Fethiye Hillside'ı da hep iyi anacağım...





Google adsense

Analytics