Son dönemde fark ettiğim bir şey var: İnsan kendini geliştirmeye, daha fazla üretmeye ve daha hızlı ilerlemeye o kadar odaklanıyor ki bazen asıl ihtiyacının durup dengeyi yeniden kurmak olduğunu unutuyor. Bu yazıda sonbaharla birlikte tekrar düşündüğüm rutinler, zihinsel yorgunluk, sağlık, motivasyon ve küçük mutlulukların hayat üzerindeki etkisinden bahsetmek istiyorum.
Bazı dönemlerde hayat büyük kararlarla değil, küçük ayarlamalarla ilerliyor.
Son birkaç haftadır bunu daha net hissediyorum. Bir yandan işlerin yoğunluğu, diğer yandan günlük hayatın kendi akışı içinde insanın enerjisi bazen yükseliyor, bazen düşüyor. Bir gün yapılacaklar listesine yetişmeye çalışırken, ertesi gün bir yürüyüş, bir kahve ya da erken biten bir trafik yolculuğu bütün ruh halini değiştirebiliyor.
Eskiden bunun geçici olduğunu düşünürdüm. İyi hissediyorsam hep öyle devam edeceğini, zorlanıyorsam da uzun süre o duygunun içinde kalacağımı sanırdım. Oysa son dönemde bir kez daha gördüm ki hiçbir duygu kalıcı değil. Ne stres sonsuz sürüyor ne de rahatlık. Perşembe günü dünyanın yükünü taşıyormuş gibi hissederken cuma akşamı aynı konu çözüldüğünde insan sanki omuzlarından onlarca kilo atmış gibi hafifleyebiliyor.
Belki yaş aldıkça daha çok fark ettiğim şey şu: Hayatın kalitesi çoğu zaman büyük olaylardan değil, küçük ritüellerden oluşuyor.
Pazar sabahı kurulmuş özenli bir kahvaltı sofrası.
Sahilde yapılan kısa bir yürüyüş.
Yoğun trafikten önce evin yolunu tutmak.
Bir fincan sıcak çay.
Uzun zamandır ertelenen bir kitabın birkaç sayfasını okumak.
Bunlar dışarıdan bakıldığında önemsiz gibi görünebilir. Ama insanın kendi iç dengesini kurmasında düşündüğümüzden çok daha büyük payları var.
Bir başka dikkatimi çeken konu da sağlık oldu. İnsan çoğu zaman bedeninin sessiz çalışmasını doğal kabul ediyor. Ancak basit bir ağrı, uzun süren bir halsizlik ya da isteksizlik hali ortaya çıkınca aslında her gün fark etmeden sahip olduğumuz şeylerin kıymetini yeniden anlıyoruz. Sağlık da motivasyon da enerji de ancak azaldığında görünür hale geliyor.
Bu sonbaharın bana hatırlattığı bir diğer ders ise kendine karşı biraz daha sabırlı olmak gerektiği. Her gün en üretken, en motive, en disiplinli versiyonumuz olamayacağız. Bazı günler sadece günü tamamlamak bile yeterli olacak. Önemli olan tamamen durmamak. Küçük de olsa ileri gitmeye devam etmek.
Bugün geriye dönüp baktığımda, son birkaç haftayı tek bir cümleyle özetlemek istersem şöyle derim:
Hayat bazen ilerlemekten çok yeniden denge kurmaktan ibaret.
Ve galiba dengeyi bulmak, hızlanmaktan çok daha değerli bir beceri.
Belki de hayatın en önemli becerilerinden biri, her şey yolundayken hızlanmak değil; işler karmaşıklaştığında yeniden denge kurabilmektir. Son zamanlarda öğrendiğim en değerli şey bu oldu. Daha fazla üretmekten önce daha sağlam bir zemin oluşturmak gerekiyor. Çünkü uzun vadede bizi ayakta tutan şey motivasyon değil, sürdürülebilir rutinlerdir.
