vergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2019 Pazar

Dijital Hizmetler Vergisini Çizerek Anlattım


Anlatmak istediklerinizi kendiniz çizerseniz hem siz konuya daha hakim olursunuz hem de karşı tarafa mesajınızı daha etkili verirmişsiniz. Bunu ben değil geçtiğimiz hafta Otto Beisheim School of Management'tan aldığım "Visual Thinking for Business" eğitimini veren hocamız söyledi. Ben de bu haftasonu bu deneyimlemek için yukarıdaki çizimleri yapıp dijital hizmetlerin vergilendirilmesini en basit haliyle anlatmaya çalıştım. Yaptığım çizimlerden oluşan yalnızca bir dakikalık bu video ile hap şeklinde bir mevzuat bilgilendirmesi yapmaya gayret ettim. Umarım beğenirsiniz, yani çizimi olmasa da yöntermi :)

30 Temmuz 2018 Pazartesi

Lojistik Tecrübem Hakkında

18 Haziran ile 13 Temmuz 2018 arasında Tedarik Zinciri altındaki Lojistik Departmanı’nda 4 hafta boyunca görev yaptım. Mini bir STA programı gibi değerlendirebileceğimiz bu süreçte hem gümrükle ilgili temel bilgileri öğrenip kendim için bu alanda bir alt yapı oluşturdum, hem de kendi bilgi birikimimin bir kısmını lojistik departmanıyla paylaşarak onlara faydalı olmaya çalıştım. Özellikle ülkemizin ABD menşeli tütün ve asetat ithalatına ek mali yükümlülük uygulamaya başlayacağını açıkladığı ve uygulama kararının alındığı günlerde lojistik departmanında olmak ekibin önemli kararları alma ve kritik süreçleri yönetme konusundaki dengeleri nasıl yönettiğini gözlemleyebilmem adına iyi bir fırsat oldu. (Maalesef biraz maliyetli bir fırsat oldu) 4 haftalık süreç geride kaldığında eşyanın gümrük vergisine tabi olduğu durumların belirlenmesi ve gümrükte ödenecek vergi ve diğer mali yükümlülüklerin hesaplanması konusunda temel düzeyde bilgi sahibi olmuştum. Her şeyden öte, artık gümrük beyannamesini elime aldığımda her hanesini yorumlayabilmek, karşımdaki kodların neye karşılık geldiğini bilmek için parmağımın ucundaki mevzuat kaynaklarını nasıl kullanabileceğimi öğrenmiş oldum. Peki onlara ne kattım? 4 haftalık sürecin 2 buçuk haftası 26 adet beyannameyi tüm detayları ile incelemek ve teorik olarak aldığım eğitimin uygulamaya yansımasını test etmekle geçti. Son hafta bu incelemelerimin sonucunda eriştiğim bulguları tüm departman çalışanlarına sundum. Bununla beraber, ISO9001 ve ISO27001 iç denetçisi olarak onlara geri bildirimlerde bulundum. Bilenler bilir, Thrive konusunda Influencer olarak gözlemde ve paylaşımda bulunduğumuz bir kapalı Jam sayfası var. Oradan edindiğim tecrübeyle departman içinde farkına vardığım enerji örneklerini de ekiple paylaşarak bu 4 haftalık sürecin sadece işle sınırlı kalmamasına ayrıca dönüşüm yolculuğumuza fayda sağlamasına gayret ettim. Özetle, benim için faydalı bir deneyimdi. Bu süreçte kazandığım deneyimlerden eminim ki yakın zamanda faydalanmaya da başlayacağım. Lojistik ekibiyle çalışmadan önce Youtube’dan Anadolu Üniversitesi’nin hazırladığı gümrük konulu eğitimleri izleyip bir hazırlık yapmaya çalışmıştım ama “on the job training”in kesinlikle çok daha etkin bir sonuç verdiğini gördüm.

17 Ocak 2018 Çarşamba

“Kurallar Sıfırlanıyor: Vergilemede Dönüşüm” Semineri

16 Ocak 2018 tarihinde KPMG tarafından İzmir Ticaret Odası’nda düzenlenen “Kurallar Sıfırlanıyor: Vergilemede Dönüşüm” konulu seminer Abdülkadir Kahraman’ın “Dijital Ekonomide Vergileme Trendleri ve Vergide Teknoloji” hakkındaki sunumu ile başladı. Seminerden bir gün önce Abdülkadir Bey’e maille aşağıdaki soruyu yöneltmiştim:

Araştırmalar neticesinde muhasebe mesleği dijitalleşme ile birlikte yok olacak meslekler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. En son “kâhin ekonomist” olarak tanınan dünyaca ünlü ekonomist Nouriel Roubini, dünyada dördüncü sanayi devrimiyle birlikte birçok mesleğin gerekliliğinin ortadan kalkacağını belirtmiştir. Yine The Economist dergisi önümüzdeki 20 yıl içinde ‘dijitalleşmenin’ hangi mesleklerin sonunu getireceği yönünde bir çalışma yayımlamıştır. Her iki araştırma sonucuna göre, gelecek 20 yıl içerisinde muhasebe sektöründe çalışan 1000 kişiden 940’ının teknolojik gelişmeler neticesinde işsiz kalacağı açıklanmıştır. Sizin bu noktada görüş ve önerileriniz nelerdir?

Abdülkadir Bey de bu soruyu aşağıdaki mail içeriğiyle yanıtlamıştı:

Volkan bey merhaba

Benim ele alacağım konular arasında bu konuya yer veriyorum. Öncelikle bu ve benzeri haberler var.



İkinci linkte muhasebe ve denetim bunlar arasında.

Ancak sunum sırasında da belirteceğim bu meslekler tam anlamıyla ortadan mı kalkar, yoksa dönüşür mü? Yarın görüşmek üzere.

Abdülkadir Bey sunumuna “UNCTAD Information Economy Report 2017”den verilerle başladı. OECD’nin 15 maddelik BEPS uygulamasına atıfta bulundu ve KPMG olarak 2017 yılıyla ilgili ülke bazlı raporlamanın istenmesine yönelik düzenlemenin hayata geçmesini beklediklerini söyledi.

Bununla beraber, dijital ekonomide “işyeri” tanımında sorun olduğunu ve tanımlamanın kolay olmadığı belirtti. Örneğin booking.com, twitter gibi firmaların ülkemiz pazarından gelir elde ettiğini ama bunu vergilemenin zor olduğunu, bu sebeple KDV, satış vergisi gibi dengeleme vergileri getirildiğini ve bu konuda taslak tebliğ olduğunu açıkladı. Benzer örneklerin spotify, apple gibi şirketler için de geçerli olduğunu ve bu sebeple gelirden ziyade hasılattan vergiye yönelim olduğunu ifade etti.

Robotik yapay zekanın hayatımıza girmesiyle transfer fiyatlandırmasında farklı ülkelerde faaliyet ve kar marjlarının örnekleme yoluyla testi yerine bütün veriyi inceleyip karar vermeye imkan sağlayacak sistemlerin hayatımıza gireceğini açıklayan Abdülkadir Bey, bu sayede şirketlerin daha sağlıklı öngörülerde bulunabileceğini ve riski daha iyi yönetebileceğini belirtti.

7061 Sayılı Torba Kanun ile ilgili olarak Halil Bağdınlı ve Güray Kurşunoğlu sunumlar yaptı. Halil Üstad torba kanun ile birçok itiraz süresinin 15 güne çıktığını belirtip, usulün esasın önüne geçtiği bazı durumlar (önceki mevzuatta 8. günde yapılan itirazın usul açısından kabul edilmemesi gibi) için bu süre artışının mükellefin lehine olduğunu ifade etti. Yapılan düzenlemelerle adres kayıt sistemi Mernis’te kanuni temsilcilerin yerleşim yeri adreslerinin bilinen adres olarak kabul edilecek olmasından bahseden Bağdınlı, bilinen adreste ikinci kez bulunulmadığında kapıya pusulanın yapıştırılarak tebligat yapılacağını ve 15 günlük sürenin başlayacağını aktardı. Kişinin Mernis’te adres kaydının olmaması durumunda ise ulusal gazetede ilan verme yöntemiyle tebliğ yapılacağı belirtildi. Her tür bildirim ve dilekçenin elektronik ortamda verilmesi için gerekli altyapı çalışmalarının yapıldığını anlatan Halil Bağdınlı, İzmir’in e-ticarette pilot bölge olduğunu ve 2018 yılı Şubat ayından itibaren bu konu ile ilgili çalıştayın başlayacağını duyurdu. İkametgah değişikliğinde bildirim zorunluluğunun kalktığını da ifade eden Bağdınlı, artık torba yasa ile değerli kağıtların da elektronik ortamda verilebileceğini belirtti. Bakanlar Kurulu’na verilen yetki ile maktu ve nisbi vergileri kağıt türleri itibarıyla ayrı ayrı artırmaya ya da indirmeye yetki sahibi olduğunu söyleyen Bağdınlı bundan sonra damga vergisinde artışların olası olduğunun altını çizdi. Transfer Fiyatlandırması yöntem belirleme anlaşmaları üzerinden alınan harçların yürürlükten kaldırıldığı ve emlak vergisi için önümüzdeki 4 yıl için artışın bir önceki değerleme döneminde belirlenen vergiden %50 fazla olamayacağına yönelik düzenlemenin de torba yasada bulunduğu belirtildi.

Torba yasa ile sunumun geri kalanına devam eden Güray Kurşunoğlu, mobil elektronik haberleşme, internet ve benzerinde ÖİV’nin tek oran olarak %7.5 olduğunu belirtti. Güray Bey, gayrimenkul sermaye iradında götürü gider oranının %15’e indirildiğini söyledi. 1 Ocak 2018’den itibaren satın alınan araçlar için MTV hesaplamasında kıstasın motor gücü ve yaş değil ayrıca çıplak fiyatın da (ÖTV ve KDV hariç bedel) dikkate alınacağı vurgulandı. Kurumların 2 yıl süreyle aktiflerinde tuttuğu taşınmazların satışlarındaki istisna %75’den %50’ye indiğini belirten Kurşunoğlu, kurumlar vergisi oranının 2018-2020 arası için %22’ye çıkarıldığını hatırlattı.

7061 sayılı Kanun’un sunumda önemli bölümleri anlatılmakla beraber yukarıdaki ifadeler aldığım notları içermektedir. Kanunun tam metnine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:


“Global Ticarette Güncel Konular” hakkında Murat Palaoğlu sunum yaptı. İthalat vergilerinin artmasının ithalatı frenlemek için alındığını anlatan Palaoğlu, ithalatı frenlemek için hayatımıza giren bazı uygulamaların (KKDF gibi) ihracatı da vurabildiğini belirtti. Gümrükte 23 farklı vergi kaleminin alındığını bunların içerisinde gümrük vergisinin payının %6 olduğunu ifade eden Murat Palaoğlu, serbest ticaret anlaşmaları ile korumacı politikalara karşı konulduğunu anlattı. Gümrük İdaresinin 19 farklı bakanlık ile çalıştığını, tüm bu bakanlıkların incelemelerinin gümrükte konsolide edildiğini belirten Murat Bey, aslında gümrükte bekleyen malın gümrükten kaynaklanan sebeplerle değil bu bakanlıkların işleminde olması sebebiyle beklediğini açıkladı. Murat Palaoğlu, GET-APP uygulaması ile iş sahiplerinin gümrük idaresindeki tüm süreçleri takip edebileceğini belirterek sunumunu bitirdi.

“İstihdam ve Sigorta Prim Teşvikleri ile Yeni Düzenlemeler” konulu sunumu ile İsmail Sevinç seminere devam etti. 5510 sayılı kanun ile 5 puanlık indirim sağlandığını anlatan İsmail Bey, 6111 sayılı kanun ile genç, kadın ve mesleki belge sahibi olanların istihdamına yönelik teşviğin 2020 yılı sonuna kadar geçerli olduğunu ifade etti. 2016 yılında yapılan bir değişiklikle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun idari para cezalarındaki düzenlemeyle muhtasar ve prim hizmet beyannamesinde sigortalıların iş yerlerinde fiilen yaptıkları işe uygun meslek adı ve kodunu gerçeğe aykırı bildiren işverenlere sigortalı başına asgari ücretin onda biri tutarında idari para cezası uygulanacağı iletildi. İşe iade uyuşmazlıklarında mahkemeye gitmeden önce arabuluculuk müessesine başvurmak gerektiği yönünde düzenleme yapıldığını anlatan İsmail Bey, arabuluculuk müessesinin aldığı kararın mahkeme kararı ile eşdeğer olduğunu ifade etti.

Seminerden bir gün önce İsmail Bey’e aşağıdaki soruyu iletmiştim:

Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi uygulaması ücret gizliliğinin büyük önem taşıdığı kurumsal şirketler açısından çalışma barışının bozulması gibi ciddi sorunlar yaratacaktır. Zira şu anda ayrı ayı düzenlenen ve ayrı ayı şifre ile ilgili kurumlara gönderilen Muhtasar Beyanname ve Aylık Prim ve Hizmet Belgesi, 2018/Temmuz ayından itibaren Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi şeklinde tek belge olarak birleştirilecek ve tek şifre ile Maliye Bakanlığı sistemi üzerinden gönderilecektir. İşverenler, Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi uygulaması ile çalışanlarını kişi bazında T.C kimlik no, adı-soyadı, prime esas kazancı, prim gün sayısı, gelir vergisi matrahı, vergiden muaf olup olup olmadığı, engellilik oranı, AGİ, kesilen gelir vergisi tutarı, meslek kodu bilgilerini içerecek şekilde bildireceklerdir.

Mevcut uygulamada, çalışanların sosyal güvenlikle ilgili bilgileri (T.C kimlik no, adı-soyadı, prime esas kazanç, prim gün sayısı vd.) genel olarak şirketlerin personel bordro işlemlerini de yürüten insan kaynakları birimindeki bir ve birkaç personel tarafından SGK’ya bildirildiğinden, ücret gizliliğinin sağlanmasında herhangi bir sorun yaşanmamaktaydı. Ancak, yeni uygulamada, aynı şifre ile hem çalışanların isim bazında prime asas kazanç, gelir vergisi matrahı, kesilen vergi gibi bütün bilgilerini ihtiva eden muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin, hem de diğer vergi beyannamelerinin gönderilecek olması başta muhasebe ve mali işler çalışanları olmak üzere sisteme giriş izni olan herkes istediği kişinin ücretini görme imkanına sahip olacaktır. Uygulamanın tüm Türkiye genelinde 01.07.2018 tarihinde başladığında ücret gizliliği politikası uygulayan kurumsal şirketlerde yol açacağı sorunlar ve çözüm yolları konusunda görüşünüzü rica ederim.

Sunumunun sonunda İsmail Bey bu konudaki kaygıları İdare’nin anladığını ve yetkililerin bunları göz önünde bulundurarak çözüm üreteceklerini kendilerine ilettiklerini açıkladı.

Seminerin son sunumunu Yusuf Penezoğlu “Vergi Denetim ve Uyuşmazlıklarında Güncel Düzenlemeler”  konusunda yaptı. Tam incelemenin bir yıl, kısmi incelmenin 6 ayda tamamlanacağını belirten Yusuf Bey, bu sürelerin maksimum 6 ay uzatılabileceğinden bahsetti. Son dönemde takdir komisyonuna sevk yönteminin zamanaşımını durdurmak için kullanılması sebebiyle bunun hukuka aykırı olduğu yönündeki mahkeme kararlarının artması sonucunda yapılan düzenlemeyle ihbar söz konusu olmadığı sürece son 6 ay inceleme başlatılmadıysa zamanaşımına uğrayacak yıl için incelemenin söz konusu olmayacağı ifade edildi. Yusuf Palazoğlu izaha davet uygulamasına da değindi ve burada tartışmalı konunun vergiyi cezasıyla ödeme durumunda dava açılıp açılamayacağı olduğunu, KPMG olarak açılabileceğini düşündüklerini ama konunun uygulamaları gördükçe netleşeceğini açıkladı. Yusuf Bey vergi denetiminde süreçleri anlatırken vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlar tarafından mükellef nezdinde yapılan vergi incelemesi neticesinde, bir vergi türü ve vergilendirme dönemi için düzenlenen vergi inceleme raporunda tarhı öngörülen vergi tutarının, on milyon TL’yi aşması halinde, söz konusu raporun Merkezi Rapor Değerlendirme Komisyonunca değerlendirileceğini belirtti. Rapor Değerlendirme Komisyonlarının, gerekli gördüğü durumlarda ya da talepleri üzerine mükellefi dinleyebileceğini açıklayan Penezoğlu, sunumunun son bölümünde uyuşmazlıkların çözüm yollarından bahsetti. Buna göre idari aşamada çözüm yolları “vergi hatalarını düzeltme”, “cezalarda indirim”, “pişmanlık ve islah” ve “uzlaşma”dır.  Yargı aşamasında ise izlenecek yol “vergi mahkemesi”, “bölge idare mahkemesi” ve “danıştay” şeklinde sıralanmaktadır.
Bu faydalı seminere davetlerinden ve paylaşılan değerli içerikten ötürü KPMG'ye teşekkürlerimi sunarım.

16 Ocak 2018 Salı

Marka Değerini Korumanın Vergi Karşısındaki Durumu

2018 tarihli, yepyeni özelgeler Gelir İdaresi Başkanlığı websitesine yüklendi. Bunlardan birisi özellikle ilgimi çektiği için paylaşmak istedim. Özelge başvurusunda bulunan firma hazır giyim ürünleri, aksesuarlar, ayakkabılar, el çantaları, bavul ve deri eşya vb. ve bunlara ilişkin sair aksesuarlar da dahil olmak üzere her çeşit ürünün ithalat, ihracat ve ticareti işi ile iştigal ediyor. Firma ürünlerin bir kısmını aynı zamanda ilişkili olan yurt dışında mukim ……….. firmasından ithal ederek Türkiye'de bulunan mağazalarında satışa sunuyor. Cevabın öğrenmek istediği soru ise özetle şu şekilde:

Geçmiş sezonlara ait modası geçmiş olan ve sadece marka değerini korumak amacıyla satışı yapılamayan ürünlerin imha edilmesi veya kayıtlı değerlerinden daha düşük bedeller üzerinden ……….. markasının sahibi olan Fransa mukimi ………. Şirketine iade edilmesi hususlarının vergi mevzuatı karşısındaki durumu nedir?
Ülkemizde de faaliyeti olan Chanel, dünyaca ünlü Fransız moda markalarından sadece bir tanesi
Belli “marka”ların ürünleri geçmiş sezon olsa bile marka değerini korumak için belli bir fiyat seviyesinin altına çekmediğini daha önce de gözlemlemiştim. İşletme açısından baktığımızda, izlenen bu politikanın stok maliyeti ve yönetimi açısından getirdiği yükü taşımanın finansal açıdan maliyetine katlanmayı çok mantıklı bulmasam da satış ve pazarlama bakış açısıyla marka değerini belirli bir seviyede tutmak açısından izlenen yöntemin şirketçe makul bulunduğunu anlayabiliyorum. Yine de modası geçmiş olmasına hiç takılmayacak olan bir çok ihtiyacı olanı düşündüğümde, keşke ilgili firma bunları ihtiyacı olanlara verse ya da belli yardım kurumlarına bedelsiz ya da sembolik bedelle teslim etse ve o kurumun yapacağı satıştan elde edilen gelirin yine ihtiyacı olanlara iletilmesi sağlansa diye düşünmeden edemiyorum.

Gelelim kurumun sorduğu soruya idarenin Vergi Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu ve Katma Değer Vergisi Kanunu yönünden verdiği cevaba:
Vergi Usul Kanunu yönünden, Kanununun 278 inci madde hükmü yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi sebeplerle değeri düşen emtianın takdir komisyonunca tespit edilecek değerinin karşılık ayrılmak suretiyle kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınmasına ilişkin olup, geçmiş sezonlara ait ürünlerin demode olması ve marka değerini korumak adına satışının mümkün bulunmaması nedeniyle imha edilme işleminin anılan madde kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Kurumlar Vergisi Kanunu yönünden, geçmiş sezonlara ait ürünlerin demode olması ve marka değerini korumak adına satışının mümkün bulunmaması nedeniyle imha edilme işleminin Vergi Usul Kanununun 278 inci maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından imha edilen ürünlere ilişkin maliyet ve giderlerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.
Katma Değer Vergisi Kanunu yönünden, geçmiş sezonlara ait modası geçmiş olan ve sadece marka değerini korumak amacıyla satışı yapılamayan ürünlerin maliyet bedeli üzerinden belirli oranlar uygulanmak suretiyle hesaplanan düşük bedelle ……….. markasının sahibi olan Fransa mukimi ………. şirketine, KDV Kanununun 11/1-a maddesi ve ilgili Tebliğde belirtilen açıklamalara uygun olarak gönderilmesinin ihracat kapsamında değerlendirilmesi mümkün olup, bu kapsamda iade alınabilecek KDV tutarının ise ihracat bedelinin %18'ini aşmaması gerekmektedir.

Bu üç vergi kanunu açısından konuyu değerlendirdiğimizde şirketin söz konusu modası geçmiş ürünleri imha ettirmesinin Vergi Usul Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu açısından gider kabul edilmeyecek olması imhayı finansal açıdan makul bir tercih olmaktan çıkarıyor. Fransa’daki ilişkili şirketin modası geçmiş ürünleri kabul etmesi durumunda iade süreci ek taşıma ve sigorta masrafları ile şirket açısından değerlendirilebilecek bir tercih pozisyonunda bulunmaktadır. Bu durumda da aynı zarar konusu bu kez Fransa’daki ilişkili firmaya transfer edilmiş olacaktır. Hal böyleyken söz konusu ürünler kamuya faydalı kurumlardan birine teslim edilse ne güzel olurdu diye düşünmemek elde değil.

Merak edenler için özelgenin tam metni aşağıdadır:

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü



Sayı
:
39044742-KDV.29-235
02.01.2018
Konu
:
Stoklardaki emtianın imha edilmesi.




    İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun tetkikinden;

   -Şirketinizin hazır giyim ürünleri, aksesuarlar, ayakkabılar, el çantaları, bavul ve deri eşya vb. ve bunlara ilişkin sair aksesuarlar da dahil olmak üzere her çeşit ürünün ithalat, ihracat ve ticareti işi ile iştigal ettiği,

   -Firmanıza ait ürünlerin bir kısmının aynı zamanda ilişkili olan yurt dışında mukim ……….. firmasından ithal edilerek Türkiye'de bulunan mağazalarınızda satışa sunulduğu,

   -Stoklarınızda yer alan geçmiş sezonlara ait ürünlerin (bluz, ceket, pantolon, aksesuar vb.) demode olması ve marka değerini korumak adına satışının mümkün bulunmaması nedeniyle imha edilmesi veya kayıtlı değerlerinden daha düşük bedeller üzerinden ilgili şirkete iade edilmesi hususlarının vergi mevzuatı karşısındaki durumu hakkında Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.



            I- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN:



   213 sayılı Vergi Usul Kanununun "Takdir Komisyonlarının Görevleri" başlıklı 74 üncü maddesinin (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde, yetkili makamlar tarafından istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmak takdir komisyonlarının görevleri arasında sayılmıştır.



   Anılan Kanunun 274 üncü maddesinde ise emtianın maliyet bedeli ile değerleneceği, emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedellerinin % 10 ve daha fazla bir düşüklük gösterdiği hallerde mükellefin maliyet bedeli yerine 267 nci maddenin ikinci sırasındaki usul hariç olmak üzere emsal bedeli ölçüsünü tatbik edebileceği hükmüne yer verilmiştir.



   Mezkur Kanunun 278 inci maddesinde, yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vaki olan emtia ile maliyetlerinin hesaplanması mutad olmayan hurdalar ve döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartaların emsal bedeli ile değerleneceği hükme bağlanmıştır.



   Aynı Kanunun 267 nci maddesinde ise, gerçek bedeli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın emsal bedelinin, ortalama fiyat, maliyet bedeli ve takdir esası olmak üzere üç esasa göre tayin edileceği; ilk iki sıradaki usul ile belli edilemeyen emsal bedelin ilgililerin müracaatı üzerine takdir komisyonunca takdir yolu ile belli edileceği hüküm altına alınmıştır.



   274 üncü maddede düzenlenen hükümde, satın alınan veya imal edilen emtianın maliyet bedeli oluştuktan sonra fiyatların aşağıya doğru indiği (ekonomide depresyon halinin ortaya çıktığı) dönemlerde mükelleflerin gerçek olmayan kazançlar üzerinden vergi ödememeleri amaçlanmıştır.



   Bu tür durumlarda mükellefin kendi maliyet bedelinin zaten bilindiği ve satış fiyatının üzerinde olduğu için emsal bedel tespit edilirken bu esasın dikkate alınması bir kısır döngüye yol açacağından, emsal bedelle değerleme yapacak mükellefin ya ortalama satış fiyatı ya da takdir komisyonu kararına göre emsal bedel tespit ettirmesi gerekir.



   Mükelleflerin isteğine bağlı olan bu değerleme şeklinde kriter olan satış fiyatı mükellefin kendi satış fiyatı değil piyasada oluşan ortalama fiyattır. Aksi halde mükellefler, dönem sonlarında maliyetin altında az bir miktar satış yapmak suretiyle dönem kazançlarını düşük tespit edebilirlerdi. Bu nedenle, dönem sonu stoklarını emsal bedeli ile değerlemek isteyen mükellefin, emtiasının maliyet bedelinin piyasadaki o mala ilişkin genel fiyat düzeyinin altında kaldığını ispatlaması gerekir.



   Emsal bedelle değerlenecek emtianın maliyetinin satış fiyatına göre düşüklük göstermesi, ekonomideki dalgalanmalar dışında işletmenin deneme üretimi veya ilk kez pazara sunduğu bir mal nedeniyle maliyetinin rakiplerinin satış fiyatının üstünde oluşmasından kaynaklanması halinde de mükellef dilerse emsal bedeli (maliyet bedeli esası dışında) ile stoklarını değerleyebilir.



   Yukarıda yapılan açıklamalara göre, değerleme gününde stoklarda bulunan emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedellerinin % 10 ve daha fazla bir düşüklük göstermesi halinde, dönem sonu stoklarını emsal bedeli ile değerlemek isteyen şirketinizin emtianın maliyet bedelinin piyasadaki o mala ilişkin genel fiyat düzeyinin altında kaldığını ispatlaması halinde konunun takdir komisyonunca değerlendirilmesi mümkündür.



   Diğer taraftan, Vergi Usul Kanununun 278 inci madde hükmü yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi sebeplerle değeri düşen emtianın takdir komisyonunca tespit edilecek değerinin karşılık ayrılmak suretiyle kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınmasına ilişkin olup, geçmiş sezonlara ait ürünlerin demode olması ve marka değerini korumak adına satışının mümkün bulunmaması nedeniyle imha edilme işleminin anılan madde kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.



            II- KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:



   5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı; ikinci fıkrasında ise safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmış olup kurum kazancının tespitinde Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.



   Gelir Vergisi Kanununun "Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti" 38 inci maddesinde;



    "Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

   1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

   2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

   Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu'nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41'inci maddeleri hükümlerine uyulur."

   hükümlerine yer verilmiştir.

   Kurumlar Vergisi Kanununun "Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı" başlıklı 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında kurumların, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunmaları durumunda, kazancın tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı; alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemlerin her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirileceği, ikinci fıkrasında ilişkili kişinin kurumların kendi ortakları, kurumların veya ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek kişi veya kurum ile idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu ya da nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları ifade ettiği ve ilişkinin doğrudan veya dolaylı olarak ortaklık kanalıyla oluştuğu durumların örtülü kazanç dağıtımı kapsamında sayılması için en az %10 oranında ortaklık, oy veya kâr payı hakkının olması şartı arandığı ve ortaklık ilişkisi olmadan doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oranında oy veya kâr payı hakkının olduğu durumlarda da tarafların ilişkili kişi sayıldığı ve ilişkili kişiler açısından bu oranların topluca dikkate alındığı; üçüncü fıkrasında emsallere uygunluk ilkesinin ilişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanan fiyat veya bedelin, aralarında böyle bir ilişkinin bulunmaması durumunda oluşacak fiyat veya bedele uygun olmasını ifade ettiği hüküm altına alınmıştır.



   Bu hüküm gereğince, şirketinizin ilişkili olduğu Fransa mukimi firma ile gerçekleştirdiği mal veya hizmet alım ya da satım işlemlerinde uygulanan fiyat veya bedelin emsallere uygunluk ilkesine göre tespit edilmesi gerekmektedir.



   Konuya ilişkin ayrıntılı açıklamaların yapıldığı 1 seri numaralı Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğin "4. Emsallere Uygunluk İlkesi" başlıklı bölümünde ise,



   "…Emsallere uygun fiyat veya bedel, aralarında ilişkili kişi tanımına uygun herhangi bir ilişki olmayan kişilerin tamamen işlemin gerçekleştiği andaki koşullar altında oluşturduğu piyasa ya da pazar fiyatı olarak da adlandırılan tutardır. Bu fiyat veya bedel, işlem anında hiçbir etki olmaksızın objektif olarak belirlenen en uygun tutar olup, ilişkili kişilerle yapılan işlemlerde uygulanan fiyat veya bedelin bu tutar olması gerekmektedir.



   Aralarında ilişki bulunmayan gerçek kişi veya kurumlar arasındaki işlemlerde fiyat, piyasa koşullarına göre belirlendiğinden, ilişkili kişiler arasındaki işlemlerde de aynı koşullar geçerli olmalıdır. Dolayısıyla, taraflar arasındaki ilişkinin mal veya hizmet fiyatlandırmasına herhangi bir etkisi bulunmamalıdır.



   İlişkili kişiler arasındaki mal veya hizmet alım ya da satım işlemlerinde uygulanan fiyat veya bedelin piyasa fiyatını yansıtmaması durumunda, ilişkili kişiler arasındaki işlemlerde uygulanan bu fiyat veya bedelin emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edildiği kabul edilecektir…"



   açıklamalarına yer verilmiştir.



   Bu çerçevede; geçmiş sezonlara yönelik olarak stoklarınızda yer alan ve yurt içinde satışı mümkün olmayan ürünlerin Fransa'da mukim ilişkili firmaya satış işleminin karşılaştırılabilir koşullar altında değerlendirilerek, söz konusu işleme ilişkin bedellerin emsallere uygun olarak belirlenmesi ve emsal bedelin tespitinde 13 üncü maddede ve anılan Tebliğde yapılan açıklamalar çerçevesinde işlemin mahiyetine en uygun yöntemin kullanılması gerekmektedir.



   Söz konusu ürünlerin ilişkili kişiye satış bedelinin emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilmesi durumunda, kazancın transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı tabiidir



    Diğer taraftan, geçmiş sezonlara ait ürünlerin demode olması ve marka değerini korumak adına satışının mümkün bulunmaması nedeniyle imha edilme işleminin Vergi Usul Kanununun 278 inci maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından imha edilen ürünlere ilişkin maliyet ve giderlerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.



            III-KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:



   3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun,

 

11/1-a maddesinde, ihracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler, yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetler, serbest bölgelerdeki müşteriler için yapılan fason hizmetler ve karşılıklı olmak şartıyla uluslararası roaming anlaşmaları çerçevesinde yurt dışındaki müşteriler için Türkiye'de verilen roaming hizmetlerinin katma değer vergisinden istisna olduğu,



29/1-a maddesinde, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV'den bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV ile ithal olunan mal ve hizmetler dolayısıyla ödenen KDV'yi indirebilecekleri,



30/c maddesinde, deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığının yangın sebebiyle mücbir sebep ilân ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere, zayi olan mallara ait katma değer vergisinin indirim konusu yapılamayacağı,



hüküm altına alınmıştır.



Konuyla ilgili olarak yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin;



- (II/A-1.1.1) bölümünde,



"3065 sayılı Kanunun (11/1-a) maddesine göre, ihracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler KDV'den istisnadır. Aynı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca bir teslimin ihracat teslimi sayılabilmesi için aşağıdaki iki şartın gerçekleşmesi gerekir:



a) Teslim, yurtdışındaki bir müşteriye veya serbest bölgedeki alıcıya ya da yetkili gümrük antreposu işleticisine yapılmalı veya mallar yetkili gümrük antreposu işleticisine tevdi edilmelidir.



…



b) Teslim konusu mal Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesinden çıkarak bir dış ülkeye veya bir serbest bölgeye vasıl olmalı ya da yetkili gümrük antreposuna konulmalıdır."



- (III/C-2.4) bölümünde ise,



"Mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak stoklarında mevcut olan ancak kullanım süresi geçen veya bir başka nedenle kullanılamayacak durumda olan malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV'nin, 3065 sayılı Kanunun (30/c) maddesi hükmü uyarınca indirim konusu yapılması mümkün değildir.



Söz konusu malların ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya Takdir Komisyonu huzurunda imha edilmesi durumunda da bu mallara ilişkin yüklenilen KDV indirilemez.



Bu çerçevede, zayi olan mallara ait yüklenilen ve daha önce indirim konusu yapılan KDV'nin, imha tarihini kapsayan vergilendirme dönemine ait 1 No.lu KDV Beyannamesinin "İlave Edilecek KDV" satırına dahil edilmek suretiyle indirim hesaplarından çıkarılması gerekmektedir."



açıklamalarına yer verilmiştir.



60 No.lu KDV Sirkülerinin "Malların Değerinin Düşmesi Sonucu Meydana Gelen Kayıplar" başlıklı (8.1.3.2.) ayrımında "Malın tamamen yok olmaması, ancak değerinde önemli derecede düşüklük meydana gelmesi halinde malın zayi olması hükümleri geçerli olmayacaktır. Bu durumda malların zayi olması değil, düşük bedelle veya zararına satışı söz konusu olacağından, bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV'nin indirim konusu yapılabileceği tabiidir.



Örneğin;



- Üretim esnasında renginde problem olan giyeceklerin,



- Yangın sonucu tamamen yok olmayan ve ekonomik değeri olan yedek parça ve malzemelerin daha düşük bir fiyatla satılması halinde, bunlar nedeniyle yüklenilen KDV'nin tamamı indirim konusu yapılabilecektir." şeklinde açıklanmıştır.



Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, geçmiş sezonlara ait modası geçmiş olan ve sadece marka değerini korumak amacıyla satışı yapılamayan ürünlerin maliyet bedeli üzerinden belirli oranlar uygulanmak suretiyle hesaplanan düşük bedelle ……….. markasının sahibi olan Fransa mukimi ………. şirketine, KDV Kanununun 11/1-a maddesi ve ilgili Tebliğde belirtilen açıklamalara uygun olarak gönderilmesinin ihracat kapsamında değerlendirilmesi mümkün olup, bu kapsamda iade alınabilecek KDV tutarının ise ihracat bedelinin %18'ini aşmaması gerekmektedir.



Öte yandan, fiilen kullanıma uygun olmakla birlikte modası geçmiş olduğundan imha edilen mallar, KDV Kanununun 30/c maddesine göre zayi olan mal kapsamında değerlendirilmekte olup, bunlara ilişkin yüklenilen KDV'nin indirim hesaplarından çıkarılacağı tabiidir.



Bilgi edinilmesini rica ederim.







(*)     Bu Özelge 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 413.maddesine dayanılarak verilmiştir.

(**)   İnceleme, yargı ya da uzlaşmada olduğu halde bu konuya ilişkin olarak yanlış bilgi verilmiş ise bu özelge geçersizdir.

(***) Talebiniz üzerine tayin edilmiş olan bu özelgeye uygun işlem yapmanız hâlinde, bu fiilleriniz dolayısıyla vergi tarh edilmesi icap ederse, tarafınıza vergi cezası kesilmeyecek ve tarh edilen vergi için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.


22 Aralık 2017 Cuma

Basiretli Tüccar Olmak Yetmez

Ne kadar basiretli bir tüccar gibi işinizin risklerini belirleyip, değerlendirseniz ve önlem alsanız da, işletmenize ait demirbaşlarınız çalınabilir. Bu tatsız olay herkesin başına gelebilir. Hatta bu konuda bilindik, çok kullanılan “Hırsıza kilit dayanmaz” diye bir söz de vardır. Demirbaşınız çalındığında bu demirbaşın kayıtlı değerini gider yazamayacağınız, daha önce yüklendiğiniz KDV’yi düzeltmeniz (indirimlerden çekmeniz, indirdiğiniz KDV’yi bir bakıma geri ödemeniz) gerekir. Bu yeni olmayan ve oturmuş bir uygulamadır.


Mali İdare 27.07.2017 tarihli görüşünde, “Bununla birlikte, çalınan motosiklet ile ilgili olarak sigortadan alınan tazminatların gelir olarak dikkate alınması gerektiği tabiidir.” ifadesine yer vererek mevcut uygulamaya yeni bir boyut kazandırmıştır.

Konuyu daha yalın bir şekilde ifade etmem gerekirse:
  • Siz basiretli bir tüccar olarak çalınma riskini sigortalamışsınız, dolayısıyla kaybınız sigorta şirketi tarafından karşılanmış, yerine konmuş.
  • Dolayısıyla kaybınızın karşılanan kısmı kadar öz varlığınızda bir değişiklik olmadığı aşikar.
  • Öz varlık, olsa olsa, çalınan malın değerinden daha yüksek bir tazminat alınmışsa, aşan tutar kadar artmış olur ve vergileme ancak o kısma yapılabilir. Zaten bu özelgeye kadar da öyle yapılıyordu.
  • Ancak artık sigortadan alınan tazminatı direk gelir olarak dikkate almanız, yani üzerinden %20 kurumlar vergisi hesaplamanız gerekiyor.
Çalınan malın değerine isabet eden sigorta tazminatı üzerinden vergi almaya kalkmak adeta “Bir malına sahip çıkmıyorsun, öyleyse senden vergi alırım” demekten farksız. İdare’nin verdiği görüşe saygım sonsuz ama çalınan bir demirbaşın yerine elde edilen tazminatın üzerinden vergi almak yerine yatırım gerçekleştiren, iş yapan kişilere, işletmelere destek olmak ekonomimiz açısından çok daha katma değerli olacaktır.

Bu yazının hazırlanmasında Zeki Gündüz’ün 22 Aralık 2017 tarihli Dünya Gazetesi’ndeki köşe yazısından faydalanılmıştır. Yukarıda bahsedilen özelgeye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.gib.gov.tr/node/123690/pdf

12 Kasım 2017 Pazar

Cem Boyner’den Vergi Konusunda Bir Hatıra

Özlem Gürses Tatar, Başarısızlık Hikayeleri – Bazen Olmaz adlı kitabında iş, spor, sanat dünyasının önde gelenleriyle röportajlar yapıp kendi başarısızlık hikayelerini dinleyerek okuyucularıyla paylaşmış. Herkesin ‘çok’ olmakla, güçlü olmakla, muktedir olmakla, hep kazanmakla övündüğü bir dünya oldu burası… ve tuhaf bir biçimde herkesin gün geçtikçe yalnızlaştığı, mutsuzlaştığı bir dünya. Ve işte böyle bir dünyada  “başarısızlıktan” söz eden bir kitap. Keyifle ve öğrenerek okuduğum bu kitabın Cem Boyner’e ayrılan bölümünde Cem Beyin paylaştığı kısa bir hatırası var. Özellikle sorumlu vergiciliğin gündemde tartışıldığı bugünlerde oldukça vurucu bir örnek olduğu için paylaşmak istedim.

Bir gün Maraş’tayız, bir toplantımız var, daha siyasi partiyi kurmamışız. Büyük bir salon, altı yüz kişi. Salonda sakallı bir genç vardı, kalktı dedi ki “Ben şeriatçıyım, vergi filan vermem.”

Önden bir beyefendi izin istedi, “Ben cevap verebilir miyim?” diye. “Buyurun” dedim.

Kalktı dedi ki, sene 1993, Matild Manukyan vergi rekortmeni, “Delikanlı, sen vergini ver. Eğer vergi vermezsen Matild Manukyan’ın verdiği vergi ile maaşı ödenen imamın arkasında namaza durmak zorunda kalırsın.”

Bu güzel 90'a ayak içiyle plaseden sonra sakallı genç vergisini yatırdı mı yoksa Matild Manukyan'ın ödediği vergi ile maaşını alan hocanın arkasında namazını kılmaya devam etti bilinmez ama herkesin vergi konusunda sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiği tartışmasız bir gerçek.

Bu arada kimdir bu Matild Manukyan derseniz, hakkında kısa bir araştırma yapınca bakın karşıma neler çıktı: İş hayatına, sosyete terziliği ile başladı. Eşinin ölümünün ardından, oğluyla tek başına kaldı. Açtığı atölyede kıyafet dikerek para kazandı. Karaköy'de babasına ait binaları, genelev işletmecilerine kiraya verdi. Buradan alacağını ödemeyen bir kiracısı vasıtasıyla, geneleve ortak oldu. Önce ev sahipliği ile bu işe başladı. Yıllar içinde işlettiği genelevlerden kazandığı paralarla çok sayıda gayrimenkul aldı. Üstüste vergi rekortmeni seçildi. Ölümünden sonra mal varlığı açıklandığında 2000’den fazla gayrimülkü olduğu ortaya çıktı. Bunların arasında en bilinenleri 500 daire, 50 dükkân, 4 han, 4 yazlık, 220 ticari taksi plakası, 37 genelevi, 40 bina, 2 fabrika, Kalamış’ta yat, bir Rolls-Royce, dört BMW ve dört tane de Mercedes otomobil ile Antalya’da bir otel yer alıyor.

Bugünün benden notu: Bence haftasonlarını böyle kitaplar okuyarak, ailenizle ilgilenerek geçirin. Can sıkıcı maillerle insanları üzmeyin.

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Başarıyı Gururla Paylaşmak ya da Gizlenmek (Botaş Üzerine)

Rekortmen olmak ama bunu gizli tutmak, zirvede olmak ama zirvede olduğunuzu gizlemek. Hem de birkaç kişiden değil, bir ülkenin tamamından. Hem de gurur duyulacak, kutsal bir görevi yerine getirmiş olmaya rağmen bunu gizli tutmaya çalışmak. Ama pek de nafile bir amaç içinde bulunduğumuz bu bilgi çağında. Arkasındaki amaç bir kamu kuruluşunun halk tarafından neden bu kadar karlı olduğunun sorgulanmasını önlemek ya da bambaşka bir şey… Ne olursa olsun, amacıyla örtüşmeyen bir sonuç. Eğer adını açıklasaydı bir birim etki yaratacaksa, adını açıklamayarak merak uyandırıp ardından da kim olduğu belli olunca tartışmaya daha fazla konu olmasıyla en az on birim etki yaratan 2016 yılı kurumlar vergisi rekortmeni Botaş’tan bahsediyorum. Tam adı “Botaş Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş.”. Adresi Ankara’nın Çankaya ilçesi. 1974’te işe başlayan bu kamu kuruluşu 2016’da ülkemizin en çok kurumlar vergisi ödeyen şirketi olarak Ağustos 2017’de ekonomi sayfalarında ve manşetlerde oldukça yer aldı.
Aslında bu yılki gizlilik önce Gelir İdaresi Başkanlığı’nın izlediği politika ile başladı. Önceki yıllarda kamuya gelir ve kurumlar vergisi rekortmenlerini (ilk 100) duyuran kurum, ana sayfadan hem yazılı bir teşekkür metni yayımlar hem de bunu medyaya servis ederdi. Bu sene ise habersiz bir şekilde websitesindeki istatistikler bölümünü güncelledi. Takip edebildiğim kadarıyla bunu ilk Hürriyet Gazetesi Ekonomi servisi farketti ve haberleştirdi. Kurumlar Vergisi ilk 100 listesindeki ilk 10 firma aşağıdaki gibiydi:
SIRA NO
KURUMUN UNVANI
TAHAKKUK EDEN VERGİ TUTARI (TL)
1
(*)
(*)
2
T.C.ZİRAAT BANKASI A.Ş.
1.863.822.027,12
3
TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI
1.625.060.930,11
4
TÜRKİYE GARANTİ BANKASI A.Ş.
928.882.025,31
5
AKBANK T.A.Ş.
889.281.498,31
6
TÜRKİYE İŞ BANKASI A.Ş.
873.812.074,17
7
TÜRKİYE VAKIFLAR BANKASI TÜRK A.O.
753.392.582,14
8
YAPI VE KREDİ BANKASI A.Ş.
634.865.772,08
9
TÜRKİYE HALK BANKASI A.Ş.
550.515.815,10
10
ELEKTRİK ÜRETİM A.Ş.
409.154.839,72

Listenin haber olmasıyla beraber ilk gün rekortmen firmanın kim olabileceği tahminleriyle geçti. Takip eden gün, rekortmenin Botaş olduğu ortaya çıktı. Bunu ortaya atan Hürriyet ve HaberTürk oldu, ama önce kim buldu, biri diğerinden (ça)aldı mı, bu konuda bir bilgim yok.
Botaş’ın finansal tablolarını inceleyerek bu sonuca ulaştıklarını söyleyen her 2 gazeteyi konfirme etmek için ben de en güvenilir bir yöntem olan vergi levhası sorgulama yaptım. Önce ufak bir Google taraması sonrasında Botaş’ın vergi kimlik numarasına eriştim. Ardından da e-devler üzerinden vergi levhasını sorguladım. Sonuç haberleri teyit eden cinstendi.

Gelir İdaresi, ilgili yılın beyannameleri verildikten sonra ödenen kurumlar vergisi tutarlarına göre önce kendi içinde sıralamayı yapıyor. Sonra mükelleflerin bağlı bulundukları vergi dairelerine, mükellefin rekortmenler listesine girdiğini, isminin açıklanmasını isteyip istemediğini yazılı olarak beyan etmesini iletiyor. Demek ki Botaş’ın üst düzey yöneticileri şirketin rekortmen olduğunu öğrendiklerinde bunu açıklamanın faydadan çok zarar getireceğini hesapladılar ki gizlemeyi tercih ettiler. Ama belki onlar da birinci olacaklarını kestiremediler ki, sonuçların açıklanmasıyla beraber en çok sorgulanan konumda buldular kendilerini ve kısa bir süre sonra da deşifre oldular.


Normal şartlar altında, böyle bir konuyu içerik olarak bloguma taşımayacakken, ben bile bu konuda bir şeyler araştırıp paylaşmak istedim.
Yeri gelmişken; ilk 10’daki 8 kurumun banka olması da, bankalarla ilgili blogumda sıklıkla bahsetmekte olduğum kredi kartı ve hesap işletim ücreti savaşımda ne kadar haklı olduğumu perçinliyor. Öte yandan, ülkemizin yeterince üretmediğini de listenin ilk 10’una bakarak kolaylıkla yorumlayabiliyoruz. Umarım orta ve uzun vadede ilk 10’daki rekortmenler, önemli katma değer yaratan, sağladıkları istihdamla gerçekten büyüklükleriyle Türkiye ekonomisine can veren firmalar olur.

Google adsense

Analytics