gelir vergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gelir vergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2021 Perşembe

GİB'den Mesajınız Var - Gelir Vergisi Beyannamenizi Vermeyi Unutmayın

Geçtiğimiz Pazartesi günü (15 Mart 2021) Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan aşağıdaki SMS’i aldım.

Gelir Vergisi Kanunu’nda belirtilen gelir unsurlarından gelir elde edenler ile belirlenmiş tutarların aşılması durumunda beyanname verilmesi gereken gelir unsurları elde edenlerin her yıl Mart ayı sonuna kadar gelir vergisi beyannamesini düzenlemesi gerekiyor. Sizi kanun maddeleri ile sıkmak istemem ama dileyenler aşağıdan hangi gelirlerin kapsam dahilinde olduğuna ulaşabilir. Ben bu içerikte vergisel sorumluluklarımızdan ziyade İdare’nin proaktif yaklaşımına dikkat çekmek istiyorum.

Dijitalleşen dünya ile birlikte vergisel işlemlerde uzaktan denetim ve risk bazlı incelemelerin yaygınlaştırılması için farklı veri kaynaklarından edinilen bilgiler toplanarak, bu bilgilerden hareketle vergi incelemeleri yapılacağı ve hatta yapıldığı son yıllarda konuşuluyordu ve görülüyordu. Bu sayede yıl içerisinde iş değiştiren ve gelir vergisi beyannamesi ile bunu beyan etmeyen ücretlilere takipte bulunulması özellikle çok ses getiren bir uygulama olmuştu. Bu son tecrübe ettiğim durumda ise, İdare’nin yaklaşımını bir adım daha öteye taşıdığını ve mükellefler beyanname vermeden beyan etmesi gereken gelir(ler)i söz konusu olduğunu belirleyerek mükellefi peşin peşin uyardığını gördüm. Mükellefe gönderilen kısa mesaj ile farklı kaynaklardan mükellefin gelir kaynakları hakkında veriye erişildiği ve elden edilen gelirin vergiye tabi olduğu, beyanname dönemi içerisinde önerilen kanaldan (hazır beyan sistemi) beyanda bulunması gerektiği ve ihtiyaç duyması halinde sunulan rehberden destek alabileceği belirtiliyor.

Bir mükellef olarak, sorumlu vergicilik bakış açısıyla düşünüldüğünde bu uygulama bireylerin vergisel ödevlerini yerine zamanında ve eksiksiz getirmesi için güzel bir uygulama. Öte yandan, mükelleflere gönderilen bu kısa mesajlar aynı zamanda Hazine’nin toplayacağı vergi gelirlerine ne kadar bağımlı olduğunu göstermesi ve bunu sıkı takip etmesi açısından önem arz ediyor.

Peki gelir vergisi ülkemiz için nasıl bir büyüklüğe sahip? 2020 yılında tahsil edilen 158 milyar 814 milyon TL'lik Gelir Vergisi'nin, sadece 8 milyar 248 milyon TL'lik kısmı beyanname yoluyla tahsil edilmiş. 2021 yılı bütçesinde Gelir Vergisi hedefi ise 195 milyar 288 milyon TL olarak belirlenmiş olup, bu hedefin 8 milyar 798 milyon TL'si 4.5 milyonu aşan Gelir Vergisi mükellefinden tahsil edilecek. Ülkemizde toplanan Gelir Vergisi'nin çok büyük bir bölümü, kaynakta kesinti yoluyla toplanmaktadır. Geçen yıl kaynakta kesinti yoluyla 147 Milyar 227 Milyon TL'lik tahsilat yapılmış. 2021 yılı hedefi ise 182 milyar 694 milyon olarak belirlenmiştir.

Yeri gelmişken söyleyeyim, bana SMS gelmeden önce beyannamemi düzenleyip mesajda belirtilen geliri beyannameme dahil etmiştim. Ay sonuna kadar da tahakkuku alıp, iki eşit taksitte (Mart ve Temmuz) vergimi ödeyeceğim. Umarım ödediğimiz bu vergiler ülkemize katma değerli şekilde geri döner.

Aşağıda Nedim Türkmen’in kaleminden hangi gelir unsurlarının gelir vergisine tabi olduğunu ve hangi durumlarda gayrimenkul satışlarının değer artış kazancı olarak dikkate alınması gerektiği konusundaki makalelerinin ilgili bölümlerini bulabilirsiniz.

GELİR VERGİSİ'NDE GELİR UNSURLARI NELERDİR?

Gelir, Gelir Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde “Bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır” şeklinde tanımlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanunu çerçevesinde vergilendirilen gelir aşağıdaki gelir unsurlarından oluşmaktadır.

1) Ticari kazançlar,

2) Zirai kazançlar,

3) Ücretler,

4) Serbest meslek kazançları,

5) Gayrimenkul sermaye iratları,

6) Menkul sermaye iratları,

7) Diğer kazanç ve iratlar.

BELİRLENMİŞ TUTARLARIN AŞILMASI DURUMUNDA BEYANNAME VERİLMESİ GEREKEN GELİR UNSURLARI

■ 2020 yılı içerisinde tahsil etmiş olduğu toplam mesken kira geliri 6.600 TL üzeri olanlar, beyanname vermek zorundadırlar.

■ 2020 yılı içerisinde tahsil etmiş olduğu toplam işyeri kira geliri 49.000 TL üzeri olanlar, beyanname vermek zorundadırlar.

■ Mesken kira gelirinin 6.600 TL istisna düşüldükten sonraki kalan tutar ile işyeri kira gelirlerinin toplamı 2020 yılı için 49.000 TL'yi aşması halinde, mesken ve işyeri için beyanname verilmesi gerekmektedir.

■ Ücretlilerin vergilendirilmesine ilişkin olarak 7194 Sayılı Kanun ile yapılan yeni düzenlemeden önce tek işverenden elde edilen ücretlerin tutarı ne olursa olsun beyan dışı bırakılmış iken, yeni düzenleme ile tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarın (2020 yılı İçin 600.000 TL) aşılması halinde beyanname verilecektir.

Ayrıca, tüm işverenlerden elde edilen ücret gelirlerinin toplamı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı (2020 yılı için 600.000 TL) aşmasa dahi, hizmet erbabının birinci işveren hariç sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamının, 103'üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2020 yılı için 49.000 TL) aşması halinde de tüm işverenlerden elde edilen ücret gelirleri için de beyanname verilecektir.

■ Elde ettikleri ücret gelirlerinden Gelir Vergisi tevkifatı yapılmayanlar, tutarı ne olursa olsun bu ücret gelirleri için beyanname vermek zorundadırlar.

■ 2.600 TL'lik tutarı aşması halinde, beyan edilecek menkul sermaye iratları;

1) Kıyı bankacılığından (off-shore bankacılık) elde edilen faiz gelirleri,

2) Hisse senetleri ve tahvillerin vadesi gelmemiş kuponlarının satışından elde edilen bedeller (01.01.2006 tarihinden önce ihraç/iktisap edilenler),

3) İştirak hisselerinin sahibi adına henüz tahakkuk etmemiş kâr paylarının devir ve temliki karşılığında alınan para ve ayınlar,

4) Her çeşit senetlerin iskonto edilmesi karşılığında alınan iskonto bedelleri,

5) Yurtdışından elde edilen diğer menkul sermaye iratları (faiz, repo, kâr payı vb.),

6) Her çeşit alacak faizleri.

■ 49.000 TL'lik tutarı aşması halinde, beyan edilecek menkul sermaye iratları;

1) 01.01.2006 tarihinden önce ihraç edilmiş olan her çeşit tahvil ve Hazine bonosu faizleri ile Toplu Konut İdaresi, Kamu Ortaklığı İdaresi ve Özelleştirme İdaresi'nce çıkarılan menkul kıymetlerden elde edilen gelirler,

2) Tam mükellef kurumlar tarafından yurtdışında ihraç edilen tahviller ile tam mükellef varlık kiralama şirketleri tarafından yurtdışında ihraç edilen kira sertifikalarından sağlanan gelirler,

3) Tam mükellef kurumlardan elde edilen kâr payları.

■ 2020 yılı değer artış kazancı 18.000 TL'yi aşanlar, beyanname vermek zorundadırlar.

■ 2020 yılı arızi kazançları 40.000 TL'yi aşanlar, beyanname vermek zorundadırlar.

Değer Artış Kazancı

Gayrimenkul alım satım işlemi “ticari kazanç” hükümleri kapsamında değil ise elde edilen kazanç “değer artış kazancı” hükümlerine göre tespit edilir. Buna göre, Gelir Vergisi Kanunu'nun 80/6'ncı maddesi uyarınca; ivazsız olarak iktisap edilenler hariç, iktisap şekli ne olursa olsun Gelir Vergisi Kanunu'nun 70'inci maddesinin birinci fıkrasının 1, 2, 4 ve 7 numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tabi çiftçilerin zirai üretimde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap (edinim) tarihinden başlayarak 5 yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazancı olarak dikkate alınacaktır.

Söz konusu mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar, iktisap tarihinden başlayarak 5 tam yıl içinde elden çıkarıldıkları takdirde, değer artışı kazancı olarak vergilendirilecektir. Eğer elden çıkarma iktisap tarihinden başlayarak 5 yıldan daha fazla bir sürede gerçekleşmişse, elde edilen kazanç değer artışı kazancı olarak vergilendirilmeyecektir. Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkuller tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır. Dolayısıyla elden çıkarmadan doğan kazancın vergilendirme sınırını çizen 5 yıllık süre tahsis tarihinden itibaren başlayacaktır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, yukarıda yazılı mal ve hakların ivazsız olarak iktisap edilmesi durumunda, bu mal ve hakların elden çıkarılmasından sağlanan kazancın değer artış kazancı olarak vergilendirilmeyeceğidir. Örneğin, miras yoluyla kendisine yukarıdaki mal veya haklardan biri/birkaçı kalan kimsenin bu mal ve hakların elden çıkarılması nedeniyle elde edeceği kazanç, ivazsız bir iktisap olduğu için değer artış kazancı olarak değerlendirilmeyecektir. İvazsız iktisaplar dışında, iktisabın ne şekilde edildiği önemli değildir.

BELEDİYENİN TARİHİ ESAS ALINIR

Uygulamada sıklıkla karşılaşılan diğer önemli bir husus ise cins tashihi yapılan gayrimenkuller ile kat karşılığı olarak müteahhit yahut konut yapı kooperatiflerinden alınan gayrimenkullerinde satılması durumunda iktisap tarihinin hangi tarih olacağıdır. Arazi vasfında iktisap edilen bir gayrimenkulün belediyelerce ifraz ve taksim işlemine tabi tutularak satılması durumunda, iktisap tarihi olarak arazinin iktisap edildiği tarih değil belediyenin ifraz işlemi sonucu arsa vasfını kazanarak cins tashihi yapıldığı tarihin esas alınması gerekmektedir. Buna ilave olarak, arsa sahibinin, arsa teslimi karşılığında almış olduğu kıymetlerin iktisap tarihi olarak tapuya tescil tarihinin (inşaatın bitmesi şartıyla) esas alınması gerekmektedir. Ancak fiili teslim tarihinin tescil tarihinden daha önceki bir tarih olduğunun tespiti halinde, fiili teslim tarihi esas alınacaktır. Öte yandan, ivazsız olarak iktisap edilen gayrimenkulün üzerine, sahibi tarafından inşa edilen veya kat karşılığı olarak alınan gayrimenkullerin, daha sonra elden çıkarılması halinde elde edilen gelir, değer artışı kazancı kapsamında değerlendirilecektir.

Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 81. maddesinin son fıkrasına göre; malların ve hakların elden çıkarılmasında, iktisap bedeli; elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere, Devlet İstatistik Enstitüsü'nce (5429 sayılı Kanun ile Türkiye İstatistik Enstitüsü-TÜİK) belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilecektir.

Uygulama örneği: Vatandaş Mustafa Gül, 01.05.2016 tarihinde 800.000 TL ödeyerek satın aldığı bir konutu 01.03.2020 tarihinde 1.600.000 TL'ye satmıştır.

Mustafa Gül tarafından değer artış kazancı olarak beyan edilecek matrah tutarı ile ödenecek vergi tutarı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

Alış ve satış işlemlerinin yapıldığı vergilendirme dönemlerinin bir önceki ayına ait Yİ-ÜFE oranları birbirine bölünecek ve endeks artış oranı tespit edilecek. Söz konusu endeks artış oranı alış fiyatı ile çarpılacak, bu sayede; alış fiyatının endekslenmiş değeri bulunacaktır. 01.01.2006 tarihinden itibaren; endeksleme yapılabilmesi için, endeksteki artış oranının en az %10 olması gerekmektedir.

Nisan 2016 dönemi Yİ-ÜFE oranı: 252.47

Şubat 2020 dönemi Yİ-ÜFE oranı: 464.64

Endeks artış oranı: %84.04

Değerlenmiş alış bedeli: 800.000×1,8404=1.472.301,66 TL.

Daha sonra satış fiyatından alış fiyatının endekslenmiş değeri çıkarılarak, gayri safi hasılat yani reel kâr hesaplanacaktır. Söz konusu tutarın vergi uygulamasındaki ismi istisna öncesi değer artış kazancıdır.

Değer artış kazancı: 1.600.000,00-1.472.301,66=127.698,34 TL.

Değer artış kazancı tutarından düşülebilecek giderler ve istisnalar mevcuttur.

Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 81. maddesinin ilk fıkrasında yer alan “Değer artışında safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından; elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunur. Hasılatın ayın ve menfaat olarak sağlanan kısmının tutarı; Vergi Usul Kanunu'nun değerleme ile ilgili hükümlerine göre tayin ve tespit olunur” şeklindeki açıklamalara istinaden; tapuda satıcının ödediği masraf vb. giderler (%2 oranındaki tapu harcı) değer artış kazancı tutarından indirilebilir.

127.698,34 – 32.000,00 = 95.698,34 TL.

Ayrıca; 2020 yılında yapılan satış ile ilgili 18.000,00 TL'lik istisna tutarı da; değer artış kazancından indirilebilir.

Bunun sonucunda; 95.698,34-18.000,00=77.698,34 TL vergiye tabi matrah olarak ortaya çıkar.

77.698,34 TL. tutarındaki vergi matrahı için 2020 yılı Gelir Vergisi tarifesine göre ödenecek vergi tutarı; 16.448,55 TL olarak hesaplanacaktır.

Vatandaş Mustafa Gül, 2021 Mart ayının başından son günü akşamına kadar beyanname vermeli, mart ayı ile temmuz ayının sonuna kadar olmak üzere 2 eşit taksitte hesaplanan vergi tutarını ödemelidir. 

22 Aralık 2017 Cuma

Basiretli Tüccar Olmak Yetmez

Ne kadar basiretli bir tüccar gibi işinizin risklerini belirleyip, değerlendirseniz ve önlem alsanız da, işletmenize ait demirbaşlarınız çalınabilir. Bu tatsız olay herkesin başına gelebilir. Hatta bu konuda bilindik, çok kullanılan “Hırsıza kilit dayanmaz” diye bir söz de vardır. Demirbaşınız çalındığında bu demirbaşın kayıtlı değerini gider yazamayacağınız, daha önce yüklendiğiniz KDV’yi düzeltmeniz (indirimlerden çekmeniz, indirdiğiniz KDV’yi bir bakıma geri ödemeniz) gerekir. Bu yeni olmayan ve oturmuş bir uygulamadır.


Mali İdare 27.07.2017 tarihli görüşünde, “Bununla birlikte, çalınan motosiklet ile ilgili olarak sigortadan alınan tazminatların gelir olarak dikkate alınması gerektiği tabiidir.” ifadesine yer vererek mevcut uygulamaya yeni bir boyut kazandırmıştır.

Konuyu daha yalın bir şekilde ifade etmem gerekirse:
  • Siz basiretli bir tüccar olarak çalınma riskini sigortalamışsınız, dolayısıyla kaybınız sigorta şirketi tarafından karşılanmış, yerine konmuş.
  • Dolayısıyla kaybınızın karşılanan kısmı kadar öz varlığınızda bir değişiklik olmadığı aşikar.
  • Öz varlık, olsa olsa, çalınan malın değerinden daha yüksek bir tazminat alınmışsa, aşan tutar kadar artmış olur ve vergileme ancak o kısma yapılabilir. Zaten bu özelgeye kadar da öyle yapılıyordu.
  • Ancak artık sigortadan alınan tazminatı direk gelir olarak dikkate almanız, yani üzerinden %20 kurumlar vergisi hesaplamanız gerekiyor.
Çalınan malın değerine isabet eden sigorta tazminatı üzerinden vergi almaya kalkmak adeta “Bir malına sahip çıkmıyorsun, öyleyse senden vergi alırım” demekten farksız. İdare’nin verdiği görüşe saygım sonsuz ama çalınan bir demirbaşın yerine elde edilen tazminatın üzerinden vergi almak yerine yatırım gerçekleştiren, iş yapan kişilere, işletmelere destek olmak ekonomimiz açısından çok daha katma değerli olacaktır.

Bu yazının hazırlanmasında Zeki Gündüz’ün 22 Aralık 2017 tarihli Dünya Gazetesi’ndeki köşe yazısından faydalanılmıştır. Yukarıda bahsedilen özelgeye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.gib.gov.tr/node/123690/pdf

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Vergiye Uyumlu Mükellefler 2018’de Ödülünü Alacak Ama …

1/1/2018 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 6824 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle Gelir Vergisi Kanununun mülga mükerrer 121 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir:

“Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi

MÜKERRER MADDE 121- Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon Türk lirasından fazla olamaz. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmez. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilir.

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;

1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla 10 Türk lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.),

2. (1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması (Yapılan tarhiyatların kesinleşmiş yargı kararlarıyla veya 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması durumunda bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.),

3. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması,

şarttır.

İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde sayılan fiilleri işlediği tespit edilenler, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar.

Bu madde kapsamında vergi indiriminden yararlanan mükelleflerin, öngörülen şartları taşımadığının sonradan tespiti hâlinde ilgili vergilendirme döneminde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın tarh edilir. Bu hüküm, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda herhangi bir vergiye ilişkin beyanların gerçek durumu yansıtmadığının indirimden yararlanıldıktan sonra tespiti üzerine yapılan tarhiyatların kesinleşmesi hâlinde de uygulanır ve bu takdirde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler açısından zamanaşımı, yapılan tarhiyatın kesinleştiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar.

Bu maddede geçen vergi beyannamesi ve vergi ibareleri, Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken vergi beyannameleri ile bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergileri ifade eder.

Birinci fıkrada yer alan tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde hesaplanan tutarın %5’ini aşmayan kesirler dikkate alınmaz. Bakanlar Kurulu, birinci fıkrada yer alan oranı ve tutarı iki katına kadar artırmaya, sıfıra kadar indirmeye, kanuni oran ve tutarına getirmeye; Maliye Bakanlığı, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir."
 

8 Mart 2017 tarihinden beri yürürlükte olan yukarıdaki Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde yer verilen vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasına ilişkin açıklamalara ait tebliğ taslağı hazırlanarak görüş ve önerilere sunulmuştur. Bu yazının amacı tebliğin altını çizdiği konuların üzerinden geçmek ve açıkta kalan, tereddüt yaratan noktaları belirtmektir.

Öncelikle sözkonusu indirimden kimlerin yararlanacağı taslak tebliğ ile açıklanmıştır. Buna göre;

Vergi indiriminden;

- Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar,

- Finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri, emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere kurumlar vergisi mükellefleri şartları taşımaları halinde yararlanabileceklerdir.

Peki yukarıda belirtilen mükellefler hangi koşulları sağlarsa indirimden faydalanabilir, bir de ona bakalım. Taslak tebliğ bu konuyu da açıklıyor:

Mükelleflerinin vergi indiriminden yararlanabilmeleri için;

a) İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresi içerisinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresi içerisinde ödenmiş olması,

b) Aynı süre içerisinde beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re'sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması,

c) Vergi indiriminin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı ve cezaları dahil olmak üzere 1.000.- TL’nin üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması,

ç) Vergi indiriminin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde sayılan fiillerin işlenmemiş olması

şarttır.

Şimdi gelin her bir maddeyi biraz daha detaylandıralım:

a) Kanuni süresi içerisinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak, kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler vergi indiriminden yararlanılmasına engel teşkil etmeyecektir. Ancak, bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresi içerisinde ödenmiş olması gerekmektedir. Ayrıca, her bir beyanname itibarıyla 10.- TL’ye kadar yapılan eksik ödemeler, vergi indirimine ilişkin bu şartın ihlali sayılmayacaktır.

b) Söz konusu dönemler (indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıl) için bu mükellefler adına ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunması halinde bu tarhiyatların kesinleşme şartı aranmaksızın indirimden yararlanılamayacaktır. Ancak, söz konusu dönemlere ilişkin olarak mükellefler adına ikmalen, re'sen veya idarece yapılan tarhiyatların kesinleşmiş yargı kararlarıyla veya Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması ve diğer şartların da sağlanmış olması kaydıyla vergi indiriminden yararlanılması mümkün olacaktır. Bu tarhiyatların yargı kararları, uzlaşma ve düzeltme hükümleri ile kısmen ortadan kaldırılması durumunda ise indirimden yararlanılamayacaktır.

c) Vergi indiriminin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken vergi beyannameleri ile bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergi aslı ve cezaları dahil olmak üzere 1.000.- TL’nin üzerinde vadesi geçmiş borçlarının bulunmaması ve diğer şartların da sağlanması halinde bu indirimden yararlanabileceklerdir. Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken beyannameler üzerine tahakkuk eden vergi asıllarına ilişkin usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları da 1.000.- TL’lik borcun hesabında dikkate alınacaktır. Vergi indirimi uygulamasında, söz konusu 1.000.- TL’lik borcun hangi döneme ait olduğunun önemi bulunmamaktadır.

ç) İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında Vergi Usul Kanununun “Kaçakçılık suçları ve cezaları” başlıklı 359 uncu maddesinde sayılan fiillerin işlendiğinin tespit edilmesi halinde, söz konusu mükellefler vergi indiriminden yararlanamayacaklardır. Söz konusu fiillerin işlendiğinin, indirimden yararlanıldıktan sonra tespit edilmesi durumunda ise indirim uygulaması nedeniyle yararlanılan tutarlar vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın tarh edilecektir.

Bu şartların detayını da inceledikten sonra vergi indiriminin tutarını bir kez daha hatırlayalım:

Vergi indirimine ilişkin şartları haiz gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5'ini, öncelikle bu beyannameler üzerinden ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirebileceklerdir. Ancak, hesaplanan indirim tutarı, her hal ve takdirde 1 milyon Türk lirasından fazla olamayacaktır. İndirilecek vergi tutarının ödenmesi gereken vergiden fazla olması halinde ise kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde beyan üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilecektir. Bu süre içerisinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmeyecektir.

Peki mükellef şartları ihlal etmesine rağmen indirimden faydalanırsa ve bu durum sonradan tespit edilirse ne olur? Taslak tebliğde bu da yanıtlanmış:

Vergi indiriminden yararlanan mükelleflerin, öngörülen şartları taşımadığının sonradan tespiti halinde ilgili vergilendirme döneminde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler için vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın tarhiyat yapılacaktır. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda herhangi bir vergiye ilişkin beyanın gerçek durumu yansıtmadığının, indirimden yararlanıldıktan sonra tespiti üzerine, yapılan tarhiyatların kesinleşmesi halinde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler yönünden de vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın tarhiyat yapılacaktır.

Paranın zaman karşısındaki değeri de gözardı edilmemiş ve 1 milyon TL’lik indirim tutarının her yıl nasıl güncelleneceği de açıklanmış: 

Vergi indirimi uygulamasında dikkate alınan 1.000.000- TL’lik tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanacaktır. Bu şekilde hesaplanan tutarın %5'ini aşmayan kesirler dikkate alınmayacaktır.

Pekala, buraya kadar herşey gayet güzel ancak yine de kafamda tereddüt yaratan ve tebliğ ile düzenlenmesini beklediğim bazı konular var. Gelin bir de bunlara bakalım: 
  • İndirimden yararlanılabilmesi için, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması gerekmektedir. Hatalı tesis edilen tarhiyatın indirimden yararlanılacak yıla ilişkin gelir/kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesinden sonra kesinleşmiş yargı kararıyla, uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre ortadan kaldırılması halinde indirim uygulamasından yararlanabileceğine ilişkin bir düzenleme yapılabilir.
  • Yüksek tutarda indirim müessesinden faydalanan bir mükellef, indirimden yararlandıktan sonra düşük tutarlı kesinleşen bir tarhiyat ile karşılaştığında daha önceki yararlandığı indirim tutarını ödemek zorunda kalacaktır. Bu gibi hakkaniyetsiz sonuçları önlemek adına, daha sonra tarh edilen ve kesinleşen vergi kadar yararlanılan indirim tutarının aranacağı şeklinde bir düzenleme yapılabilir.
  • İndirim düzenlemesinden yararlanılan gelir/kurumlar vergisi beyannamesinde düzeltme olduğu zaman (matrahın artması veya azalması durumunda) %5’lik indirimin ne şekilde uygulanacağı açıklanabilir.
  • İndirim uygulamasının seçimlik bir hak olarak düzenlenmediği göz önünde bulundurularak, beyannamede bu müesseseden faydalanmayan mükelleflere daha sonra düzeltme beyannamesi vererek uygulamadan yararlanma hakkı sunulabilir.

Vergisini düzenli ödeyen mükelleflere sağlanan vergi indirimi teşvikini bir bağımlı çalışan olarak destekliyorum ve vergiye gönüllü uyumun artırılmasının ülkemizin refah seviyesini de yükselteceğine inanıyorum. Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan düzenleme vergiye uyumlu mükelleflere sunulan teşvik açısından memnuniyet vericidir. Yukarıda kendimce tereddüt yarattığını düşündüğüm noktaların da önümüzdeki dönemde giderilmesi ile ilgili düzenleme daha fonksiyonel ve amaca yönelik olacaktır.  

16 Ocak 2009 Cuma

Maaş Bordrosu ve Ödenen Vergiler Üzerine

Yeni yılın ilk iş gününde ofisten çıkmadan önce hazırladığım yazım vergiportalının blog bölümünde yayımlandı, okuyamayanlar için blogumda da paylaşmak istedim:

http://www.vergiportali.com/Content.aspx?Type=BlogDetay&Id=36

Ofiste her ayın ilk günü elimize maaş bordrolarımız ulaşıyor. Özellikle yılın son maaşını aldığımız şu günlerde içinde bulunduğumuz gelir vergisi dilimi sebebiyle maaşımız yüksek orandan vergileniyor. Benim gibi kariyerinin başında olan ve geleceği için birikim yapma zorunluluğu hisseden kişiler için aybaşları iple çekilen günler. Ancak aybaşı gelince maaş bordrosunda ödenen maaşımıza göre göreceli olarak yüksek olan o gelir vergisini görünce ister istemez o parayla neler yapabileceğimizi düşünüp üzülüyoruz.

Daha iyi bir dünya için devletin bizden vergi toplaması kadar doğal bir şey olamaz. Kişisel olarak bunu hiçbir zaman sorgulamadım da ancak vergi olarak alınan oran bir kurumun ödediği oran ile aynı olunca bu beni ister istemez "neden?" diye sorgulamaya itiyor. Böyle bir sorgulama içerisinde kişi vergi ödeme karar ve tercihini de sorguluyor.

Bende böyle bir sorgulama ruhu içerisindeyken hemen google da vergi psikoloji diye bir aratma yaptım. Bireylerin gönüllü vergi ödeme ve ödememe karar ve tercihlerini belirleyen başlıca sekiz faktör olduğunu gördüm. Bunlar Can Aktan Hocamız tarafından psikolojik, ahlaki, kültürel, kurumsal, dinsel, siyasal, idari-yönetimsel ve hukuksal faktörler olarak sıralanmış.

Bunlardan psikolojik faktörleri açıklarken, çok özet bir ifadeyle, vergileme ile algılama arasında çok yakın bir ilişki olduğu söylenmiş. Psikolojide algılama (perception) ya da çerçeveleme (framing) mevcut bilgi setimiz dahilinde karşı karşıya bulunduğumuz somut ve/veya soyut olayların ve nesnelerin farkına varma, zihnimize yerleştirme ve nitel ve/veya nicel olarak değerlendirme sürecidir.[1] Yine psikoloji bilimi açısından bireysel davranışın bir stimulus (uyarı) bir de response (karşılık) mekanizmasının işlemesi sonucu oluştuğunu söyleyebiliriz. Vergiye karşı gösterdiğimiz tutum ve davranışlarımız, çoğunlukla onu nasıl algıladığımıza bağlı bulunmaktadır.

İlgimi çeken bir başka açıklama isi ahlaki faktörleri anlatırken kullanılmıştı:

Ahlak, insan ilişkilerinde "iyi" ya da "doğru" veyahut "kötü" ya da "yanlış" olarak adlandırdığımız değer yargılarını ifade eder. Ahlak insanlararası ilişkilerde nasıl davranılması (ya da nasıl davranılmaması) gerektiğini gösteren kendiliğinden oluşmuş (spontan) ve hazır bir değer yargıları sistemidir. Başka bir tanımla, ahlak, toplumsal yaşamda, belirli kişi, grup ya da toplum için belirli zamanda ve belirli bir yerde geçerli olan (ya da geçerli olması beklenen) değer yargılarının, örf, adet, norm ve kuralların oluşturduğu bir sistem bütünüdür. Hiç şüphesiz bir toplumun ahlak normları ile vergileme arasında bir yakın ilişkinin mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Vergi ödemeyi bir ödev ahlakı olarak ele alan ve vergi kaçakçılığını ayıplayan ve kınayan bir toplumda bireylerin vergiye gönülü uyumunun kendiliğinden sağlanacağı söylenebilir.

Açıkçası en vurucu ve işlevsel açıklama ise kısa olmasına rağmen idari-yönetimsel faktörlerin anlatılmasında kullanılmıştı:

Genel olarak iyi devlet yönetimi (good public governance) ile vergiyi gönüllü ödeme arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır.

Kanımca, kesinlikle vergiyi öderken çoğu birey/kurum buna inanarak ödeme yapmıyor. Dolayısıyla da vergi kaçırma ya da vergiden kaçınma yollarına gidiyor. Ancak bizim gibi geliri üzerinden vergi veren kişiler vergiyi öderken gönüllülük hususu olmadan ödese de vergiyi ödedikten sonra devlet yönetiminde iyilik seviyesinin yükseleceğini umarak vicdanını rahatlatıyor. Bize ilkokuldan beri anlatılan ödenen vergilerimizin bize yol, su, elektrik olarak geri döneceğini bilmek, maaşımızdan kesilen o paralarla alabileceğimiz pek çok şeyi göz ardı etmemizi sağlıyor.

Ödenen vergilerin iyi devlet yönetimlerine sebep olacağı ve bizlerin maaş bordromuzda o vergi rakamlarını gördüğümüzde sistemi sorgulamamıza gerek bırakmayacak günler dileğiyle…

Google adsense

Analytics