selimiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
selimiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2026 Perşembe

İş Dünyasında "Tatlı Dil" Algoritması: Söğüt'ten Bir Müşteri Deneyimi


Takvimler 16 Temmuz 2026 Perşembe gününü gösteriyor. Marmaris’teki tatilimin ilk etabının son günü.

Bir önceki yazımda, denizin ortasında Şener Kaptan'ın bize yaşattığı unutulmaz liderlik deneyiminden bahsetmiştim. Bugün ise rotamızı karaya çeviriyor ve iş dünyasının en temel, en eski ama en çok unutulan kuralını konuşuyoruz: İletişim ve tatlı dil.

Bir Sosyal Kanıt Olarak "Tavsiye"

Her şey dün tekne turundayken Instagram'a attığım kısa bir videoyla başladı. Suadiye'deki apartman komşumuz videoyu görüp bana şu mesajı attı: "O kadar uzağa gittiyseniz, mutlaka Söğüt'e de geçin ve akşam yemeğini Yasemin Restoran'da yiyin."

Bir markanın sahip olabileceği en güçlü pazarlama aracı, kendisinden memnun kalmış bir müşterinin gönüllü elçiliğidir. Tavsiyeyi aldım, hemen Google yorumlarını okuyup dijital teyidimi yaptım ve arayıp rezervasyonumuzu oluşturdum.

Selimiye'den yola çıkıp önce Bozburun'a uğradık. Ancak aşırı sıcak ve denize girmek dışında yapacak bir şey olmaması nedeniyle orada fazla vakit kaybetmeden asıl hedefimiz olan Söğüt'e doğru yola koyulduk.


Karşılamanın Gücü: Yasemin Hanım Etkisi

Söğüt'e varıp aracımızı park ettiğimiz anda yanımıza güler yüzlü bir hanımefendi yaklaştı.

"Hoş geldiniz, ben Yasemin," dedi. Gideceğimiz Yalıbaşı restoranın işletmecisiydi.

Bölgeye ilk kez geldiğimizi anında fark etmişti. Bize çevreyi, denize sıfır o dar yürüyüş yolunu ve başka alternatif olmadığını tüm nezaketiyle anlattı. Masamızın 19:15 gibi hazır olacağını söyleyerek beklentimizi doğru yönetti.

Zamanı gelip restoran kısmına geçtiğimizde manzara kusursuzdu. Harika bir gün batımı eşliğinde fotoğraflarımızı çektik. Ambiyans, lezzet, hatta esinti... Her şey birbiriyle uyum içindeydi. Yemek sonrası mekandan ayrılmak üzereyken Yasemin Hanım yine yanımızdaydı: "Memnun kaldınız mı? Bizim için misafirlerimizin memnuniyeti her şeyden önce gelir."

İşini iyi yapmak bir standarttır; ama işini iyi yaparken insanlarla kurulan bağ, sizi sıradanlıktan çıkarıp akılda kalıcı bir markaya dönüştürür.

Kodların Çözemediği Algoritma: İnsan İlişkileri

Mekandan ayrılırken oğluma döndüm. O, zamanının büyük kısmını bilgisayar programlama, robotik,  ve yapay zeka yazılımları çalışarak geçiriyor. Kod yazarak sorunları çözebilen analitik bir zihni var. Onun teknik dünyasıyla benim kurumsal dünyamın kesiştiği o dersi  oğluma vermek istedim.

Ona dedim ki: "Bak, iletişimin ve tatlı dilin ne kadar önemli olduğunu görüyor musun?" O da bana: "Okulda olsak 'tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır' sözünün tam zamanı" dedi. Okulda öğretilenin gerçek hayatta bir yansımasıydı bu.

Tıpkı Şener Kaptan’ın liderliği gibi, Yasemin Hanım’ın işletmeciliği de aynı temele dayanıyor: Önce işini çok iyi yap, sonra insanlara kalpten dokun. Bunu yaptığınızda başarı, bolluk, bereket ve o çok arzulanan "5 yıldızlı olumlu yorumlar" kendiliğinden geliyor.

İletişim; parayla satın alamayacağınız, kopyalanamayacak ve yapay zekanın henüz otomatize edemediği en güçlü sermayedir.

Sonuç

Tatilin bu ilk etabını güzel anılar, alınmış harika dersler ve dinlenmiş bir zihinle kapatıyorum. Şimdi kahvaltı, son bir deniz keyfi, bavulları toplama ve tatilin ikinci yarısı için otele geçiş zamanı.

Peki ya siz? Kendi uzmanlık alanınızda, müşterilerinizi veya ekibinizi otoparkta (yani sürecin en başında) güler yüzle karşılayıp, onlara kendi alanlarında rehberlik eden bir "Yasemin Hanım" olabiliyor musunuz?

Düşüncelerinizi yorumlarda veya LinkedIn'de benimle paylaşın, üzerine konuşalım.

13 Temmuz 2026 Pazartesi

Her Şeyin Bir Zamanı Var: Mükemmel Anları Neden Kopyalayamayız?

Ve tatilimin "satın alınan" kısmı resmen başladı.

13 Temmuz sabahı Teos’taki yazlığımızda uyandık. Çantaya en son konulacakları unutmadan telaşla hazırlayıp, hızlıca yaptığımız kahvaltının ardından Marmaris’e doğru yola çıktık.

İstikamet, tatilin ilk yarısı için Selimiye.

Dört saat kırk beş dakika sürmesi gereken yol, herkesin tatil için yollara dökülmesiyle çok daha uzun sürdü. Hele öğle yemeği molasından sonraki o kısım... Sıcağın ve bitmek bilmeyen virajların etkisiyle zaman adeta durdu. Ama şükür ki bitti.

Otele vardığımızda dışarıdan ne kadar yorgun görünüyorsak artık, bizi karşılar karşılamaz buz gibi birer limonata ikram ettiler.

O yorgunluğun, o sıcağın ve o virajların üstüne öyle iyi geldi ki, tarif edemem. Bu hissi çok sevdim ve akşamüstü deniz kenarında dinlenirken bir tane daha sipariş verdim.

Ama aynı tadı bulamadım.

Öğrendiğim küçük ama net ders şuydu: Bazı anlar kopyalanamaz. Demek ki her şeyin bir doğru zamanı, bir doğru bağlamı var.

Adını Koyamadığım O His

Sıcak deniz suyu, sahilde hafif bir müzik, kalabalık olmayan, huzurlu bir ortam... Daha ilk dakikalardan aradığımı bulduğumu hissediyordum.

Yine de içimde adını tam koyamadığım, o anın içine tamamen bırakmamı ve tam anlamıyla rahatlamamı engelleyen bir şey vardı. Şehir hayatının, işin ve o sürekli "bir şey yapmalıyım" hissinin zihindeki kalıntısıydı bu.

O an aklımdan absürt bir düşünce geçti: "Acaba şu anki ruh halimi ve hislerimi yapay zekaya aktarsam bana ne derdi? Nasıl bir teşhis koyardı?"

Sonra kendimi durdurdum. Yok canım, o kadar da değil. Bırak AI'ı, algoritmayı... Biraz gevşe. Sosyal medyaya bir fotoğraf at, bildirimlerin gelmesini izle, klasik bir tatilci gibi davranmayı dene bakalım nasıl olacak...

Günün Sonu ve Soğumasını Bekleyen Sular

Tabii ki bunların hiçbirini yapmadım.

Akşam yemeği ve sonrası için otelden ayrıldık. Şahane bir gün batımı eşliğinde sahilden merkeze doğru yürüdük, harika kareler yakaladık. Karnımızı doyurduk ve o uzun yürüyüşte yaktığımız tüm kalorileri, üzerine dondurma eklenmiş bir sütlü tatlıyla geri aldık. (Buna kesinlikle değdi.)


Odaya döndüğümüzde sıcaktan ve tatlıdan dilimiz damağımız kurumuştu. Kana kana su içmek istiyorduk ama bir pürüz vardı: Suların mini dolapta soğuması gerekiyordu.

Bekledik. Çünkü dediğim gibi; her şeyin bir zamanı vardı.

O zaman geldi, buz gibi suyu içip ferahladıktan sonra, yatmadan hemen önce tarihe bir not düşmek için balkona çıktım ve bu satırları kaleme aldım.

Zamanı gelince okurum...







22 Temmuz 2017 Cumartesi

Finike'de Geçen Yıllık İzin (2017)

Yıllık ücretli izin hakkı; kıdemi 1 ila 5 yıl olan işçiye (5 yıl dahil) 14 gün, 5 yıldan fazla 15 yıldan az olan işçiye 20 gün, 15 yıl ve daha fazla olan işçiye de 26 gün olarak uygulanıyor. Ben de kıdemi yaklaşık 4 yıl olan bir işçi olarak bu yıl hakettiğim 14 günün 5’ini blok olarak 17-21 Temmuz haftasında kullanmayı tercih ettim. Tatil için aslında öncesinde hiç de aklımızda olmayan bir destinasyon kaderin ağlarını örmesi neticesinde gerçekleşti ve Antalya Finike’ye gittik. Önceden biraz netten araştırdım, biraz çok gezen arkadaşlarıma danıştım ve en son olarak da orada bize ev sahipliği yapacak aile fertlerimize kendimi ve ailemi emanet ettim. Tatil az olunca kıymetli de oluyor. Ee tam da “high season”da tatile çıkınca insan da dolu dolu yaşamak istiyor. 2017 yaz tatilim nasıldı diye soran olursa ileride hatırlamak ve gitme potansiyeli olan dostlarıma ve takipçilerime fikir verebilmek için kaleme aldım. İşte günbegün geride kalan tatilim…

15 Temmuz 2017, Cumartesi: Sabaha karşı 3buçuk gibi uyanıp 4:15 te Karşıyaka’dan Finike’ye doğru yola çıktık. Yolda, Acıpayam/Denizli’de Suit Park dinlenme tesisinde kahvaltımızı aldıktan sonra 11.15’te Finike’de konaklayacağımız eve ulaştık. Sorunsuz geçen yolculuğumuz için Google Haritalar’a teşekkür ederiz. İlk gün yüksek nemli ve sıcak hava dışarıda olduğumuz anlarda acele bizim ekstra bir mücadele vermemizi gerektiriyordu. Birinci günün  tatsız olayı, öğleden sonra Finike’de ilk kez denize girdikten sonra, tam plajdan çıkarken merdivenden düşmem oldu. Düşerken öyle bir bağırdım ki sanırım en son askerde selam verirken böyle bağırmıştım. Akşam hareketlerimde kısıtlama ve ağrı artınca Finike’deki tek hastane olan devlet hastanesinin aciline gittik, neyseki çekilen film temiz çıktı ve ilaç ve krem ile tedaviye başladık.

16 Temmuz 2017, Pazar:  Bugün günlerden Adrasan idi. Finike ve çevresindeki bence en iyi deniz burası. Aslında sadece bence değil, hem Finike’ye gideceğimi duyan arkadaşlarımın, hem de Finike’de bize ev sahipliği yapan aile fertlerimizin de görüşü bu yöndeydi. Adrasan’daki Chill House Lounge cafe hem müzikleri, hem ortamı, hem de yemekleri çok keyifli bir mekandı. Bu güzel mekana özlediğim sıcak sulu deniz ve kumsal da eşlik edince keyifli bir Pazar ve tatil günü yaşamış olduk.

17 Temmuz 2017, Pazartesi: Haftaya biraz müze ziyareti ile başlamaya ne dersiniz? Finike’den Demre’ye doğru yola çıktık ve önce Noel Baba (St. Nicholas) müzesine uğradık. Müze çıkışı dondurmalarımızı yedikten sonra bir başka tarihi yere, Myra Antik Kenti’ne gittik. Akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro, gerek oturma sıraları gerekse sahne binası ile iyi korunmuş bir Roma Dönemi tiyatrosunun özelliklerini yansıtmaktaydı. Antik kent çıkışı hatıra magnetlerimizi aldıktan sonra gözlemelerimizi yiyip kahvemizi içtik. Bu kez istikamet Bey Melek Taş Evler’di. Osman Güngör’ün sahibi olduğu, ailesiyle beraber bizi son derece misafirperver şekilde ağırladıkları, işletmelerinde hem dinlendik, hem de evin doğasından fazlasıyla etkilenip biraz da mest olduk. İnanmazsanız, bir de kendiniz bu şirin işletmenin değerlendirmelerini internet üzerinden okuyup aldığu yüksek rating’lere bakabilirsiniz.
Kulaklık şekil gözükse de efektif olduğunu söyleyemem

Antik kent gezisinde olmazsa olmaz: şemsiye

Azıcık şımarmış olabilirim

Bey Melek Taş Evler'de çayımızı içerken manzaramız

Misafirperver Osman Güngör'e teşekkürler
18 Temmuz 2017, Salı: Bugüne biraz daha sakin başlayalım istedim. Biraz Finike içerisinde neler olup bittiğini gözlemlemek için sabahtan küçük dostum Doruk ile Klass Pastanesi’ne yürüyüp, orada soğuk bir şeyler içip serinlerken bir yandan da kitaplarımızı okuyup sohbet ettik. Maalesef sıcak hava yüzünden çevremizi daha fazla gezemeden öğle yemeği için evlerimize ayrıldık. Günün geri kalanında ise bu kez Finike’ye çok yakın olan Gökliman Plajı’na gittik. Dalgalı deniz Cumartesi düşerek incitmiş olduğum belime oldukça iyi gelse de aslında bu kadar dalga bize hiç te iyi gelmedi. Nilgün, hırçın dalgalarla mücadele ederken alyansını düşürdü. Alyansın gittiğini farkettiğimizde maalesef çok geçti.
Sıcak bir günde soğuk bir şeyler içip biraz kitap okumak...
19 Temmuz 2017, Çarşamba: Finike çevresinde takılmaya devam. Bu kez soluğu Gökliman Plajı’nı biraz geçtikten sonra ulaştığımız Çağıllı Plajı’nda alıyoruz. Adeta bayanların gün yaptığı bu plajda kumsal yerine taşlık bizi karşılasa da dalgasız koyda yüzmek keyifliydi. Bir de Okan’sız geldiğimiz için özgürdük. Tatilci moduna iyiden iyiye alışmışken tatilin de tam ortasında olduğum gerçeği kulağıma fısıldanıyordu.

20 Temmuz 2017, Perşembe: Geçen yıl yaz tatilimi Marmaris’te geçirmiştik ve yine her gün çevredeki koyları, sahilleri gezerken Selimiye’yi o kadar beğenmiştik ki iki kere gitme ihtiyacı duymuştuk. Bu kez de sıcak denizi ve keyifli ortamıyla Adrasan’ı bir kez daha ziyaret etmek istedik ve yola çıktık. Virajlı yolları geride bıraktıktan sonra verdığımız Adrasan bu kez haftasonuna kıyasla daha sakindi. Plajda şezlong bile bulduk. Okan yüzmek istemeyerek keyfimizi kaçırsa da anneannesi kurtarıcımız olarak Okan’ı yanında götürdükten sonra biz de sıcak Adrasan denizinde yüzmelere doyamadık. Sipariş ettiğimiz 5 tabak patatesi yakabildik mi bilmiyorum ama iyi yiyip iyi yüzdüğümüz kesindi. Günü burada bitirmek istemiyordum. Malum tatilin ikinci yarısındaydım ve artık her an daha değerliydi ve dolu dolu geçmeliydi. O halde şimdiki istikamet Çıralı/Chimera Yanartaş idi. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası Adrasan’dan Çıralı’ya ulaştık. Bu bölgedeki otel ve pansiyonlar dışarıdan gördüğümüz kadarıyla oldukça dinlendiriciydi, ama bizim hedefimiz Yanartaş’tı. Aracımızı parkedip, biletimizi aldıktan sonra yaklaşık 1 kilometrelik tırmanışımıza başladık. Hafif kaygan taşlar, sıcak ve dik rampa önce Nilgün’ü yıldırsa da yoldaşların yardım ve motivasyonlarıyla zirveye ulaşmamıza engel olamadı. Zirvede ise kendinden yanan taşların başında çekilen fotoğraf ve videolar ile bu anı ölümsüzleştirmek bizim hakkımızdı.
Things that you own end up owning you...
Adrasan'dan ayrılmak zor ama çare yok


Terledim ama değer

Yanıyor muyuz gençler?

21 Temmuz 2017, Cuma: Sanırım biraz dinlenmek hepimizin hakkı. Tüm tatili denize girerek geçirmek yerine biraz da çalışırken pek hakkını veremediğimiz uyumaya ne dersiniz diyordu bünye. Gece 1.30 gibi gerçekleşen 6.6’lık Bodrum depremini Antalya’da ciddi olarak hisseden bünyelerimiz güne haberleri ve yorumları izleme ihtiyacı ile başladı. Ardından bir öğle öncesi uyku, bir de öğle sonrası uyku ile tatilde dinlendin mi diye soracaklara da evet yanıtı verebilmek için gerekli background’u sağladım. Akşam ise tüm aile sahildeki çay bahçesinde buluşup neme rağmen serinlemeye çalıştık. Gecenin sonunda ise Kumluca ve Finike Marina arasında araç ile gezinti yaparak adeta Finike ve çevresi ile vedalaştık.

22 Temmuz 2017, Cumartesi: Sabah 4.55 e kurulan alarm ile uyanıp, 5.30 da yola çıktık. Buharkent’te verdiğimiz mola ile kahvaltımızı yaptıktan sonra 12.15’te Karşıyaka’mıza vardık. Artık tatilin geri kalan saatleri biraz daha rutinimize dönmekle geçecek. İşte bu vesileyle içinde bulunduğumuz zaman diliminde tatil hatıralarımı kısaca kaleme alarak günü yavaş yavaş sonlandırıyorum.
Okan'ın ısrarları sonucunda eve dönüş yolunda en iyi kahvaltı mekanımızı bulduk!
Yarın ola hayrola…    

26 Aralık 2016 Pazartesi

2016 Biterken

Bir yıl daha geride kalırken artık yeni yıl heyecanı iyice zirveye çıkıyor. 1 Ocak’ta büyüsü biter mi derseniz bence büyük olasılıkla o gün ya da ertesi gün yine sıradanlaşacak, bahsettiğim büyünün yerini günlük telaşeler alacak. Ama yine de yeni yıl bir şekilde sahip olduğu büyü ile yılın bu son günlerini heyecanla geçirmemizi sağlıyor. Mesela yeni bir defter ile başlayacağım yeni yıla, aylar önce aldığım parfümü de yeni yılda açacağım, hatta diş fırçamın başlığı da ay başında geldi ama onu da yeni yılın ilk gününde değiştirmeyi planlıyorum.

Yeni yıl için böyle ufak tefek planlar yaparken kafamda yeni hedefler, gönlümde yeni istekler var tabii ki. Yazarak bunların gerçekleşmesi için enerji yaratabilirim ama şimdilik bu konuda yazdıklarımı ya da yazacaklarımı buradan paylaşmak yerine kendime saklayacağım. Ancak 2016’nın bana öğrettiklerinden bahsetmeden edemeyeceğim.

Bu yıl dost bildiklerimi tanımam, kaybetmem için tecrübe kazandığım bir yıl olarak aklımda kalacak. İnsanlara güvenimi kaybettiğim, kırıldığım, üzüldüğüm, geçmişte “bence” güzel anılar biriktirdiğim kişilerin hayatımdan çıkıp gidişlerini şaşkınlıkla izlediğim bir dönem oldu ki adeta sudan çıkmış balığa döndüm. Belki uzun uzun yazılacak ya da yüzlerine söylenecek iki çift lafı buraya da taşımak lazım ama vicdanım o kadar rahat ki sonucun değişmeyeceği durumlar için çaba harcamaya değmez diyorum ve şu an dinlemekte olduğum keyifli müziği herhangi bir şekilde gölgede bırakmak istemiyorum.

2016’nın ileride oğluma anlatabileceğim nitelikte geride bıraktığı bir konu da 15 Temmuz’daki darbe girişimi ya da o dönem sıklıkla telaffuz edilen adıyla kalkışma idi. Sıradan bir Temmuz Cuma akşamında Okan’ın uyumasını takiben TV ve sosyal medya şeklinde salonda takılırken birden olaylar patlak verdi ve gece yarısı TRT’de darbe açıklaması, Tayyip Erdoğan’ın facetime ile Cnn Türk’e bağlanması ve camiden yapılan duyurular sıradışı bir tecrübe idi. Bakalım yıllar yıllar sonra o gece yaşananlar ve yaşanamayanlar Türkiye için nasıl yorumlanacak, hep beraber göreceğiz.

Bu yılın güzel yanları da vardı pek tabii ki. Mesela Marmaris’te yaptığımız tatil… Özellikle kalbimizi fetheden Selimiye’nin o sakinliği ve huzuru. Pek bi hoştu. Ne yalan söyleyeyim bu satırları yazarken bir mola alıp booking.com’dan Selimiye’de yeniden bir tatil için ne kadar bütçe ayırmak lazım bakmadan edemeyeceğim.

Dipnot: Yukarıdaki son paragrafı yazdıktan sonra o akşamı booking.com ve etstur sitelerinde tatil planları yaparak geçirdim, ardından hafta sonu geldi, onu doğum günüm takip etti. Doğum günümü kutladığım bu günün akşamında ise yatağımda biraz vücudum kırgın, boğazım yanarak bu satırları yazıp, biliyorum biraz havadan kalacak bu final paragrafı toparlıyorum. 2016’yı geride bırakıp, 2017’de yaşayacağımız güzel deneyimlere odaklanıyorum. Şimdi sessizlik lütfen…

Google adsense

Analytics