psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2026 Pazar

Hesaplamayı Bırak: Her Şey Dahil mi, Oda-Kahvaltı mı?

Takvimler 19 Temmuz 2026 Pazar gününü gösteriyor. Tatilimin ikinci yarısının son gününden, hatta son saatlerinden yazıyorum bu satırları. Marmaris İçmeler’deki Grand Yazıcı Palace oteldeyiz.

Sabah erken saatlerde kalkıp klasik rutinimi gerçekleştirdim; havluları havuz kenarında manzarası ve gölgesi güzel bir yere bıraktıktan sonra sahil yolunda yürüyüşe çıktım. Bu yürüyüş sırasında dinlediğim podcastleri bitirince, kendi sesimi kaydetmeye ve bu tatilin ikinci yarısının bir muhasebesini yapmaya karar verdim.


Zihinsel Hesap Makinesini Kapatmak

Bir önceki yazımda Solto Selimiye'nin o sade ve huzurlu yapısından bahsetmiştim. Orada havuz ve deniz imkanıyla harika bir tercih yapmıştık. Ancak aile ekonomisi açısından işin içine girdiğinizde, oda-kahvaltı konseptinin getirdiği görünmez bir psikolojik yük var: Öğle yemeği, akşam yemeği veya serinlemek için içilen içecekler için sürekli elinizi cebinize atmanız ya da hesap kitap yapmanız gerekiyor. Tatilde bile zihnin bir köşesinde o hesap kitap işleri devam ediyor.

İşte Grand Yazıcı'da geçirdiğimiz bu ikinci yarıda, "her şey dahil" konseptinin o büyük avantajını yaşadım.

Tatilde zihni dinlendirmenin en iyi yollarından biri de finansal kararları sıfırlamaktır. Otele girdiğim ilk günden beri cüzdanı odada sakladım ve ne nakit ne de kredi kartı harcaması yaptım; bu, gerçekten tatil yaptığımı hissettiren büyük bir konfor.

Köklü Bir Yapı ve Ön Yargıları Kıran Çeşitlilik

Grand Yazıcı, oldukça köklü ve imkanları geniş bir otel. Odaların konforundan çeşitli havuzlara, hatta oğlumun çok keyif aldığı kaydıraklı havuza kadar her şey ince ince düşünülmüş. Otelin içinde sıkılmanıza imkan vermeyecek kadar çok aktivite var. Ben de saunayı çok sevdiğim için bu son günümde o geleneği bozmadım.

Her şey dahil otellerin o meşhur handikabını bilirsiniz; yemekler genelde birbirinin türevidir. Ama burada damak tadımıza hitap eden o kadar çok alternatif, o kadar zengin yemek ve içecek yelpazesi vardı ki, kalite konusunda son derece tatmin oldum.

Personel için de ufak bir parantez açayım: Oldukça kibar ve profesyoneller, ancak bizden ekstra bir şey istemiyor, sadece görevlerini yapıyorlar. Bu standardın korunması da gayet normal.

Sonuç: Hak Edilmiş Bir Kapanış

Genel bir özet yapmam gerekirse; çok şükür diyebileceğim, iyi ki gelmişiz dediğim bir tatildi. Kışın gerçekten çok çalışmış ve yorulmuştum; bu tatil bana hem dinlenme hem de ailece güzel hatıralar biriktirme fırsatı verdi.

Şimdi bizi sıcakta bekleyen dört saatlik bir dönüş yolculuğu var. Biraz yorucu olacak ama zihnim berrak, enerjim yerinde.

Yeni yazılarda, yeni keşiflerde görüşmek üzere!






13 Temmuz 2026 Pazartesi

Her Şeyin Bir Zamanı Var: Mükemmel Anları Neden Kopyalayamayız?

Ve tatilimin "satın alınan" kısmı resmen başladı.

13 Temmuz sabahı Teos’taki yazlığımızda uyandık. Çantaya en son konulacakları unutmadan telaşla hazırlayıp, hızlıca yaptığımız kahvaltının ardından Marmaris’e doğru yola çıktık.

İstikamet, tatilin ilk yarısı için Selimiye.

Dört saat kırk beş dakika sürmesi gereken yol, herkesin tatil için yollara dökülmesiyle çok daha uzun sürdü. Hele öğle yemeği molasından sonraki o kısım... Sıcağın ve bitmek bilmeyen virajların etkisiyle zaman adeta durdu. Ama şükür ki bitti.

Otele vardığımızda dışarıdan ne kadar yorgun görünüyorsak artık, bizi karşılar karşılamaz buz gibi birer limonata ikram ettiler.

O yorgunluğun, o sıcağın ve o virajların üstüne öyle iyi geldi ki, tarif edemem. Bu hissi çok sevdim ve akşamüstü deniz kenarında dinlenirken bir tane daha sipariş verdim.

Ama aynı tadı bulamadım.

Öğrendiğim küçük ama net ders şuydu: Bazı anlar kopyalanamaz. Demek ki her şeyin bir doğru zamanı, bir doğru bağlamı var.

Adını Koyamadığım O His

Sıcak deniz suyu, sahilde hafif bir müzik, kalabalık olmayan, huzurlu bir ortam... Daha ilk dakikalardan aradığımı bulduğumu hissediyordum.

Yine de içimde adını tam koyamadığım, o anın içine tamamen bırakmamı ve tam anlamıyla rahatlamamı engelleyen bir şey vardı. Şehir hayatının, işin ve o sürekli "bir şey yapmalıyım" hissinin zihindeki kalıntısıydı bu.

O an aklımdan absürt bir düşünce geçti: "Acaba şu anki ruh halimi ve hislerimi yapay zekaya aktarsam bana ne derdi? Nasıl bir teşhis koyardı?"

Sonra kendimi durdurdum. Yok canım, o kadar da değil. Bırak AI'ı, algoritmayı... Biraz gevşe. Sosyal medyaya bir fotoğraf at, bildirimlerin gelmesini izle, klasik bir tatilci gibi davranmayı dene bakalım nasıl olacak...

Günün Sonu ve Soğumasını Bekleyen Sular

Tabii ki bunların hiçbirini yapmadım.

Akşam yemeği ve sonrası için otelden ayrıldık. Şahane bir gün batımı eşliğinde sahilden merkeze doğru yürüdük, harika kareler yakaladık. Karnımızı doyurduk ve o uzun yürüyüşte yaktığımız tüm kalorileri, üzerine dondurma eklenmiş bir sütlü tatlıyla geri aldık. (Buna kesinlikle değdi.)


Odaya döndüğümüzde sıcaktan ve tatlıdan dilimiz damağımız kurumuştu. Kana kana su içmek istiyorduk ama bir pürüz vardı: Suların mini dolapta soğuması gerekiyordu.

Bekledik. Çünkü dediğim gibi; her şeyin bir zamanı vardı.

O zaman geldi, buz gibi suyu içip ferahladıktan sonra, yatmadan hemen önce tarihe bir not düşmek için balkona çıktım ve bu satırları kaleme aldım.

Zamanı gelince okurum...







14 Eylül 2015 Pazartesi

En İyi Psikologdan Bile İyi

Yılda bir kez (belki daha fazla da olabilir) Pazartesi sendromunu yeniyorum. Nasıl mı? Pazartesi sabahı için yarım günlük izin alarak. "Yaw Volkan bunun bu kadar etkisi mi olur, zaten geçen sene de sen bu konuda blog yazmıştın" falan demeyin. Yaşayan, hisseden bilir. Durumu, hafifliği, anı yaşamanın yoğun çoşkusunu ifade etmenin tarifi güç ama kesinlikle muhteşem bir his...

Herşeyden önce o Pazar öğleden sonranın berbat ötesi ruh halini tamamen unutuyorsunuz...Evet ertesi sabah statünüzde bir değişiklik olmuyor, yine SSK'lısınız belki ama kafa onu farklı yorumluyor ve sizin psikolojisinizi koruyor. Fevkalade... Bir kere haftasonu tatilini tam olarak yaşıyorsunuz. Ertesi sabah ise diğer insanlar çalışırken siz ya izin alma sebebinize uygun olarak işinizi takip ediyor ya da sadece kendinize bir süreliğine off veriyorsunuz. Hani fabrikalarda belirli bir dönemde makineler durur ve çalışanlar izne gider ya, işte öyle bir şey...

Şimdi izninizle ben şu güzel Pazartesi sabahının tadını çıkarmak istiyorum. Siz de ilk fırsatta kendiniz için bunu yapın, tabii ki emekçiyseniz, yoksa size her gün Cumartesi'dir belki de...Saygılarımla,

Google adsense

Analytics