sabır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2025 Perşembe

Değer mi Kalp Kırmaya?

Bazen üzerler seni, 

Gözlerin dolar, sesin titrer.

Gözündeki yaşı da,

Dilinin ucundaki kelamı da dizginlersin.


Kırılsa da kalbin, 

Yansa da için,

Atıp içine yüklenirsin derdini…


Bir of çeksen o an,

Titreyen dudakların gibi titretirsin

Ama büyütmek değil, unutmaktır amacın.

Bitsin, gitsin şu an bi dersin.

Gözünü yumar, yutkunursun. 

“Allah Büyük” dersin…


Ve o an biter, o gün geçer.

Tıpkı daha öncekiler gibi.

Peki değer miydi kalp kırmaya?

Ne dersin?



17 Temmuz 2021 Cumartesi

Anneannem Adviye Hanım

Geçtiğimiz günlerde “Sağlığın Yerindeyse Şükret, Sevdiklerinin de Sağlıyı Yerindeyse Bir Daha Şükret” başlıklı yazımda anneannemin hastalığından bahsetmiştim. O yazının üzerinden neredeyse 5 hafta geçti ama durum iyiye gitmediği gibi daha da kötüye gidiyor. Adeta yavaş yavaş veda ederken anneannem bize, elden hiçbir şey de gelmiyor. Önceleri onu öylece yatağında izleyebiliyorken, şimdilerde ise sadece yoğun bakım odasında dakikalarla sınırlı onu görebilmek.

Anneannem ile bir anneler günü hatırası

Son 2 haftadır Finike’de uzaktan çalıştığım dönemde anneannem daha da kötü olunca onu yine ambulansla hastaneye kaldırmışlar ve bu kez bir gece yatırıp çıkarmamışlar. Durumu her ne kadar kötü de olsa, annemler biz uzaktayken keyfimiz kaçmasın diye durumu idare edip, benim rutin “gece nasıl geçti?” sorularıma “aynı, bir değişiklik yok” şeklinde idareten cevaplar vermişler. Neyse ki biz İstanbul’a geldikten sonra evden ilk arayışımda durumu benimle de paylaştılar. Üzüldüm, hem de çok, ama en çok da anneme ve teyzeme üzüldüm. Alışmıyorlardı yaklaşmakta olan gerçeğe bir türlü. Durumu bana anlatırken hıçkıra hıçkıra ağlamaları, o gerçekle yüzleştiklerinde yaşayacaklarının bir ön gösterimi gibiydi. Zordu, hem de çok zor.

Tüm bunlar olurken, hayat tüm hızıyla devam ediyordu. Telefonu elimden bırakıp kendime geldikten sonra kafamı dağıtmak için önce youtube’a girdim, “keyifli, sıra dışı” içerikler bizleri “besliyordu”. Oradan çıktım, instagram’da arkadaşlarım 9 günlük bayram tatilinin ilk saatlerini gönüllerince kutluyorlardı. Dedim ya, hayat yaşanmaya devam ediyordu. Bir ara ben ilk ne zaman, ne paylaşırım acaba diye düşündüm. Sonra bu düşündüklerimi düşünüp “ya yerimi şimdi” dedim. Sonra babamı kaybettiğim 15 yaşıma gittim. O dönem babamın acısı yeniyken evin dışında kimin mutlu olduğunu görsem ona karşı bir kin duyar, hiddet besler, bizim içimiz yanarken o/onlar nasıl da mutlu olabilirler diye sorgulardım. Cevap aynıydı: hayat devam ediyor.

Önümüz bayram, bu kez hiç olmadığı kadar tatsız geçeceği şimdiden belli olan bir bayram. Neşeli aile fotoğrafları, özlü mesajlar içeren bayram tebrikleri yayınlanırken biz anneannem için, geride bırakacağı onu sevenler için üzüleceğiz. Belli mi olur, belki nasip olur onu son kez yoğun bakımda görüp bayramını kutlarım, belki o da nasip olmaz…

Babam öldüğünde, odamdaki kıyafet dolabımın içine “zaman alışmayı öğretir belki ama unutmayı asla” yazıp asmıştım. Her sabah okul kıyafetlerimi alırken onu okur, her akşam okul kıyafetlerimi asarken bir kez daha anardım. Anneannemin bu acısına da alışacağız belki ama onu ve onun hatıralarını da hiç unutmayacağız. Bu satırları yazarken ekran iyice buğulu olmaya başladıysa artık yazıya son verme zamanı gelmiştir. O halde haydi sevdiklerinizle güzel hatıralar biriktirin…

 

Not: Neden bu iç dünyandaki sorgulamaları buraya döktün diye düşünmüş olabilirsiniz. Tek bir sebebi var: Kötü hatıraları hemen beynimden silip atmaya meyilli bir bünyem var, yazıyorum ki geriye dönüp anneannemin son günlerini anmak istersem açıp okurum diye…

Bu yazı ilgini çektiyse, bu da ilgini çekebilir:

Sağlığın Yerindeyse Şükret, Sevdiklerinin de Sağlıyı Yerindeyse Bir Daha Şükret 

7 Kasım 2017 Salı

Hikayem Sabır Üstüne

İnanmak istiyorum
O söylenen balonlara

Güvenmek istiyorum
İhtimallerin gerçek olacağına

Bekliyorum sabırla
Sükunetim asaletle karşılansın da...

Bugünleri sineye çekmeye hazırım ne de olsa
Yeter ki mutlu sonla bitsin bu rüya
Alacağım dersleri alıyorum bu arada

Kazanılmışlarımla devam edeceğim
Bu hikayenin geri kalanına

(07/11/2017 12:33)


15 Nisan 2017 Cumartesi

Ve Sabredersin...

Bazen öyle bir dolarsın, öyle bir dolarsın ki derin bir nefes aldığında içinde bir köz ateş yanar… Hep içine atmışsındır, susmuşsundur, sorun çıkmasın diye görmezden, duymazdan gelmişsindir. Bazen gözün dolmuştur ama belli etmemek için kaçmışsındır. Bazı şeyler ağrına gitmiştir ama dilinin ucuna gelse de ağrına gittiğiyle kalmıştır. O ağırlıklar senin sırtına binmiştir. Yüküne yük eklenmiştir ama katlanmaya devam etmişsindir. Fena hissedersin kendini, hem ruhen, hem de fiziksel olarak. Şimdi neyse ama ileride aynısını yaşadığımda kalbim buna nasıl katlanır diye de geçirmişsindir içinden. Ateş sırtındaki yükle beraber yanarken özveride bulunayım bu kez de, bir kez daha bunu da göğüsleyeyim dersin. Allah büyük dersin ve sabredersin….

9 Nisan 2017 Pazar

Kolay Elde Edilen "Başarılar"

Bazen bazı başarıların bir an önce elde edilmesini ister insanoğlu. Sabırsızdır ve muhtemelen yeterince hazır değildir. Ama ister… O ünvanı, pozisyonu, o sosyal statüyü… Halbuki daha alması gereken çok yol vardır. Hani bir fırın ekmek yenmesi gereken durumlar vardır ya, belki de öyle yapılacaklar ve hazmedilecekler listesi vardır ama nafile, göremez gerçekleri. İşte böyle durumlar için size iki küçük alıntım var.

Birincisi İsmail Özcan’ın “Espri ve Fıkralarıyla Ünlüler” adlı kitabından:

ABD Başbakanlarından James Garfield başkan olmadan önce bir kolejin müdürüymüş. Bir gün bir anne çocuğunu koleje yazdırırken bir ricada bulunmuş:

— Müdür Bey, dersleri biraz daha basitleştiremez misiniz? Benimki derslerin hepsini takip edemez. Koleji de bir an önce bitirmek istiyor.

Garfield cevap vermiş:

— Evet hanımefendi bu mümkündür. Önce çocuğunuzun ne olmak istediğini söyleyin. Malum ya Tanrı bir meşeyi yüz yılda yetiştirirken bir kabak için iki ayı yeterli görüyor.”

Yine aynı konuda ikinci örnek ise Elif Şafak’ın Firarperest adlı denemelerden oluşan kitabından gelsin:

Hayatta bir an evvel başarmak istemek iyi bir şey değildir. Zira "Kolay elde edilen şeyler uzun sürmez. Bağdat'ta bir fırından günde yüz kâse çıkarken, Çin'de tek bir seramik kâse üretmek kırk yıl alır. Hangisi daha değerlidir? Yumurtasından yeni çıkmış bir civciv kendi gıdasını bulup yerken, bir bebek yıllar boyu bakıma muhtaç kalır. Birincisi bakışlarını asla yerden ayırmazken, ikincisi içeride yıldızlar ve galaksiler barındırabilir.”

O halde sabretmeye, çalışmaya, gelişmeye ve katkı sağlamaya devam. Sonunda doğru zaman gelecek ve şansımızı kendimiz yaratmış olacağız. Unutmayın, ortaya çıkan sonucun kalitesini belirleyen verdiğimiz emektir.
 

Google adsense

Analytics