Hayatın İçinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayatın İçinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2025 Perşembe

Değer mi Kalp Kırmaya?

Bazen üzerler seni, 

Gözlerin dolar, sesin titrer.

Gözündeki yaşı da,

Dilinin ucundaki kelamı da dizginlersin.


Kırılsa da kalbin, 

Yansa da için,

Atıp içine yüklenirsin derdini…


Bir of çeksen o an,

Titreyen dudakların gibi titretirsin

Ama büyütmek değil, unutmaktır amacın.

Bitsin, gitsin şu an bi dersin.

Gözünü yumar, yutkunursun. 

“Allah Büyük” dersin…


Ve o an biter, o gün geçer.

Tıpkı daha öncekiler gibi.

Peki değer miydi kalp kırmaya?

Ne dersin?



12 Temmuz 2025 Cumartesi

Rölantide Bir Hayat: Koşarken Durmayı Hatırlamak


Araya zaman girmiş olabilir ama yeniden kendime dönebilmek, iç sesimi duyabilmek ne güzel… Hayatın karmaşasında kaybolduğum bir dönemde, oğlumla bir Cumartesi günü hastanenin karşısındaki Starbucks’ta yan yana oturmak; bir yandan çalışmak, bir yandan kaçamak yapmak gibiydi. Sanki her an bir telefon çalacak ya da önemli bir e-posta gelecek ve bu an yarıda kalacakmış gibi… O yüzden hızlıca yazmak istedim, içimdekileri olduğu gibi.

Temmuz’un ortası geldi ama hâlâ denize giremedim. Her yılki Seferihisar tatilim bu yaz olur mu, bilmiyorum. Eskiden “günü yaşayan” insanları biraz dağınık bulurdum ama şimdi onları daha iyi anlıyorum. Hayat, insana her şeyi öğretiyor. Bazen de hatırlatıyor.

İş yoğunluğum artık hayatımın bir parçası. Günler değişiyor ama gelen e-postaların sayısı sabit: yüzü geçiyor. Çoğu da aksiyon istiyor. Sabah-akşam mesailer, hafta sonu telafileri derken işler tamamlanıyor ama… “Peki ya kaçan hayat?” diye soranlara cevabım net: elimdekine şükretmeyi seçiyorum. Az önce Excel’de yeni bir sayfa açtım; beğendiğim fon ve hisselerle yıl sonuna kadar ne kadar getiri elde edebilirim, onu hesapladım. Kendimi böyle avutuyorum. Zor günler gelirse (umarım gelmez), en azından kenarda bir maddi destek olur. Manevi destek içinse… O zaman geldiğinde kimler yanımda olacak, göreceğiz.

Bu aralar aklımdan çıkmayan bir söz var:

“Sağlığın yerindeyse birçok sorunun vardır. Ama sağlığın yerinde değilse, sadece bir sorunun vardır.”

İşte bu yüzden, beni çıldırtan e-postalar, Teams mesajları, call’lar arasında gelen talepler… Hepsi aslında şükredilecek dertler. Tamamlayıp devam edeceğiz. Takılmadan, çok anlam yüklemeden (yazar buna inandı mı? – şüpheli).

Dün akşam oğluma, ilişkilerde insanların her söylediğine takılmaması gerektiğini anlatırken, yıllarca ben de ne çok şeye takıldığımı fark ettim. Neyse ki insan öğreniyor. Zaman, hayat ve deneyimler birleşince her şeyle başa çıkılabiliyor.


Tabii bu süreçte değişiyoruz da. Gelişiyoruz. Yeni alışkanlıklar ediniyoruz. Ben, rutini içinde mutlu olanlardanım. O rutinin dışına çıktığımda, değerini daha iyi anlıyorum. Bu sabah, uzun süredir pas geçtiğim sabah yürüyüşlerine döndüm. Deniz kenarında yürümek, sevdiğim podcast’lerin yeni bölümlerini dinlemek… İyi geldi. Uzun yol yapmış bir aracın rölantide çalışması gibi, ben de kendime geldim.


Bugün hastane asansöründe telefonuma bir bildirim geldi. Uyku sürem azalmış. Evet, farkındayım. Sağlıksız. Ama bazen hayat seni öyle bir noktaya getiriyor ki, öncelik sıralaman değişiyor. Ayakta kalmak, işleri yürütmek, sevdiklerine destek olmak… Hepsi bir arada yürümeye çalışıyor. O popüler videodaki adamın dediği gibi:

“Şu olaylar bi’ bitsin, düzelicez inşallah.”


Ama belki de mesele, olayların bitmesini beklemek değil. Belki de mesele, olayların tam ortasında bile kendine küçük bir alan açabilmek. Bir kahve molasında, bir yürüyüşte, bir podcast’in yeni bölümünde ya da çocukluğundan gelen bir rozetin hatırasında… Hayatın rölantide çalıştığı o anlarda, kendini yeniden bulabilmek. Çünkü zaman geçiyor, çocuklar büyüyor, alışkanlıklar değişiyor. Ama içimizdeki o küçük “ben” hâlâ orada bir yerlerde, hatırlanmayı bekliyor.

Ve belki de en güzeli şu: Her şeye rağmen, hâlâ yazabiliyor olmak. Hâlâ anlatacak bir şeyler bulmak. Hâlâ bir yerlerde birileriyle bu satırlarda buluşabilmek. Eğer bu yazıyı buraya kadar okuduysan, belki sen de kendi rölanti anını arıyorsundur. Bulduğunda, tadını çıkar. Çünkü hayat, tam da o anlarda saklı.

15 Haziran 2025 Pazar

Yavaşlamak Gerek: Uykusuzluk, Sorumluluklar ve Yaklaşan Yaz Tatili

Bazen sadece şöyle bir 8 saat uyuyabilsem nasıl olurdu diye düşünüyorum. Bu gece yine o düşünceyle açtım boş sayfayı… Günlerdir aynı yolu gidip gelmenin yorgunluğu, üstüne eklenen fazla mesailer derken, nihayet dün gece “normal insanlar” gibi uyudum ve başarabilirsem bu akşam daaynı başarıyı elde etmeye biraz daha yaklaştım. Henüz hedef gerçekleşmedi ama bir umut: Belki bu kez kendim için bir şey yapabilirim.


Son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşıma çıkan “az uykunun zararları” temalı içerikler iyice tetikledi bu düşünceyi. “Kendim için bir şey yapayım” dedim içimden… Ve o anda fark ettim: Kendim için uzun süredir hiçbir şey yapmamışım. Ne yazmak, ne yürümek, ne de basit bir egzersiz…

Yazmak mesela, iyi geliyor. Ne mutlu ki son yazdıklarım güzel geri dönüşler aldı. Ama bu aralar yazmaya bile zor vakit buluyorum. Nilgün’ün Bursa’da olmasıyla beraber “anne-baba” modunu tamamen açtım. Okan evde yalnız kalmasın diye yürüyüşleri, iş yerindeki spor salonunu bile erteledim. Ama biliyorum ki hiçbir şey sonsuza kadar sürmez; bu şartlar da değişir elbet. Yola devam…

Bu yaz, sağlık gündemiyle geçecek gibi görünüyor. Aile büyüklerinin sağlık durumları nedeniyle sık sık hastanelere gitmek, tedavi süreçlerinde yanlarında olmak önceliğimiz. Hal böyle olunca yaz tatili fikri bile yorgun hissettiriyor. Ama bir haftalık yıllık izinde “biraz olsun kopabilir miyim?” düşüncesi az da olsa heyecan katıyor.

Haziran’ın ortasında, okullar kapanırken zihnim yine yazlığa gitme hayali kuruyor. Fakat bu yaz, yazlıkta daha az kalacağımız belli. Deniz ve güneşin tadını eskisi kadar çıkaramayacağım. Belki de mesele nicelik değil, niteliktir. Aile büyüklerimizin bize daha çok ihtiyacı var artık. Roller değişti; artık onlar değil biz destek oluyoruz. Allah onlara uzun ve sağlıklı ömürler versin.

Bu satırları yazarken Okan yanımda, sürekli “ne yazıyorsun baba?” diye soruyor. Cümleleri yüksek sesle okurken fark ettim ki, aslında tüm bu gündelik stresi zaten farkında olmadan ona da aktarıyorum. O ise, bir çocuk olarak bu yüklerin neresinde olmalı? Belki de hayatın sadece güzel taraflarını değil, zorluklarını da tanımak onun için bir tür öğrenme süreci.

Ama yeter bu kadar yetişkinlik... En iyisi bu hafta Okan’ı Hupalumpa'ya götürmek. Biraz çocuk olmak, biraz oyun, biraz kahkaha… Hayatın keyifli taraflarını da göstermek gerek. Ama son cümle ondan gelsin:

“Bu ne baba ya, çok saçma, gitmesek de olur.” :) 

-----------------------------

Uykusuzlukla başa çıkma

Ebeveynlikte denge

Yaz tatili planlarıAile desteği

İş-yaşam dengesi

Yazmak terapidir

Çocukla kaliteli zaman

Hupalumpa etkinlikleri

Anne-baba olmak

Yıllık izin önerileri

Google adsense

Analytics