25 Temmuz 2018 Çarşamba

e-Book Experience for Google Play Books Users

Recently I have attained a training on EdX. In of the lessons of the training, I have done interviews with two of my colleagues who purchase books from Google Play Books about the use of e-readers. In this practice, I have noticed two main take-aways as finding, these are:

-        People tend to buy printed versions of some kind of books
-        Google ecosystem and technological features of the e-readers simplifies the lives of the readers

Related with my edX experience, I have created another blog content. Here it is:

http://volkanyorulmaz.blogspot.com/2018/07/my-online-course-experience-on-edx.html



The first and foremost important input that I received during the interview was that one of the great pleasures of reading is the physical turning of the page. It slows you down and makes you think. Starting with the fact that e-readers do not provide this satisfaction issue to its customers makes us know that it is, despite the likelihood of original book effects, still an electronic device. Indeed, I have noticed that people are really thinking about how the books are – not just what’s in them, but what they’re like as objects. This object issue creates a differentiation point between the original book and e-book. For instance, you just can’t do a selfie with an e-reader. When you can’t do this selfie, then you what will you post with hashtag bookstagram to your Instagram account while you are drinking coffee. In addition to this “object” issue, people have books in their house as pieces of art. It is somehow Apart from this, users of Google Play Books point out that children’s books, which represent an area of significant growth, just don’t work well on e-readers. People prefer to give, or read, children’s books like Harry Potter titles in print, and healthy cooking titles and biographies sell very well in print compared to ebook format. As you can see, there are some types of books which ebooks still cannot fully compete. In such types, people need to touch, see and observe the content while having the book in their hands.



In Play Books, readers can read books offline, use a dictionary to look up unfamiliar words, and have their notes and place in the book saved across multiple devices through their Google account. The readers who previously bought from Google Play Books informed me that buying a book from the Play Store makes that book available to you across all your devices where you have logged in using your Google account. What's even neater is that Play Books remembers the page you were on in a book when you stopped reading, and lets you read from that page even if you're doing so on a different device. Such features are supported with much better and technological features which makes the lives of people much easier. This is appreciated by Google Play Books customers. Staying within the Google ecosystem makes it easy to share purchases with family members. This feature makes our life easier and more economic. Besides, there’s a new Smart Resume feature in Google Play Books, which brings an integration with Google Assistant’s Routines feature, by this feature better speed controls will be provided to the user. People are optimistic about the future due to the rise of the technology. They even hope that one day, when I say, “Ok Google, take me to work,” I’ll get the traffic and weather reports, and then my audiobook will automatically start playing. In addition to this features which are live today or will come soon (hopefully), Google Play provides some advantages in terms of pricing. For instance, in the World Book Day, Google Play helped the customers find cheaper books. Moreover, readers of Google Play Books noticed that books by Turkish authors are priced reasonably or cheap than the market price.
In conclusion, some people prefer some types of books as objects or like they call “state of art” and want to live with them. It will not be easy for e-books to challenge such type of books. On the other hand, technological features make the readers life easy and as this trend goes on, people will buy, read or listen to books. Price advantage of e-books will differentiate the sales of them compared to “object” books.
Affinity Wall Practice in order to prepare this summary


13 Temmuz 2018 Cuma

Murakami ile Karanlıktan Sonra

Güzel kitaplar okuyup kendim için alıntılar yapmaya devam ettiğim bir süreçteyim. Keyifli, tatil gibi, insanı yenileyen, beyninde kıpırtılar oluşturan bir süreç, öneririm, sevdiğiniz şeyler okuyun, siz de bu ayrıcalığı yaşatın kendinize...
Aşağıdaki 3 alıntı Haruki Murakami'nin Karanlıktan Sonra adlı kitabından. Copy-paste değil, kendim baka baka yazdım...

“Bekleyeceğim” diyor Kaoru. “Hala kulak kesiyor musunuz?”

Adamın dudakları seğiriyor hafifçe. “Her insanın tek bir yaşamı vardır. Kulağı ise iki tane.”

“Öyle olabilir ama bir tanesi gidince bir daha gözlük takamaz.”

“Uygunsuz bir durum” diyor adam.

 ***

“Üzerinde durduğumuz zemin var ya, çok sağlammış gibi görünür ama en ufak bir şey olduğunda, pat diye altımızdan kayıp gidebilir. Ve bir kez altımızdan çekilmeye görsün, işte o zaman sonumuz gelmiş demekti; bir daha eskiye dönemeyiz. Sonrasında, yerin altındaki o karanlık dünyada bir başımıza yaşamaktan başka çaremiz kalmaz.”

 ***

“İnsan denen şey, anılarını yakıt olarak kullanıp yaşamını sürdürüyor olamaz mı acaba? O anıların gerçekte önemli olup olmadığının, yaşamın sürdürülmesi açısından hiçbir önemi yok. Sadece yakıt. İster gazetenin reklam broşürü olsun, isterse felsefe yazıları; ister pornografik fotoğraflar olsun, isterse on bin yenlik kağıt para desteleri; ateşe verdiğinde hepsi sadece bir kağıt parçası değil midir? Önemli anılar, çok önemli anılar ve hiçbir önemi olmayan anılar… hepsi sadece ve sadece yakıt.”

8 Temmuz 2018 Pazar

Murakami'den Kalan Kırıntılar


Geç de olsa Haruki Murakami ile tanıştım. İyi ki lerimden biri oldu bu tanışma. Şu aralar elimde kendisine ait okuduğum üçünci kitap olan “Karanlıktan Sonra” var. Yine okudukça kendi dünyasının içine çeken farklı bir deneyimin içine çekiyor bu kitabı ile beni… Bu fırsatı hazır yazlıktayken bulmuşken, okuduğum diğer iki kitabından aldığım notları mı da toparlayıp benimle beraber blog’uma taşıyayım da ruhumun ihtiyacı olduğunda dönüp gıdamı alayım istedim.

Nasıl derin, nasıl nitelikli… Çevirisinde bile anlamını, vuruculuğunu yitirmeyen, delip geçen ya da iz bırakan taneler…

“Sahilde Kafka”dan (Kafka on the Shore)

İnsan bir şeyleri ne kadar isterse istesin, o şeyler asla kendiliğinden çıkıp gelmez. İnsan bir şeylerden özel olarak uzak durmaya çalıştığında ise, o şeyler kendiliğinden insanın üzerine üzerine gelir.

Rüzgâr eser. Hırçın rüzgârlar da vardır, insanın ruhunu okşayan rüzgârlar da. Fakat tüm rüzgârlar, gün gelir yitip gider.

Haddinden uzun düşünmek, hiç düşünmemiş olmaktan farksızdır.

Anılar, insanın vücudunu içten içe ısıtan şeylerdir. Fakat aynı zamanda insanın içini lime lime de edebilirler.

Ölüm yaşamın karşıtı olarak değil, parçası olarak vardır.

Herkesle aynı şeyleri okuyunca, ister istemez herkes gibi düşüneceksin. Bu da kabalık ve sıradanlık olur.

İnsanın çevresi olanaklarla dolu olunca bundan yararlanmamak son derece zor geliyor. Gücün var, yeteneklerini değerlendirebileceğin bir yer var, sen gene de bir şey yapmadan yolunda gitmek istiyorsun, öyle mi?

Zenginliğin en büyük üstünlüğü nedir biliyor musun? Paran olmadığını söyleyebilmektir.

İmkansızın Şarkısı”ndan (Norwegian Wood)

Mektuplar, kâğıttan başka bir şey değil, dedim. Yakılsalar bile, yürekte kalması gereken, kalır, ve yakılmayıp saklansalar bile, kalmayan kalmaz.

"Az Çabayla Çok Başarı" İster Misin?

Tam da bir şeyler yazmada kısırlaştığımı gördüğüm ve bunun nedenlerini kendimce sorguladığım bir dönemde hızlıca okuyup bitirdiğim bir kitap çıktı karşıma. Aslında adı hiç de benim mantaliteme uymuyor. İddialı ve bana uzak, sanki biraz kolaya kaçan bir mesajı var gibi hissettiriyor kitabın adı: Az Çabayla Çok Başarı

Var mıymış ya böyle bir dünya diye okumaya başladığımda içinde aslında hiç de fena olmayan tespitler buldum. Kendime alıp sakladım bunların bir kısmını. Bu arada ilk paragrafta bahsettiğim yazma konusundaki verimsiz dönemimle ilgili de beni yüreklendiren bir bölüm vardı kitapta. Özellikle bu bölümü öne çıkarmak için kitaptan yaptığım alıntıların başına onu taşıyorum. Yazarın da belirttiği gibi, yazmak bir yolculuğa çıkarıyor insanı ve gerçekten iyi geliyor. Kaygısızca yazabilmek ise gerçek bir özgürlük. Bunu tecrübe etmeniz dleğiyle… 
Eğer bugüne dek hissettiklerinizi yazıya dökmediyseniz, bir kere deneyin. Yazmaya çalışmayın; sadece yazın. Tam bir cümle yazmanız bile gerekmez. Kalbinizden gelen duygularınızı parmaklarınıza, oradan da kağıda aktarın. Bir psikanaliste on bin dolar öderseniz, size duygularınızı içeren bir günlük tutmanızı söyleyecektir. Ne de olsa, psikiyatrist sizi iyileştiremeyeceğini bilir - kendi duygularınızı keşfetmek ve ardından kendinizi iyileştirmek yine size bağlıdır. 


Suyu kaynatmak için bir çaydanlığa doldurur, çaydanlığı da ateşin üzerine yerleştirirsiniz. Bu davranışlar enerji harcamayı gerektirir. Çaydanlığın kapağını kapattığınızda suyu kaynamaya bırakırsınız. Ama sonucu çok merak edip ikide bir çaydanlığın kapağını açıp bakarsanız, suyun ısınma sürecini engellemiş olur ve kaynamayı geciktirirsiniz. Bir girişimci ya da satış elemanı olarak size, meseleyi halletmek için özenli ve sabırlı bir şekilde takip etmemiz gerektiği söylenir. "Takip etmek" gibi basit bir kavramın bile hassas nüansları ve içgörüleri vardır. Bazı satış elemanları, dostça yakla şan, potansiyel bir müşteri bulduklarında, can sıkıcı bir "hava saldırısı" tarzında takibe başlarlar. Tıpkı suyun çabucak kaynadığını görme isteğiyle çaydanlığın kapağını açıp duran ev kadını gibi, gözü dönmüş bir şekilde anlaşmanın tamamlandığını görmek isterler.

Yeterince uzun yaşayıp kendimizi yeterince dikkatle incelediğimizde ve yanlışlarımızdan ders aldığımızda, sonunda paniğe kapılmaktan ve her "iyi" fırsatın peşine düşmekten vazgeçeriz.

Hoşnutluk yaşamlarımızın her alanında daha yüksek ve daha yüce standartlara ulaşma konusunda kendimize ve diğerleri ne minnettarlıkla ve zevkle meydan okurken eriştiğimiz olumlu sonuçların tadını çıkarmaktır.

Başarı Meleği talepkar bir metrestir. Peşinden koşmanızı ister ama üzerine fazla düşerseniz sizi kesinlikle atlatacaktır. Onu ele geçirmek için rahat bir atmosfer yaratmalısınız. Rahat lama ve çabalama ritminizi dengeleyerek, uzlaşmayla uğraşmanın uyumunu sağlayarak, ve az olan çoktur ilkesini benimseyerek günlük davranışlarınızı doğal bir biçimde - kaygıyla güdümlenmekten başarılı olmak için sakince çaba harcamaya doğru - ayarlayacaksınız...

Size en çok hangi tür görevlerin uyacağını anladıktan sonra, iyi yapamadığınız bir iş için yardım alın veya başkalarına devredin. Eğer görevi başkalarına devredebilecek pozisyonda değilseniz, o işten öğrenebileceğiniz bir ders bulmaya çalışın. Unutmayın, doğru tavrı takındığınız sürece, üstesinden gelemeyeceğiniz iş yoktur.

Yatağa çekilmeden önce, günlük görevler listenizi gözden geçirin: neleri halletmişsiniz ve yarın neler öncelikli olacak. Siz uyurken, bilinçaltınız ertesi günün işlerini halletmenin yollarını araştırmaya başlayacaktır. Bu, uykunuzu engelleyecek herhangi bir çaba olmaksızın gerçekleşir. Otomatik, doğal bir programlamadır. Zihniniz yarınki amaçların yönünü algıladıktan sonra, harekete geçip yapılacak işlere aşina olacaktır. Sabah olduğunda, "yapılacaklar" listenize doğal bir yakınlık hissedeceksiniz.

Yaşamınızı arzulanası -maddi, manevi ve zihinsel-şeylerle dolu dev bir süpermarket olarak hayal edin. Fakat bu sihirli süpermarketteki hiçbir şeyi parayla satın alamazsınız. Sadece sahip olduğunuz şeylerle -çemberinizin içinde bulunanlarla -takas yapabilirsiniz. Aşağıdaki zihinsel yaşam alışverişi egzersizini deneyin: Markete gidin, istediğinizi seçin ve bedelini sahip olduğunuz şeyle ödeyin. Sonunda elinizde ne kalacağına bakın. Bu listeyi yılda en az bir kez güncelleştirip gözden geçirmelisiniz. Gerçek ten istediğinizi sandığınız şeyleri hiç de istemediğinizi fark ede bilirsiniz. Pek de önemli olmayan şeyler birden öncelik kazana bilir.

Eski Çin deyişindeki gibi, "Kırmızı mürekkebe yaklaşırsan, kızarırsın; siyah mürekkebe yaklaşırsan, kararırsın." Bir kişinin gerçek doğasını öğrenmek için, onun ne tür insanlarla zaman geçirdiğine bakın. Yaşam biçiminizi, başarınızı, davranış ya da alışkanlıklarınızı beraber olduğunuz insanlar kadar hiçbir şey etkileyemez.

Kuantum sıçramasını yapmadan önce elektronun kendi içinde enerji toplaması gibi, insanlar da yeni yaşam yörüngelerini talep etme haklarını öne sürmeden önce yeni bir bolluk çevresinde yaşadıklarını hissederek kendilerini olumlu hayallere kaptırmalıdırlar.

Yaşamın meydan okumaları karşısında sakin kalabilmek için, bir adım geri gitmeli, manzaranın bütününe şöyle bir bakmalı ve kendimize şu ciddi soruyu sormalıyız: Bazı kuşkucuların söylediği gibi, "Yaşam her şeyi emip geçiyor, sonra da ölüm geliyor" ise yaşama zahmetine katlanmanın ne gereği var? Bu sorunun yanıtlarına sahip olduğumuzda, yaşamın sınavlarını daha hafife almaya başlarız. Günlük mücadelelerimizi bir yığın keyif gibi görüp onlardan tat almaya bile başlayabiliriz.

Yaşam, iç içe bir dairedir ve içinde, hatalı bir biçimde başarısızlıklar ve başarılar olarak adlandırılan bu birbiriyle ilişkili olaylar bulunur. Her başarısızlık, kaçınılmaz olan tüm başarımızın büyük iskeleti içinde, ileriye doğru bir gelişmedir. Her hayal kırıklığı, her başarısızlık, sessizce size tasarlanmış kaderinize giden yolu gösterir. "Evlat, yanlış yoldan gidiyorsun. Senin kaderine çıkan yol bu değil," ya da "Başka türlü davranmalısın; yaptığın iş yeteneğine uygun değil. Becerilerini geliştir." Başarısızlık yoktur, sadece Kutsal yeniden yönlendirme vardır.

Jack London'ın dediği gibi, "İnsanın asıl işlevi yaşamaktır, varolmak değil." Kendimizi hayatımızı yaşamak yerine varolurken bulmamızın tek nedeni, hayatta kalamama korkusuyla önümüzün kesilmiş olmasıdır. Onunla dostça geçindiğimiz zaman, ölüm bizi dünyadaki zararlardan korur. Bu, kalbimizde muazzam bir özgürlük ve huzur duygusu yaratır.

Siz kendi değerinizi bilmiyorsanız ve kendi değerinizi müşterinize veya patronunuza göstermiyorsanız, onların size paha biçmelerini nasıl bekleyebilirsiniz? Masaya ne tür yararlar, ne tür gerçek değerler koyduğunuz konusunda açık olmalısınız.

Sufi şair Halil Cibran'ın dediği gibi, "Ruhunuz çoğu kez, aklınızın ve yargınızın tutkunuza ve şehvetinize karşı savaş açtığı bir çatışma alanıdır."

Antik Çin'de tek bir boğa gözünü bile asla kaçırmamış olan şampiyon bir okçu varmış. Bir keresinde, ulusal bir yarışmaya katılmış ve bütün atışları kaçırmış. İnsanların kafası karışmış ve neden böyle olduğunu sormak için bir üstada gitmişler. Üstat şöyle demiş, "Unvanını, onurunu, ve konumunu yitirme korkusu gözlerini kör etti."

6 Temmuz 2018 Cuma

Kiminin Gözünden Kaçan, Kiminin Gözüne Batar

İnsanoğlu iş yaptıkça hata yapacaktır. Hata yapmak kadar doğal bir şey olamaz. Öncelikle bunu belirterek başlamak istiyorum ki çalışırken hata yapan biri olarak bu durumu asla ayıplamadığımı bilesiniz. Ama şunu da belirtmeliyim ki, iyi ekipler bu hataları elimine etmek için vardır. Bir başka deyişle, takım çalışmasına dayalı bir sistemde hatalar da sağlıklı bir kontrol mekanizması ile zamanında tespit edilip düzeltilebilir. Aksi takdirde, hataları ekip dışındaki üçüncü kişiler, müşteriler farkeder ve bu durum başka yanlışlara yol açar. İşte Media Markt'ta da bunun bir örneği ile başlayan tespitlerim:

Bir süredir akıllı saat/bileklik modelleri arasında "kendimce doğru" tercihi yapmaya çalışırken 3 Temmuz Salı sabahı Media Markt internet sitesinde "FitBit Charge 2" modelinin indirime girdiğini ve piyasa fiyatının altında kaldığını farkettim. Yalnız kafa karıştıran bir durum vardı.

Media Markt'ın internet sitesinde kampanyalar bölümünde Fitbit için kampanya tarihi 2-9 Temmuz olarak gözükürken, akıllı saatler menüsünde aynı kampanya için tarih 2-6 Temmuz olarak belirtilmişti. Üşenmedim görsellerini alıp sakladım:

Kampanyamız sizin için 9 Temmuz'a kadar geçerli

Malesef kampanyamız size 6 Temmuz'a kadar geçerli
Görsellerde gözüken siyah model ise Fitbit Charge 2'nin "gunmetal" versiyonu, globalde de fiyatı daha pahallı ve kampanyalı fiyat ile satışa çıkmamış ama Media Markt'ı daha fazla rencide etmemek için hiç o konuya girmek istemiyorum.

Benim takıldığım asıl konu ise şu, bu 2 görseli hazırlayan arkadaş "önemli bilgi" niteliğindeki bu bilgiyi insani bir hatayla yanlış yazmış olabilir. Bunu kontrol etmeden bir başka arkadaş websitesine yüklemiş olabilir. Ancak bu aşamaları takip eden süreçte nasıl olur da şirket içerisinde birileri interset sayfasındaki bu tutarsızlığı farkedip günlerce bu görsellerin birbiriyle çelişmesine kayıtsız kalabilir. İyi işleyen bir ekipte böyle bir durumun olması beklenemez. Kanımca bu durum Media Markt'taki sorumluluk paylaşımındaki eksikliğin/yanlışlığın bir göstergesidir.

En başında söylediğim gibi, en nihayetinde bu durum bir hatadır ve hatalar insanlar içindir deyip konuyu neden buraya taşıdığımla devam edeyim. İçinde bulunduğumuz Temmuz ayı, Motorlu Taşıtlar Vergisi'nin 2. taksidini ödeme ayı. Her dönem bankaların kredi kartları da MTV ile ilgili kampanyalar düzenler. Garanti Bankası Bonus Card bu dönem Media Markt ile bir kampanya gerçekleştirmiş ve MTV'sini belirtilen kanallarla Bonus ile ödeyenlere Media Markt internet sitesinde tüm ürünlerde geçerli %10 indirim fırsatı sunmuş. Buraya kadar her şey çok güzel ama uygulamanın Garanti Bankası Bonus Card boyutu malesef daha da sıkıntı.

Şöyle ki, Çarşamba günü yukarıdaki kampanyadan faydalanmak amacıyla öğlen saatlerinde Garanti Bankası'nın websitesinde belirtilen şekilde MTV ödemesini yaptım ve indirim kodunu beklemeye başladım. Eş zamanlı olarak Media Markt websitesinden de kampanyalı ürünlerin stoklarını takip etmeye başladım. Ürünlerin stok sayısı hızla erirken dayanamayıp twitter üzerinden Garanti Bankası destek hattına mesaj atarak sorundan bahsedip yardımlarını rica ettim. Yaklaşık 1 saat sonra arayıp ilgileneceklerini söylediler. O esnada tercih ettiğim ürünün stok sayısı 2'ye düşünce hakettiğim Garanti Bankası %10 indiriminden faydalanamadan satın alma işlemini tamamlamak durumunda kaldım.

İyi ki Garanti Bankası'nın bana kampanya kodu göndermesini beklememişim çünkü kısa bir süre sonra kalan 1 adet stokta yeni sahibini bulmuştu. Peki kampanya kodu mu? Durumun aciliyetini Garanti ekibine hem twitter hem de telefonla iletmeme rağmen Çarşamba günü şifre bana ulaşmadı. Dün ürün kargoya verildikten sonra Garanti Bankası bana mail yoluyla şifreyi iletti.

Konuyla yakından ilgilenmesem, muhtemelen şifre bana hiç gelmeyecekti. Derseniz ki şifrenin gelmiş olmasının sana bir faydası oldu mu? Malesef olmadı... Demek ki, bu gibi büyük kampanyalar düzenlerken fikir üretmek kadar bu fikirlerin nasıl uygulandığını test etmek, kontrol mekanizmaları geliştirmek de çok önemli. Özetle, kiminin gözünden kaçanlar, kiminin de gözüne batabiliyor. 

Yukarıdaki içeriği yayımladıktan sonra olanlar:

İçeriği yayımladığım 6 Temmuz günü Garanti Bankası twitter hattından arayıp konuyla ilgileneceklerini, eğer sistemsel bir hata olduğunun tespit edilmesi halinde gerekenin yapılacağını söylediler. O günden beri Garanti'den ses çıkmıyor. O kadar mesaj attım ama hiç birine yanıt vermediler. Öğleden sonra ise sms ile kampanya şifresi tarafıma ulaştı. İşlemi 4 Temmuz'da yaptığımı hatırladığımızda sadece 5 gün sonra...



Media Markt ise kampanyanın biteceği gün olan bugün (yani bir görselde bugün bir görsel de 6 Temmuzda bitecekti ama) mesai bitimine 1 dakika kala direkt mesaj atarak belirttiğim hatayı giderdiklerini ifade etmişler. Bir teknoloji perakendecisi için "büyük hız", tebrikler...


Ekleme:
Yukarıdaki güncellemeleri paylaştıktan sonra bir de favori bankam olan Enpara'yı mentionlayıp Garanti Bankası ve Bonus gibi olmamalarını istedim. Onlar da çok samimi bir cevap vermişler sağolsunlar, herhalde rakiplerinden böyle ince bir ayar yemekte Garanti Bankası ve türevlerine koymaz ama olsun...




Google adsense

Analytics