özet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2018 Pazar

Nasıl Bağımsız Denetçi Oldum?



2018 yılında teknik bilgimi geliştirmek gibi bir hedefim olduğu için kariyer hedeflerimle paralel olduğunu düşündüğüm bağımsız denetçilik sınavlarına girip bağımsız denetçi ünvanını almak için yola koyuldum. Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından yılda iki kez düzenlenen sınav, Mayıs ve Kasım aylarında Ankara’da ve İzmir’de gerçekleşiyor.

2010 yılında nasıl Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir (SMMM) olduğumu anlattığım blog içeriğim onbinlerce insan tarafından okunduğu için bağımsız denetçi olmayı düşünen kişiler için faydalı olacağını umarak süreci baştan sona paylaşmak istedim. Bu arada nasıl SMMM olduğumu merak edenler buradan buyursun:


Yukarıda da belirttiğim gibi 2018 yılında teknik bilgimi geliştirmek için yeni bir şeyler yapmak gibi bir hedefim vardı ve bu hedefi gerçekleştirmek için de yine Finans alanında bir şeyler çalışmak istiyordum. Kafamda bu düşünceler dolaşırken aylardan Mart ayı olmuştu ve ben transfer fiyatlandırması, ilişkili taraf işlemleri gibi konularla boğuştuğum, hafta sonlarımda bile ailemden uzak kalıp ofiste çalışmak durumunda kaldığım yoğun bir dönem geçiriyordum. Tam bu dönemde SMMM Yeterlilik sınavı için eşimin kuzeni İzmir’e gelmişti ve onunla sınav sonrasındaki hedefleri hakkında konuşurken konu KGK tarafından verilen bağımsız denetçilik yetkisine gelmişti. O konuşmanın ardından yeni hedefimi belirlemiştim.

Nedir bu “bağımsız denetçilik” bir de senden dinleyelim Volkan derseniz genel hatlarıyla şöyle açıklayabilirim:

SMMM ruhsatına sahipseniz, en az 3 yıl denetim tecrübeniz ya da 15 yıllık mesleki tecrübeniz varsa, KGK’nın düzenlediği sınavlardan “Muhasebe Standartları”, “Kurumsal Yönetim İlkeleri ve Finansal Yönetim” ve “Denetim” sınavlarına girip 70 ortalamayı tutturabilirseniz “bağımsız denetçi” ünvanını alabilirsiniz. Tabi bu yazdıklarım dışında da yeterlilik için ek bazı şartlar da var, şartlardan oluşan uzun listeye KGK websitesinden erişebilirsiniz. Yeri gelmişken söyleyeyim, sınavlar test ve her biri 40 sorudan oluşuyor. Hesap makinesi kullanmak serbest.

O yoğun geçen Mart ayında KGK websitesine girip yetkilendirme için şartları sağlayıp sağlamadığımı araştırırken duyurularda Mayıs sınavı için başvuruların o hafta sona ereceğini gördüm. Eşimle konuşup zaten yoğun bir tempoda çalıştığımı, nisan sonu gibi transfer fiyatlandırması ile ilgili çalışmalarımın kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesiyle biraz hafifleyeceğini düşünüp sınava kaydolmaya karar verdim. Her bir sınav için giriş ücreti 150 TL’idi, üç sınav için 450TL’lik ücreti KGK websitesi üzerinden ödeyip hemen sınav tarihi için Ankara’ya sabah ilk uçak ile gidip öğleden sonra dönecek şekilde uçak biletlerimi satın aldım.

Yukarıda bahsettiğim gibi 3 sınava girecektim ama Muhasebe Standartları sınavı Türkiye Muhasebe Standartları, yıllık ve konsolide finansal tabloların hazırlanmasına ilişkin mevzuatta yer alan düzenlemeler ve standartları içeriyordu, yani oldukça kapsamlıydı ve içinde bulunduğum kısıtlı sürede ancak standartları okuyabilirdim. Aynı şekilde Denetim de Türkiye Denetim Standartları, mesleki etik kuralları, bağımsızlık, risk yönetimi, iç kontrol ve denetimle ilgili diğer mevzuatı kapsıyordu ve burada da okunacak konular oldukça detaylıydı. Kurumsal Yönetim İlkeleri ve Finansal Yönetim ise üniversiteden beri kullanmadığım bilgilerimi tazelemem gereken bir alandı. Çevremde KGK sınavlarına giren arkadaşlarım olmadığı gibi internetteki forumlarda da bu yetkilendirme sınavı ile ilgili güncel paylaşımlar çok kısıtlıydı. Hal böyle olunca ben de kendi stratejimi belirledim ve Deha Yayınları’nın KGK için hazırladığı soru bankasını satın aldım. Bir de üzerine çıkmış soruları indirdim. Kısıtlı sürede bol bol soru çözerek sınava hazırlanmayı tercih ettim. Bu arada sınavdan önceki hafta şirketle Bodrum’daki Titanic Otel’e toplantıya gittiğimizde her arayı fırsat olarak görüp odada, yolda soru çözdüğüm için çevreme biraz asosyal bir izlenim bile vermiş olabilirim.

Sayılı gün hemen geçti ve sınav sabahı 3‘te kalkıp 4’te Havaş’a binip 5 gibi İzmir Atatürk Havalimanı’nda Ankara uçuşu için beklerken bile son sınavda çıkan soruların üzerinden geçiyordum. Ankara’ya indiğimde buz gibi havasıyla beni Üniversite yıllarıma götürdüğü gibi üzerimdekilerin İzmir şartlarına göre olması sebebiyle öyle bir üşüttü ki kendime neden daha kalın bir şeyler giymediğim için oldukça kızdım. Neyse ki sınava gireceğim Gelir İdaresi Başkanlığı Eğitim Merkezi’ne erken gidip ısınabileceğim bir kafe buldum ve cebimdeki naneli Olips sayesinde hasta olmadan sınava girdim. Sınavın başlamasıyla birlikte sınav için seçtiğim stratejinin yani sadece soru çözerek hazırlanmanın maalesef başarısız olduğunu gördüm. Şöyle ki, kitapçık Muhasebe Standartları soruları ile başlıyordu ve ilk 10 soru içerisinde 3 soru BOBİ FRS ile ilgiliydi, BOBİ FRS 2018 yılından itibaren uygulanmaya başlayacağı için bu konuda daha önce hiç soru gelmemişti. Buna benzer standartlardaki güncellemelerden gelen sorular hem Denetim hem de Muhasebe Standartlarında oldukça fazlaydı. Geçmiş yıllarda çıkan soruları ya da benzer soruları cevaplasam da bu sorular daha sınav bitmeden sonucun çok da parlak olmayacağını bana hissettirdi. Bununla beraber, üniversitede, özellikle Sabancı Üniversitesi’nde finans alanında yaptığım MBA iyi bir temel oluşturmuş olmalıydı ki Kurumsal Yönetim İlkeleri ve Finansal Yönetim sınavı sorunsuz geçmişti. Sınavdan çıktığımda aldığım dersler şöyleydi:

-      Bu sınavda başarılı olmak için geçmiş yıl sorularını çözmek tek başına yetmez, illa ki standartları okuyup genel bir hakimiyet sağlamak lazım.

-      Sınava aynı gün gelmek için gece yarısı denebilecek bir saatte kalkmak böyle bir sınava yorgun girmeye sebep oluyor, ondan bir gün önce şehirde olmak gerek.

-      Metinler oldukça uzun ve bu durum insana soruları okurken çok zaman kaybettiriyor, evde soru çözerken hiç vakit tutmadığım için sınavda zamana karşı yarışmak son bölümde (Denetim) soruları tam anlamadan boş bırakmamak için hızlıca okuyup cevaplamama sebep oldu. Evde sınav çözerken mutlaka süre tutmak ve hızlanmak gerek.

Sınavdan iki hafta sonra sonuçlar KGK tarafından duyuruldu ve beklediğim gibi Muhasebe Standartları ve Denetim sınavlarında soruların yarısından fazlasını doğru yapsam da yeterli puanı tutturamamıştım. Ama güzel haber Kurumsal Yönetim İlkeleri ve Finansal Yönetim dersinden gelmişti, 88 almıştım. Bu sayede bir sonraki sınavda başarılı olmak için derslerin birinden 60 diğerinden 62 almam yetecekti. (3 ders için ortalama 70 olması için toplam 210 puan gerekiyor, elde var 88, geriye 122 puan kalıyor, geçme notu 60, o halde 60 ve 62 yeterli).

Kasım sınavı için tecrübem ve umudum vardı. Farklı bir departman ve farklı bir ülke tecrübeleriyle yine dolu dolu geçen bir dönem geçirsem de Kasım’daki sınava bence doğru metodoloji ile çalıştım. Önce güncel standartları KGK websitesinden indirdim. Sonra bunların önemli bölümlerinden kendim için notları çıkardım. Standartları bilmeyenler için şunu söyleyebilirim, yabancı dilden çeviri olduğu için gündelik dilimizden uzak ve anlaması çok kolay değil. Ama bir kere bu yola girmiştim ve geri vites yapacak bir durumda değildim. Not alarak çalışmayı kendim için daha motive edici bir hale getirmek için ise güzel bir fikrim vardı: öyle notlar çıkaracaktım ki benden sonra da bu sınavlara girecek kişiler bu notları alıp sınavda başarılı olabilecekti. Motivasyonum kısaca şöyleydi: çıkardığım notları ebook haline getirip Google Play Kitaplar üzerinden herkesin kullanımına ücretsiz bir şekilde açacaktım. Bu fikir beni not çıkarırken ayrı bir heyecanlandırıyordu ve yer yer sıkıcı bir işi daha ulvi hale getiriyordu.

Sınava hazırlandığım dönemde vitesi artırmam gereken Eylül-Ekim aylarında iş sebebiyle 4 haftalığına Romanya’daydım. Burada bulunduğum dönemde döviz kurunun TL’ye göre oldukça yüksek olmasının da etkisiyle çok fazla gezilebilecek bir durum olmaması sebebiyle hafta sonları sık sık farklı Starbuck’s’lara (marka takıntım yok sadece gurbette bana daha güvenilir ve konforlu geldiği için burayı seçtim) kaçıp not çıkarmaya, sabahları erken kalkıp standart okumaya çalıştım. Ekim ortasından itibaren Türkiye’ye döndüğümde sabahları 60 kilometre ötedeki iş yerime gitmek için kullandığım serviste pdf dosyalarından standartları okuyup özet çıkarma işini tamamladım. Ardından yine çıkmış soruları çözmeye başladım. Bu kez hem zaman tuttum, hem de hata yaptığım her soruyla ilgili sınav sonrasında tekrar standarda gidip ilgili bölümle ilgili yeniden not aldım. Böylece notlarımı da daha geniş ve nitelikli bir hale de getirebiliyordum. Yeri geldi iş yerinden mesai servisi ile çıkıp çalıştım, yeri geldi arabamı servise götürdüğümde bekleme salonunda soru çözdüm. Hatta sınavdan önceki son Cuma evde çalışırım diye izin almama rağmen oğlumun da hafif bir hastalık durumu sebebiyle evden kaçıp annemde çalıştım.

11 Kasım 2018 Pazar günkü sınav için bu kez Cumartesi öğlen İzmir’den çıktım ve akşamüstü Ankara’da oldum. Tandoğan’da mütevazi bir otelde yer ayırtmıştım, önce otele yerleştim, sonra da eski günlerdeki gibi Tandoğan Orduevi’nde akşam yemeği yedim. Takvimlerin 10 Kasım’ı göstermesi ve Anıtkabir’e çok yakında olmam sebebiyle coşkulu kalabalığın içinde yürüyüş yaptıktan sonra son tekrarlarımı kendi çıkardığım notları okuyarak yaptım ve ertesi gün sınava gittim.

Sınava Atatürk Anadolu Lisesi’nde girdim. 10’da başlayan sınav için 9’da oradaydım. Sınava girecek insanların yanlarında dolaşırken çoğunun dershanede aldıkları notlardan ve hocalarının son hatırlatmalarından bahsediyor olması ya da şirket aracı olduğunu tahmin ettiğim lüks araçlarla gelmesi acaba bu sınav için yeterli miyim diye şöyle bir kendime sormama sebep olsa da başarılı olacağıma inancım tamdı.

Sınıfa girip de sayfalarını kontrol etmemiz için sınav kitapçığını elime alıp yavaş yavaş sayfaları çevirirken bir yandan da sorulara göz ucuyla baktım ve çoğunun çalıştığım konulardan oluştuğunu görmek özgüvenimi tazelememe sebep oldu. Evde yaptığım testlerde denetim sorularını daha hızlı çözdüğümü görmem sebebiyle sınava önce denetimle başladım ve ardından daha çok vakit kalması için muhasebe standartları sorularına geçtim. Sınavlarda zamanı yetiştiremeyecek olan adaylar ek bir ders ücreti (örneğin Kurumsal Yönetim İlkeleri ve Finansal Yönetim) daha yatırarak ekstra süreye sahip olabilirler ancak ben böyle bir maliyete katlanmaya gerek görmedim. Zamanı iyi kullanıp, tereddütte kaldığım için yanına işaret koyduğum sorulara da geri dönme vakti buldum. Bu arada 40 sorudan oluşan sınavlarda her bir şıktan 8’er tane cevap var, yani 8 A, 8 B, 8 C, 8 D ve 8 E. Sınavın sonunda vaktiniz kalırsa bu kontrolü de yapabilirsiniz. Kontrollerimden sonra kalan zamanda bu şekilde de bir gözden geçirme fırsatı buldum.

Sınav bittiğinde bu işin bu kez bittiğini biliyordum. Sınavdan iki gün sonra KGK websitesinde soruların yanıtları açıklandı. Hepsini değil ama genelini şöyle bir kontrol ettim, doğrularımın sınavda başarılı olacak kadar olduğunu görünce de devamını getirmedim ve resmi sonuçların açıklanmasını bekledim. Şükürler olsun ki, sınavdan sonraki üçüncü haftanın Cuma günü mesai bittikten sonra KGK websitesindeki duyuru ile açıklanan sonuçlarda başarılı olduğumu gördüm.

Peki bu sınavlara girmek ve sınavlar sonucunda başarılı olmak bana ne sağladı:

Her şeyden önce ben çalıştığım şirketin Finans departmanında görevliyim ve sınava dair konular bugünkü iş tanımımda direk olarak bulunmasa da ileride olabilir. Bu sınava hazırlanırken öğrendiklerim ve tazelediklerim yarın işime yarayacaktır. Bununla beraber bir şeyleri bildiğini söylemekle bildiğini belgelendirebilmek arasında fark vardır. Saygınlığı olan bir kurum tarafından yetkilendirilmek, bu farkı ortaya koymak açısından önemlidir. Ayrıca konulan hedeflere ulaşmak insana ayrı bir tatmin sağlar. Ben Mayıs ve Kasım ayından girdiğim bu sınavlar ve sınavlar öncesi yaptığım çalışmalarla hedefim olan teknik bilgimi geliştirme konusunda bir başarı elde etmiş olmanın hazzını da yaşıyorum. Çalıştığım şirket bir dönüşüm yaşıyor ve bizden beklenen özelliklerden biri de anlam yaratmak. Anlam yaratan kişilerin özelliklerine baktığımızda da profesyonel gelişimlerine yatırım yapan kişiler olduğunu görüyoruz. İşte bu noktada da hedefime ulaşmış olmak bir yandan da bu nitelikle örtüşüyor. Tüm bunlara ek olarak, şu an Google Play Kitaplar’da hem muhasebe standartları hem de denetim konusunda hazırladığım notlar bu konulara ilgili duyan herkesin erişimime ücretsiz bir şekilde açık. İşte bu da bana manevi bir haz sağlıyor.

Dilerseniz “Sınav Kazandıran Muhasebe Standartları Notları” ve “Sınav Kazandıran Denetim Notları” diye adlandırdığım kitaplarımı Google Play’den bu isimlerle ya da direk “Volkan Yorulmaz” diye aratarak bulabilirsiniz. Hatta bu kitapları okuduktan sonra GoodReads kullanıyorsanız buradan da kitaplarımı okuduğunuzu belirtebilir, yorumlarınızı diğer kullanıcılarla paylaşabilirsiniz.

Google Play Kitaplar’dan kitaplarıma erişmek için:


Goodreads’ten kitaplarıma ve onlarla ilgili yorumlara ulaşmak için:


Nasıl “Bağımsız Denetçi” olduğumu anlattığım bu içerik “Nasıl SMMM Oldum?” konulu içeriğim kadar popüler olur mu, onun kadar çok paylaşılıp yorum alır mı bilmiyorum ama dileyen herkes bana yorum ya da mail ile ulaşabilir ve süreçle ilgili merak ettiklerini sorabilir. İşte benim bağımsız denetçi olma hikayem böyle… Yeri gelmişken bu konuda beni arayarak mesaj atarak tebrik eden herkese bir kez de buradan teşekkürlerimi sunarım. Tabi ben de sevgili eşime ve oğluma teşekkürlerimi sunarım, sınava çalıştığım dönemde onları istemeden de olsa ihmal ettim. Neyse ki bu sürecin ve çabaların sonu mutlu bitti. 

Mutlu Son: Sınav Sonuç Belgesi
Romanya'da Starbuck's'ta Çalışmayı Tercih Ettiğim Günlerden Hatıra Tweetler
Ankara'ya Uçmadan Önce Kendi Notlarımdan Son Tekrarlar

11 Kasım 2018 - Ankara Atatürk Anadolu Lisesi 

Dileyen Herkes Sınav Kazandıran Notlarıma Ücretsiz Erişebilir
Goodreads adlı sanal kitaplık aracılığıyla da kitaplarıma erişebilir, hatta okuduklarınız arasına ekleyip yorumlar paylaşabilirsiniz.

6 Şubat 2011 Pazar

Dünya Bir Pazar Yeri

Aşağıdaki kitap özeti biricik dostum Serkan'a ithafen yazılmıştır. Çorbada tuzum olduysa ne mutlu bana...

Dünya Bir Pazar Yeri

Birol Kovancılar’ın “Dünya Bir Pazar Yeri – Hayata ve Piyasaya Dair” adlı eseri, birçok örnek olayı irdeleyerek globalleşen dünyada piyasa ekonomisinin niteliklerini ve diğer iktisadi sistemlerden ayrıldığı noktaları okuyucuya betimlemektedir. Yazar kullandığı yalın dil ve verdiği akılda kalıcı örneklerle hayatın aslında piyasanın ta kendisi olduğunu ve bireyleri bu piyasanın aktif aktörleri olduğunu işaret etmektedir.

Kitapta David Hume’dan bir alıntı yapılmış: “Hürriyetin herhangi bir türünün aniden
kaybedilmesi çok nadiren gerçekleşir. Belli bir sosyal fayda için özgürlüklerinin bir
kısmından vazgeçenler farkında olmadan birer birer tüm özgürlüklerini kaybederler.”
Korumacı politika izleyen ekonomik sistemler bir şekilde özgürlüklere illa ki müdahele eder. Bunun aksine serbest piyasa ekonomisinde piyasa aktörleri tamamen özgürdür. Serbest piyasa etiği, seçeneklerin arttırılarak bireysel özgürlüğün gelişimine katkı yapılmasını gerektirir.

Bunun aksine yasakçı bir mantaliteye sahip olan paternalizm ise bireylerin sorumlu
tercihlerde bulunabilmek için yeterli kapasiteye sahip olmadığını kabul eder ve bu
varsayımla piyasa aktörlerini korumaya çalışır.

İktisat biliminin tanımını hatırlayacak olursak, mal ve hizmet talebinin kısacası
tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarının sınırsızlığı ile üretim kaynaklarının kıtlığı aklımıza gelir. Piyasa ekonomisi bu mevcut şartlar altında insanların rasyonel tercihlerinin ve tercih özgürlüklerinin serbestçe tanımlanması sayesinde diğer ekonomi politikalarından ayrılır.

İnsanların ihtiyaçları konusuna değinmişken, kitapta vurgulanan “Lennon ve Bastiat”
makalesine vurgu yapmamak olmaz. Birol Kavancılar, makalesinde dünya barışının
sağlanmasında, serbest ticaretin özel bir önemi olduğunun altını çiziyor. Fransız serbest piyasa ekonomisti Frederic Bastiat bir yazısında “İnsan ne zaman kendi ihtiyaçlarının giderilmesinin ancak diğerlerini zorlama yoluyla (diğerlerinin aleyhine) gerçekleşeceğine inanmayı bırakırsa, işte o zaman Dünya’da ebedi barış olacaktır” demiştir. 19. Yüzyıl ekonomistlerinden olan Bastiat’ın bu sözleri de efsanevi Beatles grubunun kurucu üyesi John Lennon’a ilham vermiştir. İşte bunun sonucunda John Lennon yüzyılın en iyi şarkıları arasında gösterilen Imagine (Hayal Et) adlı eserinde “ülkelerin olmadığını hayal et” demiştir. Bu sözlerle insanların barış ve kardeşlik içinde yaşadıkları, açgözlülük ve açlığın olmadığı, paylaşmanın hakim olacağı bir dünyanın hayalini kurduğunu ifade eder.

Yazar kitabında serbest piyasa ekonomisinin ve serbest girişimin önemini kavrayıp
bu doğrultuda davranan ülkelerin küresel ekonomide hızla bu sistemin meyvelerini
topladıkları bir döneme girdiklerini işaret ederken güvenlik ve alternatif arayışlarının zaman ve kaynak kaybı olduğunu belirtiyor. Ülkemizde yapılan araştırmalarda %47 gibi önemli bir oranın serbest girişim sistemi ve serbest piyasa ekonomisinin dünyanın geleceği temelinde en iyi sistem olduğuna katıldığı görülmüştür. Sonucu bu açıdan olumlu olarak değerlendirmenin mümkün olduğu gibi %36 gibi hiçte azımsanmayacak bir oranın bu görüşe karşı olduğunu belirtmek gerekir. Yazar bu noktada, konuyu “İki Kore” adlı makalesinde bir başka örnekle pekiştiriyor. Dünya tarihi kardeş olan bu iki ülkenin birbirinin zıttı olan ekonomi politikalarını takip ederek birbirinden ne kadar farklılaştığına şahit olmuştur. Sonuçta biri başarı, diğeri ise başarısızlık ve mutsuzluk örneği olmuştur. Kısıtlanan özgürlükler Kuzey Kore’de sadece başarısız bir ekonomi politikasına sebep olmamış, beraberinde getirdiği mutsuzlukla intihar sayısını trafik kazalarının bile önüne geçirmiştir.

Yazar, kitabında sadece iktisadi sistemlerden bahsetmekle kalmamış, ayrıca örnek
alınması gereken hayat felsefelerine de dem vurmuştur. Victor Hugo’nun “gelecek,
güçsüzler için ulaşılmazlık, korkaklar için bilinmezlik, cesurlar için şanstır” sözünden alıntı yaparak geçmişten ders almak gerektiğini okuyucularına hatırlatmaktadır. Hayatımızı yenilikçi fikirlere adayarak risk alırsak ve sorgulayıcı bir bakış açısına sahip olursak, geleceğin kapılarını açabiliriz. Kanımca, bir toplumda ne kadar fazla birey, bu şekilde yaşamayı kendine ilke edinirse, o toplum diğer toplumlara nazaran çok daha fazla ilerleyecektir.

Küreselleşme genel olarak bakıldığında ülkeler arasındaki sınırların kalkması olarak pek çok kaynakta tanımlanmıştır. Küreselleşmeyi ekonomik, sosyal ve siyasi küreselleşme olarak ayırt edebiliriz. Bir ülkenin ekonomik küreselleşme düzeyini dış ticaretin o ülkeninGMSH’sındaki oranı, doğrudan yabancı yatırımları, uluslar arası ticaret üzerindeki vergileri, gümrük tarifesi oranları gibi faktörler belirler.

Sosyal küreselleşme düzeyini belirleyen faktörler ise kişisel bağlantı göstergeleri,
bilgi akışı göstergeleri ve kültürel yakınlık göstergeleri olarak sıralanabilir. Örneğin uluslararası telefon trafiği, uluslar arası turizm, yabancı nüfusun toplam nüfus içerisindeki oranı bu konuda bizlere fikir verir ve kıyaslama imkanı tanır.

Siyasi küreselleşmeye baktığımızda, o ülkenin sınırlarındaki elçilik sayısı, ülkenin uluslararası organizasyonlara üyelikleri ve katıldığı uluslar arası organizasyon sayısı belirleyici unsur konumundadır.

Birol Kovancılar, küreselleşme konusunu incelediği bölümlerde Türkiye’nin
küreselleşme adına izlemesi gereken politika hakkında da yol gösterici olmuştur.
Kovancılar’a göre, özel sektörü ekonomik büyümenin dinamosu haline getirmek,
devleti olabildiğince küçültmek, piyasaları serbest düzene taşımak, enflasyon oranını
düşük seviyede tutmak, dengeli bir bütçe politikası yürütmek, kamusal yolsuzlukları,
sübvansiyonları ve rüşveti ortadan kaldırmak, ülkeyi yabancı mülkiyete ve yatırımlara
açmak, rekabeti ve serbest ticareti arttırmak gerekmektedir.

Kitapta, Thomas Friedman’ın da savunduğu “açık ve rekabetçi piyasalar bir ülkeyi
yoksulluktan kurtaracak tek araçtır” düşüncesi savunulmaktadır. Verilen öreklerle
pekişen bu düşünmeye katılmamak elde değildir. Çin’in ve Hindistan’ın yükselişi bu
açıklık ve rekabetçi yapılarıyla birebir bağlantılıdır. Yeni fikirleri, yeni teknolojilerin
ve en iyi uygulamaların bir ülkeye en kolay girmesinin ve özel girişimcilerin bu yeni
fikirleri kendilerine uyarlayarak, istihdama ve ürünlere dönüştürebilecek rekabet

avantajını ve esnekliği göstermesinin tek garantisi açık ve rekabetçi piyasalardır. Hiç
kuşku yok ki, oldukça zor ve mücadele gerektiren bir süreç sonunda yükselen değer
olmak mümkün olacaktır.

Liberal ekonomi düzeni ile ülkemiz gerçeklerini irdelediğimiz vakit ilginç bir hususla
karşılaşılmaktadır: Dünyanın hiçbir liberal ekonomisinde devlet kontrolündeki
gayrimenkul oranı ülkemizdeki kadar yüksek değildir. Devlet mülkünü etkin ve verimli
bir biçimde yönetmeyi başarırsa çok daha verimli olacak kaynaklar elde eder ve sahip
olduğu mülk de özel sektöre önemli bir kaynak olur. Ayrıca bu mülkler devlete ait olduğu
sürece israf, savurganlık ve yolsuzluk tehlikesi her daim mevcut olacaktır.

Bu konular gündeme geldiğinde denetim konusu da akıllara gelmektedir. Paranın değeri
denetimi veya performans denetimi, denetlenen kurum kaynaklarının verimlilik, etkinlik ve tutumluluk esasları içinde yönetilip yönetilmediğini tespit etmek için yapılmaktadır.Ülkemizde yapılan denetimin yüzeysel olması sebebiyle denetim faaliyetleri tam anlamıyla amacına ulaşmaktan çok öte kalmaktadır. Bu da beraberinde kaynakların verimsiz kullanılması sonucunu getirmektedir.

Kitapta kendi adıma ilgimi çeken bölümlerden biri de 2006 yılında Nobel ödülü
ile başarısını taçlandıran Bangladeşli ekonomist Muhammet Yunus’un sözleri
oldu:“Yoksulluk yapay bir durumdur, insan medeniyetine ait değildir ve bu durum
değiştirilebilir. İnsanları yoksulluktan kurtarabiliriz. Yapmamız gereken tek şey, kurum ve politikalarımızı yeniden tasarlamaktır. İnsanların yoksulluğun olmadığı bir dünya yaratabileceğine inanmalarını umuyorum.” Bu sözlerin sahibinin küçük miktarlarda kredilerin insanların kaderini değiştirebileceğini kurduğu banka ile kanıtlaması ve bu sayede Nobel Ödülü’ne layık görülmesi beni çok memnun etti. Şüphesiz ki sahip olduğu vizyon, onun bu ödülü almasında önemli paya sahipti.

Devletlerin temel gelirlerinde en önemlisi vergilerdir. Çeşitli adlarla devlet, halktan vergi toplar. Toplama süreci de bazı ülkelerde oldukça sancılı bir süreçtir. Vergi toplama hususunda caydırıcılık ve korkutma, vergi ödevinin yerine getirilmesinde tek başına asla yeterli değildir. Saydamlık ve hesap verme sorumluluğu vergi toplama konusunun iki önemli anahtarıdır. Hükümet eğer topladığı vergiyi nasıl harcadığının hesabını kendi halkına tam olarak verebilirse ve vatandaşlar kamu hizmetlerinin kalitesinin giderek arttığını görürse vergi ödeme isteği de artacaktır. Hatırlatmak da fayda vardır, en iyi ve en cazip vergi en az olan vergidir.

Saydam ve hesap sorulabilir yönetim gerçekleşmezse, bireylerin devlete ve onun
uygulamalarına olan güveni giderek azalır. Kamu harcamalarının giderek artması,
devletin giderek hantallaşması bireylerin ekonomik ve siyasi özgürlük alanını daraltırken vergi mükelleflerine de kamu harcaması olarak mali bir yük yüklemektedir.

Globalleşmenin temelini bölgeler ve yerel kültürler arasındaki etkileşimin ortaya
çıkardığı çeşitli kültürel, edebi ve felsefi ürünlerin yaygınlaşması oluşturmaktadır.
Birol Kavancılar, bu aşamanın globalleşmenin ilk evresi olduğunu belirtmektedir.
Globalleşmeni ikinci aşaması olarak mal ticaretinin artması ve sınır ötesi finans akışının hızlanması gösterilmektedir. Günümüzdeki aşaması ise üçüncü globalleşme evresi olarak nitelendirilmektedir ve temel özelliği “know-how” unsurunun tıpkı toprak, işgücü ve sermaye gibi önemli bir üretim faktörü haline gelmesidir. İçinde bulunduğumuz evrenin başarı sembolü olarak enformasyon teknolojileri gösterilmektedir.

Dünya bir Pazar Yeri’dir ve bunu kabullenerek yaşamalı, lokal düşünceleri yıkarak
olaylara günümüzü rekabetçi şartlarına uygun olarak global bir bakış açısıyla
yaklaşmalıyız. Baskıcı politikaları terk ederek global dünyada liberal politikalar
uygulayarak istenilen refah düzeyine ulaşmak mümkündür.

Google adsense

Analytics