Bağdat Caddesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bağdat Caddesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2024 Çarşamba

Bir Kahve Molası

Bir kahve molası verdim bu sabah çalışmaya başlamadan. Dün “acaba hasta mı oluyorum” diye sorgulayacak kadar yorgun olmama rağmen yine gece yarısına kadar çalışınca sabah bonusu olarak bir Cadde yürüyüşü yaptım. Üstüne de kahve keyfi için yıllardır önünden geçip bir türlü oturamadığım bir kahveciden (böyle yazınca havalı gelmesin, bildiğiniz Starbucks) kahvemi aldım, kulağımda Nilay Örnek, Adnan Bali’ye nasıl olunur diye soruyor. Ben de yavaştan bugün ve bu hafta yapılacakları listeliyorum beynimin arka planında…

Hediye kahve için de teşekkürlerimi belirteyim:

Starbucks 1e1 Bankacılık kampanyasindan 8736 ile biten AXESS kartinizla 99 TL tutarindaki isleminizden 99 TL indirim kazandiniz. Indiriminizi 2 is gunu icerisinde donem ici hareketlerinizden ve ekstrenizden takip edebilirsiniz. Mersis:0015001526400497 B002




23 Kasım 2024 Cumartesi

Hayat Akıyor, Camdan Kayıp Giden Yağmur Damlaları Gibi

Her zaman bir önceki yazdığımın üzerinden silerek yazmaya başlıyorum. En son başlığın “başka bir dünya mümkün” olduğunu görünce şöyle bir içim ısındı. Aradan geçen günlerde İzmir, Yalova, Bursa ve yine İstanbul’da olsam da yazamadım, malum sebepler, tekrara düşmeye gerek yok. Ama şükür, daha iyiyim, daha iyi yönetmeye, her gün ileriye gitmeye devam ediyorum. Çok çalışıyorum ama bunu dert etmemeye yavaş yavaş başlıyorum. Arada bir bira içip Playstation’da online bir futbol maçı yapıp golü atınca yaşamdan aldığım keyfi artırıyorum. Tıpkı şu an camdan kayıp giden yağmur damlalarını izlerken yaptığım gibi...


Yolculuk devam ederken bu Cumartesi sabahı işleri beynimin bir kenarında park edip bir kaç haftadır alsam mı diye internet sayfalarında ve YouTube kanallarında inceleyip heveslendiğim Apple Watch’ı görmek için Cadde’deki Apple Store’un çevresinde 3 tur atıp park edecek yer bulamayınca bu kez diğer arabalardan cesaret edip çapraz karşısına dörtlüleri yakıp park ettim. İçeride görevli arkadaş kayış alternatiflerini gösterirken anonsu duyup teşekkür ederek kendimi caddenin karşısına attım ve arabaya binip kaçarak uzaklaştım. Şimdi favori kahvecim Nero’da sıcak lattemi yudumlarken halime şükrediyorum. Yakınımdaki bir masada koşucu olduğu belli iki genç ile bir amca yurtdışındaki olimpiyat yarışları hakkında sohbet ederken Aralık-Ocak gibi İsviçre ve Polonya’ya gideceğim için ufak bir heyecan ile görüşme yapmam gereken paydaşlarla ilgili öncesinde planlama yapmam gerektiği için daha çok yük hissettim. Derdim bu olsun be Volkan dedim, biraz daha sörf yaptım.

Sörf sonrası devam edeyim, biraz kaynatalım… Kahveciye bir abi geldi, yaşı 54’müş ama hiç göstermiyor. Can Bey’miş adı, 24 tane dairesi, plazası, imarlı arsası, bin iki yüz kişinin çalıştığı fabrikası varmış. Şu an emlakçılarla bu gayrimenkullerin önümüzdeki dönemde hangilerinin satılıp hangilerinin kiraya verilmesi konusunda fikir alışverişinde bulunuyor. Öncesinde de baristalarla sahip olduğu Tesla hakkında konuşup onlara ikinci elini iki buçuk milyona alabilecekleri, sıfırına boşu boşuna üç milyon vermemeleri konusunda tavsiye verdi. Bin iki yüz çalışanına ne kadar maaş ödüyor bilmiyorum ama doktora bile yapmış Cem Bey genç barıştaların bu paraları vermesi çok olası gözükmediği göz ardı etmemesini beklerdim. Emre Belözoğlu’ndan Ali Koç’a kadar farklı ünlülerle ilgili atıfta bulunduğu sohbeti dinlerken okuduğumu çok anlamasam da emlak vergisi işlemlerimi hallettim. 

Kahvemi de içip öğleni de gördüysem artık yola devam etme zamanı. Oh be biraz kafam da dağıldı, iyi geldi valla.

Son olarak, madem insta'ya hikaye koyacak motivasyonum yok, ben de burada paylaşırım son günlerde çektiklerimi... 

Baba oğul yeni güne hazırız.

Yorulmak Olmaz, Yola Devam

Yatırımlarınızı çeşitlendirin :)


18 Şubat 2024 Pazar

Konular Arası Trekking


Evde kalınca Okan ve biz ekrana çok bakıyoruz diye çareyi dışarı çıkmakta bulduk. Eskiden dışarı çıktığımızda kahvaltıya ya da ağır bir akşam yemeğine giderken artan fiyatlar sebebiyle “bu kadar para verilir mi?” sorusunu yemek için değil de kahve için sormaya başladık. Harbiden ne olacak bu fiyatların hali ya, yüksek fiyatlara bir şekilde alışıyoruz derken yine fiyatlar artıyor. Okan’a şimdiki gibi değil de gerçekten arkadaşlarıyla dışarı çıktığında kullanması için harçlık vermeye başladığımda Allah gerçekten yardımcım olsun ya da bir an önce ülke 2010 yıllarının başındaki haline dönsün…
Bu aralar kafamı kurcalayan sorulardan biri de haftasonunu ve hafta içi mesai saatlerinin dışında kalan vaktimi nasıl kullanacağım yönünde. İki alternatifim var: ya kendime ayırıp kitap okuyacağım, blogum için içerik üreteceğim ve Netflix’e verdiğim üyelik bedelinin karşılığını alacağım ya da kariyerim için yatırımdır felsefesi ile fazla mesai yapıp elimdeki işlerin dışında bir şeyler daha yapıp tamamen hayatımı işime adayacağım. Bu soru öyle bir kafamı kurcalıyor ki, sabah mesaiden bir buçuk saat önce kalkıp hadi biraz kendime vakit ayırayım dediğimde bile “gece gelen şu maili cevaplayayım, olmazsa akşam kendime vakit ayırırım” oluyorum ve pek tabii ki akşam da “aman şu işi yarına bırakmayayım da sabah temiz başlayayım” diyeceğim bir başka şey karşıma çıkıyor. Bunun zaman yönetimi ile alakası olduğunu düşünmüyorum, konu bence tamamen önceliklendirme ile alakalı. İş demek, ekmek parası demek ve bu yüzden ciddiyet gerektiriyor, karşısına çıkanı benim nazarımda yeniyor. Ancak ne zaman biraz boş kalsam, örneğin Okan’ı kurstan almak için yola çıktığımda, o zaman kendime vakit ayırmam gerektiği, o vakitte nelere bakabileceğim aklıma geliyor. Tabi telefonumdaki Outlook uygulamasının bildirimlerini kapamamın da bu düşüncelere dalabilmemdeki olumlu etkisini gözardı edemem. Şu an bu satırları yazarken, Cuma akşamüstü gelen ve Cumartesi de yöneticimin maille hatırlattığı, benim de bir saat içinde hafta içerisinde çalışmayı finalize edeceğimi yine maille belirttiğim konu var aklımda. Bu gece mi kaldığım yerden devam etsem yoksa sabah erkenden mi girişsem?
Bu Pazar’ın üçüncü ve son konusu ise kırk yaşından sonra alınan kiloların verilmesindeki zorluk. Beni bilenler yirmili yaşların sonunda ve otuzların başında ne kadar kilolu olduğumu, Okan’ın doğmasından sonra başladığım düzenli egzersiz ile bu kiloları nasıl verdiğimi iyi bilir. Son dönemde biraz boğazımı abarttığımda (bir sömestre tatili yeter) aldığım fazla kiloların bel çevreme ne kadar hızlı etki ettiğini canım sıkılarak gözlemliyorum. Sabah öğlen yulafımı yiyip yürüyüşümü de yapsam iki ileri bir geri şeklinde ilerliyor artık mekanizma. Yaklaşan Ramazan ve bahar ile durumu düzelteceğime inancım tam ama çaba göstermek gerek.
Özetleyecek olursak, çalışmamız gereken çok konu var. Hem hayat pahallılığı hem iş-özel yaşam dengesi hem de bel çevresi için durmadan çalışmaya devam. Zaten başka türlüsü pek benim tarzım da değil. O halde çalışmalarımızın karşılığını alacağımız günlere…


Google adsense

Analytics