seyahat notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyahat notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2026 Pazar

Kurumsal Hayatın Yükü, Yurtdışı Hayalleri ve Zürih Bileti


Hiç Okunmamasını Tercih Ederim

Yazdıklarımın ne kadar okunduğunu merak edip gün içerisinde istatistiklere bakıyorum ama bu yazıyı kimse okumazsa hiç üzülmem. Çünkü bu kez, kimselerle kolay kolay paylaşamadığım o iç sesimi yazıya dökeceğim.

Bir süredir tadım tuzum yok. İş yerinde gösterdiğim çabanın karşılığında hak ettiğim takdiri, performansımla hiç ilgisi olmayan sebeplerle görememek beni yoruyor. Diğer yandan birikimlerime ne kadar özen göstersem de yatırımlarımın dilediğim gibi büyümemesi, aksine yerinde sayması canımı sıkıyor. "Haydi biraz hatıra biriktirelim, gezip tozalım" dediğimizde ise hayat pahalılığı gerçeğiyle yüzleşiyorum. Eve dönünce kendimi o meşhur "Değer miydi?" sorusu ve "Geleceğimiz ne olur?" kaygısıyla baş başa buluyorum. Bugün Suadiye sahilinde yürürken Burak ağabeyin de dediği gibi; fazlasıyla sonunu düşünerek yaşıyorum. Hal böyle olunca yüküm artıyor, ruhum ağırlaşıyor. 2025 biterken yazdığım o "rahata bağlama" niyetlerimi maalesef hayata geçiremedim. Huy işte; kolay kolay çıkmıyor.

Güzel hatıra biriktirdiğimiz anlardan...

Geçen Cuma, yurtdışına gönderilecek birkaç satırlık basit bir açıklama (varyans sebebi) için saat 17:00’den 18:30’a kadar arabada kelimelerin üzerinden defalarca geçtik. En nihayetinde gönderip, ailece tiyatroya gitmek üzere yola çıktık. "Bitti mi acaba?" diye içimden geçirirken telefon çaldı. Halbuki Teams’imi "çevrimdışı" yapmıştım ama sorumluluk duygusu işte, dayanamayıp açtım. O an anladım ki bir konferans görüşmesine dahil edileceğim; nitekim öyle de oldu.

Yol boyunca neden metnin bir yerinde belirli bir ödeme detayının eksik kaldığına dair nasihat dinledim. Geri bildirime sonuna kadar açığım ancak o kadar emekten sonra, o saatte ve tam da ailemle tiyatroya giderken bunun yaşanması olacak iş değildi. Keyfim acayip kaçtı. İlk kez işimi gerçekten bırakmak istedim. Benimkisi kaçmak değil; sadece her türlü zorluğa göğüs germekten yorulmaktı.

Fiziken tiyatroda olduğum anlardan, kafa olarak ise bambaşka yerlerdeydim...

Cumartesi günü her şeyi unutmak için elimden geleni yaptım. Bol bol gezdim, güneşin tadını çıkardım. Oğlumun bu yaz da İngiltere’ye gidebilmesi için gereken noter ve tercüme işlerini hallettim. Pazar ise rutine göre daha tembel geçti. YouTube’da Portekiz’de yaşam videoları izlerken buldum kendimi. Olası bir terfi ile oralara gidersem hayatın nasıl olacağını hayal etmeye çalıştım. İstanbul’daki kazancımla oradakini kıyasladığımda beklentim devasa olmasa da yeni bir deneyime, kariyerimde bir adım daha atmaya niyetliyim. Bakalım zaman ne gösterecek?

Küçük bir macera tohumu da ektim bu hafta: Önümüzdeki hafta için günübirlik bir Zürih bileti aldım. Pegasus kampanyasından vize gerekliliğini yerine getirmek için uygun bir fiyata kapattım biletleri. Eğer paraya kıyabilirsem, belki bir yatırım olur diye düşünüp kendime bir Rolex alıp dönerim; o günübirlik ziyaretin kalıcı bir hatırası olur. Bu arada, hani olur da beni tanımayan biri bu yazıyı okursa diye not düşeyim: İsviçre "red carpet" vizemi aldım ama henüz orada bir toplantım organize olmadı. Konsolosluğa verdiğim "ilk giriş" sözünü tutmak için bu kısa ziyareti yapacağım.

Ben bu son satırları yazarken Macbook’um uyku bildirimini gönderdi bile. Madem Pazar gecesinin son saatine girdik, uykumu alıp yeni haftaya öyle başlayayım.

Oh be, yazmak gerçekten iyi geldi. Her şeyin daha güzel, daha verimli ve keyifli olduğu; sağlık ve neşe dolu bir hafta olması dileğiyle… 




21 Eylül 2025 Pazar

Kısa Bir Mola: Rota Barselona

Çalış, çalış, çalış… Hepimizin bildiği o yoğun tempo… “Biraz sakinlesin işler, ben de blog yazmaya, biriken kişisel maillere, başucumdaki yarım kalmış kitaba dönerim” diye düşünüyorum. Ama işin doğrusu, çoğu zaman yapabildiğim tek şey hafta sonu aileme biraz vakit ayırmak oluyor.

Yazmayı ve içimi dökmeyi seviyorum...

Neyse ki ara sıra iş vesilesiyle de olsa yolculuklar çıkıyor. Laptopu kapatıp başka bir şehre adım atmak, bana mini bir mola gibi geliyor. İşte bu satırları da İstanbul Havalimanı’nda, Barselona uçağımı beklerken yazıyorum. iPad’deki notları kurcalarken, en son 15 Mayıs’ta “Lozan’a veda ederken” başlıklı bir iç döküş yazmış olduğumu görünce gülümsedim. Demek ki arada kendimi not düşmeyi unutmuyorum.

Rutinlerimden Şikâyetçi Değilim

Yoğunluk bir yana, aslında “şükür modundayım.” Çünkü fark ettim ki kendimi tekrar etmekten mutluyum. Rutinlerim bana değerli geliyor. Yanlış anlaşılmasın, bu, konfor alanına saplanıp kalmak değil; aksine, akışın içinde üretirken, hedeflere koşarken aynı ritmi sürdürmek bana iyi geliyor.

Mesela ofise gittiğim sabahlar… Erken kalkıp sporumu yapıyorum, duş alıyorum ve kahvemi içerken maillere göz atıyorum. Hep aynı sırayla, hep aynı düzenle… Ve işin güzel yanı, bu tekrar bana güven veriyor, iyi geliyor.

Ve karşınızda Barcelona!


Zamanın Kıymeti

Serbest zamanım az olunca onu dikkatle kullanmak zorunda kalıyorum. Hatta masamda iş dışı bir to-do list bile tutuyorum. Geçen hafta oraya “berbere gitmek” bile yazdım. Çünkü yazmazsam, toplantı notu hazırlarken, mail cevabı derken berberin kapanış saatini kaçırmam işten bile değil!

Yanlış anlaşılmasın, dünyayı kurtarmıyorum, atomu da parçalamıyorum. Sadece çarkların arasında görevini yerine getiren bir dişliyim. Ama işte, zaman gerçekten kısıtlı ve değerli.

Barselona Öncesi Hazırlık(!)

Kahvemi yudumlarken yan masada da beyaz yakalı yurtdışına çıkacak iki gencin “dress-code” muhabbeti kulağıma geldi. O an fark ettim ki Barselona için yaptığım tek hazırlık, şirketteki organizasyon mailini uçuşun bir gün öncesi basmak olmuş! Eskiden olsa YouTube’dan gezi videoları izler, haritaları inceler, notlar alırdım. Şimdi otelin adını bile son gün kontrol edip ancak Google Maps'ten yorumlara bakabiliyorum.

Allahtan teknoloji, yapay zekâ hayatımızı inanılmaz kolaylaştırıyor. Eski düzenle çalışmaya devam etsek hâlimiz nice olurdu, diye düşünmeden edemiyorum.

"Eğer inzivaya çikilme isteği duyuyorsan, gazey mümkün ve basittir bu" mu acaba?


Şimdi Sıra Sosyalleşmede

Hadi ben artık biraz daha efektif bir şey yapayım ve “Neredesin?” diye soran arkadaşıma uğrayayım. Belki bu yazı kısa bir mola oldu, ama en azından Barselona yolculuğumun ilk notunu düşmüş oldum. Umarım sıradaki yazı için çok beklemem. 


Anahtar kelimeler: yoğunluk, rutinler, zaman yönetimi, seyahat, Barselona, iş hayatı, blog, İstanbul Havalimanı, kişisel gelişim, mola, teknoloji, yapay zeka

9 Mart 2025 Pazar

Bazen Durup Yazmak Lazım

Bir aydır oturup bir şeyler yazmaya vakit bulamadım ama aklım hep buradaydı. Önceliklerim ve enerjim bir türlü yazı yazmak için uygun noktada buluşamadı. Ama peşinen söyleyeyim, ne enerjimde bir düşüş var ne de Ramazan ayı üretkenliğimi etkiledi. Sadece yapmak istediklerim ve yapmam gerekenler öyle birikti ki, kendime ayırdığım zaman da arada kayboldu. Sonuç? Bloga yeni bir şey yazamadım, kişisel hedeflerimi gözden geçiremedim hatta bir ödemeyi bile unuttum.


Bugün Pazar sabahı. Güne başlamadan, yapacaklar listeme dalmadan önce odama geçip bilgisayarımı aldım. Düşündüm ki, sanırım beynim odamı artık sadece çalışmakla eşleştiriyor. Biraz içimi sıktı bu durum. Burası aslında oturma odası olarak düşündüğümüz ama pandemiyle birlikte benim çalışma alanıma dönüşen bir yer. Ev halkı genelde salonda vakit geçirdiğinden kimseyi rahatsız etmiyor ama benim için buranın tam zamanlı bir iş yerine dönüşmesi biraz can sıkıcı oldu. O yüzden bugün bir değişiklik yapıp kanepeye geçtim ve yazıyorum.

Şirketimin bana ödül olarak verdiği bir koçluk programına başladım. Koçum Michael’la bu yılki gelişim hedeflerim üzerine çalışıyoruz ama arada kendi seçtiğim konulara da giriyoruz. Geçen hafta ona yoğun çalışma temposunun beni kendime ve aileme zaman ayıramaz hale getirdiğini söyledim. Bunun üzerine bana bir test gönderdi. Sonuç? Yüksek seviyede "self-sabotage" (kendine zarar verici alışkanlıklar). Yani başkalarını memnun etmeye çalışırken kendimi ihmal ediyormuşum. İş yerinde birçok insanın gece gündüz çalıştığını görmek, mesai sonrası kendime ve aileme vakit ayırmamın sanki "az çalışıyormuşum" gibi algılanacağı kaygısı yaratıyor. E-postalarım birikince de çalışmaya devam etmek çözüm gibi geliyor. Halbuki bunun sonu yok, biliyorum. O yüzden işte böyle hafta sonları biraz dengeyi bulmaya çalışıyorum. Gerçi şu yazıyı yayınladıktan sonra yapacaklar listemin çoğu yine işle ilgili ama neyse… Arada küçük kaçamaklar da var.

Mesela, oğlum Okan’ın doğum günü için ona bir akvaryum hazırladık. İlk hafta sekiz balığımızın altısını kaybettik. Bir hafta sonra eksikleri tamamladık ve bu kez işler yolunda gitti. Şimdi düzenli bakım yapıyoruz, su değişimi, temizlik falan… Hafta sonları baba-oğul olarak ilgilendiğimiz bir aktiviteye dönüştü. Bugün de çalışma molamızı balıklarımız için vereceğiz.


Geçtiğimiz ay kısa bir yurtdışı seyahatim oldu. Daha önce de gittiğim Sırbistan’a (o ziyarete ilişkin bir z raporu da paylaşmıştım: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2023/12/z-report-of-belgrade-finance-workshop.html) üç günlük bir ziyaret yaptım. Belgrad bu kez gözüme daha güzel göründü ama yine de ailemi alıp tatil için götüreceğim bir yer değil gibi… Eskiden olsa bu geziyi hemen bloga yazardım ama bu defa öyle bir fırsat bulamadım. Ama şimdiden buraya not düşeyim: Mayıs ayında her şey yolunda giderse Lozan’a tekrar gideceğim. İlk ziyaretimin benim için çok özel olduğunu yazmıştım. Detaylarını burada paylaşmıştım: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2024/02/a-long-awaited-journey-to-pmis.html Bakalım bu kez nasıl olacak… Detaylıca yazabilecek miyim yoksa sadece “gittim, gördüm, döndüm” diye mi özetleyeceğim, göreceğiz.

Belgrad’da Son Gece: Otele Dönmeden Hemen Önce

Oh be! İyi geldi şöyle durup, dingin bir şekilde bir şeyler yazmak. Şimdi yapacaklar listemi elime alıp yanlarına tik atmaya başlayayım. Tam bu satırları yazarken televizyondaki spiker “Kafanızda tasarladığınız gibi olmuyor” dedi. Yaşayıp görelim…

Google adsense

Analytics