6 Şubat 2011 Pazar

Dünya Bir Pazar Yeri

Aşağıdaki kitap özeti biricik dostum Serkan'a ithafen yazılmıştır. Çorbada tuzum olduysa ne mutlu bana...

Dünya Bir Pazar Yeri

Birol Kovancılar’ın “Dünya Bir Pazar Yeri – Hayata ve Piyasaya Dair” adlı eseri, birçok örnek olayı irdeleyerek globalleşen dünyada piyasa ekonomisinin niteliklerini ve diğer iktisadi sistemlerden ayrıldığı noktaları okuyucuya betimlemektedir. Yazar kullandığı yalın dil ve verdiği akılda kalıcı örneklerle hayatın aslında piyasanın ta kendisi olduğunu ve bireyleri bu piyasanın aktif aktörleri olduğunu işaret etmektedir.

Kitapta David Hume’dan bir alıntı yapılmış: “Hürriyetin herhangi bir türünün aniden
kaybedilmesi çok nadiren gerçekleşir. Belli bir sosyal fayda için özgürlüklerinin bir
kısmından vazgeçenler farkında olmadan birer birer tüm özgürlüklerini kaybederler.”
Korumacı politika izleyen ekonomik sistemler bir şekilde özgürlüklere illa ki müdahele eder. Bunun aksine serbest piyasa ekonomisinde piyasa aktörleri tamamen özgürdür. Serbest piyasa etiği, seçeneklerin arttırılarak bireysel özgürlüğün gelişimine katkı yapılmasını gerektirir.

Bunun aksine yasakçı bir mantaliteye sahip olan paternalizm ise bireylerin sorumlu
tercihlerde bulunabilmek için yeterli kapasiteye sahip olmadığını kabul eder ve bu
varsayımla piyasa aktörlerini korumaya çalışır.

İktisat biliminin tanımını hatırlayacak olursak, mal ve hizmet talebinin kısacası
tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarının sınırsızlığı ile üretim kaynaklarının kıtlığı aklımıza gelir. Piyasa ekonomisi bu mevcut şartlar altında insanların rasyonel tercihlerinin ve tercih özgürlüklerinin serbestçe tanımlanması sayesinde diğer ekonomi politikalarından ayrılır.

İnsanların ihtiyaçları konusuna değinmişken, kitapta vurgulanan “Lennon ve Bastiat”
makalesine vurgu yapmamak olmaz. Birol Kavancılar, makalesinde dünya barışının
sağlanmasında, serbest ticaretin özel bir önemi olduğunun altını çiziyor. Fransız serbest piyasa ekonomisti Frederic Bastiat bir yazısında “İnsan ne zaman kendi ihtiyaçlarının giderilmesinin ancak diğerlerini zorlama yoluyla (diğerlerinin aleyhine) gerçekleşeceğine inanmayı bırakırsa, işte o zaman Dünya’da ebedi barış olacaktır” demiştir. 19. Yüzyıl ekonomistlerinden olan Bastiat’ın bu sözleri de efsanevi Beatles grubunun kurucu üyesi John Lennon’a ilham vermiştir. İşte bunun sonucunda John Lennon yüzyılın en iyi şarkıları arasında gösterilen Imagine (Hayal Et) adlı eserinde “ülkelerin olmadığını hayal et” demiştir. Bu sözlerle insanların barış ve kardeşlik içinde yaşadıkları, açgözlülük ve açlığın olmadığı, paylaşmanın hakim olacağı bir dünyanın hayalini kurduğunu ifade eder.

Yazar kitabında serbest piyasa ekonomisinin ve serbest girişimin önemini kavrayıp
bu doğrultuda davranan ülkelerin küresel ekonomide hızla bu sistemin meyvelerini
topladıkları bir döneme girdiklerini işaret ederken güvenlik ve alternatif arayışlarının zaman ve kaynak kaybı olduğunu belirtiyor. Ülkemizde yapılan araştırmalarda %47 gibi önemli bir oranın serbest girişim sistemi ve serbest piyasa ekonomisinin dünyanın geleceği temelinde en iyi sistem olduğuna katıldığı görülmüştür. Sonucu bu açıdan olumlu olarak değerlendirmenin mümkün olduğu gibi %36 gibi hiçte azımsanmayacak bir oranın bu görüşe karşı olduğunu belirtmek gerekir. Yazar bu noktada, konuyu “İki Kore” adlı makalesinde bir başka örnekle pekiştiriyor. Dünya tarihi kardeş olan bu iki ülkenin birbirinin zıttı olan ekonomi politikalarını takip ederek birbirinden ne kadar farklılaştığına şahit olmuştur. Sonuçta biri başarı, diğeri ise başarısızlık ve mutsuzluk örneği olmuştur. Kısıtlanan özgürlükler Kuzey Kore’de sadece başarısız bir ekonomi politikasına sebep olmamış, beraberinde getirdiği mutsuzlukla intihar sayısını trafik kazalarının bile önüne geçirmiştir.

Yazar, kitabında sadece iktisadi sistemlerden bahsetmekle kalmamış, ayrıca örnek
alınması gereken hayat felsefelerine de dem vurmuştur. Victor Hugo’nun “gelecek,
güçsüzler için ulaşılmazlık, korkaklar için bilinmezlik, cesurlar için şanstır” sözünden alıntı yaparak geçmişten ders almak gerektiğini okuyucularına hatırlatmaktadır. Hayatımızı yenilikçi fikirlere adayarak risk alırsak ve sorgulayıcı bir bakış açısına sahip olursak, geleceğin kapılarını açabiliriz. Kanımca, bir toplumda ne kadar fazla birey, bu şekilde yaşamayı kendine ilke edinirse, o toplum diğer toplumlara nazaran çok daha fazla ilerleyecektir.

Küreselleşme genel olarak bakıldığında ülkeler arasındaki sınırların kalkması olarak pek çok kaynakta tanımlanmıştır. Küreselleşmeyi ekonomik, sosyal ve siyasi küreselleşme olarak ayırt edebiliriz. Bir ülkenin ekonomik küreselleşme düzeyini dış ticaretin o ülkeninGMSH’sındaki oranı, doğrudan yabancı yatırımları, uluslar arası ticaret üzerindeki vergileri, gümrük tarifesi oranları gibi faktörler belirler.

Sosyal küreselleşme düzeyini belirleyen faktörler ise kişisel bağlantı göstergeleri,
bilgi akışı göstergeleri ve kültürel yakınlık göstergeleri olarak sıralanabilir. Örneğin uluslararası telefon trafiği, uluslar arası turizm, yabancı nüfusun toplam nüfus içerisindeki oranı bu konuda bizlere fikir verir ve kıyaslama imkanı tanır.

Siyasi küreselleşmeye baktığımızda, o ülkenin sınırlarındaki elçilik sayısı, ülkenin uluslararası organizasyonlara üyelikleri ve katıldığı uluslar arası organizasyon sayısı belirleyici unsur konumundadır.

Birol Kovancılar, küreselleşme konusunu incelediği bölümlerde Türkiye’nin
küreselleşme adına izlemesi gereken politika hakkında da yol gösterici olmuştur.
Kovancılar’a göre, özel sektörü ekonomik büyümenin dinamosu haline getirmek,
devleti olabildiğince küçültmek, piyasaları serbest düzene taşımak, enflasyon oranını
düşük seviyede tutmak, dengeli bir bütçe politikası yürütmek, kamusal yolsuzlukları,
sübvansiyonları ve rüşveti ortadan kaldırmak, ülkeyi yabancı mülkiyete ve yatırımlara
açmak, rekabeti ve serbest ticareti arttırmak gerekmektedir.

Kitapta, Thomas Friedman’ın da savunduğu “açık ve rekabetçi piyasalar bir ülkeyi
yoksulluktan kurtaracak tek araçtır” düşüncesi savunulmaktadır. Verilen öreklerle
pekişen bu düşünmeye katılmamak elde değildir. Çin’in ve Hindistan’ın yükselişi bu
açıklık ve rekabetçi yapılarıyla birebir bağlantılıdır. Yeni fikirleri, yeni teknolojilerin
ve en iyi uygulamaların bir ülkeye en kolay girmesinin ve özel girişimcilerin bu yeni
fikirleri kendilerine uyarlayarak, istihdama ve ürünlere dönüştürebilecek rekabet

avantajını ve esnekliği göstermesinin tek garantisi açık ve rekabetçi piyasalardır. Hiç
kuşku yok ki, oldukça zor ve mücadele gerektiren bir süreç sonunda yükselen değer
olmak mümkün olacaktır.

Liberal ekonomi düzeni ile ülkemiz gerçeklerini irdelediğimiz vakit ilginç bir hususla
karşılaşılmaktadır: Dünyanın hiçbir liberal ekonomisinde devlet kontrolündeki
gayrimenkul oranı ülkemizdeki kadar yüksek değildir. Devlet mülkünü etkin ve verimli
bir biçimde yönetmeyi başarırsa çok daha verimli olacak kaynaklar elde eder ve sahip
olduğu mülk de özel sektöre önemli bir kaynak olur. Ayrıca bu mülkler devlete ait olduğu
sürece israf, savurganlık ve yolsuzluk tehlikesi her daim mevcut olacaktır.

Bu konular gündeme geldiğinde denetim konusu da akıllara gelmektedir. Paranın değeri
denetimi veya performans denetimi, denetlenen kurum kaynaklarının verimlilik, etkinlik ve tutumluluk esasları içinde yönetilip yönetilmediğini tespit etmek için yapılmaktadır.Ülkemizde yapılan denetimin yüzeysel olması sebebiyle denetim faaliyetleri tam anlamıyla amacına ulaşmaktan çok öte kalmaktadır. Bu da beraberinde kaynakların verimsiz kullanılması sonucunu getirmektedir.

Kitapta kendi adıma ilgimi çeken bölümlerden biri de 2006 yılında Nobel ödülü
ile başarısını taçlandıran Bangladeşli ekonomist Muhammet Yunus’un sözleri
oldu:“Yoksulluk yapay bir durumdur, insan medeniyetine ait değildir ve bu durum
değiştirilebilir. İnsanları yoksulluktan kurtarabiliriz. Yapmamız gereken tek şey, kurum ve politikalarımızı yeniden tasarlamaktır. İnsanların yoksulluğun olmadığı bir dünya yaratabileceğine inanmalarını umuyorum.” Bu sözlerin sahibinin küçük miktarlarda kredilerin insanların kaderini değiştirebileceğini kurduğu banka ile kanıtlaması ve bu sayede Nobel Ödülü’ne layık görülmesi beni çok memnun etti. Şüphesiz ki sahip olduğu vizyon, onun bu ödülü almasında önemli paya sahipti.

Devletlerin temel gelirlerinde en önemlisi vergilerdir. Çeşitli adlarla devlet, halktan vergi toplar. Toplama süreci de bazı ülkelerde oldukça sancılı bir süreçtir. Vergi toplama hususunda caydırıcılık ve korkutma, vergi ödevinin yerine getirilmesinde tek başına asla yeterli değildir. Saydamlık ve hesap verme sorumluluğu vergi toplama konusunun iki önemli anahtarıdır. Hükümet eğer topladığı vergiyi nasıl harcadığının hesabını kendi halkına tam olarak verebilirse ve vatandaşlar kamu hizmetlerinin kalitesinin giderek arttığını görürse vergi ödeme isteği de artacaktır. Hatırlatmak da fayda vardır, en iyi ve en cazip vergi en az olan vergidir.

Saydam ve hesap sorulabilir yönetim gerçekleşmezse, bireylerin devlete ve onun
uygulamalarına olan güveni giderek azalır. Kamu harcamalarının giderek artması,
devletin giderek hantallaşması bireylerin ekonomik ve siyasi özgürlük alanını daraltırken vergi mükelleflerine de kamu harcaması olarak mali bir yük yüklemektedir.

Globalleşmenin temelini bölgeler ve yerel kültürler arasındaki etkileşimin ortaya
çıkardığı çeşitli kültürel, edebi ve felsefi ürünlerin yaygınlaşması oluşturmaktadır.
Birol Kavancılar, bu aşamanın globalleşmenin ilk evresi olduğunu belirtmektedir.
Globalleşmeni ikinci aşaması olarak mal ticaretinin artması ve sınır ötesi finans akışının hızlanması gösterilmektedir. Günümüzdeki aşaması ise üçüncü globalleşme evresi olarak nitelendirilmektedir ve temel özelliği “know-how” unsurunun tıpkı toprak, işgücü ve sermaye gibi önemli bir üretim faktörü haline gelmesidir. İçinde bulunduğumuz evrenin başarı sembolü olarak enformasyon teknolojileri gösterilmektedir.

Dünya bir Pazar Yeri’dir ve bunu kabullenerek yaşamalı, lokal düşünceleri yıkarak
olaylara günümüzü rekabetçi şartlarına uygun olarak global bir bakış açısıyla
yaklaşmalıyız. Baskıcı politikaları terk ederek global dünyada liberal politikalar
uygulayarak istenilen refah düzeyine ulaşmak mümkündür.

9 Ocak 2011 Pazar

Faiziniz Yatırılmış mı?

Bankanızın faizinizi ve stopajını hesapladığından emin olun!

Geçtiğimiz Kasım ayının 12.günü Garanti Bankası’nın internet şubesinden vadeli hesabıma 1 ay vadeli olacak şekilde para yatırdım. 12 Aralık gecesi saat 12’yi geçtikten sonra hesabıma girdim, vade sonunun 12 Aralık olduğunu teyit ettikten sonra vadeli hesabıma yeni birikimlerimi ekledim. Vadenin bozulmadığından emin olarak para ekleme yaptım, zaten sistem vade tarihiden önce para yatırmak istediğinizde sizi uyaracak şekilde düzenlenmiş. Ancak 12 Aralık tarihinde birkaç kez internet bankacılığı hesabıma girip teyit etmeme rağmen, hesabımda bir aylık faiz tahakkuku ve buna ilişkin stopaj kesintisi bulunmuyordu. Hayli kuşku uyandıran bu olayı bir hafta kadar bekledikten sonra, Alo Garanti’yi arayarak müşteri temsilcisi bayanla irtibata geçtim. Kendisi uzun süre hesabımı inceledikte sonra haklı olduğumu 2 gün içerisinde tekrar aramam gerektiğini söyledi. 3 gün sonra aradım ve dosyamın kapatıldığını aynı konuda bir defa daha şikayet bildiremeyeceğimi ilettiler. Bana tek yol olarak Mutlu Müşteri Hattı’nı gösterdiler. Bu noktada sikayetvar.com adlı internet sitesinden konuyu rapor etmem sonrasında mutlu müşteri hattını aradım. Karşımdaki kişi konunun ancak şubeden çözülebileceğini söyledi. Araya yeni yılın da girmesiyle nihayet Ocak ayının ilk haftasında gelen bir mail ile konunun çözüldüğü mesajını aldım. Hesabıma girip kontrol ettiğimde, vadesiz hesabıma bir miktar para yatırıldığını gördüm.

Bu noktada altını çizmek istediğim hususları sizinle paylaşmak isterim:
- Benim vade sonunda internete girip faiz tahakkukumu kontrol etme şansım var ama aynı şansa 62 yaşındaki annem sahip değil. Sistemsel bir hatayı annem yakalayamadığında onun zararı ne olacak? Bu gibi aksaklıklar sebebiyle kaç yatırımcı şimdiye kadar zarar etti kim bilir…

- Faiz geliri üzerinden kaynağında tevkif edilen gelir vergisi stopajını bu hata sebebiyle devlet elde edemedi. Şimdiye kadar meydana gelen bu hatalar sebebiyle devletimiz acaba ne kadar vergi kaybına uğradı?

- Mevcut hata sebebiyle defalarca telefon açmama rağmen bir kez olsun müşteri memnuniyeti adına tarafıma bir telefon açıp durumu açıklama gereği duymayan Garanti Bankası yetkilileri izledikleri politikanın adını “Hatayı Örtbas Etme” olarak mı nitelendiriyorlar?

- Vadeli hesabımın faiz tahakkuklarını vadeli hesabıma iadesi konusunda hesap açarken tercihimi belirtmeme rağmen neden faizi vadesiz hesaba yatırarak benim bir kez daha zarar etmeme sebep oluyorlar?

Amacım benim gibi sistemsel hatalarla yüzleşebilecek birçok yatırımcıyı uyarmak ve onları bir nebze olsun bilgilendirmek. Umarım Garanti Bankası yöneticileri de bu konuda hassasiyet gösterirler.

Volkan YORULMAZ
SMMM

22 Aralık 2010 Çarşamba

Erkekleri Ağlatan Şarkılar

Haşmet, bugünkü yazısında erkekleri ağlatan şarkıları yayımlamış. Torrent'den hemen 1,4,5 ve 10 numaralı şarkıları indirdim. Şimdi gecenin karanlığında onları huzurla dinleme vaktidir...



Erkekleri ağlatan şarkılar!

The Atlantic dergisinde ilginç bir liste çıktı karşıma... "Erkekleri ağlatacak kadar hüzünlendiren 10 şarkı"yı sıralamışlar.

1- R.E.M- Everybody Hurts
2- Eric Clapton- Tears in Heaven
3- Leonard Cohen- Hallelujah
4- Sinead O'Connor- Nothing Compares 2 U
5- U2- With or Without You
6- The Verve- The Drugs Don't Work
7- Elton John- Candle In The Wind
8- Bruce Springsteen- Streets of Philadelphia
9- Todd Duncan- Unchained Melody
10- Robbie Williams- Angels

Şarkılar çok etkiler beni ama ağlatmaz!

Üstelik bu toprakların insanıyım ya...

Şarkının hüzünlüsünden çok "can acıtan" ını, damardan olanını tanırım!
Bu yüzden mi, bilmem, yukarıdaki liste bana pek tatmin edici gelmedi!
R.E.M'in "Everybody Hurts" şarkısı, doğrudur, dinleyeni de çizer, incitir.
Ama "With or Without You" ile hüzünlere gark olan var mı hâlâ?

Listede dinlediğimde hâlâ içimin yandığı tek bir parça var: "Nothing Compares 2 U"...

4 Aralık 2010 Cumartesi

Hiçbir Şikayetim Yok


Nelerden şikayer ederiz? En ufak hoşumuza gitmeyen bir şeyden, acıdan, aşktan, hastalıktan, üzüntüen hatta bazen fazla sevgiden, fazla ilgiden. Buğday ot halindeyken bir işe yaramaz onu değirmende ezmek gerekir, öğütmek gerekir ki iş yapabilsin. Tohum ekilmeden, toprağın altına gömülmeden ne iş yarar ki? İşte buğday gibi ezilmeye yardım eder o şikayetler, tohum gibi bazen yerin dibine sokar bizi; ama sonu güzeldir çiçek açar her tohum gibi...

Fahir Atakoğlu dinlerken Aşkın Gözyaşları'nı okuyup zorlandığım bir haftayı geride bıraktığımı düşünürken bu cümle çok ama çok anlamlı geldi. Copy-paste değil bak da yaz yaptım :)

3 Aralık 2010 Cuma

We were there because: “Wir Leben Autos”

The Istanbul Auto Show took place from 29 October through 7 November in the 120,000 square meter CNR EXPO Istanbul center. We, as GM Türkiye, were there as a whole team on 28 October. Before the event, my colleagues emphasized that I was lucky to have the chance to attend such a big event just after my third month in the company, and I also believe that I was really lucky to be a part of this family, on the way back to home.

Opel is celebrating its 20th anniversary in Turkey and due to this we were gifted to visit the Auto Show in Istanbul which is organized every two years. I was visiting the Auto Show for the first time in my life. So, before the attending, I caught up with the news about it, and one thing was common: “This year, organizers were promising a better event than ever, with major automakers around the world.”

When I entered the CNR EXPO, I saw that each brand was really well-prepared for this special event with unique shows and presentations. Objectively, our Opel brand was one of the most outstanding and most visited stands of the Auto Show. A good car combines everything: exciting design, state-of-the-art technology and innovative, environmentally friendly ideas. That is what Opel provides to customers and that’s why it was the most visited.



The day was followed by an anniversary dinner. This event was organized to provide an opportunity to meet dealers around Turkey. Having dinner with people who we work with cooperatively but mostly who we do not know (at least for me – my responsibilities do not require to interact with dealers) made me feel that in fact we are a much bigger family and network than I see in the firm. When we look at our motto, “Wir leben Autos”, “Wir” stands for the excitement and affirmative, positive attitude of our colleagues and dealers. We truly lived this feeling in our gala dinner altogether.

The next day the GM Türkiye employees met at a branch organization for an employee meeting. In this branch event, we met with our families as we did at the gala dinner. Poor me, I am not married yet, thus I was away from my fiancé but instead I was with my colleagues and their families. Then those colleagues who have been in the company since its establishment, which means working for two decades, were gifted in the stage.

In this morning meeting, Alain Visser and Andy Dunston gave small presentations which highlighted the strategic importance of our performance for the global company. Their honoring speeches were motivating and their approach towards us was so friendly.

On the way back to home, I was a hundred percent sure that these two days were so important in terms of setting closer relationships with each other as well as becoming a team. As Alain Visser points out: “If you want to build great cars, you’ve got to put your heart and soul into it, along with all the energy that involves.” Those two days energized all of us towards this aim again. By the way, special thanks go to all colleagues involved and performed in this organization.


by: Volkan Yorulmaz
General Motors Turkiye

Google adsense

Analytics