Sosyal medya ve like çılgınlığı konusunda pek çok yazı ve düşünce dönüyor. Filtrelenmiş fotoğraflarımızın arkasında kimbilir ne kadar çok şeyi saklayıp da insanların beğenisine sunuyoruz kim bilir? Amacım ne bu düşünceleri bir kez daha ısıtıp önünüze sunmak, ne de canınızı sıkan gerçekleri tekrardan size hatırlatmak. Sadece son günlerde yapmış olduğum 2 paylaşım ile 2 ünlüden aldığım beğeni (like) ve bahsetmeden (mention) dem vurmak istiyorum.
Bunlardan ilki Nil Karaibrahimgil'in köşe yazılarından oluşan kitabı Kelebeğin Hayat Sırları'nı okuduktan sonra bu kitaptan beğenip alıntı yaptığım kısımlardan oluşan blog içeriğime yönelik Nil'in instagram üzerinden bir fotoğraf paylaşıp benden ve blog içeriğimden bahsetmesi oldu. Marmaris Selimiye'de huzurla tatil yaparken gelen bu bildirim o an beni çok heyecanlandırdığı gibi, gün içerisinde hem instagram takipçimin hem de blog ziyaretçimin artması ile de son derece sevindirdi.
İkincisi ise uzatmalı Şeker Bayramı tatilimizde yaşandı. Haftasonu Ayşe Arman'ın Hürriyet'te Çağan Irmak ile evladın için bir ağaç dik konulu projesiyle ilgili röportajını okuduktan sonra aklıma 2 yıl önce Şirketimin çevre haftası sebebiyle dağıttığı zeytin ağaçları geldi. Tam da oğlum Okan'ın doğduğu yıl ekilen bu zeytin ağaçları şimdilerde benim boyumu geçti bile. Umarım Okan büyüdüğünde hem bahçemize gölge verecek, hem de kahvaltı soframıza zeytin... İşte o günleri görürsek altında bu günlere atıfta bulunacağımız sohbetler de ederiz diye düşünüp o ağaçların altında baba-oğul fotoğraf çekildik. Kısa bir süre sonra bu fotoğrafa Çağan Irmak'ın beğeni ve yorum bırakması ise beni gerçekten çok ama çok memnun etti.
İşte böyle, herkes beğenilmeyi ve kendinden bahsedilmeyi sever. Ben de yakın zamanda bu konuda başımdan geçen iki güzel ve özel hikayemi paylaşayım dedim. Sevgilerimle,
Hayat bisiklete binmek gibidir; pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz.
ayşe arman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayşe arman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Temmuz 2016 Cuma
8 Şubat 2015 Pazar
Ağaçta yetişmiyor!
Bugün Ayşe Arman köşesinde Esas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Emine
(Sabancı)Kamışlı'ya yer vermiş. Okurken kendimce notlar aldım. Söz uçar yazı kalır, bu yazılarda en güzel bu blogda kalır diye düşünüp saklamak istedim...
Ev ödevinizi yaptıysanız, her konuda, herkese yorum yapma hakkınız var.
Ev ödevinizi yaptıysanız, her konuda, herkese yorum yapma hakkınız var.
Esas Holding olsun, başka yatırımlar olsun, yaptığımız en
önemli yatırım, aslında çocuklarımıza yaptığımız eğitim yatırımı. London School
of Economics olur, başka okul olur ama eğitim yoksa, işte bir yere gelir,
tıkanırsınız, "Yapıyorum" zannedersiniz, ondan sonra bir bakarsınız
küt diye ayağınızın altındaki halı çekilmiş! Ama benim durumum sadece eğitimle açıklanamaz,
biraz da genlerden. Karşımdakini incitmemek ana prensibimdir ama bir şeye
hakikaten inanıyorsam, söylerim.
"Kendini yetiştir gel. Var et gel. Var etmeden
gelme..."
Zenginlik, kendinizi geliştirdiyseniz, ona hakikaten
sahip çıkabilecek kadar kendinizi eğittiyseniz güven verir. Yoksa neler gördük, koca koca kimler yok
oldular gittiler, Allah göstermesin. İngilizlerin sevdiğim bir deyimi vardır: "Ağaçta
yetişmiyor!" Aynen öyle. Para, ağaçta yetişiyor zannedersen, sonbahardaki
yaprak dökümü gibi yok olur gider.
Yani kendini var etmek ne demek? Yaptığın şeyde mutlu
olmak bence. Bu, her ne olursa olsun.
Kendi işini kurunca 1 doların kıymetini anlıyorsun
"Biliyorsan tamam ama bilmiyorsan boş konuşma!"
diyoruz, "Çünkü biri seni paçandan aşağı çeker, ortada kalıverirsin.
Konuşmuş olmak için konuşma!" Arkadaş ortamında geyik yapabilirsin ama iş
ortamında bilmiyorsan o konuda konuşmayacaksın!
Ben hep çalıştım. Arkadaşlarıma da söylüyorum. İlle de
herkes, bilmem nereden mezun olmak zorunda değil ama herkes üretmek zorunda!
Kek yapmak da olabilir, şirket yönetmek de. Paraya da dönüşebilir, hayır kurumu
için de üretebilirsiniz. O zaman şımarıklığa, dedikoduya, manasız şeylere kafa
yormaya gerek kalmıyor. Zaten vakit de olmuyor...
Ehliyet almak üzereyim, Londra'dayız. Babam dedi ki:
"Haydi gidelim Porsche alalım!" "Yok baba, ben kullanamam
onu" dedim. "Şunu alalım, bunu alalım." Yıllardır kendisine
almadığı arabayı bana almaya çalışıyor! Biz bir ay dolandık galerileri. Sonunda
bir Renault 5 aldık. Annem dalga geçti, "Bir ay gezdiniz, ala ala bunu mu
aldınız?" diye. Ben hangi arabayı istesem babamın alacağını biliyordum.
Ama o anda kendimi güvende hissetmiyorum. Önce o küçük arabamla alıştım, sonra
BMW'm de oldu, Mercedes'im de...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

