sunexpress etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sunexpress etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2021 Cumartesi

Rekabet Uyum Programı Elementleri

Etik ve İtibar Derneği’nin 9. Döneminin 7. Gününde ilk dersimiz “Rekabet Uyum Programı Elementleri” oldu. Av. Bahadır Balkı’nın eğitmenliğindeki dersimizde örneklerle rekabet uyum programında olması gereken unsurları inceledik. Daha önceki notlarımda da belirttiğim şekilde, derste belirtilen tanımlamaları buraya direk taşımam söz konusu değil. Bu sebeple derste aldığım notları kendimce değerlendirerek, üzerine internetten herkesin ulaşabileceği bilgileri derleyerek bu içeriği hazırlıyorum.


Bahadır Bey, Rekabet Kurulu’nun Unilever’in Algida markalı dondurmaları ile ilgili verdiği iki karardan bahsetti ve ilkinde ceza vermeden ön araştırmayı kapadığını ikincisinde ise cezaya hükmettiğini anlatarak rekabet uyum programına uymamanın ne derece büyük cezalara sebep olacağını gösterdi. Benim gibi bu konulara hakim olmayanlar için ilgili kararlar şu şekilde:

1) Rekabet Kurulu Dondurma Pazarında Hakim Durumun Kötüye Kullanılmadığına Karar Verdi!

Rekabet Kurulu (“Kurul”), 28.08.2012 tarih ve 12-42/1257-409 sayılı kararında, Unilever Sanayi ve Ticaret Türk A.Ş.’nin (“Unilever”) Algida markalı dondurmaları bazı satış noktalarına vermeyi reddederek hâkim durumunu kötüye kullanmadığına, bu nedenle de Unilever’e karşı soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verdi.

Önaraştırmaya Konu Teşebbüs

Unilever, 1953 yılından beri Türkiye’deki hızlı tüketim ürünleri sektöründe, 1990 yılından beri de Algida markası ile endüstriyel dondurma pazarında faaliyet göstermektedir. Algida’nın alt markaları “Cornetto”, “Max” ve “Carte d’Or”dur.

Önaraştırmaya Konu Davranış

Şikâyet sahibi, bedeli peşin ödenerek Algida marka dondurma satın almak istenmesine rağmen Unilever’in ürün temin etmeyi reddederek hâkim durumunu tek başına kötüye kullandığını iddia eder.

Önaraştırmanın Yasal Çerçevesi

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunu’nun 6. maddesi (“Rekabet Kanunu”) bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanmasını yasaklar.

Rekabet Kanunu ayrıca hâkim durumun kötüye kullanılması hallerini oluşturan örnekleyici bir listeye de yer verir. Mal satmayı reddetme bu listede yer almamasına rağmen, Avrupa Birliği Komisyonu (“Komisyon”) ve Kurul tarafından hâkim durumun kötüye kullanılmasını oluşturabilecek bir davranış olarak kabul edilir. Nitekim söz konusu davranış rakip bir tarafı yok edecek niteliğe sahiptir.

Hâkim Durumun Kötüye Kullanılmasına Yönelik Hükmün Uygulanabilirliği

Rekabet Kanunu’nun 6. maddesinin uygulanabilmesinin ön koşulu ilgili pazarda bir hâkim durumun var olmasıdır. Fakat bu ön koşulun gerçekleşmesi rekabet hukuku kurallarına tâbi olmak için yeterli değildir. Zira rekabet hukuku kuralları hâkim durumda olmayı değil, hâkim durumda olan teşebbüsün söz konusu hâkim durumunu kötüye kullanmasını yasaklar.

Mal vermeyi reddetmek ancak aşağıdaki koşulların bir arada gerçekleşmesi halinde hâkim durumun kötüye kullanılması olarak nitelendirilir.

Sözleşme konusu mal veya hakkın vazgeçilmez nitelikte olması. Ürünün bizatihi kişinin ticaretini sürdürmesi için vazgeçilmez nitelikte olması, yani hâlihazırda ürünün mevcut veya potansiyel bir ikamesi olmaması gerekir. Bu sebeple, söz konusu bu koşul, mal veya hak açısından makul bir alternatifin bulunmadığı hallerde ve ayrıca malı veya hakkı kopyalama imkânsızlığının objektif olduğu durumlarda gerçekleşir.

Ret eyleminin ikincil piyasadaki rekabeti ortadan kaldırması. Hâkim durumda olan teşebbüsün, ilgili pazardaki hâkim durumu sayesinde başka bir pazarı, alt veya yan pazarın tamamını veya büyük bir kısmını kendisine veya bağlı ortaklıklarından birine ayırması mümkündür.

Bu koşulun gerçekleşmesi için hâkim durumda olan teşebbüsün ikincil pazarda faaliyet göstermesi zorunlu değildir. Örneğin, hâkim durumda olan teşebbüs mal vermeyi reddederek ikincil pazara girişini kolaylaştırabilir veya ikincil pazar sadece potansiyel bir pazar olabilir.

Eylem için objektif bir gerekçenin olmaması. Bu koşul için olay bazında bir değerlendirme yapılmalıdır. Örneğin, uygun önlemlerin alınmasını ve teknik uzmanlık gerektiren zararlı ürünlerin satımının reddi objektif bir gerekçe olarak görülebilir.

Kurul’un Değerlendirmesi

Kurul, yukarıda anılan kararında ilk önce ilgili pazarı belirledi, sonra Unilever’in söz konusu bu pazarda hâkim durumda olup olmadığını inceledi ve son olarak da mal vermeyi reddetmesinin hâkim durumun kötüye kullanılması halini teşkil edip etmediğini değerlendirdi.

İlgili Pazar

İlgili ürün pazarı. İlgili ürün pazarı tüketicinin gözünde ürünün fiyatı, kullanım amaçları ve nitelikleri bakımından, birbiri ile değiştirilebilir veya ikame edilebilir olarak nitelendirilebilen bütün ürün ve/veya hizmetlerin tamamından oluşan pazardır. Bu sebeple, ilgili ürün pazarı belirlenirken tüketici tarafından ürünlerin birbiri ile değiştirilebilir olması veya ikame edilebilirliği dikkate alınır.

Kurul endüstriyel dondurma pazarı ile artisan dondurma pazarı olmak üzere iki farklı dondurma pazarının bulunduğunu belirtir. Bu iki pazar arasındaki en önemli fark endüstriyel dondurmanın her yerde satılmasına rağmen artisan dondurmanın yalnız üretildiği yerde veya civarında satılmasıdır.

Algida markalı dondurmaların endüstriyel dondurma olması sebebiyle, Kurul, ilgili ürün pazarını endüstriyel dondurma pazarı olarak belirler.

İlgili Coğrafi Pazar. İlgili coğrafi pazar ilgili teşebbüslerin ürünlerin veya hizmetlerin tedarik sürecine dâhil olduğu ve rekabet koşullarının yeterli düzeyde homojen bulunduğu ve komşu pazarlardan, rakiplerin koşullarının farklı olması sebebiyle ayırt edilebilen pazardır.

Algida markalı dondurmaların Türkiye’de satılmasına dayanarak, Kurul ilgili coğrafi pazarı Türkiye olarak kabul eder.

Hâkim Durum Değerlendirmesi

Kurul, hâkim durum değerlendirmesini 2008 yılına ait eski bir kararını esas alarak yapar. Söz konusu kararda, Kurul, Unilever’in endüstriyel dondurma pazarında Algida markalı dondurmaları ile %40’lık bir pazar payına sahip olması nedeniyle hâkim durumda olduğuna karar vermiştir.

Kurul, 2008 yılında verdiği karardan bu yana Unilever’in endüstriyel dondurma pazarında hâkim durumda olduğuna ilişkin yapılan tespitin değiştirilmesini gerektirecek boyutta önemli gelişmelerin ortaya çıkmadığını vurgular.

Hâkim Durumun Kötüye Kullanılmasına İlişkin Değerlendirme

Kurul, mal vermeyi reddetme eyleminin yukarıda sayılan üç koşulun bir arada yerine getirilmesi halinde, Rekabet Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca hâkim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilebileceğini belirtir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, Kurul, vazgeçilmez nitelikte bir hak veya malvarlığını içeren ilk koşulu inceler ve endüstriyel dondurma pazarında ulusal ve yerel pek çok oyuncunun yer alması ve müşteriler için alternatif temin kaynaklarının bulunması sebebiyle Algida markalı dondurmanın vazgeçilmez nitelikte bir ürün olmadığı sonucuna varır.

Kurul, yukarıda belirtilen üç koşulun kümülatif olarak yerine getirilmesi gerektiği için diğer koşulları incelemeye dâhi gerek görmez ve Unilever’in Algida markalı dondurmaları satmayı reddetmesi ile ilgili davranışının somut olayda hâkim durumun kötüye kullanılması halini oluşturmadığına karar verir.

http://www.erdem-erdem.av.tr/yayinlar/hukuk-postasi/rekabet-kurulu-dondurma-pazarinda-hakim-durumun-kotuye-kullanilmadigina-karar-verdi/

2) Unilever'in çeşitli uygulamalar yoluyla nihai satış noktalarında rakip ürünlerin satışını engellediği gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştı. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunu'nu ihlal ettiği iddiaları üzerine yürütülen soruşturma tamamlandı.

Unilever Sanayi ve Ticaret Türk AŞ'nin kanunu ihlal ettiğine, adı geçen teşebbüse idari para cezası verilmesine oy birliğiyle, Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açık olmak üzere karar verildi.

Karar gereği, şirkete toplam 480 milyon 217 bin 217 lira idari para cezası verildi.

https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/rekabet-kurumundan-unilevere-4802-milyon-lira-ceza-566618.html

Çalışanlar, rekabete uyum konusundaki eylemleri şirketin üzerindeki bir sorumluluk olarak görmemeli, bireysel mekanizmalar işletilmelidir. Bireysel yaptırımlar şirket içinde disiplin yaratır. Bu sebeple iki hususa dikkat çekmek gerekir:

1)      Çalışanlar bilgi sahibi olmalı

2)      Şirket rekabet kurallarına uyum için mekanizmalar kurmalı

Bu durumda şirket rekabet uyumu programı ile teşhis etmeli, tedavi yapmalı ve tedbir oluşturmalıdır.

Peki rekabet uyum programı neler içermeli?

-        Şirket içi bir kılavuz hazırlanmalı

-        Belirli aralıklarla eğitim verilmeli

-        Düzenli olarak değerlendirme yapılmalı

-        Disiplin ve teşvik uygulaması

Dersimizin sonunda Sun Express ile Condor hakkında Rekabet Kurumu’nun verdiği karardan da bahsettik. Dilerseniz karara buradan ulaşabilirsiniz:

https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=38ac2c24-ce8a-4b55-92a2-f0bca1e4919e

30 Temmuz 2015 Perşembe

“Sıkıntı Yok” – Karadeniz Turu ve Yaylalar

22 – 26 Temmuz tarihleri arasında çalıştığım şirketin gezi kulübü ile birlikte Karadeniz turuna çıktım. Aslında yaz tatillerini otel, plaj, deniz, havuz, güneş ve her şey dahil konseptiyle geçirmeyi sevsem de eşimin görmeyi çok istediğini bildiğim Karadeniz turunu görünce “haydi bu sene de böyle olsun” diyip Bahar aylarında tur programına dahil olduk. Oğlumuzu anneannesine bırakıp eşimle İzmir’in iyice sıcak olduğu Temmuz’un son günlerinde kendimizi Karadeniz’in yeşilliğine attık. Havanın güzel olması ve gezimizin çok fazla trekking içermemesi sebebiyle hem dinlenip hem de gezerek tatil yapma fırsatı bulduk. Organizasyon için gezi kulübü başkanımız Yahya Erdem'e ve turda bize harika rehberlik yapan bilgi küpü rehberimiz Mehmet Çakır'a da emeklerinden ötürü teşekkürler.

Academic Tour’un düzenlediği tur 22 Temmuz Çarşamba sabahı saat 5:30’da İzmir Adnan Menderes Havaalanı’nda buluşarak başladı. Yeri gelmişken bir dipnot olarak belirteyim; havaalanına ulaşımı kendi aracımızla sağladık, otopark konusunu ise havaalanının karşısındaki İzmir Jetpark’tan faydalanarak çözdük. Hem vale, hem de havaalanına ücretsiz transfer fırsatı sunuyorlar ve fiyatları havaalanına göre çok uygun, tavsiye ederim.

Sabah 6:30 da kalkan uçağımız ile 8:00’de Samsun’a vardık. Bavullarımızı alıp oturma planımıza göre 35 kişilik dolmuşumuza binip Samsun Divan Pastanesi’ne gidip kahvaltılarımızı aldığımızda bünyelerimiz artık tatilde olduğumuzu idrak etmişti.
Samsun'da çekilen bu fotoğraf gezinin ilk fotoğrafı olması niteliğini taşıyor.

Milli mücadelenin başlatıldığı şehir Samsun’da, Avusturyalı heykeltıraş Krippel’in dünyaca ünlü Atatürk Heykeli’ni ve Atatürk’ün Samsun’a çıktığı Bandırma Vapuru’nu gezdik. Karadeniz’in Paris’i olarak adlandırılan Samsun’a veda edip, Ünye’yi takiben, Hekimoğlu’nun vatanı Fatsa üzerinden, Ordu’ya vardık. Ordu’yu doyasıya seyredebilmek için, adına türkülerin yazıldığı Boztepe’ye teleferik ile çıktık. Uzun zamandır teleferiğe binmemiş olan bana teleferik güzel bir adrenalin aracı gibi geldi ama aynısı eşim için geçerli olmadı sanki J Bir tarafında Ordu manzarası, bir tarafında uçsuz bucaksız Karadeniz manzarasını gözlediğimiz Boztepe’de pidelerimizi yedik. Daha sonra, sahil yolundan, mavi ve yeşilin muhteşem tonları eşliğinde, Giresun Adası’nı (Aretias) denizden gözlemledik. Giresun’u takiben, Akçaabata ulaştık. Bizi bekleyen minibüslerle, geniş ladin ormanları ve geleneksel yayla evleriyle bezenmiş, yeşilin her çeşidini görebileceğimiz, Kayabaşı Yaylası’na hareket ettik. Doyumsuz manzaralar eşliğinde, Hırsala, Büyükoba, İskobel Yaylaları’nı görerek, ahşap bungalov evlerden oluşan, Kayabaşı Yayla Kent evlerine yerleştik. Akşam yemeği sonrasında izlediğimiz yöresel dans gösterisi ve  dışarıdaki Ateş Partisi ile Kayabaşı Yayla Kent bence 4 gecelik konaklamamız sürecinde en keyifli tesisti.
 
Boztepe'de teleferikte çekilen bu fotoğrafı gördükçe sevgili eşim Nilgün'ün yüzü aklıma geliyor. Teleferiği çoook sevdi (!)
Bence kaldığımız tesisler arasında en dinlendirici ve huzur veren tesis Kayabaşı Yayla Kent Evleri idi.
İkinci gün yaylada aldığımız yöresel kahvaltı sonrasında, Doğu Karadeniz’in Divası ve Manastırlar kenti, Trabzon’a geçtik. Soğuksu Semtinde, Atatürk’ün Trabzon’a geldiğinde konakladığı ve sonrasında müze haline getirilerek, eşyalarının sergilendiği Atatürk Köşkü’nü gezdik. Ayrıca burada, Trabzon`a özgü gümüş ve telkari sanatı hakkında bilgi alıp, alışverişler yaptık, koleksiyonuma yeni bir tespih katmış oldum. Sonrasında, yönümüzü Maçka Altındere Vadisi’ne doğru çevirdik. M.S 385 yılında kayalar oyularak yapılan, görenleri hayretler içinde bırakan, eşsiz güzellikteki Sümela Manastırı’nı gezdik. Rehberimizden bilgi alırken diğer ziyaretçiler de bizleri çevreleyerek adeta bir “beleş tepe” ambiansı yaratırken manastır turumuzu tamamladık. Sosyal tesislerde yediğimiz “doyurucu (!)” alabalık ve kuymaktan sonra Sürmene’ye hareket ettik. Güzergahımız üzerinde, İki Çay Fabrikası’nda dalından koparılan çayın geçirdiği evreleri görüp, yetkililerden bilgi aldık ve bizlere ikram edilen çaylarımızı yudumladıktan sonra Of üzerinden, Uzungöl Yayla’sına doğru yol aldık. Çaykara yolundan, Çatma mevkiide bulutlarla birlikte ilerlerken, doğa içerisinde bulunan Ay Meydanı Mountain Resort Dağ Otel’i bizi karşıladı. Bir tepe üzerinde, yeni açılmış bu yayla otelimizin manzarası bulutlar ve sisti desem yalan olmaz. Akşam otelde müzik yapanlar, dans edenler olsa da biz dışarıda sohbet ortamında vakit geçirmeyi tercih ettik ve erken yatııp ertesi güne enerji topladık.
Uzungöl Yaylası için fazla söze gerek yok, bu manzara herşeyi ifade ediyor.

Üçüncü günün sabahında Karadeniz dağlarında uyanmanın zindeliği ile yöresel bir kahvaltı yaparak güne başladık. Sonrasında, Uzungöl Yaylası’nı gezmeye başladık. Muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakan Uzungöl’de yürüyüşlerimizi yapıp efsanevi fotoğraflar çektik. Çok prim yapacak olan bu fotoğrafların uzun süre ekmeğini yeriz J Sevdaluk dizisinin çekildiği bölgeye ziyaret ettikten sonra yönümüzü, yağmur şehir Rize’ye çevirdik. Şirin Rize’yi panoramik gördükten sonra, Çayeli’nde mola verdik. Ardından, Ayder  Yaylası’na hareket ettik. Dünyanın korumada öncelikli 200 ekolojik bölgesinden biri olan Fırtına Vadisi eşliğinde ilerleyerek, Rus tipi konakları ile ünlü Çamlıhemşin’e geldik. Buradan, çevresini saran çam ormanları, şelaleleri, yöresel mimarideki evleri, çiçekleri, şifalı kaplıcaları, Kaçkarları ile bir tabiat harikası olan ün salan Ayder Yaylası’na vardık. Maalesef hem çevrenin betonarme otellerle dolması, hem de otele vardığımızda suların kesik olması sebebiyle açıkçası Ayder ben de, hatta biz de dememde abartı olmaz, hayal kırıklığı yarattı.  Akşam yemeği sonrasında çevrede kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra konaklamamızı yayla tesisimizde yaptık.
Sevdaluk dizisinin çekildiği evi de görme fırsatımız oldu.

Batum'da Poseidon Heykeli'nin önünde...
Dördüncü güne oldukça erken başladık çünkü Batum’a girerken sınırda çok sıra beklememek için erkenden sınır kapısında olmamız gerektiği rehberimiz tarafından bizelere iletilmişti. Yayla tesisimizde aldığımız kahvaltının ardından, Pazar-Fındıklı-Arhavi-Hopa üzerinden, Türkiye-Gürcistan sınırımızı oluşturan, Sarp sınır kapısında, pasaporta ihtiyaç olmadan, sadece kimliklerimizle, Gürcistan-Batum’a geçtik. Kuyruk erken gitmemize rağmen oldukça mücadeleciydi, neyseki sıkıntısız atlattık. Karadeniz sahili boyunca ilerleyerek, güzel deniz manzaraları eşliğinde, Batum’u gözlemledik. Zengin Gürcü kültürünü tanımak üzere turumuza başladık. Önce, evli çiftlere şans getirdiğine inanılan Saint Andrew Heykeli’ni, Çoruh Nehri’ni, Gonio Köprüsü’nü, Roma döneminden kalma Gonio Apsaros Kalesi’ni, gördük. Farklı mimarileri ile dikkat çeken Ters Bina, Adalet Binası ve Katedral’de fotoğraf çekimi yaptık. Gördüğümüz yerler arasında; Taçsız Kral olarak anılan Şair İlya Çavçavadze’nin heykeli, tiyatro binası, Poseidon Heykeli, Piazza Kulesi, Hükümet Binası, ve Medea heykeli gibi görkemli yapıtlar mevcuttu. Batum Sahil Parkı’nda verdiğimiz molada son derece sıcak kanlı (!) bir garson bizi ağırladı. Batum turumuzu tamamladıktan sonra, sınır kapımıza geri döndük. Borçka güzergahından, uçsuz bucaksız yeşillikleri takiben, Macahel Geçidi’ne (1850 metre) geldik. Burada bulutların üzerinde hatıra fotoğrafı çektirip yolumuza devam ettik. Rengarenk kır çiçekleri, sarmaşıklar, köknar, ladin, gürgen, kayın, kestane, çam ağaçları ve bulutlarında bize katıldığı bir yolculukla, Gürcistan sınırındaki Macahel Vadisi’ne ulaştık. Hani zaman zaman “rüya gibiydi’’ deriz ya, işte öyle bir yer Macahel... 2005 yılında Unesco Bildirgesi ile Türkiye’de ilk ve tek biyosfer rezerv alanı olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınmış bu bölge, Türkiye’nin en önemli doğal alanlarından biri... Ardından, Tema Konuk Evi’ne geldik. Bol virajlı yolculuk sonrası oldukça bitkin hale geldiğimiz için eşimle beraber TV’siz odamızda dinlenmeyi tercih ettik. Akşam yemeği ve konaklamamızı yaptığımız Tema Konuk Evi’nde oldukça keyifli ve huzurlu vakit geçirdik.


Karagöl'de olup da ruhunu dinlendirmemek mümkün değildi, keşke burada daha fazla kalabilseydik...
Beşinci yani son günümüzde sabahtan Macahel Vadisi’nin ünlü Camili Merkez Camisi’ni gezdik.. 1855 yılında tamamı ahşaptan yapılmış iç süslemesi ise kökboyaları ile bezenmiş olan ahşap cami insana “huzur islamda” dedirten cinstendi. Doğal ürünlerden kahvaltımızı yaptıktan sonra, Karagöl’ü keşfe gittik. Karagöl ayrımında bizi bekleyen minibüslerle, dev ladin ağaçları ve minik şelalelerin güzel görüntülerini gözlemliyerek, Karagöl Yaylası’na ulaştık. Etrafındaki orman örtüsü ve büyüleyici renkleriyle etkileyici bir yer olan, Karagöl’de adeta mest olduk. Ağaçların rengarenk görüntüsünün göle yansıyan uyumunu hayranlıkla izledikten sonra, fotoğraflarımızla bu manzaraları ölümsüzleştirdik. Göl ve ormanı kullanarak çektiğimiz şahane fotoğraflar şimdiden pek çoğumuzun sosyal medya hesaplarını süsledi bile. Tekrar aracımıza binerek uçsuz bucaksız yeşillikleri takiben, rotamızı Artvin’e çevirdik. Borçka Baraj Gölü’nün güzel manzarası eşliğinde, kartal yuvasını andıran Artvin’e ulaştık. M.Ö 4. yy.’da kurulan Artvin’de, Seyir Terası’ndan, Çoruh Nehri’ni Livane Kalesi’ni (Artvin Kalesi) ve Atatepede Kahvecioğlu Vakfı’nca yaptırılan 22 metre yüksekliğindeki Türkiye’nin en büyük Atatürk Heykeli’ni panoramik olarak görüp fotoğraflarımıza ekliyoruz. Ardından, Arhavi’ye hareket ediyoruz. Sonrasında yemyeşil ormanların arasından tekrar geri dönerek, rotamızı Rize’ye çevirdik. Yöresel Rize bezi alışveri için mola verdikten sonra, son durağımız olan Tranzon’a hareket ediyoruz. Trabzo merkezde verilen serbest zamanımızda aile dostlarımızı ziyaret ederek Trabzon’a yukarıdan bakma fırsatı bulduk. Akşam belirtilen saatte tüm gezi ekibi buluşarak Trabzon Havalimanı’na geldik. Sunexpress 22:35 uçağının azıcık rötarlı gelmesi ve İzmir’de birazcık bavullarımızı beklememiz sebebiyle yaklaşık 2 sularında İzmir Adnan Menderes Havaalanı’na ulaşarak bu keyifli gezimizi sonlandırdık.

Peki neden bu yazının başlığı “Sıkıntı Yok” diyecek olursanız, onu da belirtmeden olmaz tabii… Karadeniz insanının ağzına yapışmış bir ifade var; o da “Sıkıntı Yok”. Farklı bölgelerde ve farklı yaşlarda gezi boyunca pek çok insanla iletişim kurduk ve hepsinin gündelik kullanımda adeta bir bağlaç olarak “sıkıntı yok” ifadesini kullandığını gözlemledik. Pozitif olmak gayet hoş, takdir ediyorum Karadeniz insanını. Bence ağızlarına da çok yakışıyor…

Google adsense

Analytics