6 Ocak 2026 Salı

Kurbağayı Yemek mi, Cam Silmek mi?

Bugün 5 Ocak Pazartesi. Takvime bakarsanız yılın beşinci günü ama itiraf edelim; hepimiz için yıl aslında bugün başladı. Geçen hafta o "ara hafta"ydı; tatiller bağlandı, mailler birikti, herkes biraz yarım yamalak çalıştı. Ama bugün o büyük pazartesi; İstanbul trafiği her zamanki gibi yoğun ve hepimiz o tanıdık psikolojik savaşın içindeyiz.


Son günlerde çalışma düzenim üzerine çok düşünüyorum. Hatta geçen Cuma gecesi radikal bir karar alıp takvimimde kendime nefes alanları açtım. Öğle aralarını blokladım, çalışma saatlerimin dışını Outlook takvimimde işaretledim. Bunu başkalarına bir mesaj olsun diye değil, aslında kendi verimliliğime duyduğum saygıdan yaptım. Bakalım bu yeni düzen, iş dünyasının o bitmek bilmeyen temposuyla nasıl bir ortak paydada buluşacak?


Pazar Günü: Bir Meditasyon Biçimi Olarak "Cam Silmek"


Size dünkü pazarımdan bahsetmek istiyorum. Sabah kafamda o meşhur soru: "Sporu sabah mı yapsam, öğleden sonra mı?". Tam bu ikilemdeyken eşimden o hayır deyemeyeceğim teklif geldi: "Bugün camları silsen mi?".



Bizim evde cam silme işi bende. Ve dürüst olayım, ben bunu bir iş olarak değil, bir fayda-maliyet analizi ve hatta bir tür terapi olarak görüyorum. Düşünsenize; hem vücudunuz çalışıyor (bedava spor!), hem o sırada sevdiğiniz bir podcast'i veya YouTube içeriğini dinleyebiliyorsunuz. Kafanız günlük streslerden uzaklaşıyor. 2020’den beri o camlar sadece benim ellerimden geçiyor ve bu bana garip bir huzur veriyor.


Kurbağayı Yiyemedim: Verimlilik Üzerine Bir Özelleştiri


Dün camları bitirip duşumu aldıktan sonra, sanki bir güç beni çağırmış gibi bilgisayarın başına oturdum. Saat 16:00 ile 18:00 arası o meşhur "kurbağayı yemek" (Eat the Frog) stratejisini denemeye çalıştım. Yani en sevimsiz, en zor işi en başta aradan çıkarmak...

Ama olmadı. O iki saat pek verimli geçmedi. Kurbağayı yemek yerine kenarından köşesinden küçük işlerle vakit kaybettim. Bazen ne kadar plan yaparsanız yapın, zihin o derin odaklanma noktasına hemen varamıyor. Sonra akşam ailemle vakit geçirdim, biraz televizyon karşısında kestirdim; ta ki gece 21:30’a kadar.


İşte o an bir şey oldu. Herkes çekilince çalışma odama geçtim ve o aradığım odaklanmayı gece yarısına doğru buldum. Bir konuya derinlemesine daldığınızda, o ipuçlarını birer birer birleştirmeye başladığınızda aldığınız haz bambaşka. O an anladım ki; ben "eşek gibi" çalışmaya hazır olan ama bunun karşılığında nitelikli sonuçlar görmek isteyen biriyim.


Sergen Yalçın Olmak mı, Koşmak mı?


Geçenlerde bir yazımda Sergen Yalçın benzetmesi yapmıştım. Benim derdim artık sadece sahada çok koşmak değil; o kritik pası verecek, skoru değiştirecek, fark yaratacak projelere imza atmak. Evet, yükselmek istiyorum, global pozisyonlar hedefliyorum ama bunu sadece saatlerce bilgisayar başında kalarak değil, doğru zamanda doğru odakla yapmak istiyorum.


Yeni yılın bu ilk gerçek mesai sabahında trafikte tıkanıp kalmışken bunları düşünüyorum. Geçen yıl iş yoğunluğu sürdürülebilirlik açısından zordu. Bu yıl ise daha akıllıca, daha derin ve daha nitelikli bir çalışma yılı olsun istiyorum.


Sizde durumlar nasıl? Siz de dün akşam benim gibi o birikmiş maillerin arasında kendi yolunuzu aradınız mı? Yoksa hala o "kurbağayı" yemeye mi çalışıyorsunuz?

2 Ocak 2026 Cuma

Kadıköy Belediyesi ve Emlak Vergisi: Vergi Tavanı mı, Asma Kat mı?

Yeni yılın hediyesi geldi: Kanun No. 7566, kabul tarihi 4/12/2025. Adı uzun, etkisi daha da uzun:

VERGİ KANUNLARI İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN

Resmî Gazete’de yayımlandı, Madde 10’a göre artık hepimiz “gayrimenkul yatırımcısı” değil, “vergi yatırımcısı” olduk.

Kanun diyor ki:

GEÇİCİ MADDE 23 – 2025 yılında 2026 yılı için takdir edilen asgari ölçüde arsa ve arazi metrekare birim değerleri dikkate alınarak Kanunun 29 uncu maddesine göre 2026 yılı için hesaplanan bina ve arazi vergi değerleri, 2025 yılına ait vergi değerlerinin iki kat fazlasını geçemez.

Ne kadar nazik bir ifade değil mi? “İki katını geçemez” yani iki katına kadar yolu var. Kadıköy Belediyesi bu fırsatı kaçırmamış, maşallah tam gaz gitmiş. 2025’te ödediğimiz 2.917 TL, 2026’da 3 kat artarak 8.751 TL olmuş. Tebrikler, tam 3 kat, hedef tam isabet!



Bu durumu X’te şöyle özetlemiştim, tabii ki bir yanıt gelmedi:




“Vergi artışı mı? Yok canım, sadece üç katına çıkardık. Kara mizahın zirvesi: Ev değil, vergi borcu büyüyor!”

Kara Mizahın Altın Çağı:
  • 2025: “Vergi borcum var ama öderim.”
  • 2026 ve sonrası: “Vergi borcum var, acaba böbrek mi satayım?”

Bu artışla birlikte, belediyenin yeni sloganı:

“Kadıköy’de yaşamak ayrıcalıktır, 3 kat vergi ödemek zorunluluktur.”

29 Aralık 2025 Pazartesi

Lessons from a Long Walk: My Simple Hopes for 2026

December in Istanbul brings a cold wind that hits your face and a mind full of questions. Today - my birthday, as I walked from Caddebostan to Dalyan Park, I didn't feel the weight of my 42 years. Instead, I felt a quiet excitement for turning 43.

Often, those of us in the business world make the mistake of treating our lives like a "to-do list" or a "productivity project." This morning, I decided to step away from that role for a day and used one of my earned vacation days.

The Tiredness of Always Performing

When you start a new job or take on a big role, there is an unspoken fear: "You cannot make a mistake." It is officially announced that we are proud of our mistakes but do we? For the last few months, I have worked far too hard, trying to be perfect so that no one would feel my absence or the change in the role owner. But as I watched the waves hit the shore, I realized that working this hard is sometimes just a way to hide from ourselves.

We often talk about "well-being" like it is a luxury or a corporate buzzword. But I am learning that it is actually a basic need. It is the fuel that helps us keep going.

Listening to My Body

Being in your 40s is like a wake-up call. Your body starts to whisper—and sometimes shout—that it cannot go as fast as it used to. For a long time, I treated my health as something that would never run out. But looking at my recent check-up results, I saw that I haven't been taking care of my most important asset.

As we live longer, the "game" of life becomes a marathon, not a sprint. To finish well, we have to be smart about how we spend our energy.

A Small Legacy: What 2026 Means to Me

My plans for 2026 are not only about only health and money. I want to build a good future for my son, but the best thing I can give him isn't a bank account. It is the time we spend together - a Sunday morning by the pool or watching a sunset at a quiet hotel.

There is a beautiful saying: "We are not made of the things we own, but of the people we love." In the coming year, I want fewer "professional contacts" and more real friends. I want more depth and less noise. At the end of the day, what brings us home is the voice of the people who care about us.

A Final Thought

This post started as simple voice notes I took while walking. I am finishing it now after a quiet weekend away.


During that walk, I stopped for a Turkish coffee and sent a photo to my mentor to thank him for his help this year. He had told me before to stop listening to podcasts while walking and just be present. I told him I was only listening to music from SoundCloud (I found one of that Goldies during that walk - a song called
Down by Flunk). He replied quickly: "Don't even listen to music. Just walk and think about the year you've had."

So, I walked in silence and looked back at my 2025. My lesson (apart from core business) for next year is simple: Do not skip the small breaks. The time you "waste" on the people and things you love is actually what makes you better at your job.

As I sit here on Sunday, I feel the urge to check my work emails to get ready for Monday. But I am telling myself: "No." 2026 should be about the quality of life, not the quantity of work.



28 Aralık 2025 Pazar

Dalyan Parkı’nda Bir Cuma Sabahı: 2026 Manifestosu


26 Aralık 2025

İstanbul’da aralık ayı, insanın yüzüne çarpan sert bir rüzgar ve zihinde biriken cevapsız… Bugün 26 Aralık. Caddebostan’dan çıkıp Dalyan Parkı’na doğru yürürken, arkamda bıraktığım 42 yılın ağırlığını değil, önümdeki 43. yaşın o tuhaf heyecanını hissediyorum. Günümüz beyaz yakalısının en büyük yanılgısı, hayatı bir "verimlilik projesi" sanması. Ben de bu sabah, o projenin bir günlük izne ayrılmış yöneticisiyim.


Performansın Yorgunluğu

İş dünyasında yeni bir pozisyona geçtiğinizde, size sadece bir unvan değil, aynı zamanda görünmez bir korku da verirler: "Hata yapma lüksün yok." Son birkaç ayımı, işler aksamasın, kimse eksikliğimi hissetmesin diye kendimi adeta parçalayarak geçirdim. Ancak sahil yolundaki banklara vuran dalgaları izlerken fark ediyorum ki; bu aşırı özveri, aslında bir tür kaçış. Sürekli çalışmaktan bahsetmenin, insanın kendi ruhuna karşı geliştirdiği bir tür antipatiye dönüştüğü o noktadayım. Harvard Business Review’in o meşhur yaşam dengesi makalelerinde okuduğumuz "esenlik" (well-being) kavramı, çoğu zaman bir lüks gibi görünse de, aslında hayatta kalma mekanizmasının ta kendisi.

Bedenin Hafızası

40’lı yaşlar, bedenin size ilk kez "Hayır" dediği ya da en azından "Eskisi kadar hızlı değil" diye fısıldadığı bir eşik. Sağlık, gençlikte hiç bitmeyecek bir kredi limiti gibi görünür. Oysa geçtiğimiz günlerde girdiğim check-up sonuçlarını incelediğimde bu yatırımın en çok ihmal edilen portföy olduğunu görüyorum. Artık her sabah uyandığımda, 40 yaş üstü her erkeğin yaptığı o sessiz anlaşmayı yapıyorum: Kendine daha iyi bak, çünkü oyun henüz bitmedi. Uzayan hayatlarla beraber maçın artık eskisinden uzak olduğunu da düşünürsek, enerjimizi ve kaynaklarımızı akıllı kullanmamız gerektiği kesin.

Küçük Bir Miras: 2026’nın Anlamı

2026’ya dair planlarım banka hesaplarının çok ötesinde. Elbette bir evladım var ve onun için sağlam bir gelecek kurmak en büyük sorumluluğum. Ancak ona bırakacağım en büyük miras, biriken paralar değil; onunla havuzda geçirdiğim bir pazar sabahı ya da hafta sonu kaçamağı yaptığımız bir otelin sessiz bir köşesinde birlikte izlediğimiz o gün batımı olacak.

O havalı New York Times editörlerinin sıkça hatırlattığı gibi; "İnsan, topladığı nesnelerin değil, kurduğu bağların toplamıdır." Önümüzdeki yıl daha az network, daha çok dostluk; daha az adet, daha çok derinlik biriktirmek istiyorum. Çünkü günün sonunda hepimiz sahilde tek başına yürüyen o yabancıyız ve bizi eve bağlayan tek şey, sevdiğimiz insanların sesidir.

İstanbul'u yaşamıyoruz dedirten anlardan

Kapatırken

Yukarıdaki metnin temelini yürüyüş esnasında ses kaydı alıp ardından Gemini ile paylaşıp bir blog içeriğine çevirdim. Şimdi de doğum günümü kutladığım, ihtiyacım olan kaçış hafta sonunu yaşadıktan sonra düzenliyorum. Bir de o yürüyüşü yaptıktan sonra sahilde güzel bir Türk kahvesi keyfi yapmak için mola verip düşüncelerine çok değer verdiğim mentorüme sahilde çekilmiş bir fotoğrafımı ve kendisine bu yılki destekleri için teşekkürlerimi gönderdim. Bana iyi dinlenmem, kafamı boşaltmam için daha önce tavsiyeler verirken yürüyüş esnasında podcast dinlemeyi bırakmamı söylediği için fotoğrafı gönderirken sadece SoundCloud dinlediğimi yazmıştım. Cevap gecikmedi, SoundCloud da dinleme ve geride kalan yılı değerlendirip notlar al dedi. Kahvenin üzerine bu kez Suadiye tarafına yürüyüp bir de 2025’i genel olarak gözden geçirdim. O kişisel değerlendirmeyi bir kenara bırakacak olursak, yapılacak ufak molaları es geçmemek gerektiği, sevdiğin kişilere ve şeylere ayıracağın vaktin verimlilik olarak döneceğini unutmamak lazım. Yol da maç da uzun, o yüzden zamanı iyi yönetmek lazım. Bu satırları yazdığım Pazar öğleden sonrasında, kafamda hala acaba iş maillerime bakıp haftaya temiz mi başlasam sorusu varken kendime bu öğütle kapatayım: 2026 nicelik değil, nitelik senesi olsun, anladın sen ;)

Bir hafta sonu kaçamağı hatırası 

Gözlüğü ters tak ama kafaya bir şey takma :)

PS. Bu yazının oluşmasında bana eşlik eden Flunk - Down idi. Güzel bir keşif oldu.

26 Aralık 2025 Cuma

Less Sweat, Better Passes: My New Game Plan at 43

I am looking at the photo I chose for this post - specifically at that Number 10 jersey. To a football fan, that number isn't just a digit on a shirt; it is a philosophy. It belongs to the playmaker. The genius who controls the chaos with a single smart touch rather than endless running. The player who doesn't chase the ball, but waits for the right moment to change the game.

As I sit here in the quiet of December 25th, waiting for my 43rd birthday, I realize I have been playing the wrong position.

For the last year—and perhaps the last decade—I have been the "box-to-box" midfielder. I have been the guy sprinting to cover every gap, putting out every fire, and exhausting myself to save the match. I wore the "savior" role like a badge of honor. But looking at that Number 10 jersey in the frame, I am reminded of a better way to play.

If I look at 2025, gratitude is the main theme. I am deeply thankful for my life in Istanbul and the family I have built since leaving Izmir. Yet, I must be honest: this has definitely been the hardest year of my career. It has been a year of constant speed, of trying to control everything, and endless lists of tasks to finish.

The "Number 10" Shift

So, my goal for 43 is simple: I want to play like a Number 10.


This doesn't mean being lazy. It means moving from busy to brilliant. It means having the calm confidence of a veteran who knows that running 15 kilometers in a match doesn't matter if you don't make the pass that leads to the goal.

I want this year to be defined not by the volume of tasks I finish, but by the value I create. I want to shift the story from "saving the day" to "changing the game." It is time to stop sweating over the small stuff and start seeing the whole field.

My goals remain high, of course. I want financial growth, driven by a very specific motivation: preparing my son, Okan, for his dream of university education in the US. This is a long journey, and I am sticking to the plan. But I will get there by being smarter, not just more tired.

Family Comes First!

Beyond career, health and money, I wish for a return to simplicity. I am tired of corporate buzzwords like "well-being." I mean something much simpler: I want to relearn the art of stopping.

I need to slow down mentally—to walk just to walk, without listening to a podcast; to clear the mental space to really connect with friends; to perhaps finally combine my interest in AI with my love for writing.

So, to my friends, colleagues, and family: Expect less running from me this year, but expect better passes.

Here is to playing the long game. Welcome to 43.

Google adsense

Analytics