uçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2019 Salı

İstanbul Gezimiz - Nisan'19

Aralık ayının 30. günüydü. 2019 için ilk tatil planımızı yapıp İstanbul için uçak bileti alıp, Romanya’dayken otelde kaldığım 4 hafta sayesinde birikmiş olan puanlarımı kullanarak otel rezerve etmiştim. Planımız şöyleydi: 20 Nisan Cumartesi sabahı makul bir saatte İstanbul’a uçuyorduk, 22 Nisan Pazartesi akşamı da geri dönüyorduk. Böylelikle bir gün izin kullanarak dört gün tatil yapabileceğim bir dönemi ailemle İstanbul’da kafa boşaltarak geçirebilecektim.

Sonuç kadar sürece de önem veren bir yapım olması sebebiyle, benim için aradaki o dört aylık süreç yoğun çalıştığım yılın ilk çeyreğinde benim için motive edici, hatta kamçılayıcı bir unsur olmuştu. Sadece benim için değil, oğlum Okan için de aynısı geçerliydi. İlk kez kumbarasını aktif şekilde kullanıp para biriktirdi. Oyuncak alma amacındaki Okan kumbarası ağırlaştıkça daha mutlu oluyordu. Bir de odasındaki büyük takvimde 20 Nisan’a özel sticker yapıştırıp O da kendince geri sayım yapıyordu.

Neyse ki her şey yolunda gitti ve 20 Nisan’a kazasız belasız ulaştık. Gerçi ilk planımızdan bir sapma olmuştu, dönüş biletimizi Atatürk Havalimanı’ndan olacak şekilde planlamıştık ancak Pegasus’tan Şubat ayında gelen bilgilendirme ile uçuşumuzun 3. Havalimanı’na alındığını öğrendik. Açıkçası 6 Nisan’da kullanılmaya başlanan yeni havalimanı hakkında olumlu ve olumsuz onca şey duyup okuyunca insan merak ediyor, o yüzden bunu da bir fırsat olarak gördük.
Havaalanı'na ulaştık!
Fotoğraf yanıltmasın, Okan son derece rahat
Bu yazıyı bir gezi yazısından ziyade daha çok aile içi bir hatıra yazısı olarak düşündüğüm için şimdi İstanbul’da geçirdiğimiz 3 günü anlatacağım. İlgi çekmeye bilir, peşinen uyarayım, ancak benim ve ailem için hatıra niteliğindedir. Bilirsiniz, “yazı kalır”.

20 Nisan sabahı, seyahat heyecanından olsa gerek, kurduğumuz saatler daha çalmadan uyandık. Hazırlıklarımızı tamamlayıp önce bizim Cafe Blue’da İzmir klasiği simit peynir çay ile kahvaltımızı yapıp ardından Mavişehir İzban durağına arabamızı park edip havaalanına gittik.  Yanlış saymadıysam 22 duraklık yolculuğumuzun sonunda keyifler oldukça yerindeydi. Güvenlik kapılarından geçip uçağımıza alındıktan sonra belirtilenden de önce bizi İstanbul’a ulaştıran pilotumuz sayesinde İstanbul’a sorunsuz vardık. Okan’ın uçuş esnasındaki rahatlığı umarım sevgili eşim Nilgün’e de nasip olur deyip İstanbul maceramızla devam edelim.
İstanbul için enerji toplamak lazım
Hafta başından beri meteoroloji İstanbul için Cumartesi yağmur bildiriyordu, neyse ki indiğimizde yağmıyordu. Bavulumuzu aldıktan sonra Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Havabus’a binerek Taksim’e gittik. Havaalanından ulaşımla ilgili dersimizi önceden çalıştığımız için bu aşama da planlandığı gibi geçti. Taksime vardıktan sonra taksiyle Maçka’daki AC Hotel’e varmamız da pek kolay oldu. Okan için ek bir yatak odamıza yerleştirildikten sonra odamız konaklamamız için hazırdı. Biraz dinlendikten sonra yürüyerek Nişantaşı Midpoint’te öğle yemeğimizi yiyip moralimizi ve enerjimizi iyice yükselttikten sonra taksiyle Kanyon’a geçtik. Okan’ın biriktirdiği paraların meyvesini alma vakti gelmişti. Kanyon’da oyuncakçı olarak çok alternatif olmasa da Lego Store olması bize yetti. Bu aralar Minecraft’a adeta takılmış olan Okan Minecraft temalı bütçesine uygun Lego görünce başka bir mağaza görmek istemese de çok ısrar ettiğimiz için Kanyon’un yanındaki Özdilek AVM’yi de hatırımız için gezdi. Sonuç değişmedi, yine Lego’dan Minecraft temalı oyuncağını aldı. 23 Nisan kampanyalarından faydalanarak araya bir lego da ben kattım ancak bu yazının yazıldığı an itibariyle o oyuncağı annesi için aldığımı düşünüyor, oyuncakta stok iyidir, her zaman lazım olabilir.
Lego Store Hatırası
AVM’lerde vakit geçirdikten sonra bir kez daha taksiye binip Maçka’ya doğru yol aldık. Maçka girişinde şoför “nerede ineceksiniz?” diye sorduğunda “AC Hotel” diye cevap verince birden bağırıp “söylesenize, Beşiktaş’tan girerdim” vesaire demeye başladı. Gezmek istediğimizi söyleyince “o zaman Maçka parkında gezin” deyip indirdi. Bu tavrına pek anlam veremedik ama garip bir hatıraydı, yazmak istedim. Parkın içinden geçip yokuşta aşağı inerek otele vardık. Dinlendikten sonra çevremizi bir de gece görmek için tekrar dışarı çıktık. İlk işverenim olan PwC’nin de ofislerinin bulunduğu BJK Plaza’nın önünden geçip Akaretler’de yürüyüp Beşiktaş çarşısına vardık. Akaretler’deki mekanların gece oldukça hareketli olduğunu imrenerek gözlemlesek de biz çocuklu bir aileydik. Eski dost Kızılkaya’larda dürüm dönerimizi yedikten sonra yürüyüşümüzü tamamlayıp odamıza çekildik.
Pazar sabahı Beşiktaş iskelede kahvaltımızı yaptıktan sonra Türk kahvesi ile taçlandırdıktan sonra soluğu Deniz Müzesi’nde aldık. Eğer denizciliğe merakınız varsa, gemi, tekne ya da tarih ilgi alanınıza giriyorsa, ya da çevrenizde ilgilenenler varsa mutlaka gidin ya da gitmesini önerin. Hem merkezi konumu ile ziyaret etmesi çok kolay, hem de içeriği ile gerçekten çok doyurucu bir müze. Giriş kişi başı 10 TL ve çocuklardan ücret alınmıyor. Burada megabyte’larca fotoğraf çektikten sonra Ortaköy’e geçtik. Ortaköy’de ilk önce Nilgün’ü uzun süredir sayıkladığı tekne ile boğaz turunu gerçekleştirdik. 1 saat süren tekne turu güneşli havaya rağmen üst katta beni üşütmeyi başardı. Okan’ın da aşağı inme isteği ile turun geri dönüş kısmını teknenin alt katındaki kapalı kısımda sıcak bir şeyler içerek geçirdik. Tekne turunu özellikle Arap turistlerin ve instagram profilini zenginleştirmek için bir araç olarak gören kızların tercih ettiğini gözlemledim. Yine de 25 TL’ye güzel bir aktiviteydi. Tekne gezisi sonrasında bir Ortaköy klasiği olan Ortaköy’de kumpir yedikten sonra (hayır, ben light tost yedim) Okan’ın dayanabildiği kadar yürüyüp bir taksiye binerek Bebek’e ulaştık. Bebek sahilinde Pazar’ın ve güneşin tadını çıkaran yüzlerce insanla beraber sahilde yürüyüş yaptıktan sonra molayı Divan Pastanesi’nde verdik. Güzel havayı fırsat bilen İstanbul’lular her mekanı doldurmuştu. Bizim bulunduğumuz yerde de Filiz Akın’ı dünya gözüyle görmek bize nasip olmuştu. Bebek’teki molamızdan sonra geri dönüş için yola çıktık. Arnavutköy’e kadar yürüdükten sonra Okan bize bomba haberi verdi: tuvaleti gelmişti. Sağda solda girebileceğimiz bir uygun mekanı bir türlü bulamayınca riski aldık ve bir inşaatın köşesinde pantolonunu indirdik. Neyse ki küçük tuvaletiydi ve etrafta kimsecikler yoktu deyip bu konuyu kapatıyorum. Sonra yola devam ederken taksi aramaya başladık fakat herkes aynı saatlerde evine dönmek isteyince bu bizim için hiç te kolay olmadı. Sıkışık Ortaköy trafiğinin ardından Beşiktaş’a ulaşıp otelimize geçtik.


Bebek'te keyifler her daim yerinde
Pazartesi günü, İstanbul’daki son günümüzdü. Sabah uyandıktan sonra otelden çıkış vaktimize kadar biraz dinlenip kafa boşaltmak istediğimiz için odada vakit geçirmeyi tercih ettik. Valizimizi otele emanet ettikten sonra Akaretlerden inip ağaçlı yoldan Vodafone Park’ın oraya yürüdük. Oradan bir taksiye binip Galata Kulesi’ne gitmek istediğimizi söyledik. Miting sebebiyle taksi şoförü bizi Galata Kulesi’ne bırakamasa da yakınına götürdü. Tarihi kuleye girmek için sıra bekleyen kalabalığı görünce vazgeçip önünde fotoğraf çektirip İstiklal’e yöneldik. Burada, Yapı Kredi Yayınevi’nden Okan’a kitap aldıktan sonra Beyoğlu çikolatası alıp yemek yiyebileceğimiz bir yer aramaya başladık. Hem doyurucu hem farklı bir yer olsun derken kendimizi İstiklal’i bir uçtan bir uca gezmiş ancak hala bir yer seçememiş olarak bulduk. Bunun üzerine daha önceki İstanbul ziyaretlerimizde Nilgün’le denediğimiz Münhasır Döner & Kebap’ta karar kıldık. Hem ücretsiz wi-fi hem de lezzetli İskender olunca Okan’ın da keyfi yerine geldi. Ankara günlerinden favori yemeğim olan Beyti’nin yanında çiğköfteyi götürünce İstiklal’in kalabalığında yorulmuş olan ben de kendime geldim. Karnımızı doyurduktan sonra İstanbul maceramıza başladığımız gibi bitişi de Nişantaşı’nda yapalım istedik. Yürüyerek Nişantaşı’na gelip bir şeyler içmek için caddede bir yere oturduk. Son saatleri de “yüksek sosyete” ile aynı atmosferde nefes alarak geçirdikten sonra otelden bavulumuzu alıp Beşiktaş İskele’den Havaist’e binip yeni havalimanının yolunu tuttuk.
Galata Hatırası

Son keyif anları

Her güzel şey biter, önemli olan güzel bitirebilmek
Yolculuk esnasında koca otobüs biz dahil toplam 6 yolcu ile gittiği için oldukça rahattık. Pazartesi akşamı saat 5’te binmemize rağmen yaklaşık 1 saatte havaalanına ulaştık. Büyüklüğü ve modernliği ile oldukça göz alıcı gözükse de hala eksiklerinin olduğunu gözlemlediğimiz (örneğin Pegasus deskleri) stratejik havalimanımızda 2 saat kadar takıldıktan sonra (beklemek demedim çünkü o kadar sıkıcı değildi) uçağımıza bindik. Maalesef bir 25 dakika kadar uçakla havaalanında gezdirildik ve ardından İzmir’e indik.

İşte bizim bu 23 Nisan tatilimiz her ne kadar 20-22 Nisan arasını değerlendirmiş olsak ta bu şekilde geçti. Biz İstanbul’u sevdik. Yani böyle beğendiğimiz yerleri gezince güzel, keyifli. Kendi yorar pek tabi ki her daim yaşayanını, o yüzden zaten pek çok kişi bir şekilde ondan kaçmak derdinde.

Ee Volkan, peki sen gezdiklerini ve aklında kalanları anlattın da, bu geziden kendi ilk üçünü yazacak olsan bunlar ne olurdu derseniz?
  • Bebek – Arnavutköy arasında çok güzel yaşanır, yaş alınır. Hele ki stres seviyesi yüksek bir işte çalışmıyorsan ve iyi kazanıyorsan, değmesinler keyfine…
  • Her şeyin en iyisinin İstanbul’da olduğuna iyice inanmaya başladım. (Özellikle Münhasır’da yediğim kebaptan sonra bu fikir iyice güçlendi)
  • Her taksiye binişimde “işler nasıl” diye sordum ve hep aynı kapıya çıkan cevabı aldım, şoförler işlerin iyi olduğunu, müşterilerin ve diğer insanların harcamalarını kısmadığını söylüyor. Bu ekonomi iyi anlamına gelmese de insanların standartlarını varlıklarıyla ya da borçlanarak sürdürdüğünü gösteriyor.

2 Temmuz 2017 Pazar

Türk Hava Yolları Kendini Affettirdi

Geçtiğimiz günlerde Okan’ın ilk kez uçağa bindiğinden bahsetmiştim:


Uçakları çok seven Okan’ın ilk uçuşunu özel kılabilmek için öncesinde THY’den ufak bir ricada bulunmuştum ve bu özel güne ilişkin kendisine ufak bir jest yapmalarını rica etmiştim. Maddi değeri olan bir jest değil, manevi değeri olacak ve yıllar geçtikten sonra bile hatırlanacak bir jestti tek istediğim ama her defasında bu isteğim reddedilmişti. O dönem bu konu hakkında yaşanan tatsız iletişimin kayıtları şöyleydi:
http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2017/05/thynin-sozde-musteri-memnuniyeti-anlays.html

THY yetkilileri tüm taleplerimi reddetmiş olsa da uçağın tekerleri yerden yükselinceye kadar içimde bir son dakika sürprizi için umut vardı ama nafile, onca talebim göz ardı edilmişti. Keşke ilk uçuşta Türk Hava Yolları yerine Pegasus ya da Sun Express gibi daha müşteri odaklı olabilecek bir firmayı mı seçseydim diye bile içimden geçirdim.

Aklımın bir kenarına da THY ile ilgili bu hayal kırıklığını da kaydetmiştim ki twitter’da Demet Akalın’ın THY uçağında kaybolan ve hala kendisine teslim edilmeyen bebek arabası hakkındaki twitini gördüm. Bu twite hislerimi paylaşarak cevap verdim ve bloğumda paylaştığım içeriğin de linkini ekledim.

Sözkonusu Demet Akalın gibi milyonlarca takipçisi olan bir kullanıcı olunca kendisinin eleştiride bulunduğu bir twitte oldukça etkileşim alıyor. O gün blog içeriğimin çok okunduğunu ziyaretçi istatistiklerindeki artıştan gözlemledim. Ardından da ertesi gün THY yetkililerinden aşağıdaki mail tarafıma ulaştı.

Sayın Volkan YORULMAZ,
Öncelikle elimizde olmayan sebeplerle  seyahatiniz öncesi küçük yolcumuz Okan için ilk  defa uçacağından anons için  talepte bulunmanıza rağmen, tarafınıza yapılan olumsuz bildirimimizden ötürü  duyduğumuz üzüntüyü bilmenizi isteriz.
Seyahatlerinde bizi tercih eden yolcularımız için vaat edilen  hizmetin  layıkıyla  gerçekleştirilmesi ve kusursuz sergilenmesi öncelikli hedeflerimiz arasında olduğundan, geri bildirimlerinizin ne kadar önem taşıdığını tekrar tecrübe etmiş bulunmaktayız.
Yolcularımızın memnuniyetinin  bizim için ayrı bir önem taşıdığını ifade ederken, bu doğrultudaki  hassasiyetinizi anladığımızı bildirirken , personelin vermiş olduğu yanıtımızda  bırakmış olduğumuz olumsuz izlenimin de farkındayız. 
Edinilen bilgiye göre, anons için uluslararası kurallara riayet edilmesi gerektiği ve anons kitabında yapılması gereken anonsların dışında herhangi bir anons yapılamayacağı bilgisinin tarafımıza iletildiğini paylaşmak isteriz.
Türk Hava Yolları'nda görev yapan her personele  kurallar dahilinde görev yapmaları, eğitim programları ile kendilerine sürekli hatırlatılmaktadır.
Uçuşlarımızda standart anons kullanıldığı  için kabin veya kokpit  ekiplerinin kendi kelimeleri ile anons yapmalarının  mümkün olmadığını dile getirmek isteriz. Ayrıca diğer yolcularımız tarafından yapılan anonsun olumsuz karşılanabileceği, sorumlu kaptanımızın  görevi haricinde başka konular ile ilgilendiği imajı yaratabileceği düşüncesi oluşturacağı için bu tip anonslar yapılmasına izin verilmemektedir.
Bu bilgiler ışığında sevgili Okan’a belki seyahati esnasında sürpriz yapamadık ancak eğer kabul ederseniz biz sistemde kayıtlı miles@smiles üyeliğinizdeki adresinize yavrumuz için hediye gönderdik. Umarız beğenir ve bizi daima hatırlar.
Bir kez daha uygulama koşullarının memnuniyetsizliğinize neden olmasından ötürü üzüntülerimizin kabulünü rica eder, bundan sonraki seyahatlerinizde size kusursuz hizmet sunabilmek umuduyla saygılarımızı  sunarız.
Müşteri Temsilciniz
Sibel Arkun
 
Türk Hava Yolları A.O
Müşteri İlişkileri Müdürlüğü
 
Sanki önceden olumsuz cevap veren kişiler ile bu nazik maili yazan kişi farklı evrenlerden gelmiş gibiydi ve aynı kurumu temsil ettikleri inanılır gibi değildi. Eğer Demet Akalın gibi ünlü biri sayesinde etkileşimi fazla olan blog içeriğim bir şekilde kendisine ulaşmasa böyle bir U dönüşü beklenir miydi derseniz, muhtemelen konu THY tarafında çoktan kapanmış bir kayıttan öteye gitmezdi derim. Ama günün sonunda THY kendini affettirmesini bilmişti.

Geçtiğimiz hafta teslim aldığımız kargo ile aşağıdaki fotoğrafta gördükleriniz ulaştı. Özellikle uçak maketi ve balon uçak eminim Okan’ın çok hoşuna gidecek.


Peki sonuç olarak bu yaşananlardan ne öğrenmiştik?

- Firmanın imajını korumak için müşteri temsilcilerinin görevlerini layıkıyla yerine getirmesi gerekir
- Müşteri memnuniyetini hedefleyen bir müşteri ilişkileri departmanı, açılan kayıtları “ne olursa olsun” kapatmayı hedeflemek yerine gerçek anlamda “çözmeyi” hedeflemelidir
- Sosyal medyanın markanın imajı üzerinde çok ama çok büyük bir önemi var
- Sosyal medyada bir ünlü (celebrity) firmanız hakkında olumsuz bir yorum yazdığında bunu düzeltmek için harcayacağınız efor çok fazla olur
- Hatanın neresinden dönülürse kardır

Günün sonunda; Okan’ın mutlu olmasına vesile olan Demet Akalın Kurt ve THY müşteri temsilcisi Sibel Arkun'a teşekkür ederim.

PS. Blog içeriğini yayınladıktan sonra bir de mail ile teşekkürümü sunup konuyu "kendimce" tatlıya bağladığımız düşünüyorum.

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Kim Korkar Uçaktan!

Herkesin sevdiği, hatta belki biraz da abartılı sevdiği şeyler olabilir. Oğlumuz Okan için de her türlü ulaşım aracı ilgi çekicidir ama tren ve uçağın yeri apayrıdır. Hafta sonları metro ile gezilerimiz vevimizin önüne tramvay durağı gelmesiyle trenlere olan ilgisini bir nebze dindirince sıra uçağa gelmişti. Uçak için destinasyonu üniversite yıllarımızın geçtiği Ankara olarak seçtik ve hem annemizin, hem de benim sevdiğimiz dostlarımızla biraraya gelmek için programlar yaptık.

Önceki uçuşlardan gözlemlediğim ağlayan, huysuzluk yapan bebek ve çocukları hatırlayınca uçuş öncesinde acaba böyle bir sorun yaşar mıyız diye ister istemez bir endişem vardı. Seyahatten bir hafta öncesinde artık Okan ile yaklaşan uçuşumuza dair açık açık konuşup kendisini de hazırlamaya başladık. Onu hazırlamaya çalışırken tabi kendimiz de hazırlandık. 27 Mayıs Cumartesi yani yolculuk sabahı bile yabancı sitelerde çocukla ilk uçuşta yapılması gerekenler konularını okuyup yanımıza sakız, tablet, ekstra oyuncak alıp kendimizi de zorlu olabilecek bu yolculuğa hazırladık.

Havaalanına ulaşmamızla birlikte aslında hiçte endişe edecek bir durum olmadığının ilk sinyallerini almaya başladık. Yüzü gülen Okan ağzı kulaklarına varırken meraklı sorularını bize ve hayran gözlerini çevreye yöneltti. Biz de onun için ileride "arşiv"lik nitelik taşıyacak bol bol fotoğraf çektik. Kontrolleri geçip, zamanın gelmesiyle uçağa bindikten sonra Okan sabırsızca uçağın uçması için kendince tempo tuttu. Açıkçası Okan ile annesi kalkışta rolleri değişti. Kalkışa geçilmesiyle adeta mest olan Okan bu kez şehre yukarıdan bakmaya ve yakınından geçtiğimiz bulutları incelemeye verdi kendini. İnişte de yolculuğu büyük bir çoşku ile sonlandıran Okan bileti aldığımız günden bugüne kadar olan kafamızdaki tüm soruları silmişti ve içimizi ferahlatmıştı.

Haydi girelim artık alana...

Alandayız, hedefe yaklaşıyoruz...

Uçağa binmemize saniyeler kala...

Ve Okan yerini alır...

Hazır mıyız?

Tabii ki de hazırız!

Bazı oyuncaklarımız da bu ana şahit olmalı...

Okan, bulutları hiç bu kadar yakından görmemişti...
Ankara Esenboğa Havalimanı'nda Nilgün'ün üniversite yıllarından yakın dostu Nilay ve tatlı ailesi Eren ve Mira bizi karşılamasından sonra, bir başka dostumuz, yeni anne Oya ve yeni baba Eray'ın mutlu yuvasında Tuna bebeği görmek için yola çıktık. Oya'larda 3 "çocuklu" çift olarak beraber güzel vakit geçirdikten sonra bu kez Nilay'larla önce üniversite yıllarımızın geçtiği Hacettepe Üniversitesi Beytepe kampüsünü ziyaret edip ardından evlerine misafir olduk. Eren'in aldıklarını Nilay bi güzel pişirip sunduktan sonra Okan ve Mira beraber oynama konusunda yol aldılar. Ardından ilk işim PricewaterhouseCoopers'tan dostum Mehmet, eşi Şenay ve oğlu Demir ile bize katıldı. Çocukların kaynaşması ile biz de hem rahat nefes aldık, hem de gelecek için umutlandık.

Ardından Nilay'lara veda edip Mehmet'lerle beraber akşam yemeği yiyeceğimiz Güloğlu Kebap'a geçtik. Demir ile trambolinde çılgınca zıplayan Okan o kadar çok terledi ki bir kaç kez üstünü değiştirmek zorunda kaldık. Neyse ki yorulan Okan, Şenay'lara gittiğimizde hiç yabancılık çekmeden sızdı ve biz de yetişkinler olarak biraz başbaşa kalıp sohbet etme şansı bulduk.
Yemek varsa Okan'ın yüzü güler...

Ama yemek varsa Okan'dan uzun süre poz vermesini bekleyemezsiniz...

Pazar sabahı mekan değişse de güne erken başlama özelliği değişmedi. Bu kez saat 9 olmadan GMO Simitçii'de pazar kahvaltısı için yerimizi aldık. Keyifli bir kahvaltının ardından dışarıda yağmur yağmasıyla eve çekildik. Çocuklar oyuncaklarla, anneler mutfak işleriyle, babalar da alışverişle ilgilenmeye koyulunca herkes paylaşımda bulunup hem rahatladı hem de tatilin tadını çıkardı. Ne yalan söyliyeyim, Mehmet ile bir araya gelmek, bana iyi gelmişti ki Nilgün de yüzümün devamlı gülen halinden bunu onaylıyordu. Sanırım Mehmet'e de biz iyi geldik ki hiç görmediğim kada iştahı açıldı... Öğleden sonra babalar ve oğulları olarak parkta oyun ve futbol oynayıp sonra da 2 gün sonraki doğum günü için Şenay'a pasta almak için biraz yol yaptık. Tadı damağımızda kalan bu iki günün sonunda Mehmet bizi havalimanına bıraktı ve bu kez Okan için dönüş ve yeniden uçuş heyecanı başladı.

Dostum Mehmet ile paylaşacak konular birikmişti, göletin çevresi bunun için fazlasıyla uygundu...

Babalar ve oğulları, volume 1

Babalar ve oğulları, volume 2

Operation: Happy Birthday Şenay, pasta almaya gidiyoruz.
Dönüşte de gidişteki gibi pozitif bir Okan bizimleydi. Rahat, keyifli ve meraklı bir ruh haliyle uçuş için sabırsıztı. Kalkıştan sonra ise herşey onun için çok normaldi ve yine acıktı... Pazarlıklarla orta noktada buluştuktan sonra da İzmir'e indik. Telefonumu açtığımda Beşiktaş'ım onbeşinci şampiyonluğunu kazanmıştı. Unutulmaz bir haftasonu işte buna denirdi!

Uçağımız hazırlık yaparken, yorucu geçen günün etkisiyle biraz uykumuz gelmiş olabilir.

Dönüş yolunda Demir'in hediye ettiği robot-araba Okan'a eşlik etti.
Eve gelip ayaklarımı uzattıktan sonra zevkle şampiyonluk kutlamalarını izlemeye ve bu satırları yazıp tarihin sayfalarında yer alması için kayıt oluşturmaya başladım. Okurken hiç sevemediğim Ankara'dan bu kez pek bir mutlu ayrılırken acaba bir sonraki kez ne zaman olur diye de hafiften düşünmeden edemedim...

Dip not; Merak edenler için belirteyim, Türk Hava Yollarına 4 kere kayıt açıp onlarca kez mention'lı tweet atsam da Okan için hiç bir karşılama veya benzeri bir girişimde bulunmadılar. Kendileri kaybettiler: http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2017/05/thynin-sozde-musteri-memnuniyeti-anlays.html

24 Mayıs 2017 Çarşamba

THY'nin Sözde Müşteri Memnuniyeti Anlayışı

27 Mayıs 2017 günü, eğer kısmet olursa, biricik oğlumuz Okan için çok özel bir gün olacak. Uçaklara bebekliğinden beri son derece meraklı olan Okan ilk kez uçağa binecek. Kendisine uçacağını söylediğimizde gözlerindeki mutluluğu ve merakı kelimelerle ifade edemiyorum. Bu özel günün bir derece daha unutulmaz olması için 22 Mayıs Pazartesi sabahı Türk Hava Yolları (THY) websitesinden kuruma aşağıdaki mesajı ilettim:

Merhaba,
27 Mayıs 2017 tarihinde TK7005 uçuş numarası ile saat 10.10'da İzmir'den Ankara'ya uçuyor olacağım. Eşim ve çocuğum da benimle olacak. Her ne kadar iş sebebiyle sıklıkla uçsam da 3 yaşındaki oğlum için bu ilk uçuş olacak. Kendisi uçaklara çok ama çok meraklı. Uzun bir süredir uçuş gününü bekliyor. Kendisine uçuş ile ilgili bir süpriz (bir anons, ilk uçuşunu hatırlatacak sembolik birşey) sunabilirseniz bu özel gün onun için çok daha anlamlı olacak.
Bu konuda sizden işbirliğinizi önemle rica ediyorum.
Volkan Yorulmaz.
Oğlumun Adı: Okan Yorulmaz

398371 takip numarası ile kaydolan bu geri bildirimime aynı gün öğlen saatlerinde aşağıdaki geri dönüşte bulundular:

Sayın Volkan YORULMAZ,
TK-398371 numaralı mesajınız ünitemize ulaşmıştır.
Türk Hava Yolları ve markası Anadolujet olarak, müşteri memnuniyetini sağlama ve iş modelimizi müşterimizin talepleri doğrultusunda şekillendirme, önde gelen amacımız, ilkemiz konumundadır.
Mesajınızda yer verdiğiniz talebinizle ilgili olarak uçuşlarımızda böyle bir uygulamamızın bulunmadığını üzülerek bildirmek isteriz.
Türk Hava Yolları ve markası olan Anadolu Jet'i tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz.
Saygılarımızla,
Temi K.
Anadolu Jet
Müşteri İlişkileri


Bu iletiyi görünce bu kez twitter üzerinden @TK_HelpDesk adlı THY'nin twitter account'una direkt mesaj atarak bu konuyu tekrar gözden geçirmelerini rica ettim.


Bunun üzerine aynı konu hakkında akşam saatlerinde TK 399828 ve TK 399879 takip numaralı kayıtları  oluşturdum. Ertesi gün olan Salı günü herhangi bir geri dönüş olmayınca açıkçası sonucun olumlu olabileceği yönünde umutlanmıştım ama bugün yani 24 Mayıs 2017 Çarşamba günü yine olumsuz bir cevap gönderdiler:

Kendi ifadeleriyle; önde gelen amaçlarının müşteri memnuniyetini sağlama olduğunu belirten Türk Hava Yolları ve markası olan Anadolu Jet'in 3 yaşında bir çocuğun hayatı boyunca unutamayacağı eşsiz bir deneyim ve ebeveyni olarak bizlerin de son derece memnuniyet yaşayabileceğimiz bir tecrübe yaşamasına imkan sağlamayan bu uygulamaları hiç bir şekilde anlayamıyorum ve kabul edemiyorum. Kendilerinden maddi değeri olmayan, manevi bir jest talebinde bulundum ve bunu birden fazla kez değerlendirmelerine sundum ama sonuç değişmedi. Halbuki bir "Merhaba Okan" O'nun için çok şey ifade edecekti ama THY ve Anadolu Jet müşteri ilişkileri departmanı bunu çok gördü. Kendilerine yüksek bütçeleri ile çekecekleri nice sahte müşteri memnuniyeti temalı reklam filmlerinde hayırlı işler dilerim...

Google adsense

Analytics