Hiç iyi gelmez mi deniz
havası? Galiba bu sözü değiştirip “hiç iyi gelmez mi havaalanı?” diye kendime
uyarlayabilirim. Neden mi? Çünkü kaçıyorum, uzaklaşıyorum, geride bırakıyorum
ve kendim için bir ara veriyorum… O içine girdiğimiz rutinde, o koşturmacanın,
kovalamacanın, ardı arkası gelmeyen yapılacaklar listesinin içinde kaybolmuşken
sistemin dışına çıkmak iyi geliyor.
Son dört gündür
ayağımda çarıklar, kulağımda tıkaç üretim hattında makinaların arasında gezip
fazla mesaili çalışırken o kadar yorulmuş, yıpranmıştım ki bu sabah 5’te İstanbul’a
gitmek için uyandığımda kendimi fazlasıyla halsiz hissettim ama workshop için
gelmiş olmak, farklı insanlarla tanışmak, sohbet etmek, kendimi ifade etmek
bana iyi geldi. Yükseliş trendindeki bir hisse kağıdının grafiği gibi enerjim
gün içerisinde yukarı çıktı. Şimdi de havaalanında bir şeyler yiyip içerken
kendimi sosyal medyada ona buna twitler atarken, yorumlar yazarken buldum ve ne
zamandır yapmıyordum böyle dedim. Adına boşluk deyin, fazla zaman deyin, boş
vakit deyin ne derseniz deyin ama şunu da bilin ki bünyenin buna da ihtiyacı
var. Bünye derken, fiziğin değil bence psikolojinin buna daha çok ihtiyacı var.
Benim de bu ihtiyacım karşılayabildiğim yegane zamanlar iş için yolculuk
yaparken kendimle baş başa kalabildiğim anlar oluyor. Hazır bu anlardan birini
yakalamışken de hislerimi yazıya dökeyim istedim. Böylece geriye dönüp
baktığımda, ihtiyaç halinden kendi ilacımı da bulmuş olurum.
Bugün bir toplantıya
katıldım, ödüllendirme ve takdirle ilgili şirketimde ne gibi karın ağrılarımız
(pain point’i bu şekilde Türkçeleştirmişler ki bence çok yerinde olmuş) var
onları konuşup sorunlarımız için çözüm önerilerimizi sunduk. Farklı
dünyalardaki çalışanların farklı noktalardan kanayan yaralarını görüp herkesin
aslında sorunları ve bununla beraber hayata tutunduğu noktaları var diye
düşündüm. Gelecek için belki köklü değişiklikler olmaz ama en azından sesimi,
hislerimi duyurmak bana iyi geldi, kendimi değerli hissettim. “Önce insan”
diyen organizasyonun bir parçası olmak yaşanan tüm hayal kırıklıklarına rağmen
güzel, bir filiz var içimde gelecekte çevreyi yemyeşil sarabilecek…
İşte böyle bir Cuma
günü akşam saatlerinde bu hisler yazıya dönüştü. Histe kalmadı, ölümsüzleşti…
7 Şubat 2020, 19:08, Sabiha
Gökçen Havalimanı
Hayat bisiklete binmek gibidir; pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz.
Takdir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Takdir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Şubat 2020 Cuma
19 Aralık 2015 Cumartesi
İş Yerinde Takdir ve Ödüllendirme
19 Aralık 2015, doğum günümden 1 hafta öncesi, yaklaşan yeni yıl arifesi, bir Cumartesi sabahı Bostanlı Starbucks'ta oturmuş, kahvemi yudumluyorum. Öncesinde biraz çocuk gelişimi üzerine kitap okuyup, kendime yazabileceğimi (kendime yazmak, zevk aldığım yazma işini sadece kendim için yapmak, hobimi gerçekleştirmek) hissettikten sonra bu satırları kaleme almaya başladım.
![]() |
| Kupalar değil belki ama emeğin karşılığında takdir bekliyor insan |
Zor geçen, uzunca süre aklımdan, evet belki de kalbimden çıkmayacak bir haftayı geride bıraktım. Biraz daha spesifik olmak gerekirse, 16 Aralık 2015 Çarşamba gününü ve etkilerini yeni yeni üzerimden atabiliyorum.
O güne ilişkin çok fazla detay vermek istemiyorum. Özü itibariyle yaşadıklarım, hissettiklerim ve bende düşündürdüklerinden biraz söz etmek isterim...
Eski amirlerimden birinin dediği gibi çalışanlar olarak bizler günün sonunda "zamanımızı satıyoruz". Biraz daha açacak olursak para karşılığı çalıştığımız kuruma, ya da patron(lar)a, bilgi, tecrübe, iş gücü ve emeğimizi belirli bir saat/ay ücreti ile sunuyoruz. Finansal getiri ile dünyevi ihtiyaçları karşılarken bazı eklerle de duygusal ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. Nedir bu ekler? Bir pastane ürünü değil pek tabii ki... Örneğin ödüllendirilme, takdir edilme, teşekkür edilmesi, terfi ettirilmesi, ek sorumluluklar sunulması... Kısaca fark edilme ve farklı kılınma ile sonuçlanacak bir takım inisiyatifler.
Bunlara önem versin ya da vermesin, pek çok insan (herkes demeyi de düşündüm ama genelleme yapmak belki de istisnai özellikleri olan kişileri hiçe saymak olacaktı) ortaya koyduğu emeğin birileri tarafından fark edilmesinden memnuniyet duyar. Gösterilen çabanın takdiri ile motive olur. Bir teşekkür, bir alkış ya da sırtın sıvazlanması onu yeni yapacakları için ateşler. Açacağı beyaz sayfalarda ilham kaynağı olur.
Bunlar olmadığı zaman da kişinin içi burkulur. Hele ki başkalarına oluyor ama ona olmuyorsa bu burukluk katbekat artar. İster istemez sorgular, kendince cevaplar arar, yer yer yanılgılarla dolu cevaplar üretir. Motivasyonunu kaybeder, konsentrasyonunu yitirir. İsteksizlikle başladığı her yeni adım yüksek başarılı standardına ulaşmasını engeller.
Konuyu bir de takdir eden tarafından da değerlendirmek gerekir. Pek tabii ki herkesi ödüllendiren, herkesin farkına varan bir sistem yaratmak çok olası değildir. Kaldı ki herkesin bir şekilde takdir edildiği böyle bir sistemin çalışanlarda tatmin duygusunu ne ölçüde etkileyeceği de muallaktır. Bu şekildeki bir sistemde ödüllendirme ve takdir bir standart haline dönüştüğünde sıradanlaşıp motive edici niteliğini yitirebilir. İtici güç özelliğini yitiren ödüllendirme de maaşa ek bir menfaatten öteye gitmez. Ayrıca ekonomik şartları da göz önünde bulundurduğumuzda parasal değeri olan ödüllerin ciddi bir bütçe de gerektirebileceğini göz önünde bulundurmak gerekir.
Konuyu işveren ve/veya amir perspektifinden değerlendirdikten sonra, kendi tarafımdan, "çalışan" açısından biraz daha detaylandırmak isterim. Fark etme, takdir etme, farkını lanse etme ve ödüllendirme gibi süreçler tüm çalışanlar için açık olmalıdır diye düşünüyorum. Buradaki açıklık hem şeffaflığı hem de her seviyeden çalışana sunulan bir mekanizma olması gerektiğini ifade eder. Şeffaf olmalıdır çünkü tüm çalışanlar o ödülü/takdiri çalışanın hangi projede/işte üstün performansına yönelik aldığını bilmelidir. Herkese açık olmalıdır çünkü belirli bir seviyedeki, birimdeki kişilere açık olan sistem diğer çalışanlar için "havuç" etkisi yaratmayacağı için onlar için zamanla önemini ve değerini yitirecektir.
Gelelim üst satırlarda bahsettiğim, ben de asıl yıkıcı etki yaratan faktörü üstü kapalı bir şekilde anlatmaya... Herkes takdir edilmek ister, ama bu herkes için her zaman mümkün olmayabilir. İşte böyle durumlarda birileri takdir edilip ödüllendirilirken diğerleri de hor görülmemeli. Günün sonunda iş dünyasında bireysel performanslardan ziyade takım performanslarının asıl ve kalıcı başarıya götürdüğü unutulmamalı. Bugün ödüllendirilmeyen kişinin yarınki performansının da o takımın ve şirketin başarısında önemli bir etken olacağı bilinmeli. Bu bilinçle birileri ödüllendirirken birilerinin de kaybedilmemesine dikkat edilmeli. Bütünlük korunmalı. Bazen bir alkış, bazen onurlandırıcı bir ifade onları da aynı gemide oldukları konusunda bilinçlendirecektir. Bu da ertesi gün onların üstün performans göstermesi için güne heyecanla başlamasını sağlayacaktır.
Çok havada kalacak bir final gibi oldu belki ama bu seferlik konumuzu burada sonlandırıp yakında başarı hikayelerimi buradan paylaşmak için güçlenme dönemine girdiğimi müjdeliyorum. Tıpkı Beşiktaş'ın bir dönem kullandığı slogan GE-Lİ-YO-RUZ gibi ben de "GE-Lİ-YO-RUM!" Pek yakında....
---
Yıllar sonra gelen ödüllendirme ve takdir konulu farklı ve güzel bir deneyim üzerine: Volkan Yorulmaz: Emeklerin Karşılığını Almak: Ödüllendirmenin Önemi
Etiketler: seçim , tercih
başarı,
business,
havuç,
hayata dair,
iş dünyası,
kariyer,
motivaston,
ödül,
ödüllendirme,
performans,
profesyonellik,
Takdir,
takım,
teşekkür
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


