21 Mayıs 2023 Pazar

My Take-Aways From the Movie “Air” – What the Air Jordan Story Teaches

I recently watched the movie "Air". From award-winning director and actor Ben Affleck, the movie is about Nike and how it managed to sign Michael Jordan and create the Air Jordan brand, from which Jordan still makes billions.


Besides being highly entertaining, there is much to learn from this movie about how to conduct effective business. Here are key take-aways everyone should learn from the movie Air.

Think differently from everyone else

Jordan wanted to sign with Adidas, and Nike had a certain budget for multiple players but with the small amount of money it had, clearly it could sign only three mediocre players.

Then it had an idea. Instead of using all that money to sign three decent players, it decided to take it all and attempt to sign one amazing player, Michael Jordan. The out-of-the-box thinking ended up saving the company.


See what others can't see

My favorite part of the movie was when Sonny Vaccaro, played by Matt Damon, recognized Jordan's potential before anyone else.

Jordan was only a rookie but only looked at the video of Jordan hitting a last-minute shot over and over and he didn't just see a person hitting a buzzer shot; he also saw a young confident player whom the coach chose to take the last shot and eventually win that game.

Sometimes, flexibility is necessary

Nike had the money to sign him but when Jordan was in discussions with the company, he made a demand that execs had never heard before. Jordan's reps proposed that he get a cut of every sneaker Nike sold, which was something the shoe company didn't typically do. But Nike wanted Jordan so badly, it had to compromise and make a deal the likes of which it had never even thought of.

Internal politics can ruin companies

As mentioned, Sonny wanted Jordan but no one was supporting him and everyone said it was impossible. So he risked everything and showed up at the Jordan home to persuade Jordan's mom to consider Nike.

Everyone got mad at him for bypassing his manager and Jordan's agent, but at the end of the day, he managed to get the Jordans to Nike HQ and to ultimately close the deal.

Storytelling is everything

The way Nike ended up closing the deal was not with some lame deck or promo video but with an inspiring speech by Sonny. Storytelling is everything. On top of this, through its astonishing storytelling, Air illustrates the power of believing in yourself and your vision despite whatever odds and obstacles seem to be challenging you.

A shoe is just a shoe until someone steps into it

This quote is repeatedly stated in the film. “A shoe is just a shoe until my son steps into it.” said Deloris Jordan, Michael Jordan’s mother. That’s literally the definition of branding. Without a brand to give its meaning, a shoe is just a commodity.

With Nike’s brand associations and Michael Jordan’s greatness, Nike’s Air Jordan has become a symbol that many people resonate with and aspire to have as a part of their identity. Within its first year, Air Jordan made $126 million in revenue.

The movie triggers some conversations that build the brand's mental availability and may influence future buyers of the brand, and that’s one of the ways brand can grow. And again, companies shouldn’t adopt brand purpose to increase revenue but should treat it as their compass to hold on to and to guide them throughout the unpredictable journey.

Brand purpose can be the company’s greatest weapon

Brand purpose has become a buzzword lately, with many businesses adopting brand purpose, not for the sake of purpose but profit. However, brand purpose only works when the brand truly believes in it, even at the cost of profit.

Like Nike, many businesses have their ups and downs. But at the end of the day when the going is tough, it is their North Star, or what Simon Sinek calls the ‘Why’, that keeps them going, reminding them why they came to exist in the first place.

Nike’s purpose wasn’t about themselves (eg. We aspire to be the #1 sports brand). It was about their fans and followers. Nike’s goal is to empower everyone because everyone has an athlete within them, and all their messaging has always been around this, including the famous tagline ‘Just Do It’.

When a brand creates a purpose that its people and customers can resonate, growth comes naturally.

Bigger brands may benefit from many laws of branding but small brands have more rooms to grow

The movie started with Nike being #3 in the market, following Adidas (#1) and Converse (#2). Nike acquired Converse in 2003 for $315 million and has now become the number one sports brand with annual revenue of $49 billion, almost double of Adidas’s.

Small brands have to work harder if they aspire to be number one. They could steal the share (capturing existing market) or grow the market (generating demands and capturing future demands). Nike did both.

What really drove Nike’s growth over the year is their brand, demand generation and how they define their customers. Rather than focusing on serving athletes only, Nike thinks bigger and positions itself to serve everyone because everyone can be an athlete. They created a demand that wasn’t previously there, which grows much more in volume than the existing market as time progresses.

As well, with less to lose, Nike took a risk on Michael Jordan and it worked out for them phenomenally.

Ambitious small brands have a lot to learn from Nike.

10 Mayıs 2023 Çarşamba

Sürdürülebilirliğe Adanmış 4 Hafta: PMI Engtegre Raporu 2022

Vay be, sürdürülebilirliği kişisel ve profesyonel yaşamlarımıza entegre etmek için yarıştığımız 4 haftalık bir maratonu başarıyla bitirdim. Şimdi biraz gözlerimi ve parmaklarımı dinlendirme zamanı.


Mart ayında Philip Morris International (PMI)’ın sürdürülebilirlik çalışmalarını raporladığı 2022 yılı Entegre Raporu yayımlanmadan önce şirket içerisinde “IR22 Challenge” (Integrated Report 2022 Challenge) duyuruldu. Sürdürülebilirlik konusunda herkes kadar sorumlu olduğum için ben de öncelikle çevreme bu yarışmaya katılmaları konusunda çağrıda bulundum. Smart Work koşullarında uzaktan çalıştığımız için b en iyi yöntem Yammer diye düşünüp Duty Free ekibimize şirket içi sosyal platformumuzdan davette bulundum.


 

Yarışmanın başlangıç tarihi yaklaştığında kayıtla ilgili hatırlatmada bulunup arkadaşlarımın işini kolaylaştırmak istedim.

 


Hatta biraz daha abartıp, sürdürülebilirlik konusunda farkındalık yaratmak için raporun lansmanının yapılacağı gün için video bile çektim.

 


5 Nisan’da PMI’ın entegre raporunun yayımlanmasını takiben başlayan ve 5 Mayıs’a kadar süren yarışmamızda her gün bireysel challenge’lar aldığımız gibi, Salı ve Perşembe günleri de 2022 yılı Entegre Raporumuzdan seçilen bir konu ile ilgili spesifik challenge’ları tamamladık. 4 haftalık bu süreçte #DoGood adlı uygulamayı kullandık ve challenge’ları tamamlamak için hem yazılı hem de görsel içerikler yükledik. Yüklediğimiz bu postlar tıpkı Twitter ve Instagram'da olduğu gibi diğer kullanıcıların önüne düştü. Paylaşımlarımız tüm kullanıcıların yorum ve beğenisine açık olduğu için dünyanın farklı yerlerinden PMI çalışanları ile sürdürülebilirlik konularında görüş alışverişinde bulunma fırsatımız oldu. Yeni insanlar tanıdığım gibi yeni yaklaşımlardan da haberdar oldum. Tabi ki tüm challenge’lar iş odaklı değildi. Bireysel olarak sürdürülebilirlik için alabileceğimiz aksiyonları da paylaştık. Örneğin, duşta müzik dinlemeyi seven biri olarak arkadaşlarımın önerileriyle banyodayken suyu en az israf edebileceğim pek çok şarkıyı Spotify listeme ekleme şansım oldu. Tüm bu paylaşımları yaparken bitirdiğimiz challenge’lar, aldığımız ve yaptığımız yorumlar ile beğeniler sonucunda bir puanlama yapıldı. İlk 2 haftasında lider olduğum yarışmanın son 2 haftasında ise ikincilik koltuğunu deneyimleyip yarışmayı ikinci olarak bitirdim.

 


Bu süreçte her hafta içerikler içerisinden en’ler belirlendi. Paylaştığım içeriklerin en’ler arasına girmesi beni uygulamada daha çok vakit geçirme konusunda motive ettiği gibi takdir edildiğini görmek de hoşuma gitti.

 




Bu noktada belki de challenge’a ilişkin tek eleştirim olabilecek konu olan zaman yönetiminden bahsedebilirim. Telefonumun ekran süresi özelliğinden verilere baktığımda, yarışmanın son 3 haftasında haftalık olarak sırasıyla 19, 23 ve 20 saatlik sürelere ulaştığımı gördüm. Ekran başında geçen sürenin bu kadar fazla olması, dış dünyadan kopma ve özel zamanımda ailemin yerine telefonumla ilgilenmem açısından bir dezavantajdı ancak neyse ki kısıtlı bir süreydi ve yarışmanın bitmesi ile ekran sürem de yine standardıma döndü. Yarışmanın ciddi bir bölümü Ramazan ayı içerisinde gerçekleşti ve sahura kalktığımda yeni günün challenge'ını tamamlayıp arkadaşlarımın challenge'lara verdikleri cevapları okumak ve yorumlamak adeta benim için bir ritüel haline gelmişti.

 


Peki bu dört haftalık sürecin sonunda yeni insanlar tanımak, şirketimizin sürdürülebilirlik çalışmalarını öğrenmek ve bireysel olarak ne gibi sürdürülebilirlik aksiyonları alabileceğimi görmek dışında bana ne katkısı oldu? İşte o da bu yarışmanın ödülü ile Cambridge Institute of Sustainability’ten seçeceğim bir Liderlik alanında eğitim almak olacak. Yani yolculuk devam ediyor. Şimdi önümde 8 haftalık yeni bir challenge var. 


Bakalım çıkacağım bu yeni yolculuğun bana ve çevreme nasıl katkısı olacak. Paylaşmaya devam edeceğim.



Bu arada haftalık ödüllerde de şirketim yine fark yarattı. Proje ekibimiz sunduğu ödüllerin biriyle treedom üzerinden adıma ağaç dikerken, diğerinde ise World Wild Life (WWF)’dan sembolik olarak penguen evlat edinmeme yaptıkları bağışla aracılık ederek doğaya en güzel hediyeyi verdi. Sürdürülebilirlik adına çok ince düşünülmüş bu hediyeler için minnettarım.

 



Unutmadan, şirketimizin sürdürülebilirlikle ilgili atmış olduğu adımlardan kendi radarıma girenleri geçtiğimiz günlerde paylaşmıştım. Burada paylaştıklarım günlük challenge’larda fikir bulmak açısından işimi çok kolaylaştırdı. İşte o fotoğrafları paylaştığım içerik: Volkan Yorulmaz: Capture PMI's Transformation Journey towards Sustainability


Yeri gelmişken PMI’ın sürdürülebilirlik konusundaki hedeflerine, attığı adımlara ve örnek vaka çalışmalarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

What does our sustainable future look like | PMI - Philip Morris International


 

12 Nisan 2023 Çarşamba

Bir İhtimalin Ardında Bıraktıkları

Bir hafta önce bugün içim kıpır kıpırdı. Olur mu olmaz mı diye düşünürken arkadaşlarımın yüreklendirmesi ile attığım adım sonrası köşeme çekilmiş olması durumunda beni nelerin beklediğini tasarlamaya başlamıştım. Halbuki arkadaşlarım cesaretlendirmesi, sadece aklımda kalacak olan bu eylem somut bir adıma dönüşmeyecek ve ben de böyle hayaller içine düşmeyecektim. Üzerinden bir hafta geçip konuya ilişkin bir haber alamayınca da daha önce pek çok kez test edip onayladığım o söz geldi aklıma: "no news is bad news". Yalnız bu cümleyi Türkçe'ye nasıl çevirmişler diye bakarken karşıma ekşisözlük'teki "no news is good news" tanımı çıktı, yazar "birinden haber alamadıysanız, merak etmeyin telaşa kapılmayın sakin olun, eğer kötü bişey olsaydı zaten duyardınız" demiş. Bak şimdi içime ufakta olsa bir umut ışığı doğdu.

İnsanoğlu elindekilerin kıymetini bilmekte zorlanıyor. Daha önce hayalini kurduğu şeylere eriştiğinde o şeyler hızlıca standardı haline geliyor ve daha iyisini, daha fazlasını isterken buluyor kendini... Beynimiz de bir şekilde bu isteğimiz için bizi haklı çıkaracak her türlü savunmayı gerçekleştiriyor. Ama o kadar çalıştık, emek verdik, niye haketmeyelim ki diye başlayan cümleler yankılanıyor sanki beynimin içinde. Evet istiyorum ama gerçekten onu mu istiyorum yoksa onun beraberinde getireceklerini mi? İşte dürüstçe bu soruya cevap verdiğimde halime şükredip devam edesim geliyor. Ama bir süre sonra bu kez de ileride acaba erişemediklerim yüzünden pişman olur muyum diye kendime sorarken buluyorum. Zamana bırakabilmek, hayırlısı olsun diyebilmek ve kadere inanmak bu gibi durumlar için en doğru aksiyon planı olabilir.

Olur ya da olmaz bekleyip göreceğim ama şu Ramazan günlerinde dualarıma giren, beni heyecanlandırıp hayaller kurdurtan bir ihtimalin varlığı da belki şükretmek için yeterli bir sebeptir. Ne dersin Volky? 



19 Mart 2023 Pazar

Mentorluk Deneyimim: iGrow


2021 yılının başında, tam da yeni yılın iş ve bireysel gelişim hedeflerini belirlediğim dönemde Yammer’da iGrow mentorluk programının 2. dönem başvuruların açıldığını görmemle beraber PMI içerisindeki bu mentorluk programından haberdar oldum. Mentorluk programının ilk dönemi 2020 yılında Life Sciences departmanı çalışanları tarafından başlatılmış ve program başarılı olunca global bir seviyeye taşınarak 2021 yılında tüm PMI çalışanlarına açılmıştı. O dönemki yöneticimi de bilgilendirerek, öncesinde belirlediğim gelişim alanında çalışmak üzere programa mentee olarak dahil oldum. Programın faydasını görünce 2022 yılında da farklı bir gelişim alanı belirleyerek bu yolculuğa devam ettim. Bu yıl için de programa katılmak için başvurumu yaptım, heyecanla eşleşeceğim mentorumu bekliyorum.

Mentorluğu tecrübe ve deneyim paylaşma ilişkisi olarak nitelendirebiliriz. Deneyimli kişi, tecrübesini bu tecrübeye ihtiyacı olan kişiyle paylaşır. Burada sadece olumlu tecrübeler değil olumsuz tecrübeler de paylaşılır. Böylece mentee, mentorunun deneyimlerinden faydalanmış olur. Mentor, edindiği tecrübeleri mentee’ye ileterek onun deneyim kazanmasına fayda sağlayarak bir tatmin ve doyum elde ederken, mentee de yaşayarak çok daha zor ve uzun zamanda elde edeceği tecrübeyi bir başkasından daha efektif bir şekilde elde edebilme fırsatını değerlendirir.

Bence mentor olmanın ilk ve en önemli şartı gönüllü olmaktır. Mentorun tecrübesini aktarmak için duyduğu istek ve gönüllülük sürecin başarısına doğrudan etki eder. Yeri gelmişken, kişisel olarak mentorluk sürecinin başarısız olması gibi bir durumun söz konusu olmadığını düşünüyorum çünkü en kötü deneyimde bile ne olmayacağınızı öğrenirsiniz. Benim bakış açımdan iyi bir mentor, benim geçtiğim yollardan benden önce geçmiş, dolayısıyla beni anlayabilecek ve bana destek olarak deneyimlerini aktarabilecek kişidir. İlişkiye mentee tarafından bakacak olursak, öğrenmeye ve gelişime açık olmak en önemli şarttır. Gelişim ve öğrenme demişken, bu iki kavram beraberinde hedef getirir. Mentee’nin sürece başlarken spesifik bir hedefi olmalı ve nereye gitmek istediğini bilmelidir. Mentorluk ilişkisinde proaktif olması gereken taraf mentee’dir. Mentee, hedefini bilmeli, doğru soruyu sorabilmeli ve zamanı iyi yönetmelidir. Karşılıklı sorumluluklar nelerdir diye düşündüğümde ilk aklıma gelen güven oluyor çünkü her iki taraf da samimiyetini açtığı bir ilişkide kafalarında güvenle ilgili bir kaygı duymak istemez. Bununla beraber, hepimiz gündelik iş sorumluluklarımızın üzerine bu süreç içerisinde yer aldığımız için zaman yönetimi ve ayırdığımız zaman içerisinde karşımızdakine konsantre olmamız ilişkinin verimliliği açısından önemli bir başka husus.

Sizlere biraz da menterloop’tan bahsetmek istiyorum. Programa dahil olduğum 2021 yılında bir MS Teams gurubu kurulmuştu. Duyurular, grup toplantıları ve mentorluk programından daha iyi faydalanabilmemiz için okumamız önerilen dökümanlar buradan paylaşılıyordu. Program başarılı bir şekilde ilerledikçe hem katılımcı sayısının artması hem de daha iyi yapılandırılmış bir sistem getirmek için katılımcılar menterloop uygulaması kullanmaya başladı. Mentorloop; EY, HP, Dior, Hilton gibi kurumsal müşterileri olan, 65bin kişiden fazla kayıtlı kullanıcısı olan bir platform. Sahip olduğu algoritması sayesinde kalabalık bir grubun içerisinde en akıllı eşleştirmeyi yapabiliyor. Böylece profilinizde belirttiğiniz ilgi ve gelişim alanlarına göre eşleştirmeler sistem tarafından yapılıyor. Silolar halinde çalışmamızın önüne geçmek için farklı coğrafya, kültür, dil ve ünvandaki kişileri eşleştirmesi sayesinde Menterloop dahiliyetçi, kapsayıcı bir ortam yaratıyor.

Özetleyecek olursam, mentorlük bir terapi, kariyer koçluğu ya da tüm sorularınızın cevabını bulacağınız bir süreç değildir. Aksine spesifik bir alanda mentee iseniz başkasının deneyimlerinden faydalanabileceğiniz mentor iseniz bir başkasının hayatına fayda katabileceğiniz bir ilişkidir. Gelişim odaklı ve güvene dayalı bu ilişkide doğru soruları sorarak ve zamanı iyi planlayarak maksimum faydayı elde edersiniz. Gelişim ihtiyacı konusunda açık ve şeffaf olduğunuz sürece hazırlıklı bir şekilde bu toplantılara katılırsanız programdan maksimum faydayı alacağınıza inanıyorum. Bu yolculuğu çıkacak olan herkese hedeflerine doğru somut adımlar atacağı verimli ve başarılı bir dönem dilerim.

17 Mart 2023 Cuma günü Mentorluk Programımız iGrow'daki deneyimleri Philip Morris Türkiye ekibi ile paylaştığım toplantımızdan bir hatıra


10 Mart 2023 Cuma

The Unsung Heroes: Why Operational Workers are Essential to Business Success

When we think about successful businesses, we often focus on the leaders - the CEOs, the managers, the visionaries who steer the ship. But behind every great leader, there are countless people doing the day-to-day work that keeps the business running smoothly. These people may not be in positions of power or prestige, but their contributions are just as critical to the success of the business. In fact, it could be argued that without them, the leaders would have nothing to lead. 


These unsung heroes are the operational workers - the people who handle the nitty-gritty tasks that make the business function. They may be responsible for tasks such as processing orders, managing inventory, providing customer support, or handling payroll. These tasks may not be glamorous, but they are absolutely essential to the smooth operation of the business. 

So why are these operational workers so important? Here are a few reasons:


They keep the wheels turning 
Without the operational workers, the business would grind to a halt. They are the ones who make sure that orders are fulfilled, customers are taken care of, and bills are paid on time. They keep the business running like a well-oiled machine, even when things get hectic. 
 

They are the backbone of the organization 
While leaders may set the strategy and direction for the business, it's the operational workers who execute that strategy. They are the ones who make sure that the plans are put into action and that the business is moving forward. Without them, the grand plans of the leaders would be just that - plans. 
 

They provide valuable insights 
Operational workers are often the ones who are closest to the day-to-day workings of the business. They see the challenges that arise and come up with creative solutions to solve them. They also have valuable insights into what's working well and what could be improved. By listening to and valuing the input of these workers, leaders can make better decisions and improve the overall success of the business. 
 

They are a vital part of the team 
Just because someone is not a leader doesn't mean they aren't an integral part of the team. Operational workers often work closely together and rely on each other to get things done. They form a tight-knit community and are often the ones who keep morale high and the team functioning smoothly. 

In conclusion, while leaders may get much attention and accolades, the operational workers are the unsung heroes who keep the business running. They are the backbone of the organization, providing valuable insights, keeping the wheels turning, and serving as vital members of the team. Without them, the business would be much less successful. So, the next time you think about the success of a business, remember to give credit where credit is due - to the hardworking operational workers who make it all possible. 

 

Google adsense

Analytics