Geçtiğimiz Haziran ayı tatil amacıyla Bodrum Turgut Reis’teki Gardens of Babylon Otel’de eşimle birlikte konaklama fırsatı bulduk. Şimdiye kadar ki tatillerimizde de güzel vakit geçirip dinlenmiştik ama Gardens of Babylon tüm önceki tecrübelerimizi bir yana koyup bu tatili apayrı bir şekilde hatırlamamızı sağlayacak izler bıraktı bizde…
ETSTUR üzerinden Mart ayında erken rezervasyon fırsatıyla otelde yer ayırttık. Sitedeki fotoğraflara ek olarak dostlarımızdan aldığımız olumlu referanslarla daha gitmeden otel bizi heyecanlandırmayı başarmıştı. Tatil zamanı geldiğinde beklentilerimizi karşılamakla kalmayan, bize her açıdan fazlasıyla tatmin eden bir “cennet” bulduk karşımızda…
Otelin çevreden izole olması, kendi içinde doğal güzellikler barındırması, personelinin güler yüzlü tavrı otele giriş anından itibaren insanın sorunsuz bir tatil ve iyi bir dinlenme dönemine girdiğini müjdeleyen cinstendi. Otel yönetiminin bize jest olarak talebimizi kırmayıp deniz manzaralı bir king süite oda sunması gerçekten çok ince bir davranıştı. Odamız ev konforundaydı ve bize kendimizi iyi hissettirecek her türlü detay mevcuttu. Otelin ultra herşey dahil olması sebebiyle yiyecek ve içeceklerin ne kadar tatmin edici olduğunu söylemeye gerek bile görmüyorum. Kesinlikle her yemekte bir öncekinden farklı ve damak tadınızı memnun edecek tatlar sizi bekliyor.
Otelin soft animasyon sistemi sizi gün içinde havuz ve çevresinde keyifli aksiyonlara davet ederken, akşamları da yemek sonrası görsel bir şov ya da keyifli bir dinleti ile devam ediyordu.
Konaklamamız başladıktan bitene kadar ETSTUR’un oteldeki sorumlu personeli bizimle çok yakından ilgilendi ve iyi niyetini daima gösterdi. Otel personeli de yardımsever ve sıcakkanlıydı.
Keyifli ve dinlendirici bir tatil geçirdik ve verdiğimiz paranın karşılığını aldığımızı hissettik. Herkese gönül rahatlığıyla Gardens of Babylon’da tatil yapmayı öneririm. Bu deneyimi tecrübe etmek sizsin de hakkınız…
Hayat bisiklete binmek gibidir; pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz.
16 Temmuz 2013 Salı
9 Temmuz 2013 Salı
Bloggerlar Alaçatı'da hem Sörf, hem de Test Sürüşü Yaptı!
Bumerang’ın #BumerangDeneyimGunleri
kapsamında
Ege’ye dair yazılan bloglar arasından seçtiği 10 şanslı bloggerdan biri olarak
geçtğimiz Cumartesi (6 Temmuz 2013) gününü Alaçatı’da geçirdim. Çok hoş
hatıralarla geride kalan bu etkinliği sizlerle de paylaşmak isterim…
Cumartesi sabahı sırt
çantamı hazırlayıp, Cumhuriyet meydanına 9.35 gibi geldim. Çevrede çekingen
adımlarla dolaşıp, zamanın buluşma saati olan 10 olmasını bekledim. Saat 10
gibi, Postane’nin yanında Renaul Captur’lar sıralanmaya başlayınca kendimi
tanıtıp, Renault’nun reklam ajansındaki arkadaşlarla sohbete başladım. Daha
sonra ekip tamamlandı. 3 Captur ve 1 Megane ile yola çıktık. Eski bir Megane
kullanıcısı olarak özellikle bu araçta yolculuk etmek ve farkları görmek
istedim. Otomatik vites Megane, ani hızlanmalarda biraz gürültülü geldi ama 1.5
motoru 18 derecede çalışan klimayı gayet yeterli şekilde taşıyordu. Otobanda 4’lü
konvoyumuz oldukça sakin, hatta yer yer yavaş, bir şekilde yolculuk yapıp,
Alaçatı’daki Bora Kozanoğlu Surf Center’a vardık.
Kozanoğlu ailesi oldukça
misafirperver. Aynı Ege’ye dair bloğumda anlattığım Ege insanları gibiler.
Sıcak karşılama ve aperatif bir atıştırma sonrası teorik sörf eğitimimizi Bora
Kozanoğlu’ndan aldık. Birşeyi bilmek ile onu aktarabilmek çok farklı iki
yetenektir. Bora bey bence bildiğini çok iyi aktarabilen bir öğretici. Verdiği
teorik eğitim esnasında bunu bizlere hissettirdi. Daha sonra sıcağı sıcağına
pekiştirmek için denize indik ve gruplar halinde hocalarımızla işin pratik
boyutuna geçtik. Gözlemlediğim kadarıyla Bora Kozanoğlu’nun ekibindeki tüm
hocalar cana yakın ve sevecen profilde insanlar. Benim grubumdaki Baransel Hoca’da
son derece yardımsever bir şekilde işin inceliklerini bizlerle paylaştı.
Peki sörf yapmak nasıl
bir deneyimdi? Açıkçası ben yapabilceğime inanmadan gitmiştim ama
yapılabileceğini gördüm. Çok mu iyidim? Hayır. Ama en azından korkulacak bir
şey olmadığını tecrübe ettim. Deneyip zevk aldığım bir spor oldu. Her defasında
düşüp tekrar mücadeleye başlamak için çıkmak sanki bir hayat felsefesi gibiydi…
Saatler 2’yi geçtiğinde
sörfe ara verip, Renault’larla Alaçatı’nın merkezine yol aldık. Çeşme’ye gelip
de kumru yememek olmazdı. Uzun masamızda karnımızı doyurup sohbet ettik. Alaçatıda
geçen dar vakitte 2 tane gelin&damat gördük, tıpkı önceki ziyaretlerimde
olduğu gibi, sıcak ve kalabalık çiftlerin burada fotoğraf çektirme isteğini
engellemiyordu.
Karnımızı doyurduktan
sonra sörf okuluna geri döndük. Bir kısmımız sörf yapmak için denize yöneldi,
bir kısmımızda Captur ile test sürüşü için sıra beklemeye başladı. Ben, bir
Opel çalışanı olarak, Renault’nun soın aracını test etmek istedim. Araç bence
sürüş zevki olarak oldukça başarılı. Direksiyonundaki yumuşaklık özellikle
bayanlar için çok cazip. Bluetooth ile telefona bağlanma özelliği ve araç
üzerinde kişiselleştirme yapılabilmesi güzel nitelikler. Ama arka koltukta
oturan arkadaşların bacaklarının sıkışması tüm aile için rahatlık arayanlar
adına eksi puan olacaktır.
Test sürüşü ve öğleden
sonraki sörf aktivitesi sonrası Renault ve Bumerang ekibinin bizlere sunduğu
hediyeleri de yanımıza alıp, İzmir’e geri dönüş için yola çıktık. Keyifli bir
yolculuk sonrası kariyerimin ilk blogger aktivitesinden güzel anılarla
ayrıldım. Eşimle, ailemle ve dostlarımla bu anılarımı memnuniyet duyarak
paylaştım.
Yaşattıkları güzel hisler
için Hürriyet ve Bumerang ekibine, Bora Kozanoğlu’na, ailesine ve ekip
arkadaşlarına, Renault camiasına lansmanı yürüten reklam ajansındaki arkadaşlara
teşekkür ederim. Blogger arkadaşlarla tanışmış olmaktan duyduğum memnuniyeti de
özellikle belirtmek isterim. Bir başka etkinlikte buluşmak dileğiyle…
8 Temmuz 2013 Pazartesi
Morris Şinasi Okuma Yazma Bilseydi...
Kişisel gelişimin ve eğitimin önemini hiçe sayacak değilim ama hayatta bir yerlere gelmek için illa da iyi eğitimli olmak gerekmediğinin örneklerini her gün çevremizde görüyoruz. Amacım eğitimin önemini göz ardı etmek değil ama eğitimin başarıya götüren yolda salt etken olmadığının altını çizmek.
Gençliğinde bir tütün tacirinin yanında çalışmaya başlayan Morris Şinasi, 1890 yılında gittiği ABD’de tütün ticareti yaparak zengin olur. Tütün piyasasında dünya devi olan Philip Morris şirketine adını veren Morris Şinasi, 1929 yılında vefat eder ancak vasiyeti doğrultusunda ayrılan parayla, 9 yaşında hastalık acısı yaşadığı Manisa’da 1933 yılında Morris Şinasi Milletlerarası Çocuk Hastanesi kurulur.
Morris Şinasi Yunanistan’daki bir basın toplantısında kendisine uzatılan kağıdı yanındakine verir ve "Ben okuma bilmem sen oku" der.
Bir gazetecinin "okuma yazma bilmeden bu kadar zengin oldunuz, bir de tahsilli olsanız kim bilir ne olurdunuz?" diye sorunca Morris, 15 yaşında çalıştığı mezarlıkta okuma yazma bilmediği için bir aileye mezar yeri gösteremediği ve bunun üzerine işini kaybettiği güne atıfta bulunarak, "İyi bir mezar bekçisi olurdum" cevabı verir.
Aşağıdaki ironik başarı hikayesini uzun zaman önce okumuştum, bir de blogumdan paylaşayım dedim. Siz eğitimi tabii ki önem verin ama sadece iyi eğitime bel bağlamayın.
Gençliğinde bir tütün tacirinin yanında çalışmaya başlayan Morris Şinasi, 1890 yılında gittiği ABD’de tütün ticareti yaparak zengin olur. Tütün piyasasında dünya devi olan Philip Morris şirketine adını veren Morris Şinasi, 1929 yılında vefat eder ancak vasiyeti doğrultusunda ayrılan parayla, 9 yaşında hastalık acısı yaşadığı Manisa’da 1933 yılında Morris Şinasi Milletlerarası Çocuk Hastanesi kurulur. Morris Şinasi Yunanistan’daki bir basın toplantısında kendisine uzatılan kağıdı yanındakine verir ve "Ben okuma bilmem sen oku" der.
Bir gazetecinin "okuma yazma bilmeden bu kadar zengin oldunuz, bir de tahsilli olsanız kim bilir ne olurdunuz?" diye sorunca Morris, 15 yaşında çalıştığı mezarlıkta okuma yazma bilmediği için bir aileye mezar yeri gösteremediği ve bunun üzerine işini kaybettiği güne atıfta bulunarak, "İyi bir mezar bekçisi olurdum" cevabı verir.
Etiketler: seçim , tercih
eğitim,
fmcg,
hayat,
kariyer,
kişisel gelişim,
Manisa,
Morris Şinasi,
okuma,
okur yazar,
Philip Morris
1 Temmuz 2013 Pazartesi
Ege'de Bir Köy Düğünü
2013 yaz tatili için eşimle planlarımızı önceden yapıp Mart
ayında erken rezervasyon fırsatını kaçırmadan Bodrum’da otelimizi ayarladık.
Daha sonra çalıştığımız iş yerlerinden izinlerimizi aldık ve beklemeye
başladık. 17-21 Haziran haftasını komple tatile ayırmıştık, haftanın önündeki
ve arkasındaki Cumartesi-Pazarlarla 9 gün bizi, bizse o 9 günün gelmesini
sabırsızlıkla bekliyorduk. İşte bu bekleme döneminde eşimin üniversiteden yakın
bir arkadaşı bizi düğününe davet etti. Tarih de öyle bir denk geldi ki; 22
Haziran Cumartesi, tam da bizim ultra herşey dahil otelimizden çıkış günümüz. Yer
ise bir o kadar cazip: Akyaka. Sürekli Gökova-Akyaka’nın ne kadar güzel
olduğunu arkadaşlarımızdan duymuş ama gitme şansımız olmamıştı. İşte bu kez
kaçmayacak bir fırsat ayağımıza gelmişti.
Beklenen tatil sonunda geldi, Bodrum Turgut Reis’te 5 gün
stresten uzak, rahatlatıcı ve dinlendirici güzel bir tatil yaptık. Otelimizden
22 Haziran Cumartesi sabahı çok güzel hatıralarla ayrıldık ve bir hayli merak
ettiğimiz Akyaka’ya doğru yola çıktık. Arkadaşımız düğünün Ege Köy Düğünü
şeklinde olacağını ve bizim gibi daha önceden böyle bir düğünde bulunmayan
birinin bu düğünden bir hayli etkileneceğini vaat etmişti. Yol boyunca eşimle düğünde
bizi neler beklediğini tahmin etmeye çalıştık. Bodrum’dan yaklaşık 2 saatlik
bir yolculuk sonrasında Akyaka’ya vardık. Akyaka’ya varınca düğün sahibi
arkadaşımızı aradık ve düğün öncesinde Muğla Fethiye Karayolu üzerinde bulunan
amcasının “Osman Aydın’ın Yeri”nde üniversite arkadaşlarımızla buluştuk. Önce o
eşsiz güzellikteki pidelerle karnımızı doyurduk, daha sonra da keyifli
muhabbetle ikindi vaktini bulduk. Arkadaşımız genelde İngiliz turistlerin
konaklamak için tercih ettikleri villalardan birini bizim gibi uzaktan gelen
misafirleri için kiralamıştı. Villamıza yerleşip yol yorgunluğunu atlattıktan
sonra düğünde arkadaşımızı en iyi şekilde temsil edebilmek için giyinip
süslendik ve yola çıktık.
Ege köy düğünlerinde adet akşam karanlığı basmadan oğlan
evinde akşam yemeğini yemek, daha sonra da düğünün yapılacağı köy meydanında
toplanmak şeklindeymiş. Biz de adete uyduk ve önce oğlan evine uğradık. Uzaktan
geldiğimizi duyan aile bireyleri tek tek yanımıza geldi, ayrı ayrı
ihtiyaçlarımızı sorup bizleri mutlu etmek için seferber oldu. Bir masa bulup
oturduk, ortaya çeşit çeşit yemekler geldi ama her zamankinden bir farkla: her
yemekten tek bir tabak vardı. Masadaki herkes aynı tabaktan o doğal tatları
paylaştık. Çevremizi gözlemlerken bizim yemek yiyip sohbet ederken karşı masada
oturanların 3 kere değiştiğini ve sirkülasyonun çok hızlı olduğunu gözlemledik.
Diğer misafirlerinde masadan faydalanması adına biz de masadan kalkıp sohbete
dışarıda devam ettik.
Herkes yemeğini yiyip karanlık çökmeye başlayınca Kızılyaka
(Akyaka’dan yaklaşık 10 dakika ötede) köyünün meydanında insanlar toplanmaya
başladı. Ortada davetlilerle gelin-damat için dans pisti ayrıldı ve
çevresine sandalyeler yerleştirildi. Adet gereği bayanlar bu sandalyelere
oturdu, erkekler de meydanı çevreleyen bu sandalyelerin bittiği noktadan
itibaren ayakta durdu. Oturan genç kızlar adeta kuğu gibi süzülürken, köyün
genç delikanlıları da bu genç kızları göz hapsine alıyordu. Üniversite
arkadaşları olarak biz kuralı bozup eşlerimizle yanyana oturup düğünü izledik.
Köyün en iyi davul zurna ekibi sahnede eğlenmek için sabırsızlanan davetlilere
çoşkuyu verdi ve gelinle damat tüm sevdikleriyle mutluluklarını paylaştı.
Eğlence tam gaz devam ederken bir ara müzik aniden kesildi.
Mikrofonla anons yapıldı ve ezan okunacağı söylendi. Yine köy meydanında
bulunan camiden ezan sesi yükselince herkes yerine geçip ezana kulak verdi ve
bitmesiyle birlikte eğlence kaldığı yerden devam etti. Saat gece yarısına
yaklaşırken biz genç evli çifte mutluluklar dileyip hatıra fotoğrafı
çektirdikten sonra bizim için kiralanan villamıza geçtik. Ertesi gün öğrendik
ki gece 1 buçuğa kadar insanlar gönüllerince eğlenmiş. Hani o şehir
düğünlerindeki egodan, instagram fotosundan ve check-in’lerden uzak, tamamen
doğal, hatta organik bir düğün son derece eğlenceli bir şekilde geri
hatıralarımıza kazındı.
Ertesi gün, yani Pazar günü sabah Akyaka’da Azmak çevresinde
kahvaltımızı yapıp, aldığımız enerjiyle yola çıkıp, bizi bekleyen mesai gününe
kendimizi hazırlamak için yola çıktık. Ege'ye doğal güzelliğine ek olarak kültürel mirasıyla da bir kez daha aşık olduk. Bir daha böyle bir düğüne gitmek nasip olur mu bilmem ama bu düğünde yaşayıp gözlemlediklerimiz yanımıza kesinlikle güzel hatıralar olarak kar kalacak...
Etiketler: seçim , tercih
akşam yemeği,
akyaka,
azmak,
bumerang,
düğün,
hayat,
kahvaltı,
kızılyaka,
köy düğünü
16 Haziran 2013 Pazar
Başarı
"Başarı, zamanla kazanılan ve planlayabileceğin her şeyin ötesinde getiriler sağlayan küçük günlük disiplinler vasıtasıyla oluşur."
Yukarıdaki cümleyi şu aralar tekrar okumakta olduğum Robin Sharma'nın Unvansız Lider adlı kitabından alıntıladım. Bloguma da not olarak düşmek istedim ki bana ve burayı takip edenlere ders olsun.
Gerçekten de 4 yıllık bir lisans eğitimindense 4 yıllık bir alışkanlık birçok kez bize daha büyük ve fark yaratacak başarı sunma potansiyelindedir. Yeter ki bunu fark edin ve çevrenizdekilerin de fark etmesini sağlayın.
Etiketler: seçim , tercih
başarı,
disiplin,
hayat,
Robin Sharma,
unvansız lider
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
