danışman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
danışman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2016 Cumartesi

Hedeflerine Giden Yol Üzerine Bir Deneme

​Bir Cuma sabahı her zamankinden biraz daha erken kalkıp sevdiğin birşeyi yapmak istersin. Oturup sadece birşeyler yazmak istersin. Beynin tatil ihtiyacı sebebiyle yorgun ve yaratıcılıktan uzak olsa da, ayakların bir gün önce yapılan spor ve akşamki yürüyüşün etkisiyle ağrısa da hobin yazmaktır ve sen de yazmak istersin.

Şöyle bir düşünürsün, zaman pek hızlı geçmektedir. Yine hafta sonu heyecanı içini kıpır kıpır yaparken, bilincin de açıktır ve alttan fısıldar, "ardından yine pazartesi sendromu gelecek" der kulaklarına. Dediğim gibi vakit hızlı geçmektedir. Aklının bir kenarında yapılacaklar, aklına yazmayıp da sanal ortamdaki not kağıtlarına yazdığın yine farklı öncelikteki yapılacaklar hep birbiri ardına gelir. Allah utandırmasın, hepsi bir şekilde tamamlanıp halledilir. Bazılarının yapılmış olması tatmin eder, bazıları ise sıradandır, rutindir, hiçbir etki yaratmaz, bilinir ki periyodiktir ve tekrar gelecek, yine yapılıp bitecektir. Tatmin edenlerin artarak devam etmesi temenni edilir. Zorlayan, terleten, sıkıntıya sokanlar gelişimine katkıda bulunacak niteliktedir. Hayattaki hedeflerin ve beklentilerinle uyumlu olarak, bunların artması ve senin bunların altından başarıyla kalkman amaçlarına ulaşmanı sağlar. Tabi ki başarıya giden yol Çeşme otobanı gibi akıcı değildir; pek çok zorluk çıkar karşına...
 
Bazı algılar vardır hakkında, başkalarınca hakkında önceden edinilmiş olan. Öncelikle bunlardan negatif olanları yıkman beklenir senden. "Benim yolum birdir, eğilmem, bükülmem" dersen seni değerlendirecek pozisyonda olanların senden bekledikleri değişimi de sağlayamayacağını bilmen gerekir. Hal böyle olunca, aklının bir köşesinde başarıya giden yol için değişime açık olma ve değişimi yönetme becerisine sahip olma şartı yer edinir. Ama bu tek başına yetmez. Fırsatlar çok önemlidir, bazıları sunulur, bazıları ise yaratılır. Mesela yukarıda anlattığım şu zorlayan, terleten, sıkıntıya sokan işler vardır ya, işte bunlar aslında fırsattır, kendini gösterip potansiyelini dışarı vurmak için. Ama bu fırsatlar bazen senin şansınla karşına çıkar, bazen senin önceki başarılarından ötürü sana sunulur, bazen de senin kovalaman, takip etmen, ikili ilişkilerine önceden yaptığın yatırımlar (bugün buna bence "network" deniliyor) sonucu sana gelir. Gelirken bazen altın tepside sunulur, bazen confidential diye başlayan bir mailde, bazen de sırtın sıvazlanıp motivasyon konuşması eşliğinde yapman gereken tanımlanır.
 
Görevi kabulun sonrası (pek tabii ki de aksi beklenmediği gibi kabul süreci de yaşanmaz, olay sadece kafada biter) işe koyulurken farkı yaratacak şey bence iyi plan yapmaktır, bunun içinde zamanı iyi yönetmek de mevcuttur. Bazı zorlu projeler, senin tek başına altından kalkamayacağın, başkalarıyla yolunun mutlaka kesişmesi gereken, birileriyle ya ortak çalışacağın, ya da onlardan veri ya da bilgi-yorum alman gereken türdendir. Bunu yaparken doğru insanları bulmak senin önceki tecrübelerinden elde ettiğin birikimin ya da çevrenden elde edeceğin yönlendirmelerin etkisiyle olacaktır.
 
Senden bekleneni verilen zaman içerisinde hazırlar, ilgililere sunarsın. Buradaki sunuş, çalışmayı yapıp, "ektedir" şeklindeki bir mail kadar basit ya da onlarca kişinin katılıp tüm gözlerin üzerine kitleneceği arkanda efektli, animasyonlu powerpoint slidelarının akacağı bir sunum da olabilir. Aslında sunumun, görevin sana tanımlandığı andan itibaren işi yürütmeye başladığın andan itibaren başlamıştır. İnsanlar, özellikle seni değerlendirecek pozisyonda olanlar, o andan itibaren senin projeni takip ediş şeklini, verileri elde etmeni, diğer kişilerle iletişim yöntemlerini, çalışmayı zamanında ve beklenen nitelikte finalize etmeni ve bunu sunmanı bir süreç şeklinde izler. Hakkındaki gelişim alanlarının bu projede esnasındaki güncel durumunu görüp yeri geldiğinde sana feedback verir. Sen bu geribildirimleri alsan da, gelişime ve değişime inansan da, çabalasan da bazılarının adeta kalıtımsal olduğunu hisseder ve yıkmakta zorlanırsın. Hani şu bel çevresinde biriken yağlar gibi, ne kadar egzersiz yaparsan yap, yıllarca o bölgede birikmiş durumda olan yağlar varsa, uzunca bir süre o yağlar egzersize dayanır. Ama yine de bilirsin ki egzersizle ve sporla tahta gibi fit olmayı başarmış olanlar vardır. İşte bu yüzden değişime ve gelişime inanmaya devam edersin kendinle başbaşa kaldıkça. Olacak dersin, olması için sebepler bulursun. Yolun sonundaki ışığın sana getireceği refah senin itici gücün olur. Bazen başka insanlardan destek alırsın, onların başka hayatlarda yaşanmış olan tecrübelerinin bir kısmı senin hayatına adapte edilebilir durumdadır, bazıları ise malesef senin hikayende kullanılabilir durumda değildir. Bazen amir, bazen seni dışardan izleyebilen bir iş arkadaşı, bazen mentor ya da koç, bazen katıldığın eğitimdeki bir eğitmen, bazen de bu konularda akademik çalışmalara imza atmış bir uzmandan elde edebildiklerini yanına koyar, gelişim alanlarını tamamlamaya ve hedefine ulaşmaya çalışırsın.

İşte o hedefe ulaşınca belki yepyeni ve zorluk seviyesi çok daha yüksek yeni hedefler seni bekleyecektir ama sen öncelikle o yolun sonunda gördüğün ilk ışığa odaklanmışsındır. O ışığı görüp de ona ulaşmak isteyen herkesin yolu açık, başarıları daim olsun.
 
 

16 Kasım 2015 Pazartesi

Ernst Young Gibi Danışmanlar da Hata Yapar

“Herkes hata yapar”,  “Hatasız kul olmaz” diyip hatalarımızın insani olduğunu kabul ederiz. Hatta birşeyler yapan, deneyen kişilerin hata yaptığını söyler ve hiç hata yapmayanların aslında yapmaktan ve denemekten de uzak durduğunu ima ederiz.

Yukarıdaki girizgâh sonrası konuyu daha fazla uzatmadan, 16 Kasım 2015 Pazartesi öğleden sonra Ernst Young denetim firmasının Vergide Gündem adlı vergi danışmanlık biriminden aldığım bir sirküler mailinden bahsetmek istiyorum. “1 Ocak 2016 tarihinden itibaren, e-defter, e-fatura ve e-arşiv uygulamasına geçmek zorunda olan mükellefler” konulu maili yaklaşan yeni yılda benim gibi Finans – Muhasebe personelinin oldukça ilgisini çekebilecek cinstendi, bu sebeple vakit kaybetmeden içeriğini incelemek için maildeki linke tıkladım.

Açılan sayfada önce tarihe baktım, 1 sene sonranın tarihini gördüm. İçeriği dikkatli bir şekilde okumaya başlayınca bugünden bir buçuk ay sonraki (!) Resmi Gazete’de yayımlanmış bir tebliğden bahsedildiğini görünce içerikte bir sıkıntı olduğunu tahmin edip ekran görüntüsünü aldım.

 
Yaklaşık 10 dakika gibi kısa bir süre sonra ilgili kişilere konuyu iletmek için linke tıkladığımda ise durumun hemen farkedilerek düzeltildiğini gördüm.

Sözün özü; danışmanlar da, denetçiler de hata yapar, çünkü onlar da insandır. Ancak yine de yaptıkları iş öyle ya da böyle birilerince kontrol edilir ve düzeltilir. Amacım Ernst Young gibi bilgi ve tecrübe birikimi ile saygın yer edinmiş bir kurumu yermek değil aslında onların hatalarını bu derece hızlı bir şekilde düzeltme çevikliğini de gösterebilmiş olmasıdır. Yine ilk paragraftaki bir şeyler yapan/deneyen hususuna gelecek olursak, diğer denetim/danışmanlık firmalarının da mail gruplarına üyeyim ancak onlar da henüz bu konuya yönelik bir hatırlatma çalışması sözkonusu değil. İşte bu yüzden: hata yapmak için en azından denemiş olmak gerekir.

28 Eylül 2014 Pazar

Özlem Çakır ile İmaj Yönetimi

27 Eylül 2014 Cumartesi günü Özlem Çakır’ı kişisel gelişim kulübü olarak  şirketimizde ağırlama fırsatı bulduk. Peki kimdir Özlem Çakır? Hemen kendi websitesinden (www.özlemcakir.com) yanıtlayalım:

Özlem Çakır’ın perakendeye yönelik stil ve kişisel alışveriş danışmanlığı eğitimlerinin yanı sıra lüks sektöre de imaj, servis ve hizmetle farklılaşma eğitimleri bulunmaktadır. Çakır eğitimlerinin dışında üst düzey yöneticilere ve siyasetçilere kişisel imaj danışmanlığı yapmaktadır.

Özlem Çakır Uluslararası İmaj Danışmanları Derneği’nin (A.I.C.I) Türkiye’den ilk profesyonel ve uluslararası ödüllü üyesidir.(Jane Segestron Ödülü) Çakır, 1999-2011 tarihleri arasında derneğin Türkiye Başkanlığını yürütmüştür.

Kendisini ilk gördüğüm andan (ki sabah erken saatte Sevinç Pastanesi’nin önünde buluşarak güne başladık) eğitimin sona erdiği ana kadar (yoğun içerikli, az molalı eğitimimiz saat 18:00 de bitti) ben de ve eğitime katılan diğer arkadaşlarımda bilgi ve tecrübesiyle hayranlık yarattı. İmaj danışmanlığı konusunda alanına o kadar hakim olduğu verdiği örnek ve tüyolarla o kadar belliydi ki hepimiz pür dikkat kendisini dinledik ve hayranlıkla izledik. Eğitim eğitici ve değerli olunca insan da öğretilenleri daha bir özenle not alıp kendisine daha uzun vade faydalanacağı şekilde saklamak istiyor. Ben de bu bağlamda eğitim esnasında notlarımı aldım. Hem kendime saklamak, hem de faydalanmak isteyen olursa diye paylaşmak istedim.

Özlem Hanım eğitime sunum becerileri konusunda bazı önemli noktaları ve trendleri belirterek başladı. Artık sunumların giderek büyülüyeci (charming) özellikli olanlarının aranan nitelikte olduğunu ifade etti. Etkili sunumun üç özelliğini trustworthiness, approachability ve likeability olarak sıraladı.

Guy Kawasaki’nin Enchancement adlı kitabını okumamızı, twitter’dan da likeability konusunda Dave Kerpen’ı takip etmemizi önerdi. Takibe aldım bile, işte profili: https://twitter.com/DaveKerpen

Sunumun etkileme ve ikna boyutu ile ilgili olarak Aristo’nun belirttiği retoriğin 3 boyutu ethos – logos ve pathos’tan bahsetti. Özetle ethos’u etik değerler, duruş, özgüven ile itibar yaratmak; logos’u içerik tarafı ve konuya hakimiyet; pathos’u da duygu ve düşüncelere dokunmak olarak ifade etti.

Eğitim esnasında kendisi bize “gong therapy”den bahsetti. Gong ile 20 dakika uygulanan terapinin 4 saatlik uykuya bedel olduğunu ve New York’ta insanların öğlen aralarında yemek yerine bu terapiyi almayı tercih ettiklerini anlattı. Ben de bu notları kaydederken bir yandan da youtube’dan gong therapy’i dinliyorum.

Duchenne Smile’dan bahsetti ve gerçek gülüşlerde göz çevresinde kırışıklıkların ortaya çıktığını anlattı. Detayları wikipedia’da mevcut, okuma listemize alalım lütfen… Okuma demişken bir de Daniel Pink’in “A Whole New Mind” (aklın yeni sırları) adlı kitabını da okumamızı tavsiye etti.

Özlem Çakır, tutkulu insanların fark yaratacağını, artık herkesin işini iyi yaptığını bizlere anlatırken, samimiyet, doğallık ve tutkunun fark edilmemizi sağlayacağını belirtti. Bu noktada ekrana yansıttığı slaytta imaj ve göze çarparlığın yetenek ve becerilerden 9 kat daha fazla işe yaradığı yazıyordu.

Sunumda vurguyu yaratan faktörleri şu şekilde sıraladı: maddeleme, es, tonlama, retorik soru (cevabını beklemediğimiz soru), tekrar ve arabaşlıklar.

Vücut dilimizle ilgili olarak da yine youtube üzerinden erişebileceğimiz History Channel’ın hazırladığı “Secrets of Bodu Language”u dilersek Türkçe olarak da “Beden Dili” diye aratarak izleyebileceğimizi söyledi. Yine Can Dündar’ın “Terzi Diplomasisi” adlı köşe yazısını da mutlaka okumamızı önerdi. Kısa bir yazı, hemen paylaşıyorum: http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=545345&AuthorID=75&Date=17.05.2008

Daha sonra eğitimin imaja yönelik ve asıl bomba kısmına geçtik. Aldığım vurucu notlar şöyle:

Bedene oturan ceket gücü ifade eder. Koyu renkler açık renklere göre (bej, pudra) daha otoriterdir. Yüze yakın olarak kullanılan yüksek kontrast yüksek otoriteyi temsil eder. Yakalı herşey yakasıza göre daha ciddi ve otoriterdir. Aynı şekilde tok kumaş da yumuşak kumaşa göre daha ciddi ve otoriterdir. Polyester ve plastik malzeme ile klas görünemezsin!

Vücudumuza ne kadar uygun kıyafet giyersek o kadar güçlü görüneceğimizi ifade ederken “the more constracted you wear, the more authority you look” ifadesini kullanan Özlem Hanım büyük aksesuarların da aynı etkiyi yarattığını belirtmek için “the bigger you wear, the more authority you look” diye konuyu özetledi.

Bu noktada vurucu cümlelerden biri de: “Bugün olduğun yer için değil, yarın olmak istediğin yer için giyin” demesiydi.

İnce kumaşların fazlalıkları ortaya çıkardığını belirtirken, bu sorunla karşılaşmak istemeyenlerin likra ve gabardin kumalı tercih etmeleri gerektiğini söyledi.

Bayanlar için bacak bileklerinin kalın olması halinde siyah çorap giymeleri gerektiğini öneren Özlem Hanım ince bölgeleri her zaman açıkta bırakmak gerektiğinin altını çizdi.

Renklerle ilgili detaylı bilgi için internetten  “colour analysis” diye araştırma yapabileceğimizi söyleyen Özlem Hanım giydiğim kırmızı çizgili polo yakalı sweatshirt için de “overpower” olduğunu ve benim önüme geçtiğini, konuşurken yüzüme odaklanmakta zorlandığını belirtti. Mesajı net bir şekilde alındı.

Eveeet notlarımızın buraya kadarı herkesi ilgilendiren genel noktalardı. Sonrasında Özlem Hanım tek tek kişiye özel yorum ve önerilerde bulundu. Bence eğitimin bu kısmı en paha biçilmez noktasıydı. Bana özel notlara gelecek olursak:

“Kış Erkeği”ymişim. Tercih etmem gereken öncelikli renkler: içinde siyahlık olan kırmızı, mor, siyah, mavi, içinde siyahlık olan yeşil. Ayrıca yaz kış füme, siyah, beyaz lacivert takımlar giyip, bunları bordo, vişne, mürdüm eriği tonu, koyu kırmızı, mor açık pembe, koyu yaprak yeşili ve mavi ile destekleyebilirmişim.

Aksesuarlarımda beyaz metal olmasını öneren Özlem Hanım, siyah ya da füme renkte gözlük kullanmamı tavsiye etti.

Kahverengini yüze yakın olmayacak şekilde ayakkabı ve pantalonda tercih edebileceğimi, orta genişlikteki kareli gömlekleri, ince ve boyuna çizgili gömlekleri seçebileceğimi, yarı İtalyan yakalı gömleklerin bana uygun olacağını anlattı. Orta genişlikte kravat ve yarım windsor düğümü yapmamı öneren Özlem Hanım bu düğüm için de uzmantv.com’dan videosunu izlememi tavsiye etti.

Saçlarımın uzunluğu ve modelini uygun bulurken, favorilerimi imkan dahilinde biraz daha uzatmamı önerdi.

Yaka tercihlerinde bisiklet, V yaka, dik yaka ve polo yakayı tercih edebileceğimi ifade etti.

Önemli davetlerde kullanacağım koyu renk takımlarda mutlaka beyaz gömlek tercih etmemi, mavinin kabul olmayacağını anlattı. Yine bu takımları kösele ayakkabı ile giymemi önerdi. İki düğmeli takımlarda en alt düğmenin de açık olacağını hatırlattı. Eli cebe koyarak sunum yapıyorsam çift yırtmaçlı ceket giymemi önerirken, ceket içinde yeleği de fizyonomime uygun olduğu için tercih edebileceğimi söyledi.

Son olarak  Özlem Hanım “killer” görüntüye ulaşmam için kol düğmeli gömlek, slim cut takım (yelekli) ve puantiyeli kravat tercih etmemi önerdi.  Gündelik giyim için de lacivert blazer, kravatsız gömlek ve Dockers tipi pantolon tercih edebileceğimi ifade etti. Pantolon paçaları konusunda da balık ağzı şeklinde düzeltme yaptırabileceğimi söyledi.

Özlem Çakır'dan kesinlikle çok değerli bulduğum bilgiler elde ettim(k) ve gerçekten bir Cumartesi gününü ofiste geçirmeye değecek bir günü geride bıraktım. Böyle değerli bilgileri ve dahasını (hepsini not almak imkansızdı) bizlerle hiç çekinmeden ve bütün içtenliğiyle paylaştığı için kendisine çok teşekkür ederim.

Google adsense

Analytics