6 Mart 2019 Çarşamba

What if an entrepreneur like Jack Dorsey becomes broke

Currently I am reading the book Hatching Twitter, Nick Bilton’s book about the company’s origins. The most memorable stories in Hatching Twitter almost invariably involve Jack Dorsey, who is 343rd in Forbes billionaires list. Let me share one of them:

Even if Jack Dorsey hadn't started two of the biggest tech companies [Twitter, the social media platform, and Square, a mobile payments company.] in the world, Dorsey would be a fascinating character. A two-time college drop-out, he has studied botanical illustration and dress making, and worked for a time as a massage therapist. According to the book Hatching Twitter by New York Times writer Nick Bilton, he was once so broke in his early twenties that he set up an auction on eBay where he offered to read the children's book Goodnight Moon to the highest bidder. (Four people took up the offer, one of them paying $100.)

The related paragraph in the book [Hatching Twitter] is as follows:

"Jack had done similar bizarre experiments before joining Odeo. In 2002, in his early twenties, he had become enamored with eBay. At the time, he was destitute and didn’t have anything to sell, so he set up auctions where he offered to read the famous children’s book Goodnight Moon over the phone to the highest bidder. He somehow managed to sell his reading service to four different people – one of whom paid one hundred dollars to listen to Jack, a perfect stranger, read."


Olgun İnsanın Özelliği (Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabından)

"Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir." 

"Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra." 

Yukarıdaki iki alıntı "Çavdar Tarlasında Çocuklar" adlı kitaptan... Kitabı önerir misin Volkan derseniz, elinizde daha iyi bir alternatif yoksa evet, aksi halde hayır derim. Murakami, Bukowski gibi yazarlardan sonra beni çok çekmeyen bir hikayeydi, ama yine de arkasında bir emek olduğu kesin, bu sebeple J. D. Salinger'in emeğine sağlık...

26 Şubat 2019 Salı

İnsanı Yaşlandıran Şey Zaman Değil Mutsuzluktur

Yukarıdaki bu iddialı başlık "İnsanı Yaşlandıran Şey Zaman Değil Mutsuzluktur" bana değil Kaan Sekban'a ait. 2017 sonunda Kaan Sekban’ın kitabını okuyup kendisini bir hayli sevmiştim. Aradan geçen zamanda kendisini sosyal medyada takip etmeye devam ettikçe kendisine olan sevgim ve dönüşüm hikayesine olan saygım daha da arttı. Kısmetse önümüzdeki Pazar günü de kendisini ilk kez canlı izleme fırsatı bulacağım. Çalıştığım şirketin “gezi kulübü” üyeleri olarak kalabalık bir grup biletlerimizi aldık ve Pazar günü eğlenceli “beyaz yakalı” hikayeleri dinlemek için sabırsızlanıyoruz.
Bununla beraber, bu hafta içerisinde Harvard Business Review’de Kaan Sekban’ın bir röportajına rastladım. Açıklamalarından özellikle dikkatimi çeken kısımları renklendirdim. Seviyorum kendisini, siz hala sevmiyorsanız belki bu röportajı okuyunca seversiniz…
Bu arada Kaan’ın kitabını okuduktan sonra yazdıklarıma da buradan ulaşabilirsiniz:
"Konfor alanınızdan çıkın ve sınırları zorlayın."
HBR: Neden on yıl beklediniz? Kariyer değiştirmek için doğru zamanın geldiğini nasıl anladınız?
Sekban: Bankadayken yönetici pozisyonuna geçebilmek için çabalıyordum. Hayal kırıklıkları ve uzun bekleyişlerle dolu bir süreçti bu. Ne kadar yıprandığımı ve sıkıldığımı anladığımda değişim kararını verdim. Kurumsal dünyanın beyaz yakalı çalışanları kendilerini bir konfor alanının içine hapsediyor. Sabit bir gelir, risk almadan sürdürülen bir yaşam. Değişimden fazlasıyla korkuyoruz. “Doğru zaman” olup olmadığı ise tartışılır. İşin aslı, finansal durumlar açısından son derece yanlış bir zamandı. Ve bu, benim için en büyük meydan okumaydı. Zorlu bir yolculuğa çıktığımı biliyordum. Ancak kurumsal hayatın bana kazandırdığı iş disiplini, iş ahlakı ve daha pek çok değer benim donanımlı başlamama yardım etti.
Peki düşündüğünüz kadar zorlu oldu mu? Evet. Size bir anda tüm kapılar açılmıyor. Bazı insanların kafasında hep o “bankayı bırakmış gelip-geçici çocuk” olarak kalıyorsunuz. Dışarıdan görünen renkli gösterilerle dolu bu güzel manzaranın arkasında, kurumsal dünyayı eleştirdiğiniz için size tepki gösterenler ve kültür-sanat sayfalarında yer vermeyen gazeteler, dergiler de var. Ayrıca size destek olacak bir sponsor ya da yapımcı da bulamıyorsunuz. Önyargıları aşmak ve kendinizi ispat etmek emek ve zaman istiyor. Fakat üretmeyi kafasına koyup çok çalışan insanın başaramayacağı hiçbir şey yok. 
Gösterilerinize nasıl hazırlanıyorsunuz? Aslında tüm gösteriler, süreçte şekilleniyor. Hazır bir metnim yok. Anlatacaklarım zihnimde kayıtlı. Ancak sahnede aklıma gelen ve çok iyi tepkiler aldığım espriler olursa onları çıkışta not ediyorum. Niyetim detaylı bir şaka tablosu yaparak şakaların istatistiklerini tutmak, bir nevi şaka analizi yapmak.
Gösteri esnasında stresi nasıl yönetiyorsunuz? Biletler çok önceden tükeniyor. Bu da bende peki ya beklentiyi karşılayamazsam diye bir endişe yaratıyor. Ancak sahneye çıktığım anda hissettiğim enerji beni büyülüyor ve ben sadece akışına bırakıyorum.
Sahne üstünde algı yönetimi önemli. Siz bunu nasıl başarıyorsunuz? Mizahın bir matematiği var. Ve ne söylediğinizden çok nasıl söylediğiniz önemli. Doğru reaksiyonu almak için mimiklerinizi çok iyi kullanmalısınız. 
Sırada ne var? En büyük hayalim, komedinin yerel bir iş olmadığını kanıtlamak. Bunun da ilk adımı bu işi İngilizce yapmak. Önce Türkiye’deki expat’larla başlamak ve her kültürden insanın karşısına çıkarak tepkilerini görmek istiyorum. Ayrıca ikinci kitabımı yazmaya başladım.
Kariyerine yeni bir yön vermek isteyen insanlara tavsiyeniz nedir? Öncelikle kurumsal dünyayı şekillendirmek çalışanların elinde. Plazalar korkutucu yerler olmak zorunda değil. Fakat yine de içinden çıkmak istiyorlarsa ilk tavsiyem planlı ve hazırlıklı olmaları. Bu yola çıkarken bedeller ödemeye hazır olun.
Profesyonellerin en büyük sorunu istedikleri şey hemen olsun istemeleri. Beklemeye tahammülleri yok. Ayrıca en ufak başarısızlıkta yıkıma uğruyorlar. Öncelikle bundan vazgeçmeleri lazım. Sonra başkalarının ne dediğine, yaş, cinsiyet ve benzeri önyargılara kulak asmayıp kendi seslerine kulak vermeleri gerekli. 
İnsanı yaşlandıran şey zaman değil mutsuzluktur. Tüketmekten üretmeye geçersek daha mutlu olacağız ve genç kalacağız. Bu nedenle kendinize bir meydan okuma bulun, konfor alanınızdan çıkın ve sınırları zorlayın.

24 Şubat 2019 Pazar

Popcorn Bahane, Ailece Film İzlemek Şahane

Başlık size biraz tanıdık gelebilir, daha önce buradan sizlerle "Makarna Bahane Aile Aktivitesi Şahane" adlı içerikle Okan'ın öğretmeni Gizem Öğretmenimizin planladığı aile aktivitemizden bahsetmiştim. Bu hafta sonu da sağolsun bizim için benzer bir aktivite düşünmüş. Hem keyifli, hem de göreceli olarak önceki aktivitelerimize göre "kolay" bir etkinlik yaptık geçtiğimiz Cumartesi akşamı: önce baba oğul mısır patlattık, ardından da ailece film izledik. Hem bizim patlamış mısırımız sinema salonlarındaki gibi vıcık vıcık yağlı ve bol tuzlu da değildi, ondan ağzı tadıyla, gönül rahatlığıyla yedik. Film tercihimizi yaparak, her ne kadar Okan'a internet üzerinden seçebileceği onlarca filmi sunsam da kendisi ısrarla bildiği, sevdiği ve izlemekten sıkılmadığı bir film seçimi yaptı: "Uçaklar"

Günün sonunda bize ailece keyifli geçirdiğimiz iki saat ve bu güzel fotoğraf ve videolar kaldı. Bakalım bir sonraki etkinlikte bizi neler bekliyor?




Herşey mısır patlatmak için, haydi iş başına...

Patlayan mısırları dökmeden tencereden çıkarabildik :)

İşte "ürünümüz"

Haydi başlasın artık filmimiz...

Ve sahne "Uçaklar"ın

Google adsense

Analytics