İnsanları eleştirmek kolaydır. Yeri gelir "neden gözünün üzerinde kaşın var?" diye bile eleştirebilirsiniz. Birilerini eleştirirken aynı şekilde eleştiriye de açık olabilmek ise bence erdemdir. Bu erdem malesef herkeste olmaz.
İşte bunun en güncel örneklerinden biri. Yatırım piyasalarının "uzman" ismi Belgin Maviş'i TV'de izleyip, interne tüzerinden youmlarını uzun süredir takip ederdim. Geçtiğimiz günlerde eleştirel bir twiti üzerine kibarca bir yorum paylaştım.
Ardından bir cevap ya da düzeltme gelmeyince bugün kaçırdığım bir şey var mı diye twitter sayfasını kontrol etmek istediğimde ise beni blokladığını farkettim.
Tabi tek farkettiğim bu değildi; insanları ne kadar kolay eleştirirken, empati yapamadığı için kendisi eleştirilen konumda olunca eleştiriyi haklı ya da haksız diye değerlendirmek yerine eleştireni kendisine düşman kabul etmeyi seçmişti. Bana da, kıssadan hisse, bir insan daha tanımak nasip olmuştu...
Hayat bisiklete binmek gibidir; pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz.
30 Nisan 2016 Cumartesi
23 Nisan 2016 Cumartesi
Hedeflerine Giden Yol Üzerine Bir Deneme
Bir Cuma sabahı her zamankinden biraz daha erken kalkıp sevdiğin birşeyi yapmak istersin. Oturup sadece birşeyler yazmak istersin. Beynin tatil ihtiyacı sebebiyle yorgun ve yaratıcılıktan uzak olsa da, ayakların bir gün önce yapılan spor ve akşamki yürüyüşün etkisiyle ağrısa da hobin yazmaktır ve sen de yazmak istersin.
İşte o hedefe ulaşınca belki yepyeni ve zorluk seviyesi çok daha yüksek yeni hedefler seni bekleyecektir ama sen öncelikle o yolun sonunda gördüğün ilk ışığa odaklanmışsındır. O ışığı görüp de ona ulaşmak isteyen herkesin yolu açık, başarıları daim olsun.
Şöyle bir düşünürsün, zaman pek hızlı geçmektedir. Yine hafta sonu heyecanı içini kıpır kıpır yaparken, bilincin de açıktır ve alttan fısıldar, "ardından yine pazartesi sendromu gelecek" der kulaklarına. Dediğim gibi vakit hızlı geçmektedir. Aklının bir kenarında yapılacaklar, aklına yazmayıp da sanal ortamdaki not kağıtlarına yazdığın yine farklı öncelikteki yapılacaklar hep birbiri ardına gelir. Allah utandırmasın, hepsi bir şekilde tamamlanıp halledilir. Bazılarının yapılmış olması tatmin eder, bazıları ise sıradandır, rutindir, hiçbir etki yaratmaz, bilinir ki periyodiktir ve tekrar gelecek, yine yapılıp bitecektir. Tatmin edenlerin artarak devam etmesi temenni edilir. Zorlayan, terleten, sıkıntıya sokanlar gelişimine katkıda bulunacak niteliktedir. Hayattaki hedeflerin ve beklentilerinle uyumlu olarak, bunların artması ve senin bunların altından başarıyla kalkman amaçlarına ulaşmanı sağlar. Tabi ki başarıya giden yol Çeşme otobanı gibi akıcı değildir; pek çok zorluk çıkar karşına...
Bazı algılar vardır hakkında, başkalarınca hakkında önceden edinilmiş olan. Öncelikle bunlardan negatif olanları yıkman beklenir senden. "Benim yolum birdir, eğilmem, bükülmem" dersen seni değerlendirecek pozisyonda olanların senden bekledikleri değişimi de sağlayamayacağını bilmen gerekir. Hal böyle olunca, aklının bir köşesinde başarıya giden yol için değişime açık olma ve değişimi yönetme becerisine sahip olma şartı yer edinir. Ama bu tek başına yetmez. Fırsatlar çok önemlidir, bazıları sunulur, bazıları ise yaratılır. Mesela yukarıda anlattığım şu zorlayan, terleten, sıkıntıya sokan işler vardır ya, işte bunlar aslında fırsattır, kendini gösterip potansiyelini dışarı vurmak için. Ama bu fırsatlar bazen senin şansınla karşına çıkar, bazen senin önceki başarılarından ötürü sana sunulur, bazen de senin kovalaman, takip etmen, ikili ilişkilerine önceden yaptığın yatırımlar (bugün buna bence "network" deniliyor) sonucu sana gelir. Gelirken bazen altın tepside sunulur, bazen confidential diye başlayan bir mailde, bazen de sırtın sıvazlanıp motivasyon konuşması eşliğinde yapman gereken tanımlanır.
Görevi kabulun sonrası (pek tabii ki de aksi beklenmediği gibi kabul süreci de yaşanmaz, olay sadece kafada biter) işe koyulurken farkı yaratacak şey bence iyi plan yapmaktır, bunun içinde zamanı iyi yönetmek de mevcuttur. Bazı zorlu projeler, senin tek başına altından kalkamayacağın, başkalarıyla yolunun mutlaka kesişmesi gereken, birileriyle ya ortak çalışacağın, ya da onlardan veri ya da bilgi-yorum alman gereken türdendir. Bunu yaparken doğru insanları bulmak senin önceki tecrübelerinden elde ettiğin birikimin ya da çevrenden elde edeceğin yönlendirmelerin etkisiyle olacaktır.
Senden bekleneni verilen zaman içerisinde hazırlar, ilgililere sunarsın. Buradaki sunuş, çalışmayı yapıp, "ektedir" şeklindeki bir mail kadar basit ya da onlarca kişinin katılıp tüm gözlerin üzerine kitleneceği arkanda efektli, animasyonlu powerpoint slidelarının akacağı bir sunum da olabilir. Aslında sunumun, görevin sana tanımlandığı andan itibaren işi yürütmeye başladığın andan itibaren başlamıştır. İnsanlar, özellikle seni değerlendirecek pozisyonda olanlar, o andan itibaren senin projeni takip ediş şeklini, verileri elde etmeni, diğer kişilerle iletişim yöntemlerini, çalışmayı zamanında ve beklenen nitelikte finalize etmeni ve bunu sunmanı bir süreç şeklinde izler. Hakkındaki gelişim alanlarının bu projede esnasındaki güncel durumunu görüp yeri geldiğinde sana feedback verir. Sen bu geribildirimleri alsan da, gelişime ve değişime inansan da, çabalasan da bazılarının adeta kalıtımsal olduğunu hisseder ve yıkmakta zorlanırsın. Hani şu bel çevresinde biriken yağlar gibi, ne kadar egzersiz yaparsan yap, yıllarca o bölgede birikmiş durumda olan yağlar varsa, uzunca bir süre o yağlar egzersize dayanır. Ama yine de bilirsin ki egzersizle ve sporla tahta gibi fit olmayı başarmış olanlar vardır. İşte bu yüzden değişime ve gelişime inanmaya devam edersin kendinle başbaşa kaldıkça. Olacak dersin, olması için sebepler bulursun. Yolun sonundaki ışığın sana getireceği refah senin itici gücün olur. Bazen başka insanlardan destek alırsın, onların başka hayatlarda yaşanmış olan tecrübelerinin bir kısmı senin hayatına adapte edilebilir durumdadır, bazıları ise malesef senin hikayende kullanılabilir durumda değildir. Bazen amir, bazen seni dışardan izleyebilen bir iş arkadaşı, bazen mentor ya da koç, bazen katıldığın eğitimdeki bir eğitmen, bazen de bu konularda akademik çalışmalara imza atmış bir uzmandan elde edebildiklerini yanına koyar, gelişim alanlarını tamamlamaya ve hedefine ulaşmaya çalışırsın.
İşte o hedefe ulaşınca belki yepyeni ve zorluk seviyesi çok daha yüksek yeni hedefler seni bekleyecektir ama sen öncelikle o yolun sonunda gördüğün ilk ışığa odaklanmışsındır. O ışığı görüp de ona ulaşmak isteyen herkesin yolu açık, başarıları daim olsun.
5 Nisan 2016 Salı
İyi ki Doğdun Aşkım!
İyi ki doğdun, iyi ki de benim biricik eşim oldun diye başlamış metne yazar. Sonra karısını neden bu kadar sevdiğini düşünüp, kalbini iyice ısıttıktan sonra yazmaya devam etmiş...
Bu metnin yazarının eşi, sözkonusu metnin yazarı için hiç bilmediği bir şehir olan İzmir'e 2011 yılının son baharında taşınıp ailesini ve sevdiklerini Bursa'da bırakacak kadar fedakarmış. 2013 baharından beri evliliğinin meyvesi olan biricik bebeğini birey haline getirmek için işinden, arkadaşlıklarından, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarından vazgeçerek yeri geldiğinde eve kapanacak, yeri geldiğinde saatlerce oğlu Okan'ın yanında yatıp uyumasını bekleyecek kadar ailesine tutkuyla bağlıymış. O eş, o anne bir yandan burnu tıkanan oğluşunun burnuna sprey sıkmak için şekilden şekile girerken, bir yandan da her daim aç olan sevimli yaramazı için hazırladığı kekin fırında yanmaması için ince hesaplar yaparmış. Akşam olup da bu annenin eşi işten yorgun gelmişse, ve bir de evde hala çalışması gerektiğini söylerse, bu kez evde sessiz bir ortamı sağlama sorumluluğu yine bu mükemmel eşin omuzlarına binermiş. Hassas kocasını ve "mamamama" canavarı atarlı oğlunu idare eden bu anne kırk yılda bir bi düğün dernek olduğunda bile ancak evden sessizce kaçarak kendine vakit ayırıp saçına fön çektirebilecek vakti bulabilirmiş.
İşte bu fedakar annenin adı Nilgün'müş ve bu metnin yazarının adı da Volkan'mış. Volkan, Nilgün'ü çok severmiş. Oğulları Okan da annesini çok severmiş, her ne kadar şimdilik sevgisini kelimelere dökemese de küçük arabalarını isterken gösterdiği tüm sevimliliği aslında annesine olan sevgisini göstermek için de hazırmış. Nilgün'ün 6 Nisan doğum günüymüş. O'nu çok seven eşi ve oğlu da bu mutlu günü can-ı gönülden kutlarmış. Sevinç yumağı oluşturmadan önce de O'na "İyi ki doğdun! Seni çok seviyoruz!" diye hakkını vererek haykırırlarmış (Okan kelimeleri tam olarak telafuz edemese de haykırmayı duble yaparak kendini affettirecekmiş)...
25 Mart 2016 Cuma
Metin Hara'dan Geriye Kalanlar
2010 yılından beri her gün yaklaşık 2 saatini yolda geçiren bir insan
olarak başta bu durumdan oldukça canım sıkılmış olsa da yolda kitap ve dergi
okuyarak bunu keyifli hale getirmeyi başardım. iPad'den e-book formatında
okuduğum kitaplardan eğer kendime ve benden başkalarına da derler
çıkarabileceğimi düşünürsem bu kitaplardan aldığım notları da blogum
vasıtasıyla paylaşmayı tercih ediyorum.
Bu sefer bir arkadaşımın önerisiyle okumaya başladığım "Aşkın İstilası Yol" adlı kitaptan benim için vurucu alıntıları derledim. Kitabı aslında yaklaşık 2
yıl önce insanların elinde görmüştüm ama isminden ötürü bir ön yargı ile
sıradan bir aşk kitabı olarak düşünüp ilgilenmemiştim. Ancak ne zaman ki
kitabın yazarı Metin Hara'yı TV'de izleyip sosyal medyada takip etmeye
başladım, ardından kafer ağlarını ördü ve bir arkadaşım bana bu kitabı tavsiye
etti. İyi ki de, gecikmeli de olsa kitabı okudum...
Bir de kendisinden eğitim aldım. bakın o eğitimden geriye bana neler kaldı:
http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2017/01/metin-hara-ile-dusunce-gucu-egitimi.html
Arasıra geriye dönüp tekrar bu alıntıları okuyup hatırlamak bana iyi
gelecek... İşte kitaptan geriye kalan hazine:
“Algın değişirse hislerin değişir; hislerin değişirse tepkilerin değişir ve
tepkilerin değişirse deneyimin değişir...
Yaşam; deneyim denen bütün anların uç uca dikilip birleştirilmiş halidir!”
“Algılarına güvenme!
Gün boyunca ay vardı ve gece boyunca da güneş...
Ama sen onları görebildin mi?”
“Keramet onda değil, senin onun hakkında hissettiklerindedir.”
“Korku ağacını sallayarak sevgi meyvesi alamazsın...”
“Yaşayan her insan ve her memeli günde binlerce kanser hücresi üretiyor ve
onları düzenli olarak yeniyor.
Bedeninden salınan nöropeptidler, görev alanlarına göre yayılarak bütün
kanserli hücreleri bulup yok ediyorlar ve bunu her gün sürekli olarak
tekrarlıyorlar. Lokal tedaviler yapan bu beyin kimyasalları; akciğerlere ayrı,
dizlere ayrı, kana ayrı salınımlarla vücuda hücum ederek kanserli hücrelere
karşı savaşırlar. Beden böylece yan etkisiz muhteşem bir tedavi uygulamış
olur.”
“Kalbi hızlı atan her memeli az yaşar...
Kalbi yavaş atan her memeli uzun yaşar...”
“Hayatta tek bir pusula vardır senin için o da “kalbin”...Bu pusulayı bozabilen tek bir metal vardır; O da yazık ki yine senin “zihnin”...”
“Bir davranışı 21 gün süre ile devam ettirmek, kurulan yeni nöron
bağlantısı sayesinde o davranışın alışkanlık haline gelmesini ve o duygu ve
düşünce içinde kalmamızı sağlar. Zaman içinde daha sık tekrarlanan davranışlar
ise “vücut saati” kavramını harekete geçirerek süreklilik kazanmış olur.
Örneğin; sabah kalkıp, bugün çok güzel bir gün ve ben mutluyum diye
hissederseniz önce bedeniniz ve yüzünüz mutluluk belirtisi olan ifadeleri
alacaktır. Ancak tam tersi de mümkündür. Bugün çok sıkıcı, hayattan hiç tat
almıyorum şeklindeki düşünceler o günün berbat geçmesine sebep olur. İleriki
günlerde zihin yapınız önceden defalarca hangi yolu izlediyse genelde aynı yolu
izlemeye meyilli olacaktır. Yani beyniniz pozitif veya negatif düşünce yapınıza
göre şekillenir.”
“Gülümse! Bugünkü gülümsemen yarınki gülümsemeni doğuracak...
Bugünkü aşkın, yarınki cennetini yaratacak...”
“Meditasyon bir yapma değil, olma halidir.”
“Sahip olduğun bilgiyi kullanmadığın sürece, ona sahip olmak seni
ayrıcalıklı kılmayacaktır.”
“Kalbin atmaya devam ettiği sürece sufi nefesi yapmak için gayet
uygunsundur. Artık asıl önemli olan detay günde 10 dakikanı bu nefesi uygulamak
için ayırıp ayırmayacağındır. Öne süreceğin hiçbir mazeret kabulüm değildir.
Birlikte çıktığımız bu aşk yolculuğunun inanç meselesi değil, emek işi olduğunu
sana bir kez daha hatırlatmak ve ancak emeğin kadar sonuç alabileceğini, çaban
kadar mucizeler yaratabileceğini söylemek isterim.”
“Hiçbir şeyin ustalığı bana başkaları tarafından verilmeyecektir.”
“Yorgunluk geçicidir. Güçsüzlük kalıcı...”
“Gerçeği hayalin hamuruyla yoğurursun. Hayal hamuru sertleştiğinde,
“gerçek” oluşur.”
“Hakikatin düşlerin görünen hali olduğunu idrak ettiğin anda hakikati
şekillendirmeye başlarsın...”
“Spiritüel yolda, hatta bütün yaşam yolculuğunda, kendini asla başkalarının
deneyimlerine göre yargılama.”
“Evrendeki farklılıklar ve başkalıklar sonsuz ahenge hizmet etse de,
zihninin kıyaslayarak algıladığı fark, sadece başkalarına karşı üstünlük
kurmaya ya da aşağılanma hissetmeye neden olur. Dışarıda olan bitene kendini
bağlı hissettiğin her konuda kıyas içindesindir ve dolayısıyla senden fazla
kazananı daha değerli, senden şişman olanı daha çirkin, senden mutlu olanı daha
yalancı görürsün.”
“Kalbinde AŞK olup da attığın her adım “şifa”dır.”
“Beta dalgasının, yani korkunun ve stresin problem yaratacağı ilk yer mide
çakrasıdır.”
“Etken olan “kırmak” yoktur...
Sadece edilgen olan “kırılmak” vardır.
“Ama öyle ağır sözler söyledi çok kırıldım” savunması da bahsettiğim
seçimden seni muaf tutmayacaktır. Sen kırılmamayı seçseydin, kırılmazdın hepsi
bu kadar...”
“Biriktirmemek” ...
Söylemek istediğin şeyleri; yerinde ve zamanında ifade etmek yerine bunları
yutmayı tercih edersen, yutkunma sayın çoğaldıkça yaptığın bu ifade stoklarının
günün birinde başına iş açacağını da bilmelisin.”
“Konuşmayan, fikrini açıkça söyleyemeyen, konuşmak istediği halde susan,
kelimelerini yutan ve başkalarını kırmamak için hayır diyemeyen ve böylece
sustuğu her şeyi içinde biriktirmeye başlayanlar, ifade enerji merkezlerini
tıkarlar. Bu tıkanıklık biraz önce dediğim gibi ya kişiyi daha da
yalnızlaştırıp haksız duruma sokacak infilaklara neden olur ya da boğaz
bölgesinde (guatr, enfeksiyon, tiroit kanseri) bir dizi hastalık yaratmaya
başlar.
O halde:
Susma... Biriktirme... İfade et...”
“Şu ana kadar anlattığım enerji merkezlerini birer cümleyle özetleyerek
alın çakrasına doğru gelecek olursak:
1- Kök çakrada dünyevi olanı; yani yemeyi, içmeyi, keyfi, doğayı, ağacı vs.
hissedersin. Topraklanır, nötralize olur ve tazelenirsin!
2- Cinsel çakrada başka bir bedende birleşmeyi, sınırları eritmeyi, artıyla
eksiyi birleştirmeyi, sıfırlanmayı, başka bir bedenle bir olmayı, aşkı,
cinselliği ve yaratıcılığı yaşarsın!
3- Mide çakrasında bütün diğer varlıklarla ilişkiler kurar, sosyal
hayatını, iş hayatını ve aileni oluşturursun. Burada varoluşun başka
suretlerini deneyimlersin!
4- Kalp çakrasında sever, şifalanır ve blokajlarını çözersin!
5- Boğaz çakranda sevgini ve var oluşunu ifade edersin!
6- Alın çakrasındaysa beş duyu ötesi hakikatlere ulaşmaya başlarsın!
İşte bu saydığım sıralamayı yapmadan “farkındalık” yaşaman mümkün değildir.
“Farkındalık” derken anlatmaya çalıştığım şeyin ne olduğunu daha güçlü
kavramak istediğini biliyorum.”
“Farkındalık” demek; sonuç vermeyen mevcut bakış açını değiştirip, zaten
tartışmasız olarak var olan “çözümün” farkına varmaktır...
Farkındalık, yaşanan deneyimi etraflıca görmektir!
En karmaşık problemler bile, en basit çözümlere ihtiyaç duyar.”
“Atların da tanrısı olsa dört ayaklı olurdu”
“Pencerendeki güvercinleri nasıl seviyorsan insanları da öyle sev...”
“İlişki” vermek değil, paylaşmaktır.”
“Dinginlikle ve farkındalıkla verdiğin kararlar sana mutluluk getirir.
Öfkeyle ve kırgınlıkla verdiğin kararlarsa, sana her zaman yıkım getirmeye
devam edecektir.”
“Algın değişirse, hislerin değişir, hislerin değişirse tepkilerin değişir,
tepkilerin değişire “deneyim” değişir. Bu nedenle farkındalıklı tepkiler
vermeyi öğrenmen çok önemli.”
“Sineklerin güneş çekildikten sonra lambalara yönelmeleri kadar net bir
biçimde hepimiz, mutlu, keyifli ve yüksek enerjisi olan insanlar isteriz
etrafımızda.”
“Her ne iş yapıyor olursan ol sorumluluk bilinciyle ve gülümseyerek yap!”
“İşin sırrı her zaman “basit”liktedir! Albert Einstein’ın da dediği gibi
“Eğer bir problemi basitçe çözemiyorsan, o problemi anlamamışsın demektir.”
“Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.”
– Mevlana”
“Benim yaşamım, benim mesajımdır.”
– Mahatma Gandhi”
“Yaşam boyu aldığın bütün bilgilerin, bilince dönüşme sürecine Dem denir.
Bu aynı zamanda hakikatin, zihinden kalbe akmasıdır!”
“Yol almaya değil, yol olmaya çalış”
“Fedakârlık, “feda” edip “kâr” etmektir!”
“Fedakârlar, başkalarına sürekli vererek kendilerini yüceltirken,
karşılarındaki insanları aşağılarlar. Yardımsever insanlar, kimseyi vererek
ezmezler ve açık gönüllülükle sadece paylaşırlar.
Kendini unutmadan başkaları için de hayal kurabilen insan yüksek bir
farkındalığa sahiptir...”
“ÖNCE BEN = Önce ben
BENCİLLİK = Sadece ben
“Önce ben!” demekle “Sadece ben!” demek arasındaki uçurumu gördüğünde;
hayatının, tecrübelerinin, ilişkilerinin bütün”
“Deneyim kazandığın sürece, zaman kaybetmiş sayılmazsın.”
“Yapamayacağını düşünerek içindeki potansiyeli aşağılama ve kendin için ne
istiyorsan onu başkasına ver. Fedakârlığın, karşındaki insanı aşağılamak
olduğunu unutma.”
“Sağ beyinle tasarlar, sol beyinle hayata geçirirsin. Sol beyin problem
çözmek için, sağ beyin yaşamak için var. Biri savaş, diğeri barış hali...İkisini
birbirine karıştırma.”
Olayla, olay olma...
“Nefret yok eder, aşk yaratır. Nefretle yaşayacağıma, aşkta ölürüm..”
“Dünyadaki herkes sırtındaki çuvalın yükünü hafifletmek için uğraşır durur.
Bütün meselenin affedebilmekle ilgili olduğunu düşünürler. Oysa çözüm
affetmekte değildir. Önemli olan çuvaldan vazgeçmektir”
“Hekim yarayı sarar, gerisi hastaya kalır.”
“Kahkaha atmak için mutlu olmayı beklersen hayat boyu kahkaha
atamayabilirsin”
“Koşul”lar ancak tetikleyici olabilir, ama asla “neden” olamazlar. Asıl
değişken insanın kendisidir. Dış etkenler sadece etkiler, ancak insan bedeni ve
zihni asıl sonucun mimarıdır.”
“Beden-zihin-ruh bir üçlemedir. Var olan her bedensel problem (bitkinin
yaprakları) aslında zihinsel bir sıkıntıya (bitkinin gövdesi) ve ruhsal bir
tıkanıklığa (bitkinin kökü) işaret eder.”
“Günün birinde beyaz adam Kızılderili’ye sorar:
– Artık biz de bu kıtada yaşıyoruz. Neden bu toprakları bizimle paylaşmak
istemiyorsunuz?
– Sizler toprakla konuşmuyor ona hükmetmeye çalışıyorsunuz. Hükmedersen
dinlemezsin, dinlemediğini anlamazsın, anlamadığını bilmezsin, bilmediğinden
korkarsın, korktuğunu yok edersin...
Hepimizin kendi doğamızı anlaması ve onunla işbirliği içerisinde yaşaması
dileğiyle...”
“Hasat zamanı için erken olabilir, ama ekim zamanı için hiçbir zaman geç
değildir.”
“Yaşam yolunda ilerledikçe kendini yaratacaksın. Heykeltıraş da sensin,
heykel de...”
“Asıl mucize kendine inanmaktır. Sonrası hep olağan şeyler.”
– Goethe”
---------------------
İçerik yayını sonrası düzenleme:
Metin Hara'nın kitabını okuduktan sonra kendisinden eğitim almakta nasip oldu. Bununla ilgili içeriğe ve bende bıraktıklarına ulaşmak için tıklayınız:
http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2017/01/metin-hara-ile-dusunce-gucu-egitimi.html
---------------------
İçerik yayını sonrası düzenleme:
Metin Hara'nın kitabını okuduktan sonra kendisinden eğitim almakta nasip oldu. Bununla ilgili içeriğe ve bende bıraktıklarına ulaşmak için tıklayınız:
http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2017/01/metin-hara-ile-dusunce-gucu-egitimi.html
Etiketler: seçim , tercih
adriana lima,
aşk,
aşkın istilası yol,
çakra,
dem,
enerji,
gandhi,
kalp,
kişisel gelişim,
kitap,
kitap özeti,
meditasyon,
metin hara,
mevlana,
şifa
13 Mart 2016 Pazar
Eski Günler ve Yıllanmış Viski Üzerine
Bu blog sayfasına yazmaya başladığım dönemde, yani eskiden, yani evlenmeden önce, bir başka deyişle annemin evinde yaşarken, pazar günleri salonda yemek masasına oturur, yine böyle birşeyler yazar, sonra da onları yayınlayıp paylaştıktan sonra ne kadar okunmuş diye merakla takip ederdim.
Bugün yine aynı masa ve sandalyeye oturdum. Birşeyler yazma isteği var içimde. Eşimin ve oğlumun şehir dışında olmasını fırsat bilip Cumartesi akşamüstünden geldiğim annemin evinde Pazar öğlen saatlerini buldum. Her ne kadar vaktimin çoğunu TV karşısında pasif bir şekilde geçirmiş olsam da aklımda hep eski günlere bir yolculuk vardı. "Eskiden de bu böyleydi, eskiden bu böyle değildi, hatırlasana ben burda yaşıyorken şöyle olmuştu" gibi cümleler hem ağzımda hem de beynimde dünden beri...
Salona girişimde rahmetli babamdan kalan yıllanmış iskoç viskilerini gördüm. Anneme bunların servet olduğu yönünde sürekli takılıp satarsa kendini şımartacak şeyler alabileceğini söyleyip aklının bir köşesine bir süredir bu fikri kazıyorum. O da evde bu fikre iyice ısınmış olmasından ötürü bana bu gelişimde internetten şu içkilerin fiyatına bakta satalım demeye bile başladı. Tabi aşırı regüle tütün ve alkol piyasası mevzuatı gereği ve alkol konusuna yabancı olmamdan ötürü internette yerli kaynaklarda fiyat bulamasam da yabancı sitelerdeki fiyatları TL'ye çevirdiğimde annemin duyduğu rakamlar onu bir hayli memnun etti, yakında bunları alkol satan tobacco shop'larda görücüye çıkarırsa şaşırmam :)
Neyse bu konuyu burada bırakıp biraz daha içime döneyim. Zaten bu aralar Metin Hara okuyarak kendime biraz daha yönelme/eğilme konusunda ciddi bir gelişim gösterdim/gösteriyorum. Yakında Matin Hara'nın Aşkın İstilası Yol adlı kitabından yaptığım alıntılarla bir blog içeriği paylaşıyor olacağım. İşlerin yoğunluğu sebebiyle sessiz geçen Şubat döneminin ardından blog yoğun bir içerik görecek.
İşlerin yoğunluğu demişken, 2016 yılı başlarken yazdığım gibi gerçekten yoğun tempolu bir iş hayatı ile geçmeye devam ediyor yıl. İşlerimi planlamak için kullandığım evernote programına yapılacaklarımı yazmaya, yaptıklarımı silip yeni yapılacakları eklemeye yetişemez oluyorum. Bazı şeyleri kafamda tutmayı da sevmediğim için kullandığım bu metot çağın gerekliliklerine oldukça uygun ama ardı arkası kesilmeyen yeni yapılacakları yönetmek bile gerçekten enerjiyi sömürüyor.
Enerjiden bahsetmişken annem öğlen yemeği için beni mutfağa davet ediyor, bu seferlik benden bu kadar olsun. Acılı tarhana çorbası sonrası eve dönüş yolunda olacağım, sevgilerimle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










