İsviçre’ye gideceğim belli olduğundan beri bu ziyareti bir İsviçre saati alarak taçlandırsam mı acaba diye düşünüp bol bol araştırdım. Bilenler bilir; büyük bir alışveriş öncesi en sevdiğim şey uzun uzun araştırmak, alternatifler hakkında detaylı bilgiye sahip olmayı çok severim, adeta özelliğimdir.
İsviçre saati deyince otomatik olsun, otomatik olunca bir de uzun ömürlü saygın bir marka olsun diye araştırmalarımı fokusladım. Böyle olunca da konu Rolex’e kadar gitti. Tabi sıfır bir Rolex almak için bekleme listeleri olduğunu, pre-owned (ikinci elin havalı tabiri) saatlerin ise primli olarak retail price’ın (bayi fiyatının) üzerinde alıcı bulduğunu öğrendim. Zürih’teki bu işi yapan bayilerle yazışıp randevu aldım.
Şehre indikten hemen sonra eşimin istediği çantayı alıp saatçileri gezmeye başladım. Sıfırı tabii ki yoktu, randevu aldıklarımdan da sadece bir tanesinde vardı istediğim model vardı ancak onun da rengi istediğim gibi değildi. Araştırma yapmasam belki duruşunu beğendiğim için alırdım ama bu rengin satışının zor olduğunu ve değer kaybettiğini biliyordum. Hal böyle olunca başka markalara bakmaya başladım. Şehir merkezinde harcayabileceğim sayılı dakikalar vardı. 12 gibi geldiğim Bahnhofstrasse’de saat hemen 13 olmuştu ve normalde boarding pass’imde bu saatte alanda olmam gerekiyordu. Şehirde olduğumu belgelemek için bir kaç fotoğraf çekip hızlıca vitrinlerdeki alternatif markalara baktım. Rolex’in kardeş firması Tudor’da bir önceki hafta tanıtılan yeni modelleri denedim, ya renkleri içime sinmedi ya da ince bileğime ağır geldi. Zorla olmaz bu işler deyip trene atlayıp havalimanına döndüm.

Avrupa medeniyetini kapılardan ve güvenlikten geçerken sürecin ne kadar hızlı ilerlediğini görerek yaşadım. Bir buçuk saatten fazla sürem vardı ve duty-free alanındaki saatçilerden birine girdim. Bir önceki hafta Cambridge alumni toplantısında fiziksel olarak bir araya geldiğimiz okulun gönüllü elçiliğini yapan ve İsviçre’de yaşayan Matthew’in tavsiye ettiği Longines bu mağazada vardı. Her zaman kullanabileceğim klasik bir modeli adeta bana göz kırptı. Heyecanlanıp bu modeli alırsam vergi iadesi alıp alamayacağımı görevliye sordum. O ise benim ürünü denemek için izin istediğimi düşünüp vitrinden ürünü çıkardı. Bileğime göre ayarlayıp severek kullanabileceğimi hissettikten sonra yine aynı soruyu sordum. İsviçre’de yaşamadığımı teyit etmem şartıyla saatte vergi indirimini mağazada uygulayabileceklerini söyledi. İndirim sonrası kurla döndüm, hızlıca Türkiye fiyatları ile kıyasladım, avantajlı olduğunu görünce de “deal” deyip anlaştığımızı, belgeleri düzenleyebileceğini söyledim.
Zürih’e giderken aklımın bir köşesinde Matthew’in geçen Cuma Rolex saatler hakkında söyledikleri vardı: "bazıları göstermek ister, Rolex dünyanın her yerinde öyleleri içindir" diye. Bir de böyle bir saati aldığımda hep ikinci el piyasası ile kafamı yoracaktım, her ortamda rahat kullanamayacaktım. Şimdi ise yaptığım tercihle çok daha huzurlu ve mutluyum. İnşallah ev halkı da beğenir ve bana güzel saatler yaşatır.
Şimdi İstanbul için Zürih’ten kalkış vakti... (22 Nisan 2026)
Zürih seyahatim öncesi havalimanı izlenimlerim için buraya: Volkan Yorulmaz: Zürih’e Giderken Kafamdan Geçenler
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder