Hayat bisiklete binmek gibidir; pedalı çevirmeye devam ettiğiniz sürece düşmezsiniz.
haşmet babaoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haşmet babaoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Eylül 2014 Pazar
Haşmet Demiş Ki...
Ne sevdiğimiz yerde yaşamayı seçebiliyoruz ne de yaşadığımız yeri sevebiliyoruz. Evine girerken ve çıkarken "dünyada olmak istediğim yer işte burası!" diyen ne kadar az insan var. Hürriyet havucunun peşinde koşan mecburiyet mahkumlarıyız. Sonra balkondaki saksıdan mucizeler bekliyor, bir haftalık tatillerden bir yıllık huzur umuyoruz. Cehennemimizin adı "modern yaşam" ve bu gerçekle yüzleşmekten çok korkuyoruz.
Etiketler: seçim , tercih
Ev,
haşmet babaoğlu,
hayata dair,
hürriyet,
köşe yazısı,
sabah
28 Aralık 2012 Cuma
Ömür Dediğin...
Ömür dediğin böyle bir şeydir.
Yaşanır.
Her şey zamanın eleğinden geçer; sel gider kum kalır.
Her yaşta, her yaşam durağında hep "yeni"sindir aslında! (Bu durum değerini
bilen için bir tür Tanrısal armağandır.)
Oysa geçmiş bütün ayrıntılarıyla yazıya dökülünce iş değişir.
Yaşananlar su çekmiş ceket gibi ağırlaşıverir. Yük olur!
Yaşanır.
Her şey zamanın eleğinden geçer; sel gider kum kalır.
Her yaşta, her yaşam durağında hep "yeni"sindir aslında! (Bu durum değerini
bilen için bir tür Tanrısal armağandır.)
Oysa geçmiş bütün ayrıntılarıyla yazıya dökülünce iş değişir.
Yaşananlar su çekmiş ceket gibi ağırlaşıverir. Yük olur!
Etiketler: seçim , tercih
armağan,
haşmet babaoğlu,
hayat,
Ömür
22 Aralık 2010 Çarşamba
Erkekleri Ağlatan Şarkılar
Haşmet, bugünkü yazısında erkekleri ağlatan şarkıları yayımlamış. Torrent'den hemen 1,4,5 ve 10 numaralı şarkıları indirdim. Şimdi gecenin karanlığında onları huzurla dinleme vaktidir...

Erkekleri ağlatan şarkılar!
The Atlantic dergisinde ilginç bir liste çıktı karşıma... "Erkekleri ağlatacak kadar hüzünlendiren 10 şarkı"yı sıralamışlar.
1- R.E.M- Everybody Hurts
2- Eric Clapton- Tears in Heaven
3- Leonard Cohen- Hallelujah
4- Sinead O'Connor- Nothing Compares 2 U
5- U2- With or Without You
6- The Verve- The Drugs Don't Work
7- Elton John- Candle In The Wind
8- Bruce Springsteen- Streets of Philadelphia
9- Todd Duncan- Unchained Melody
10- Robbie Williams- Angels
Şarkılar çok etkiler beni ama ağlatmaz!
Üstelik bu toprakların insanıyım ya...
Şarkının hüzünlüsünden çok "can acıtan" ını, damardan olanını tanırım!
Bu yüzden mi, bilmem, yukarıdaki liste bana pek tatmin edici gelmedi!
R.E.M'in "Everybody Hurts" şarkısı, doğrudur, dinleyeni de çizer, incitir.
Ama "With or Without You" ile hüzünlere gark olan var mı hâlâ?
Listede dinlediğimde hâlâ içimin yandığı tek bir parça var: "Nothing Compares 2 U"...

Erkekleri ağlatan şarkılar!
The Atlantic dergisinde ilginç bir liste çıktı karşıma... "Erkekleri ağlatacak kadar hüzünlendiren 10 şarkı"yı sıralamışlar.
1- R.E.M- Everybody Hurts
2- Eric Clapton- Tears in Heaven
3- Leonard Cohen- Hallelujah
4- Sinead O'Connor- Nothing Compares 2 U
5- U2- With or Without You
6- The Verve- The Drugs Don't Work
7- Elton John- Candle In The Wind
8- Bruce Springsteen- Streets of Philadelphia
9- Todd Duncan- Unchained Melody
10- Robbie Williams- Angels
Şarkılar çok etkiler beni ama ağlatmaz!
Üstelik bu toprakların insanıyım ya...
Şarkının hüzünlüsünden çok "can acıtan" ını, damardan olanını tanırım!
Bu yüzden mi, bilmem, yukarıdaki liste bana pek tatmin edici gelmedi!
R.E.M'in "Everybody Hurts" şarkısı, doğrudur, dinleyeni de çizer, incitir.
Ama "With or Without You" ile hüzünlere gark olan var mı hâlâ?
Listede dinlediğimde hâlâ içimin yandığı tek bir parça var: "Nothing Compares 2 U"...
4 Ekim 2009 Pazar
Urfa'da Köşe Yazısı
Bu yazıyı çarşıda okudum, hatıra kalsın istedim Haşmet'ten....
Yaşamak güzel!.. Berbat olan yaşadıklarımız!
***
Fizyolojiyi bir yana bırakırsak, zihin yapısı ve dünya algısı olarak "çocukluk" ne zaman biter? Ergenlikte mi? 20'li yaşlarda mı? İşe girince mi? Ne zaman, nerede biter çocukluk? Cevabım şaşırtıcı gelebilir ama gerçekte çocukluğun sonu çok erken gelir! Okula başlanır ve birkaç hafta sonra biter çocukluk! Çünkü okul başlayınca saat de işlemeye başlar. Yetişkinlerin saati!.. Çocuğun sabah uyanışını, evden çıkışını, derslerini, eve dönüşünü, oyun zamanını; daha doğrusu artık bütün hayatını düzene koyan saat! Oysa çocukluk "saatsiz"dir. Çocukluğun zamanı dakiklik nedir bilmez. Vahşidir, dilimlenmemiştir, programlanmaya direnir. Bir kez düzene girdi mi, gerçek çocukluk hapı yutar. Birden büyür çocuk. Dikkat edin, farkı fark edeceksiniz!
***
Zamanın değerini bil denir hep! Ama "zamanın değerini yetişkinler bilir, çocuklar bilmez" (Jay Griffiths) Çocukluğun değeri de tam oradadır işte!
***
Hastasına tutkuyla bağlanan hastabakıcı... Bazı aşk ilişkileri öyledir. Seven sevdiğinin "iyileşmesi"ni istemez! Ona bakar, kollar, kucaklar, "hapını" yutturur ama taburcu olmasına izin vermez. Ayaklarının üzerinde durmasını, sokağa karışmasını önler.
***
Durup dururken (!) aklıma Simone De Beauvoir-Jean Paul Sartre ilişkisi geldi yine! Daha doğrusu bu ilişkinin finali... Simone henüz liseli bir kızken tanışmışlardı. Hep birlikte oldular ama başka aşkların peşinden koşmayı da ihmal etmediler. Her seferinde birbirlerine döndüler. Yine de Simone'nin içinde "bu ilişkide bir eksiklik var" duygusu yer etmişti! Sanki bir türlü yeterince yakın değildiler. Hatta dostlarının anlattıklarına bakılırsa aralarındaki konuşmalarda hep resmi ve sakıngan bir dil hâkimdi! Ben Simone'nin o eksiği Sartre'ın öldüğü akşam gidermeye çalıştığını düşünür ve düşündükçe ürperirim. Olay şöyledir: Sartre'ın cansız, kangren yaralarıyla dolu ve pörsümüş bedeni hastanedeki odada çarşafın altında uzanmaktadır. Simone hemşirelerden izin ister, kapıyı kapatır ve çarşafı kaldırıp Sartre'ın yanına uzanır. Sabaha kadar orada kalır.
***
Çarçabuk bastıran yaz özlemleri: 1- Gecenin sabaha dönen saatlerine kadar kasaba meydanında bir kahvede oturup dostlarla sohbet etmek... 2-Sabah rüzgârla uçuşan perdeden sızan güneşe bakarak uyanmak.. 3- Bıçkın converse'ler, güzel ayaklara tembel bir uyumla bağlanmış şık sandaletler, güneş yanığı tenlerin üzerinden süzülen tuzlu su damlacıkları... 4- Hanımeli ve yasemin kokuları... 5- Sıcaktan herkesin ortadan çekildiği öğle vakitlerinde dolaşmak...
Yaşamak güzel!.. Berbat olan yaşadıklarımız!
***
Fizyolojiyi bir yana bırakırsak, zihin yapısı ve dünya algısı olarak "çocukluk" ne zaman biter? Ergenlikte mi? 20'li yaşlarda mı? İşe girince mi? Ne zaman, nerede biter çocukluk? Cevabım şaşırtıcı gelebilir ama gerçekte çocukluğun sonu çok erken gelir! Okula başlanır ve birkaç hafta sonra biter çocukluk! Çünkü okul başlayınca saat de işlemeye başlar. Yetişkinlerin saati!.. Çocuğun sabah uyanışını, evden çıkışını, derslerini, eve dönüşünü, oyun zamanını; daha doğrusu artık bütün hayatını düzene koyan saat! Oysa çocukluk "saatsiz"dir. Çocukluğun zamanı dakiklik nedir bilmez. Vahşidir, dilimlenmemiştir, programlanmaya direnir. Bir kez düzene girdi mi, gerçek çocukluk hapı yutar. Birden büyür çocuk. Dikkat edin, farkı fark edeceksiniz!
***
Zamanın değerini bil denir hep! Ama "zamanın değerini yetişkinler bilir, çocuklar bilmez" (Jay Griffiths) Çocukluğun değeri de tam oradadır işte!
***
Hastasına tutkuyla bağlanan hastabakıcı... Bazı aşk ilişkileri öyledir. Seven sevdiğinin "iyileşmesi"ni istemez! Ona bakar, kollar, kucaklar, "hapını" yutturur ama taburcu olmasına izin vermez. Ayaklarının üzerinde durmasını, sokağa karışmasını önler.
***
Durup dururken (!) aklıma Simone De Beauvoir-Jean Paul Sartre ilişkisi geldi yine! Daha doğrusu bu ilişkinin finali... Simone henüz liseli bir kızken tanışmışlardı. Hep birlikte oldular ama başka aşkların peşinden koşmayı da ihmal etmediler. Her seferinde birbirlerine döndüler. Yine de Simone'nin içinde "bu ilişkide bir eksiklik var" duygusu yer etmişti! Sanki bir türlü yeterince yakın değildiler. Hatta dostlarının anlattıklarına bakılırsa aralarındaki konuşmalarda hep resmi ve sakıngan bir dil hâkimdi! Ben Simone'nin o eksiği Sartre'ın öldüğü akşam gidermeye çalıştığını düşünür ve düşündükçe ürperirim. Olay şöyledir: Sartre'ın cansız, kangren yaralarıyla dolu ve pörsümüş bedeni hastanedeki odada çarşafın altında uzanmaktadır. Simone hemşirelerden izin ister, kapıyı kapatır ve çarşafı kaldırıp Sartre'ın yanına uzanır. Sabaha kadar orada kalır.
***
Çarçabuk bastıran yaz özlemleri: 1- Gecenin sabaha dönen saatlerine kadar kasaba meydanında bir kahvede oturup dostlarla sohbet etmek... 2-Sabah rüzgârla uçuşan perdeden sızan güneşe bakarak uyanmak.. 3- Bıçkın converse'ler, güzel ayaklara tembel bir uyumla bağlanmış şık sandaletler, güneş yanığı tenlerin üzerinden süzülen tuzlu su damlacıkları... 4- Hanımeli ve yasemin kokuları... 5- Sıcaktan herkesin ortadan çekildiği öğle vakitlerinde dolaşmak...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)