11 Ağustos 2014 Pazartesi

Pazartesi Sendromunu Yok Ettim

Hahaha çoook mutluyum! Şu an Alsancak’ta Swiss Otelin yanındaki Kahve Dünyası’nda oturmuş, filtre kahvemi içerken bu satırları yazıyorum. İnternet erişimi var ama özellikle interneti kullanıp da ilgimi farklı yönlere çekmek istemiyorum. Hani biraz da anda kalmak istiyorum… Ne de güzel bir Pazartesi sabahı bu böyle. Günlerden 11 Ağustos 2014. Saat tam 10:06, gölge ve köşe bir masa, güzel bir müzik eşliğinde kendime “off” vermiş adeta kendimi bulmak için fırsat vermişim kendime. Çok mu abartıyorum? Asla değil… Tamamen ihtiyacım olan bu kadar basit bir ara vermekmiş, her zamankinden farklı bir şey yapmak, biraz da kendimle başbaşa kalmakmış…

Masayı şöyle biraz daha önüme çekip klavyenin bi tık daha ergonomik olmasını sağladıktan sonra nasıl oldu da böyle bir gün yaşıyorum onun detaylarını paylaşayım…

Herşey 3 Ağustos Pazar günü Bursa’dan İzmir yönüne dönüş için yola çıkmaya hazırlanırken başladı. Arabaya eşyaları yüklerken kuşun pislediği bir yer görüp peçete ve su ile aracın etrafında gezmeye başlarken beni hiç de hoş olmayan bir sürpriz karşıladı. Yaklaşık 5 gündür park halindeki aracımın sağ kapısının camı kırılmış, üzerindeki krom çıta hasar görmüştü. “Hep mi beni bulur!” diye söylenip hazırlıkları tamamladıktan sonra yola çıktık. Yol boyunca “Neden ben?”, “Ne zaman/Nerede yaptıracağım?”, “Bu sene 2. Hasarı da yaptık, kasko kim bilir ne kadar çıkacak?”, “Hafta içi önemli 2 sunumum var, servise götürecek vaktim olmayacak, peki araç otoparkta böyle dururken başına bir şey gelir mi?” gibi sorular ve bunların türevleri ile 300 küsur kilometre yolu alıp İzmir’e geldim. Hafta içi tahmin ettiğim üzere oldukça yoğun geçtiği ve haftasonu da babamın ölümünün sene devriyesi olması sebebiyle araca ihtiyaç duyacağımdan bu Pazartesi günü için iş yerimden yarım günlük izin aldım.

Normalde pazar akşamüstü saatlerinde başlayan Pazartesi sendromum bu kez yerini yarın sabahtan Arkas’ta işlerimi halledip 11’de Alsancak’tan servise binmeliyim diye başlayan planlara bırakmıştı. Sabah güneş doğduktan sonra uyandım (çok da abartmadım, alarmımdan önce, 6:47’de) tabletten gazetelere göz gezdirdim, traş, duş ve kahvaltı sonrası yola çıktım. Zaten eve yakın olan servise gidip durumu hasar görevlisi arkadaşa anlattıktan sonra evrak işlerini de tamamlayıp İzban ile önce Halkapınar’a oradan da metro ile Çankaya’ya geldim. Price’ta çalıştığım günler sıklıkla kullandığım metroyu özlemişim. İnsanın sağına soluna bir kez daha bakıp, sahip olduklarına şükretmesi için güzel bir fırsat yaratıyor. Keşke daha çok imkanım olsa toplu ulaşım araçlarını kullanmak için ancak Okan da aramıza katıldıktan sonra bebek arabasıyla toplu ulaşım araçlarından iyice çekinir olduk. Neyse Çankaya’da inip, Hilton’un önünden geçip, Yeni Asır binasının önünde eski günlerdeki gibi o günün gazetesinin sayfalarına baktıktan sonra Kartal Yuvası’ndaki yeni formalarımızı inceledim ve kendimi Kahve Dünyası’na attım. Yaklaşık yarım saattir bir yandan yazıp, bira yandan filtre kahvemi kıvamına getirecek sütü dengeli bir şekilde ekleyerek içiyorum ve gelen geçene bakıyorum. Hayat böyle farklılıklar yaparak harika oluyor! Abartmıyorum gerçekten çok mutluyum. İşimi de çok seviyorum ancak arasıra farklı bir şeyler yapmak gerektiğini de biliyorum. Bu kısa ara bana çok iyi geldi. Günün geri kalanında kelimenin tam anlamıyla iş yerinde “yardırmaya” hazırım. Çok verimli bir gün olacağını şimdiden kestirebiliyorum.

Siz de arasıra kendiniz için bir mola verin. Metrodan buraya yürürken Paşabahçe’nin vitrininde güzel bir yazı gördüm: “Hayat en güzel hediye” yazmışlar. Gerçekten de öyle, yeter ki hayatın koşturmacasının içerisinde kendinize bunu fark edecek fırsatı yaratın.
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Google adsense

Analytics