müdür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müdür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2023 Cumartesi

En Güzel Günler Bizim Olsun

Ne yapalım olmadı

Bir başka bahara kaldı

Daha neler, ne günler göreceksin


En güzel yıllar en güzel anlar

Senin olsun, senin olsun


Hadi gül, gül biraz gözlerinde bayram olsun

Dışarıda güneş açmış gel koşalım


Söz& Müzik: Rafet El Roman


Evlilik yıl dönümümüzü evde kutladığımız bu akşam, ayıptır söylemesi yemekte balık yiyince çöpü atmak üzere asansöre bindiğimde aynaya bakıp kendime yukarıdaki şarkıyı söylerken buldum kendimi…

Son üç yıldır kariyerimde çok ama çook mutluyken ilk kez bu hafta büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Bir beklenti içine girmiştim ama maalesef girdiğim o beklentiden mutlu sonla çıkamadım. Süreçle ilgili adımlar atılırken bir şekilde kendimi ne kadar temkinli tarafta tutmaya çalışsam da insan psikolojisi iyiyi umut ediyor ve beklentiye giriyor. Ve maalesef o beklenti karşılık bulamayınca da, lafı gevelemeyeyim: üzülüyor insan.


Geçen Salı günü olumsuz haberi yanındaki tesellisiyle beraber aldıktan sonra içimden ne çalışmak ne de ofiste kalmak geldi. Eve biraz erken gidip çevredeki sokaklarda gezdim ama yine içim rahat etmedi. Yapılacak işler, cevaplanacak mailler vardı. Yine döndüm çalışmaya, belki benim güvenli alanım buydu, belki sorumluluğum, belki de çıkış yolum buydu. Küsmek çözüm yolu olmayacaksa, ki bunu tecrübe etmiştim önceden, yapılacak tek şey yola devam etmekti.

Şimdi kaldığım yerden ümit ederek yola devam ediyorum… Belki kalbim kırıldı, belki önümde net bir ajandanın olmaması hevesimi kırdı ama üç yıl önce nasıl bir çıkış yolu bulduysam, bir sonraki hedefe gitmemi sağlayacak o fırsat illa ki gelecek. Önemli olan benim o gün hazır olmam. Kaderim yazdıysa, bozmak olmaz.



1 Ağustos 2023 Salı

PMI'da 10 Yıl Bitti, Ya Şimdi?

1 Ağustos 2013 Perşembe günü, bundan tam 10 yıl önce Philip Morris’te işe başladım. Fabrikanın kapısından adımımı attığımda adı Philsa Philip Morris Sabancı Sigara ve Tütüncülük A.Ş. idi ve benim de ünvanım Genel Muhasebe ve Vergi Analisti’ydi. Aslından fabrikanın karşı komşusu Opel Türkiye’de (General Motors Türkiye Ltd. Şti.) çalışırken “bir gün burada çalışacağım” diye hedeflediğim Philip Morris’e girmeden önce üçer yıl PwC ve GM maceralarımda da aklım hep Philip Morris’teydi. İşe başladığım pozisyonun ilanını gördüğümde bu ilan tam da beni tarif ediyor derken o beklediğim “bir gün”ün çok yaklaştığını hissetmiştim. 2013’ün Mayıs ayında başlayan mülakat süreci, eşimin hamile olduğunu öğrenmemiz, bebeğin bereketiyle geleceğini düşündüğümüz o yaz günleri derken GM’deki ihbar süremi doldurup iple çektiğim ilk iş günüme ulaşmıştım. Yeni arkadaşlar, üretimi olan bir iş yerinde çalışmak, meşhur Philip Morris yemekleri gibi pek çok merak ettiğim şeye cevap bulduğum o ilk günün üzerinden bugün tam 10 yıl geçmiş oldu.

Şampiyon olmuşçasına yumruklarımı sıkarak sevindiğim günlerim de oldu, dayanamayıp ağladığım da… En sevdiğim, güvendiğim kişileri de burada tanıdım, keşke yollarımız kesişmeseydi dediğim iş arkadaşlarım da oldu. Hayaller kurdum, bazılarına ulaştım, bazılarına ulaşmak için çabalamaya, emek sarfetmeye devam ediyorum. Nasip olur ya da olmaz, bilemiyorum ama buradaki hikayem bittiğinde çabalamadım dememek için ben elimden geleni yapıyorum, yapmaya devam edeceğim. On yıl önce ilk adımı attığımda, belki bugün için farklı şeyler hayal ederdim ama şükredip devam etmeyi biliyorum.

Geriye dönüp baktığımda, hayatımdaki en önemli kararlardan birini de yine Philip Morris’te iken kariyerim için verdiğimi görüyorum. Pandeminin hayatımıza girdiği 2020 yılında, Kıdemli Vergi Analisti olarak çalışırken neredeyse her sabah Resmi Gazete’de yeni bir vergi düzenlemesi çıkıyordu, bunun analizini yapıp şirketimizi nasıl etkileyeceğini yönelik bilgilendirme ya da sunum hazırladığım dönemde Duty Free şirketimizde bir fırsat çıkmıştı. Hem de ulaşmayı çok istediğim “Manager” ünvanlı bir pozisyondu. Bugünkü gibi uzaktan çalışmanın hayatımızda sıradan bir uygulama olmadığı o günlerde bu pozisyonun İstanbul’da olması beni zor bir karar almaya itmişti: ya kabul edip İstanbul’a taşınacaktım ya da reddedip İzmir’de kalarak bekleyecektim. “İyi ki” dediğim kararımı alırken eşimin de desteğini almış, onu çok sevdiği İzmir’den ayırmıştım ama şükür ki İstanbul bize hep iyi yüzünü gösterdi. Hayatımızdaki en önemli değişikliklerden birini Philip Morris ile yapmış olduk. İstanbul’da çok sevdiğim insanlar listesini geliştirmek de en büyük kazançlarımdan biri oldu.

Dediğim gibi, şimdilerde hayal etmeye ve o hayallere ulaşmak için çalışmaya ve kariyer yolculuğumu yönetmeye devam ediyorum. Bakalım bu yolculuk beni nereye götürecek? Nelere ulaşabileceğim? Yoksa hayal bile edemeyeceğim yerler kısmet olacak mı? Her şeyin hayırlısı… İlerlemeye devam…



29 Aralık 2019 Pazar

Bir Kariyer Tavsiyesi


Linked’inde Forbes'ta yayımlanan bir makale gördüm bu akşam, kafamın içindeki soru işaretine şeytanın bakış açısıyla dalan bir yaklaşımla "kariyerde bekleyerek bazı şeylerin değişmesini beklememek gerektiği"ni öğütlemiş. Uzun uzun bu konuda yazabilecek kadar doluyum ama şimdilik bu konunun izi olsun diye not alıp park etmek istiyorum. Kim bilir belki bir gün bu yazıya atıfta bulunurum…



“You should just stay there and wait it out.”
If you’re in a toxic work environment, if your boss doesn’t support you, if there’s no room for career growth, if the opportunities for career growth don’t align with what you want to do next, if you feel stagnant at work, you should not just stay there and wait it out. It doesn’t matter how many people think your company is so cool, or how well you’re paid in your role, nothing changes if nothing changes. If you’ve tried all the things to make it work and it’s still not working, you need to implement an exit strategy. Waiting for your boss or other people to make your career more fulfilling puts the responsibility in someone else’s hands, and your career is, and will always be your responsibility.

https://www.forbes.com/sites/adunolaadeshola/2019/12/27/8-terrible-career-tips-you-should-leave-in-2019/#7c52e242af46

5 Mayıs 2017 Cuma

Serhan Abi

2013 yılı Mayıs ayında Philip Morris için girdiğim mülakatta tanıdım ilk kez “Serhan Tekin”i. Ben işi almak için o kadar çok heyecanlıyken, sanki o da karşımda benim kadar heyecanlıydı. Mülakat için önceden hazırlık yapmış, kanunen kabul edilmeyen giderlerden, indirilemeyen katma değer vergilerinden sorular hazırlamış, bunları heyecanla sorarken, yanıtlarımı da merakla dinliyordu.

Sonra 1 Ağustos 2013 geldi ve resmen “Serhan Bey”e direkt bağlı olarak çalışmaya başladım. Çok geçmeden “Bey”i kaldırıp “Abi” olarak güncelledik. “Serhan Abi” o döneme kadar hayatıma girmiş yöneticilerin en farklısıydı. Her şeyden önce o kadar komikti ki odasından çıkıp verdiği kısa teneffüs aralarında hepimizi kendine özel espri bombalarına tutardı. “Birlikte güldüğünüz insanların değerini bilin” derler ya, Serhan Abi ile çalışıncaya kadar hiçbir amirimle bu kadar çok gülmemiştim. Bırakın amiri, kendi özelimi birine anlatırken kendimi hiç bu kadar rahat hissetmemiştim. İşi arkadaşlıkla o kadar iyi dengeliyordu ki, ne fabrikada gece yarısını görmek, ne de Alsancak’ta denetim firmasının ofisinde IFRS kayıtları için kafa patlatmak insana fazla mesai gibi gelmiyordu. Beraber geçen üç buçuk yılda güzel hatıralar biriktirdik. Öyle hatıralar ki buraya yazsam konuyu bilmeyip de okuyan biri yanlış şeyler düşünür mü diye çekinmeden edemiyorum…

O hep “iyi”, “bonkör”, “komik”, “karizmatik”, “çağdaş”, “saygılı” (bu güzel sıfatlar uzar gider) bir ADAM’dı. Bununla beraber çocukla çocuk olmasını da iyi bilirdi. Okan’ın geride kalan üç yaş gününde de curcunanın içinde onun en iyi oyun arkadaşı olmayı başardı.

Dile kolay, öncekiler hariç, yaklaşık yirmi beş yıl aynı kurumda yüksek dikkat gerektiren sorumluluklarla çalışmak oldukça yıpratıcı bir iştir. Bir de yola beraber çıktığın arkadaşların teker teker gemiden ayrıldıysa sen de gemiden ayrılmayı, bir de sakin limandaki hayatı tecrübe etmeyi istersin. İşte Serhan Abi de şimdi yeni bir deneyim için aramızdan ayrılırken, o klasik “yeni bir beyaz sayfayı açarken” ben de onu yeni hayatına yolcu etmenin hem burukluğunu hem de mutluluğunu yaşıyorum. Ama şunu da biliyorum ki, Philip Morris bana yalnızca bir amir, bir iş arkadaşı değil, gerçek bir “Abi” kazandırdı ve biz güzel hatıralar biriktirmeye devam edeceğiz… Hep “keh keh” diye gülmen dileğiyle Serhan Abi…
Ofiste Son Gün

Çiğ Köfteli Doğum Günü Partisi

Biz Daha Çoook Sir Winston'a Gideriz...
 

Google adsense

Analytics