kariyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kariyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2026 Cumartesi

Dünya Böyle Çünkü Sen Böylesin


İki haftalık uzun bir iznin ardından masaya oturduğunuzda, her şeyin kontrolünüz altında olduğunu hissedersiniz. Enerjiniz yüksektir. Hatta Avrupa'nın büyük kısmı tatilde olduğu için hafta sakin bile geçiyordur.

Ta ki Cuma öğleden sonraya kadar.

Tıpkı futbolda 90+ dakikada yenilen o beklenmedik gol gibi, haftanın bitimine saatler kala bir iş patlar. Gelen kutunuza düşen her yeni e-posta, takvimdeki her yeni toplantı bildirimi omuzlarınıza binen ekstra bir yüke dönüşür.

Eğer uzaktan çalışıyorsanız ve yazlıktaysanız, bu yükün çok daha acımasız bir boyutu vardır. Siz ekran başında mail hazırlayıp kriz çözmeye çalışırken, oğlunuz elinde havlusuyla denize gitmek için kapıda sizi bekliyordur. Mesai saatleri bitmiş olsa da, zihniniz hala o ekranın içindedir.

İşte o Cuma akşamüstü sahile indiğimde, denize girecek halim yoktu. Adeta bir savaştan çıkmış gibiydim. Çözüm Sığacık'ın o buz gibi soğuk suyunda değil, arkadaşlarla iki kelime edip o zihinsel düğümü çözmeyi bir süreliğine ertelemekteydi.

Multitasking Bir Başarı Madalyası Değildir

Ertesi sabah, zihnimi toparlamak için Sığacık’ta yürüyüşe çıktım. Kulaklığımda "Kitabın Ortası" podcasti çalıyordu. Konu çok tanıdıktı: Multitasking.

Modern iş dünyası bize aynı anda birden fazla işi yapmayı bir yetenek, bir övünç kaynağı olarak pazarlıyor. Toplantıdayken maillere cevap vermek, bir yandan sunum hazırlarken diğer yandan anlık mesajlaşma uygulamalarından gelen sorulara dönmek...


Aslında dünkü o büyük tükenmişliğimin sebebi krizin kendisi değil, isteyerek ya da istemeyerek içine düştüğüm bu çoklu iş bitirme telaşıydı.

İşin garip tarafı şu: Tatildeyken günde sadece iki kez Outlook’u açarak işleri gayet iyi yönetebilmiştim. İşe döndüğümde bunu neden yapamadım? Halbuki günde sadece belirli aralıklarla gelen kutumu kontrol etsem verimliliğim artardı. Ancak "önemli bir maili kaçırma riski" bu fikri hayata geçirmemin önüne geçti. Kontrolü kaybetme korkusu, beni yeniden o verimsiz multitasking çarkının içine çekmişti.

Dünya Böyle, Çünkü Sen Böylesin

Yürüyüş sırasında her zamankinden farklı bir yola saptım. O sırada Evrim Kuran'ın bir podcast bölümü başladı. Bölümün sonunda, Tanrılar Okulu kitabının yazarı Stefano D’Anna’nın o sarsıcı sözünü alıntıladı:

"Dünya böyle, çünkü sen böylesin."

Durup bu sözü hemen telefonuma not aldım. Çünkü Cuma günü yaşadığım o korkunç yıpranışın tam karşılığı buydu. Dünyamı stres ve yorgunluk sarmalına çeviren şey dışarıdaki olaylar değildi; benim onlara verdiğim tepkiydi. Yeni yaşıma girerken kendime verdiğim sözleri unutup, yine akışın içinde kaybolmuştum. Krizlere verdiğim tepkiyi değiştirsem, onları sadece "çözülmesi gereken olağan durumlar" olarak görebilsem, o akşamüstü sahile bir savaş gazisi gibi inmeyecektim.

Ekranı Kapatmak

Her şeyin bizimle başladığını fark edince, değişime en çok şikayet ettiğim yerden başlamaya karar verdim: Ekran sürem.

Özellikle sabah uyanır uyanmaz ve gece yatmadan hemen önce telefona, sosyal medyaya bakma huyum son zamanlarda beni ciddi şekilde rahatsız etmeye başlamıştı. Düşüncelerinizi değiştirmek istiyorsanız, önce rutininizi bozmalısınız.

Bu sabah yürüyüşten dönerken kendime Oksijen gazetesi aldım. Plajda ekranı kaydırmak yerine kağıda dokundum. Bu gece de yatarken o telefonu yatağımdan çok uzağa koyup, sadece kitap okuyarak uykuya dalacağım. Bunun bir hevesten çıkıp kalıcı bir disipline dönüşmesi şart.

Zihnimiz, ona ne beslersek ona dönüşüyor.

Eğer siz sürekli telaşlı, bölünmüş ve ekranlara bağımlıysanız, dünyanız da telaşlı ve yorucu oluyor.

Sözün özü; dünya böyle, çünkü sen böylesin. Bir sonraki sefere kadar, kalın sağlıcakla.

25 Temmuz 2026 Cumartesi

Fişi Çekmek ve Dönüşe Hazırlanmak: 2 Haftalık Bir Tatilin Ardından

Sığacık'ta bir Cumartesi sabahı - Gevrek alma zamanı

Kariyerimin en uzun tatili olan iki haftalık büyük molanın son gününe geldim. Bu seferki biraz içimi döktüğüm bir içerik olacak. Tatile girerken ne kadar heyecanlı ve mutluysak, biterken de içimizde o tanıdık burukluk oluşuyor. İnsan "bütün yıl bunun için bekledik, şimdi elimizden kayıp gitti" hissine kapılıyor. Ama ne yapalım, hayat devam ediyor; çalışıp iyi performans göstererek yeni hedeflere ve yeni tatillere odaklanacağız.

İkiye Bölünmüş Bir Tatil ve Anda Kalmak

Geriye dönüp baktığımda bu tatili ikiye bölebilirim. Bir kısmı Marmaris'teki aktif dinlenme süreci, ikinci kısmı ise yazlıkta ailemle geçirdiğim zamanlardı. Marmaris-Selimiye hattında bolca gezdik, eğlendik ve kafamızı dağıttık. İkinci yarısında ise zihnimi boşaltmaya odaklandım. 90 artılarda gelen son dakika gollerinin telaşesini ise şu son iki günde yaşıyorum. Tatil çok hızlı geçmiş olsa da, geriye güzel anılar ve fotoğraflar kaldı.

335 E-Posta ve İşten Gerçekten Kopabilmek

Tatil boyunca işten tamamen kopabildim mi? Kesinlikle. Perşembe akşamına kadar işe hiç bakmadım. Sadece perşembe günü, şirketteki organizasyonel bir değişikliği paylaşmak için arayan bir arkadaşımla iletişime geçtim.

Gelen kutumu açtığımda beni 335 e-posta bekliyordu. O uzun gecede aksiyon alınması gerekenler için aksiyon aldıktan sonra yeniden huzuru bularak uykuya daldım. Şu an itibarıyla aksiyon almam gereken sadece beş mail kaldı. Tatil boyunca günde maksimum 1 ila 3 kez gelen kutusu kontrolü yaparak süreci yönettim ve iş tarafını sorunsuz kapattım.

Yazma Tutkusu ve Yapay Zekanın İki Yüzü

Bu dinlenme sürecinde üretmekten kopmadım. Yazmayı, içerik üretmeyi seviyorum; bu hobi beni tatmin ediyor. İçeriklerimi kimse okumasa bile özgüvenim kırılmıyor, çünkü hepsi kendi hatıramda kalacak birer güzellik.

Yazarken yapay zekadan da sıkça faydalanıyorum. Bunun eksileri de var artıları da. Belki metnin doğallığını biraz kırıyor ama daha profesyonel görünmesini sağlıyor. Hem daha hızlı okuyup değerlendirmek hem de kendimi geliştirmek için harika bir araç.

Bu tatil sürecinde neler mi yazdım?

Volkan Yorulmaz: Tatilde "Fişi Çekmek"

Volkan Yorulmaz: Her Şeyin Bir Zamanı Var: Mükemmel Anları Neden Kopyalayamayız?

Volkan Yorulmaz: Teknedeki Liderlik Dersi - Selimiye’den Bir Kaptan Hikayesi

Volkan Yorulmaz: İş Dünyasında "Tatlı Dil" Algoritması: Söğüt'ten Bir Müşteri Deneyimi

Volkan Yorulmaz: Sadeliğin Lüksü: Solto Selimiye'ye Neden 7 Yıl Sonra Tekrar Gittim?

Volkan Yorulmaz: Hesaplamayı Bırak: Her Şey Dahil mi, Oda-Kahvaltı mı?

Volkan Yorulmaz: The Best Way to Survive AI: Leadership Lessons from My Summer Vacation

Abartıp bir de AI ile kitap yazıp yayınladım. Buyurun:

Volkan Yorulmaz: The Bigger Game: How World Cup 2026 Changed Football Forever | Book Launch by Volkan Yorulmaz

İndirmek için: The Bigger Game: How World Cup 2026 Changed Football Forever - Volkan Yorulmaz - Google Play'de Kitaplar

Mükemmeli Beklememek

Beni yataktan fırlatacak, derinlemesine araştırma yapacağım yepyeni bir proje fikriyle dönmüyorum. Ancak elimdeki projeleri parlatmaya kararlıyım. Tatil boyunca biraz YouTube'da ve GitHub'da gezindim, anahtar kelime araştırmaları (keyword research) yaptım. Herkesin işine yarayacak mükemmel fikri bulmak zor; bu yüzden elimizdekilerle yola çıkıp, yolda daha özgün bir şeyler üretmeyi umuyorum.

Temmuz ayını kapatırken, Ağustos için de küçük bir adaptasyon planım var. Hafta sonlarıyla birleştirip dinlenmek ve iş hayatına geçişi yumuşatmak için Ağustos boyunca her cuma günü yıllık izin kullanacağım.

Daha güzel günlerde görüşmek dileğiyle.

16 Temmuz 2026 Perşembe

İş Dünyasında "Tatlı Dil" Algoritması: Söğüt'ten Bir Müşteri Deneyimi


Takvimler 16 Temmuz 2026 Perşembe gününü gösteriyor. Marmaris’teki tatilimin ilk etabının son günü.

Bir önceki yazımda, denizin ortasında Şener Kaptan'ın bize yaşattığı unutulmaz liderlik deneyiminden bahsetmiştim. Bugün ise rotamızı karaya çeviriyor ve iş dünyasının en temel, en eski ama en çok unutulan kuralını konuşuyoruz: İletişim ve tatlı dil.

Bir Sosyal Kanıt Olarak "Tavsiye"

Her şey dün tekne turundayken Instagram'a attığım kısa bir videoyla başladı. Suadiye'deki apartman komşumuz videoyu görüp bana şu mesajı attı: "O kadar uzağa gittiyseniz, mutlaka Söğüt'e de geçin ve akşam yemeğini Yasemin Restoran'da yiyin."

Bir markanın sahip olabileceği en güçlü pazarlama aracı, kendisinden memnun kalmış bir müşterinin gönüllü elçiliğidir. Tavsiyeyi aldım, hemen Google yorumlarını okuyup dijital teyidimi yaptım ve arayıp rezervasyonumuzu oluşturdum.

Selimiye'den yola çıkıp önce Bozburun'a uğradık. Ancak aşırı sıcak ve denize girmek dışında yapacak bir şey olmaması nedeniyle orada fazla vakit kaybetmeden asıl hedefimiz olan Söğüt'e doğru yola koyulduk.


Karşılamanın Gücü: Yasemin Hanım Etkisi

Söğüt'e varıp aracımızı park ettiğimiz anda yanımıza güler yüzlü bir hanımefendi yaklaştı.

"Hoş geldiniz, ben Yasemin," dedi. Gideceğimiz Yalıbaşı restoranın işletmecisiydi.

Bölgeye ilk kez geldiğimizi anında fark etmişti. Bize çevreyi, denize sıfır o dar yürüyüş yolunu ve başka alternatif olmadığını tüm nezaketiyle anlattı. Masamızın 19:15 gibi hazır olacağını söyleyerek beklentimizi doğru yönetti.

Zamanı gelip restoran kısmına geçtiğimizde manzara kusursuzdu. Harika bir gün batımı eşliğinde fotoğraflarımızı çektik. Ambiyans, lezzet, hatta esinti... Her şey birbiriyle uyum içindeydi. Yemek sonrası mekandan ayrılmak üzereyken Yasemin Hanım yine yanımızdaydı: "Memnun kaldınız mı? Bizim için misafirlerimizin memnuniyeti her şeyden önce gelir."

İşini iyi yapmak bir standarttır; ama işini iyi yaparken insanlarla kurulan bağ, sizi sıradanlıktan çıkarıp akılda kalıcı bir markaya dönüştürür.

Kodların Çözemediği Algoritma: İnsan İlişkileri

Mekandan ayrılırken oğluma döndüm. O, zamanının büyük kısmını bilgisayar programlama, robotik,  ve yapay zeka yazılımları çalışarak geçiriyor. Kod yazarak sorunları çözebilen analitik bir zihni var. Onun teknik dünyasıyla benim kurumsal dünyamın kesiştiği o dersi  oğluma vermek istedim.

Ona dedim ki: "Bak, iletişimin ve tatlı dilin ne kadar önemli olduğunu görüyor musun?" O da bana: "Okulda olsak 'tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır' sözünün tam zamanı" dedi. Okulda öğretilenin gerçek hayatta bir yansımasıydı bu.

Tıpkı Şener Kaptan’ın liderliği gibi, Yasemin Hanım’ın işletmeciliği de aynı temele dayanıyor: Önce işini çok iyi yap, sonra insanlara kalpten dokun. Bunu yaptığınızda başarı, bolluk, bereket ve o çok arzulanan "5 yıldızlı olumlu yorumlar" kendiliğinden geliyor.

İletişim; parayla satın alamayacağınız, kopyalanamayacak ve yapay zekanın henüz otomatize edemediği en güçlü sermayedir.

Sonuç

Tatilin bu ilk etabını güzel anılar, alınmış harika dersler ve dinlenmiş bir zihinle kapatıyorum. Şimdi kahvaltı, son bir deniz keyfi, bavulları toplama ve tatilin ikinci yarısı için otele geçiş zamanı.

Peki ya siz? Kendi uzmanlık alanınızda, müşterilerinizi veya ekibinizi otoparkta (yani sürecin en başında) güler yüzle karşılayıp, onlara kendi alanlarında rehberlik eden bir "Yasemin Hanım" olabiliyor musunuz?

Düşüncelerinizi yorumlarda veya LinkedIn'de benimle paylaşın, üzerine konuşalım.

14 Temmuz 2026 Salı

Teknedeki Liderlik Dersi - Selimiye’den Bir Kaptan Hikayesi

Bazen en iyi liderlik derslerini plazalarda veya toplantı odalarında değil, dalgalı bir denizin ortasında alırsınız.

Geçtiğimiz günlerde ailemle Marmaris Selimiye’de tatildeydik. Bir tekne turu planlamak istedim. Uzun uzun araştırma yapmadım, sadece otelimize "Kimi tavsiye edersiniz?" diye sordum.

Tereddütsüz tek bir isim verdiler: Şener Kaptan.

Ertesi sabah kahvaltıda otel yetkilisi yanımıza gelip bu ismin arkasında nasıl durduklarını anlattığında bir kez daha anladım:

Gerçek itibar, siz odada yokken başkalarının sizin hakkınızda söylediği şeydir.


Tur boyunca, kurumsal dünyada yıllarca aradığımız o "örnek liderlik" pratiklerinin bir teknede nasıl hayat bulduğunu izledim. İşte Şener Kaptan'dan beyaz yakalılara ilham olacak 3 liderlik dersi:

1. Müşterinin İhtiyacını O Söylemeden Görmek (Proaktif Empati)

Eşimin güneşle arası iyi değildir. Oğlum ise ilk kez bu kadar uzun bir tekne yolculuğuna çıkıyordu. Tekneye adım attığımızda Şener Kaptan durumu saniyeler içinde analiz etti. Bize teknedeki en "stratejik" iki noktayı gösterdi ve neden orada oturmamız gerektiğini anlattı. Gün boyu güneşten ve sarsıntıdan en az biz etkilendik.

Ders: Liderlik, müşterinin veya ekibin sorununu kriz anında çözmek değil, krizi doğmadan öngörmektir.

2. Rakipleri Aşağı Çekmek Yerine Yukarı Taşımak (Bolluk Zihniyeti)

Kameriye Adası’na yaklaştığımızda deniz fazlasıyla rüzgarlı ve dalgalıydı. Şener Kaptan ustalığıyla tekneyi tek hamlede sorunsuz yanaştırdı. Ancak hemen arkamızdan gelen başka bir tekne defalarca denemesine rağmen adaya yanaşamadı.

Kaptanımız rakibinin başarısızlığını izleyip egosunu beslemek yerine, diğer kaptana seslenerek onu yönlendirdi ve onların da güvenle yanaşmasını sağladı. Biz ayrılırken diğer teknenin mürettebatı arkamızdan bağırıyordu: "Teşekkürler Şener Kaptan!"

Ders: Gerçek liderler pastayı tek başına yemeye çalışmaz. Sektöründeki diğer oyuncuları da yukarı çeker.

3. İş Tanımının Ötesine Geçmek (Beklentiyi Aşmak)

Son koya yanaşırken ileride ürkek ördekler gördük. Misafirlerin onlara olan ilgisini fark eden kaptanımız, sadece tekneyi durdurmakla kalmadı. Önce onların çıkardığı sesleri taklit ederek dikkatlerini çekti, ardından ikramlık karpuz kabuklarını suya atarak ördekleri teknenin dibine kadar getirdi. Herkesin yüzünde bir gülümseme, ellerinde telefon kameraları vardı.

Ders: Sıradan bir çalışan sadece işini yapar. Bir lider ise "unutulmaz bir deneyim" tasarlar.

Sonuç

Tatilde "fişi çekmeye" çalışsam da iş dünyasının dinamikleri peşimi bırakmıyor. Görünen o ki, unvanınızın ne olduğunun hiçbir önemi yok.

Eğer insanlar sizi tavsiye ediyorsa, rakipleriniz size minnet duyuyorsa ve müşterileriniz sizinle kendini güvende hissediyorsa; siz sadece dümende durmuyorsunuz demektir. Siz gerçek bir lidersinizdir.

Peki, siz kendi alanınızda dümeni nasıl tutuyorsunuz? Kendi "teknenizde" rakiplerinize el uzatacak cesaretiniz var mı?


Bu içeriği oluşturduktan bir gün sonra farklı ama yine iş dünyası için ilham olabilecek bir deneyim yaşadım. Dilerseniz İş Dünyasında "Tatlı Dil" Algoritması: Söğüt'ten Bir Müşteri Deneyimi buradan okuyabilirsiniz.

11 Temmuz 2026 Cumartesi

Tatilde "Fişi Çekmek"

Takvimler 11 Temmuz 2026. Birkaç saate arabamıza biniyoruz, rotamız Bursa'dan İzmir'e. Yıllık iznim başlıyor.


Ama kafamda o tanıdık, rahatsız edici soru: E-postalarımı tamamen unutmalı mıyım?

Çoğu kariyer uzmanı size "tatilde fişi tamamen çekmeniz" gerektiğini söyler. O meşhur otomatik e-posta yanıtını kurun ve arkanıza bakmayın.

Ben buna katılmıyorum.

"Tamamen kopma" (disconnect) fikri, çoğu zaman dinlenmekten çok stres yaratıyor. Döndüğünüzde karşılaşacağınız o devasa e-posta dağı düşüncesi bile tatilinizin tadını kaçırmaya yetiyor. Benim çözümüm? İşi zihnimde çok büyütmemek.

Yanıma bilgisayarımı ve iPad'imi aldım. Amacım saatlerce çalışmak değil; zihnimi boşalttıkça, kendimi dinledikçe yazmak. Bazen havuz kenarında aklınıza gelen parlak bir fikri not almak, "fişi çekememek" değil, tam aksine işinizi keyif aldığınız bir yaşam tarzına entegre etmektir.

Kökleri Ziyaret Etmek

İlk durağımız yazlık, Seferihisar. Çocukluğumun bir parçasının kaldığı yer.

Geriye dönmek, sitenin o sokaklarında geçmişi hatırlamak bana her zaman tarifsiz bir iyi gelme hissi veriyor. İlk haftasonu ailemle uzun kahvaltılar, deniz ve biraz nostalji. İkinci hafta ise tempoyu tamamen düşürüp; sabah sporları, kitaplar ve yazılarla dolu bir rutin.

13 Yıllık Kariyerin Anatomisi

Temmuz ayı sadece tatil değil, şirketimdeki 13. yılımın da dönümü.

Geriye dönüp baktığımda bu süreci ikiye ayırıyorum:

  • İlk yarı: "Ben burada ne yapıyorum?" diyerek kendimi sorguladığım, müthiş mutlu başladığım ancak sonrasında tatminsizliklerle boğuştuğum bir arayış dönemi.
  • İkinci yarı: Aydınlanma. Kendimi iyi ifade edebildiğim, değer ürettiğimi hissettiğim ve bundan keyif aldığım o olgunluk dönemi.
Öğrendiğim en büyük ders şu: Yukarı çıktıkça mesele sadece işi bilmek olmaktan çıkıyor. İnsan doğasını okumak, karakterleri analiz etmek ve onlarla müzakere edebilmek her şeyin önüne geçiyor.

Yapay Zeka Bizi İşsiz Bırakacak mı?

Kariyer üzerine düşünürken, dün bir yönetici arkadaşımla yaptığım sohbet aklıma geldi. Konu, iş dünyasının şu anki en büyük "filine" geldi: Yapay Zeka (AI).

Sektörde yapay zeka kaynaklı işten çıkarmalar zaten konuşuluyor. Arkadaşım bana döndü ve çok net bir şey söyledi:

"Sen çalışırsan, bir şeyler üretmeye ve şirkete fayda sağlamaya gayret edersen, şirket sana her zaman çalışacak bir yer bulur."

İşte odaklanmamız gereken tek şey bu.

"Yapay zeka işimi alacak mı?" diye sormayın.
"Yapay zekanın otomatize edemeyeceği ne üretebilirim?" diye sorun.

Eğer sadece birbirini tekrar eden, rutin işler yapıyorsanız, evet, risk altındasınız. Ama olayları görebilen, karmaşadan değer çıkaran ve o rutin işlerin otomatize edilmesini bizzat sağlayan kişi olursanız, kurumunuz için vazgeçilmez olursunuz.

Sonuç Yerine: Yeni Bir Rutin

Dinlenmek için hayatla olan tüm bağlarınızı koparmak zorunda değilsiniz.

Kendi ritminizi bulun.

Önümüzdeki iki hafta boyunca bolca dinlenecek, eski dostlarla gülecek, çocukluğumun geçtiği sokaklarda yürüyecek ve yeni fikirler için zihnimde yer açacağım. Bu süreçte LinkedIn ve blog için de bol bol içerik üreteceğim.

Çünkü yorulmadan üretmeye devam etmek de, bu tatmin edici sürecin bir parçası.

İyi tatiller!

31 Mayıs 2026 Pazar

Yatırım Sepetim ve Yurtdışı Kariyer Heyecanım

Mudanya’da denizin karşısındayım. Fonda Sade’den Smooth Operator çalıyor. Bu sabah tatilin en verimli saatlerini geçirdim. Yapay zeka ve Twitter’dan yararlanarak kendime yeni bir yatırım planı hazırladım. Hedef: Yapay zeka dünyası ve onu destekleyen şirketler.



Uzun süredir iş dışı bir konuya bu kadar odaklanmamıştım. Belirlediğim son beş hisse senedini ajandama ve banka uygulamama kaydettim. Haziran ile birlikte alımlara başlıyorum.

Tatile çıkmadan önce yapay zekayla sıkı bir beyin fırtınası yapmıştım. En uygun fiyattan dolar almak için bir strateji belirledik. Benim gibi az insan ilişkisi ve bol teknoloji seven biri için döviz bürolarını ve kuyumcuları ziyaret edip en iyi teklifi almak üzerine bir tavsiye almak başta zorlayıcı olabiliyor. Ancak öneriler son derece mantıklı. Rakamlar büyüdükçe bu kuralları tartışmasız uygulamak gerekiyor. Bakalım beklentilerim gerçekleşecek mi? 

Konfor Alanı ve Yurtdışı Paradoksu

Paradan bahsetmişken konuyu kariyer hedeflerine getirelim. Ne de olsa yazılan hedeflerin gerçekleşme oranı daha yüksekmiş, yazalım da hedefler gerçek olsun.

Ben 2013’ten beri yurtdışında çalışmayı hayal eden biriyim. Şu an bu hayale en yakın ve en hazır olduğum dönemdeyim. Fakat garip bir şekilde, tam bu eşikte heyecanımı biraz yitirdim. "Doğru zaman belki de şimdi değildir" diye düşünmeye başladım.

Nedeni rasyonel. Türkiye'de kurlar baskılanınca, yurtdışındaki alternatiflerime kıyasla mevcut durumumun daha iyi olduğunu gördüm. Bu kez gideceğim ülkenin bana Türkiye'den daha fazla yaşam kalitesi sunmasını bekliyorum. Ancak elimdeki seçenekler beni henüz ikna etmedi. Ben de "Gün doğmadan neler doğar" diyerek konunun üzerine çok düşmemeye karar verdim. Önümüzdeki performans toplantıları yönü belirleyecek.

Emek, Kaygı ve Gelecekteki Post

Terfi aldığım 2024 yazından beri büyük bir proje üzerinde çalışıyorum. Özellikle son altı ay çok yoğundu. Şimdi projenin kilometre taşlarını tek tek aşıyoruz. Final çizgisine bu kadar yakınken, emeklerimin takdir edilmesini umuyorum.

Geçmişte bu konularda öyle büyük hayal kırıklıkları yaşadım ki, içimde hep haksızlığa uğrayacakmışım gibi bir kaygı uyanıyor. Ama negatif senaryoları çağırmak anlamsız. Bu hikaye başarıyla bittiğinde LinkedIn’de paylaşacağım o içeriği şimdiden hayal etmek çok daha keyifli.

Americano’m rüzgarda yavaş yavaş soğuyor. Yeni ayın planları ise masada beni bekliyor. Haydi bakalım, ben kaçtım...

Etiketler

Yatırım, Yapay Zeka, Kariyer, Finans, Hisse Senedi, Kişisel Gelişim


30 Mayıs 2026 Cumartesi

Mudanya Sahilinde Kısa Bir Mola

Mayıs ayı bu yıl resmen tatil bombardımanı gibi geçti, farkında mısınız? Hele o on günlük upuzun bayram tatili... Derken, takvimler Mayıs’ın sondan ikinci gününü gösterdiğinde (ki kendisi aynı zamanda o uzun tatilin de sondan ikinci günüydü) içimi bir telaş kapladı. Zamanın kum saati sanki daha hızlı akmaya başlamıştı ve benim o son damlaları çok iyi değerlendirmem gerekiyordu.

Ev ahalisi (eşim ve oğlum) farklı planlar ve sebeplerle evde kalmayı tercih edince, ben de bu durumu hemen bir fırsata çevirdim. Ne zamandır aklımda olan, "Şöyle tek başıma otursam, denize baksam ne iyi gelir" dediğim o Mudanya sahilindeki kafeye attım kendimi. Karşımda deniz, elimde kahve, kafamda ise biten tatilin muhasebesi...

Zor Bir Cümle, Zor Bir İtiraf

Şimdi size bu tatilin benim için nasıl geçtiğini özetleyen, kurması da kabul etmesi de biraz zor bir cümle kuracağım:

Bu uzun bayram tatili, benim için dinlenmek yerine, çalışmaya ara ara ara verdiğim bir türden geçti.

Tatilin İlk Günü Bebek Starbucks'ta Çalışırken

Bebek'teki Manzaram

Evet, kulağa biraz karmaşık geliyor farkındayım ama iç dünyam tam olarak böyleydi! İşten bağı koparmak benim için o kadar zor ki, "tatil" denilen o on günde bile her gün düzenli olarak mail kutumu kontrol ettim, cevaplar yazdım, önemli toplantılara katıldım, sunumlar ve toplantı notları hazırladım.

Kağıt üzerinde uzun süredir böyle büyük bir molaya çıkmamıştım. Ama ne derler bilirsiniz; huylu huyundan vazgeçmiyor. Laptop kapansa cep telefonundan Outlook, MS Teams ve Copilot açılıyor, bir şekilde o işler yapılıyor.

Temmuz Stratejileri Şimdiden Başlasın!

Yine de kendime haksızlık etmeyeyim, Mudanya sahilinde tek başına geçirilen şu birkaç saat bile ruhuma iyi geldi. Hem bu bir son değil, sadece bir fragman!

Nasipse Temmuz ayında önümde daha da uzun bir mola var; tam iki haftalık, gerçek bir ara. Şimdiden düşünmeye başladım: Bakalım o zamanki planlamam nasıl olacak? Yine maillerle köşe kapmaca mı oynayacağım, yoksa bu sefer gerçekten "bağlantıyı kes" butonuna basmayı başarabilecek miyim?

Gelişmeleri ve Temmuz maceralarını yine burada konuşuruz. Şimdilik Mudanya’dan, denizin dalga seslerinden hepinize sevgiler!

12 Nisan 2026 Pazar

Kurumsal Hayatın Yükü, Yurtdışı Hayalleri ve Zürih Bileti


Hiç Okunmamasını Tercih Ederim

Yazdıklarımın ne kadar okunduğunu merak edip gün içerisinde istatistiklere bakıyorum ama bu yazıyı kimse okumazsa hiç üzülmem. Çünkü bu kez, kimselerle kolay kolay paylaşamadığım o iç sesimi yazıya dökeceğim.

Bir süredir tadım tuzum yok. İş yerinde gösterdiğim çabanın karşılığında hak ettiğim takdiri, performansımla hiç ilgisi olmayan sebeplerle görememek beni yoruyor. Diğer yandan birikimlerime ne kadar özen göstersem de yatırımlarımın dilediğim gibi büyümemesi, aksine yerinde sayması canımı sıkıyor. "Haydi biraz hatıra biriktirelim, gezip tozalım" dediğimizde ise hayat pahalılığı gerçeğiyle yüzleşiyorum. Eve dönünce kendimi o meşhur "Değer miydi?" sorusu ve "Geleceğimiz ne olur?" kaygısıyla baş başa buluyorum. Bugün Suadiye sahilinde yürürken Burak ağabeyin de dediği gibi; fazlasıyla sonunu düşünerek yaşıyorum. Hal böyle olunca yüküm artıyor, ruhum ağırlaşıyor. 2025 biterken yazdığım o "rahata bağlama" niyetlerimi maalesef hayata geçiremedim. Huy işte; kolay kolay çıkmıyor.

Güzel hatıra biriktirdiğimiz anlardan...

Geçen Cuma, yurtdışına gönderilecek birkaç satırlık basit bir açıklama (varyans sebebi) için saat 17:00’den 18:30’a kadar arabada kelimelerin üzerinden defalarca geçtik. En nihayetinde gönderip, ailece tiyatroya gitmek üzere yola çıktık. "Bitti mi acaba?" diye içimden geçirirken telefon çaldı. Halbuki Teams’imi "çevrimdışı" yapmıştım ama sorumluluk duygusu işte, dayanamayıp açtım. O an anladım ki bir konferans görüşmesine dahil edileceğim; nitekim öyle de oldu.

Yol boyunca neden metnin bir yerinde belirli bir ödeme detayının eksik kaldığına dair nasihat dinledim. Geri bildirime sonuna kadar açığım ancak o kadar emekten sonra, o saatte ve tam da ailemle tiyatroya giderken bunun yaşanması olacak iş değildi. Keyfim acayip kaçtı. İlk kez işimi gerçekten bırakmak istedim. Benimkisi kaçmak değil; sadece her türlü zorluğa göğüs germekten yorulmaktı.

Fiziken tiyatroda olduğum anlardan, kafa olarak ise bambaşka yerlerdeydim...

Cumartesi günü her şeyi unutmak için elimden geleni yaptım. Bol bol gezdim, güneşin tadını çıkardım. Oğlumun bu yaz da İngiltere’ye gidebilmesi için gereken noter ve tercüme işlerini hallettim. Pazar ise rutine göre daha tembel geçti. YouTube’da Portekiz’de yaşam videoları izlerken buldum kendimi. Olası bir terfi ile oralara gidersem hayatın nasıl olacağını hayal etmeye çalıştım. İstanbul’daki kazancımla oradakini kıyasladığımda beklentim devasa olmasa da yeni bir deneyime, kariyerimde bir adım daha atmaya niyetliyim. Bakalım zaman ne gösterecek?

Küçük bir macera tohumu da ektim bu hafta: Önümüzdeki hafta için günübirlik bir Zürih bileti aldım. Pegasus kampanyasından vize gerekliliğini yerine getirmek için uygun bir fiyata kapattım biletleri. Eğer paraya kıyabilirsem, belki bir yatırım olur diye düşünüp kendime bir Rolex alıp dönerim; o günübirlik ziyaretin kalıcı bir hatırası olur. Bu arada, hani olur da beni tanımayan biri bu yazıyı okursa diye not düşeyim: İsviçre "red carpet" vizemi aldım ama henüz orada bir toplantım organize olmadı. Konsolosluğa verdiğim "ilk giriş" sözünü tutmak için bu kısa ziyareti yapacağım.

Ben bu son satırları yazarken Macbook’um uyku bildirimini gönderdi bile. Madem Pazar gecesinin son saatine girdik, uykumu alıp yeni haftaya öyle başlayayım.

Oh be, yazmak gerçekten iyi geldi. Her şeyin daha güzel, daha verimli ve keyifli olduğu; sağlık ve neşe dolu bir hafta olması dileğiyle… 




11 Ocak 2026 Pazar

İstanbul’dan Krakow’a: İş Devri, Network ve Yeni Hedefler

11 Ocak 2026, Pazar sabahı… İstanbul’da müthiş bir yağmur ve fırtına eşliğinde kendimi havalimanında buldum. Gereksiz detayları atlayalım; istikamet Krakow, Polonya. Philip Morris’in finans için en büyük ortak hizmet merkezlerinden birine nihayet gitme fırsatı doğdu. Açık söyleyeyim, Lozan kadar hayalini kurduğum bir yer değil ama yurtdışına çıkmak, yeni bir şehir görmek her zaman iyi gelir. Hava koşulları mı? İndiğimde -3 derece, gün içinde -10 bekleniyor. Zamanlama harika değil belki ama olsun, değişiklik iyidir.

Bu seyahat öncesi denetim ve yıl kapanışı derken oldukça yoğun bir dönem geçirdim, dersimi pek çalışamadım. Neyse ki Krakow ekibi bana uzun bir “görülmesi gereken yerler” listesi hazırlamış. Ben de hafta sonu YouTube’dan birkaç gezi videosu izledim. Beklentim düşük, soğuk biraz korkutuyor ama otelde kapanıp kalsam bile ortam değişikliğinin bana iyi geleceğine ve network açısından faydalı olacağına eminim.

Asıl amaç iş devri. Beraber çalışacağım arkadaşım ile masaya oturup elimdeki işleri hızlıca aktaracağım. Aylar öncesinden hazırlanmış bir listem var; bu akşam otelde son kez göz atıp yarın başlıyorum. Onun işe başlangıcı duyuruldu ama ben de anahtar roldeki kontaklara bir kez daha bilgi geçip sürecin sorunsuz ilerlemesini istiyorum. Çünkü benim de hayallerim var. Bir sonraki rol için niyetlendiğim bu dönemde hedef seçmenin ve odaklanmanın ne kadar önemli olduğunu, doğru kişilerle desteklemenin işleri nasıl kolaylaştırdığını her geçen gün daha iyi anlıyorum.

Bu yolculuklar, havaalanı, uçuş, otel… Şehirde bir restoranda tek başına yemek yemek bile bazen hayaller ve hedefler üzerine düşünmek için harika bir fırsat. Yoğun gündemde aklımıza gelmeyenleri not almak için birebir. Şimdi ben de bu fırsatı değerlendirip bu satırları kaydediyorum. Birazdan o anlara geçiş yapacağım.

Sevgiyle… 



-----------------------

  • Krakow seyahati
  • Polonya iş seyahati
  • Philip Morris finans merkezi
  • Yurtdışı iş deneyimi
  • İş devri süreci
  • Kariyer hedefleri
  • Network oluşturma
  • Krakow gezi rehberi
  • Yurtdışında çalışma
  • İstanbul’dan Krakow’a
  • 28 Aralık 2025 Pazar

    Dalyan Parkı’nda Bir Cuma Sabahı: 2026 Manifestosu


    26 Aralık 2025

    İstanbul’da aralık ayı, insanın yüzüne çarpan sert bir rüzgar ve zihinde biriken cevapsız… Bugün 26 Aralık. Caddebostan’dan çıkıp Dalyan Parkı’na doğru yürürken, arkamda bıraktığım 42 yılın ağırlığını değil, önümdeki 43. yaşın o tuhaf heyecanını hissediyorum. Günümüz beyaz yakalısının en büyük yanılgısı, hayatı bir "verimlilik projesi" sanması. Ben de bu sabah, o projenin bir günlük izne ayrılmış yöneticisiyim.


    Performansın Yorgunluğu

    İş dünyasında yeni bir pozisyona geçtiğinizde, size sadece bir unvan değil, aynı zamanda görünmez bir korku da verirler: "Hata yapma lüksün yok." Son birkaç ayımı, işler aksamasın, kimse eksikliğimi hissetmesin diye kendimi adeta parçalayarak geçirdim. Ancak sahil yolundaki banklara vuran dalgaları izlerken fark ediyorum ki; bu aşırı özveri, aslında bir tür kaçış. Sürekli çalışmaktan bahsetmenin, insanın kendi ruhuna karşı geliştirdiği bir tür antipatiye dönüştüğü o noktadayım. Harvard Business Review’in o meşhur yaşam dengesi makalelerinde okuduğumuz "esenlik" (well-being) kavramı, çoğu zaman bir lüks gibi görünse de, aslında hayatta kalma mekanizmasının ta kendisi.

    Bedenin Hafızası

    40’lı yaşlar, bedenin size ilk kez "Hayır" dediği ya da en azından "Eskisi kadar hızlı değil" diye fısıldadığı bir eşik. Sağlık, gençlikte hiç bitmeyecek bir kredi limiti gibi görünür. Oysa geçtiğimiz günlerde girdiğim check-up sonuçlarını incelediğimde bu yatırımın en çok ihmal edilen portföy olduğunu görüyorum. Artık her sabah uyandığımda, 40 yaş üstü her erkeğin yaptığı o sessiz anlaşmayı yapıyorum: Kendine daha iyi bak, çünkü oyun henüz bitmedi. Uzayan hayatlarla beraber maçın artık eskisinden uzak olduğunu da düşünürsek, enerjimizi ve kaynaklarımızı akıllı kullanmamız gerektiği kesin.

    Küçük Bir Miras: 2026’nın Anlamı

    2026’ya dair planlarım banka hesaplarının çok ötesinde. Elbette bir evladım var ve onun için sağlam bir gelecek kurmak en büyük sorumluluğum. Ancak ona bırakacağım en büyük miras, biriken paralar değil; onunla havuzda geçirdiğim bir pazar sabahı ya da hafta sonu kaçamağı yaptığımız bir otelin sessiz bir köşesinde birlikte izlediğimiz o gün batımı olacak.

    O havalı New York Times editörlerinin sıkça hatırlattığı gibi; "İnsan, topladığı nesnelerin değil, kurduğu bağların toplamıdır." Önümüzdeki yıl daha az network, daha çok dostluk; daha az adet, daha çok derinlik biriktirmek istiyorum. Çünkü günün sonunda hepimiz sahilde tek başına yürüyen o yabancıyız ve bizi eve bağlayan tek şey, sevdiğimiz insanların sesidir.

    İstanbul'u yaşamıyoruz dedirten anlardan

    Kapatırken

    Yukarıdaki metnin temelini yürüyüş esnasında ses kaydı alıp ardından Gemini ile paylaşıp bir blog içeriğine çevirdim. Şimdi de doğum günümü kutladığım, ihtiyacım olan kaçış hafta sonunu yaşadıktan sonra düzenliyorum. Bir de o yürüyüşü yaptıktan sonra sahilde güzel bir Türk kahvesi keyfi yapmak için mola verip düşüncelerine çok değer verdiğim mentorüme sahilde çekilmiş bir fotoğrafımı ve kendisine bu yılki destekleri için teşekkürlerimi gönderdim. Bana iyi dinlenmem, kafamı boşaltmam için daha önce tavsiyeler verirken yürüyüş esnasında podcast dinlemeyi bırakmamı söylediği için fotoğrafı gönderirken sadece SoundCloud dinlediğimi yazmıştım. Cevap gecikmedi, SoundCloud da dinleme ve geride kalan yılı değerlendirip notlar al dedi. Kahvenin üzerine bu kez Suadiye tarafına yürüyüp bir de 2025’i genel olarak gözden geçirdim. O kişisel değerlendirmeyi bir kenara bırakacak olursak, yapılacak ufak molaları es geçmemek gerektiği, sevdiğin kişilere ve şeylere ayıracağın vaktin verimlilik olarak döneceğini unutmamak lazım. Yol da maç da uzun, o yüzden zamanı iyi yönetmek lazım. Bu satırları yazdığım Pazar öğleden sonrasında, kafamda hala acaba iş maillerime bakıp haftaya temiz mi başlasam sorusu varken kendime bu öğütle kapatayım: 2026 nicelik değil, nitelik senesi olsun, anladın sen ;)

    Bir hafta sonu kaçamağı hatırası 

    Gözlüğü ters tak ama kafaya bir şey takma :)

    PS. Bu yazının oluşmasında bana eşlik eden Flunk - Down idi. Güzel bir keşif oldu.

    14 Ocak 2025 Salı

    Emeklerin Karşılığını Almak: Ödüllendirmenin Önemi

    Bu gece yatmadan hemen önce "ödüllendirme" konusu ile ilgili bu günkü hislerimi tarihe not düşmek istiyorum. Şöyle ki, bu konuda zamanında çok dertlenmiş, üzüntüler yaşamış biri olarak (bakınız 9 yıl önceki bir örnek: Volkan Yorulmaz: İş Yerinde Takdir ve Ödüllendirme) bu kez doğru yapılmış bir ödüllendirmenin çalışanı şirketine, yönetim ekibine ve amirine ne kadar bağladığını hissettiğim bir akşam üstü yaşadım.

    Verdiğiniz Emeğin Karşılığını Aldığınızdaki O His - PAHA BİÇİLMEZ

    İşte olan işte kalsın, tıpkı Vegas'ta olanların Vegas'ta kaldığı gibi ama geçmişle bugün arasındaki en önemli fark yöneticilerin performansı iyi ölçümleyebilmesi, bunu hangi araçlarla takdir edeceğini bilmesi ve bunu çalışanla paylaşırken kullandığı iletişim yöntemi. Çok şükür Duty Free'ye geçtiğim 2020 yılından beri memnuniyetle ayrıldığım performans değerlendirme görüşmeleri geçiriyorum. Ve beni en çok mutlu eden de son iki yıldır performans görüşmeleri esnasında önüme getirilen neyi nasıl yaptığıma ilişkin notlar oluyor. Yaptıklarımın izinin kaldığını, takibinin yapıldığını görmek memnuniyet verici. En nihayetinde bir finans profesyoneli olarak emekli olduğumda sıradışı bir bina inşa etmiş olmayacağım ya da kayatını kurtardığım hastalarım da olmayacak ama kariyerim boyunca yaptığım projelerde, çalışmalarda sunduğum katkı ve bunu yaparken insanlar üzerinde bıraktığım etki hatırlanacak (inşallah). İşte bunun periyodik olarak geribildirimini almak, bir de buna istinaden ödüllendirilmek çok anlamlı. Geceleri 12'den sonra (hazır bu saate kadar çalışmışken bir de 00:05'te gelen banka ekstrelerini de göreyim dedim kaç gece var acaba) yatarken ne kadar yoruluyorsam, bunun takdir edildiğini görmek de beni bir o kadar huzura erdiriyor.

    Çalışan motivasyonu ve iş yeri memnuniyeti açısından, doğru ödüllendirme ve performans değerlendirmesi süreçlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Çalışan bağlılığı ve iş yerinde başarı, yöneticilerin performansı iyi ölçümleyebilmesi ve bunu çalışanlarla doğru bir şekilde paylaşabilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Emeklerimizin karşılığını aldığımız nice huzurlu günlere...

    25 Aralık 2024 Çarşamba

    Hoş Geldin Yeni Yaşım 42

    Yeni yaşıma iki gün kala, havalimanında rahat bir masa bulmuşken ve saat henüz sabahın 6’sı bile olmamışken, internete bağlanıp gece gelen mailleri karşılamak istemediğim için boş bir belge açıp tarihe not düşmek istedim. Her geçen yıl biraz daha doğum günlerimin heyecanını azaltırken yine de içimde bir kıpırtının olması güzel. Eskiden iş yerinde doğum günleri kutlanırken kutlamak istemeyen, kendileri için pasta kesilmesini tercih etmeyen arkadaşlarım olduğunda şaşırırdım. Şimdilerde onları daha iyi anlayabiliyorum ama hala tam olarak o kafada değilim. İçimdeki çocuğun enerjisi düşse de hala var bir afacanlığı, şöyle ki geçtiğimiz Pazar akşamı Soundcloud’da bir set dinlerken hoşuma giden bir şarkıyı not aldım, doğum günü postumu paylaşırken arka planda çalarım diye…

    Geride kalan yıla baktığımda pek çok şükür sebebim var. Yazı bitirirken “Ben Senden Razıyım 2024 Yazı” (Volkan Yorulmaz: Ben Senden Razıyım 2024 Yazı) diye yazmıştım. Genel olarak bu yıla baktığımda da şükürler olsun. Kariyerimde yıllardır hayalini kurduğum kritik virajı aldım, oğlumu gönlümüze göre bir özel okula gönderebildim, çekirdek ailemizde sağlığımız yerinde ve evimizde huzurumuz var. Başta sağlık olmak üzere tüm bunlar şükür sebebim. İnşallah yeni yaşımda da öncelikle bunları korurum, üzerine bir şeyler de koyabilirsem katma değeri olur. Bu aralar nasılsın diyenlere cevap verirken sık sık kullandığım gibi “statükoyu korumak da bir başarı” olabiliyor.

    Dün gece yıllar sonra Torbalı’ya gideceğim için bir yazı (Volkan Yorulmaz: Yeniden Torbalı - Fabrika Gezisi ve Şeffaf Forum) yazarken blog’umda gezinip Torbalı hatıralarımı okuyup geçmişe bir gittim. Eskiden Aralık aylarında burcum için beklentilerimi farklı astrologlardan toplayıp Oğlak ayı 201x yılı beklentileri gibi içerikler hazırlamışım. Şimdilerde ise daha çok şükür daha az beklenti modundayım. Bireysel emeklilik sistemi danışmanlarından bir tanesinin söylediği gibi, portföy büyüklüğü belli bir tutara geldiğinde portföyü koruyacak varlıkları artırıp riski azaltmak lazım. İşte bu yaşlarda daha az kendim için daha çok oğlum için istemeye başlamam da biraz bununla alakalı olsa gerek. Yeri gelmişken bir temennide de bulunayım: İnşallah yeni yaşımda da Okan’ın başarıları ile gurur duymak nasip olur. Geçtiğimiz günlerde Owlypia Local Round sonuçlarını okulda canlı izledim. Nasıl bir heyecan yaşadım dereceye girecek mi, madalya alacak mı diye. Sanki şampiyonlar ligi finali uzatmalara kalmış, iki takım da yenişememiş ve takımım seri penaltı atışlarına geçmiş gibi takip ettim anonsları. Görende beni hırslı, rekabetçi biri sanacak ama değil. Sadece onun daha iyi bir geleceğe ulaşması için belki küçük bir dönüm noktası olduğundan…

    Yılın bu dönemi en sevdiğim içecek toffee nut latte ağzımın tadını sabahın erken saatlerinde yerine getirmişken yeni yaşımda da tadımızın kaçmayacağı, şükür sebeplerimin bol olacağı, keyifli hatıralar biriktireceğim, gözlerim dolacaksa bunun gururdan olacağı sağlıklı ve bereketli bir yaş olsun inşallah. Tam noktayı koyarken şöyle bir çevreme bakıp aklıma Hande Yener’in “Şansın Bol Olsun” şarkısı geldi. Olmuşken şanslı da bir yıl olsun bari...  



    24 Aralık 2024 Salı

    Yeniden Torbalı - Fabrika Gezisi ve Şeffaf Forum


    Yarın sabah, yıllar sonra Torbalı’ya gideceğim için erken kalkacağım. Okan’ın yatağa gitmesinin hemen ardından ben de yatağa girdim. Bugün sanki bir tık daha rahat mı geçti yoksa yarın İzmir’den çalışacak olmanın verdiği rahatlıktan mı bilemedim ama yatağa kucağımda laptop ile girip bir şeyler yazmak istedim.

    Öncelikle, en son ne zaman Torbalı’ya gittim diye düşünürken bunu buldum: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2020/08/kendine-iyi-bak-torbal.html İyi ki yazıp kayıtlara almışım, demek ki 2020 yılının Temmuz ayından beri Torbalı’ya uğramamışım. Öncesinde ise bir 10 yıl kesintisiz Torbalı’da geçen bir dönemim var. Kariyerimin başlarında, yaklaşık 3 yıllık tecrübem varken Alsancak’taki (yoksa Çankaya mı demeliyim) PwC ofisinden ayrılıp  2010 yılı yazında General Motors (GM) için Torbalı’ya bir geçiş yaptım. Ardından 2013 yazında bu kez yolun karşısındaki, hayallerimi süsleyen Philip Morris’e zıpladım. Bugün itibarıyla hala SGK kayıtlarına göre en çok çalıştığım ilçe Torbalı’dır. 

    Her iki maceramda da çok güzel günlerim oldu. Kötü günlerimi hafızamda tutmamayı, üzerine yazmayı sevdiğim için ben iyileri, güzelleri yanımda taşımayı tercih ediyorum. GM’de çalışırken “What a Wonderful Place to Work” diye bir blog içeriği yazmıştım daha ilk günlerimde: https://volkanyorulmaz.blogspot.com/2010/08/what-wonderful-place-to-work.html O derece hoşuma gidiyordu her şey. Sonra Philip Morris’te de anmaktan keyif aldığım, inanılmaz yorulmamıza rağmen çok keyif alarak çalıştığım, öğrendiğim ve ekip olmanın güzelliklerini yaşadığım günler oldu. 

    Sonra bir sürece girdim, pandemi hayatımıza girdi, “normalleşme”, uzaktan çalışma derken bir yol ayrımında buldum kendimi ve sadece Torbalı’dan değil, çok sevdiğim İzmir’imden de ayrıldım. Özlüyorum ama kendime bunu çok dillendirmiyorum, sanki güçsüz kalırım gibi geliyor. Hem İstanbul’da güzel şehir, öyle değil mi? İyi de geldi bana, hayalini kurduğum şeylere de ulaştım. Allah büyük, belki dahası da gelir, kim bilir. Hem İzmir orada duruyor, bir şey olursa nasıl üniversiteleri bitirdikten sonra geri döndüysem yine dönerim, değil mi?

    Bu kez İzmir’e, daha spesifik olmam gerekirse, dört yıl sonra Torbalı’ya “Şeffaf Forum” toplantısı için gidiyorum. Şeffaf Forumu, şirketteki çalışan temsilcilerinin yönetim ekibi ile bir araya gelip çalışanların sorunlarını ve önerilerini yönetimle paylaştıkları, yönetimden de bu konularla ilgili geri bildirim aldıkları karşılıklı bir paylaşım toplantısı olarak ifade edebilirim. Fabrikaya gittiğimde bakalım fabrikada neler değişmiş olacak. Fabrika demişken, finans, denetim gibi alanlarda kariyerine başlamış biri olarak, fabrikası olan bir iş yerinde çalışmak, üretimi görmek, üretim tecrübesi elde etmek, benim kariyerime başladığımda önemliydi ya da ben ekstra bir anlam yükleyip önem vermiştim. Şimdilerde robotik, yapay zeka, sürdürülebilirlik ne kadar seksi kelimelerse, 2000’lerin başında bir finansçı için üretim tecrübesi de o mertebedeydi. Neyse, şimdilik burada bir ara vereyim, yarın izlenimlerime aşağıda devam edeyim.


    24 Aralık gecesi, uçaktan inip eve gelir gelmez Torbalı izlenimlerimi aktarmaya devam ediyorum. Sabah İzmir’e vardığımda yağmurlu olduğu için İzmir o güzel yüzünü göstermemiş olsa da yukarıdan semtimiz Karşıyaka yine çok güzel gözüküyordu. Neyse bu konuya daha fazla girmeyeyim, zaten yukarıda duygularımı paylaşmıştım.

    Gelelim fabrikaya, her şey yine heyecanlandırıcı seviyede güzel. İçerideyken bazı şeyler hemen standarda bağlanıyor belki ama dışarıdan bir göz olarak bakınca nerede böyle bir yemekhane ya da bu yemek çeşitleri deyip susarım. Bu gidişimizde fabrika turu da yaptık ama üretime dair konulara ve görsellere girip risk almak istemiyorum. Zaten bilinmesi gereken kadarı PMI’ın yıllık raporunda Türkiye diye aratınca çıkıyor.


    Gün içerisinde ilk kez üyesi olarak katıldığım Şeffaf Forum toplantımız ise oldukça verimli geçti. Uzun zamandır kendimi vererek pür dikkat ve uzun uzun not almamıştım. Toplantı notlarını çalışma arkadaşlarımla paylaşacağım için bu kez büyük bir özenle not aldım. Şirket yönetiminin her zamanki gibi bizim yanımızda olduğunu, varsa sorunları tespit etmek için elinden geleni yaptığını görmek çok güzel. En iyi işveren ödüllerini de alsa bir şirket çalışanı için o seviyede değilse anlamı olmuyor. Ne mutlu ki, şirketimiz bu ünvanı hem çalışanından hem de bağımsız kuruluşlardan alıyor.


    Torbalı’dan uzakta kaldığım dört yılda kavşak değişmiş, trafiği artmış, fabrikada girişler değişmiş falan ama en önemlisi insanlar, çalışanlar eskisi gibi yine o sıcaklığını korumuş. Eski arkadaşlardan görüp selam verdiğim herkesin bana yaklaşımı, gösterdiği samimiyet bana çok iyi geldi. İzmir’in havasından mı yoksa geçmişin hatırına mı bilemem ama kesin olan bir şey var ki bana iyi geldi bu Torbalı ziyareti. Bir sonraki sefere kadar…



    28 Ekim 2024 Pazartesi

    Kağıt Üstünde Tatildeyim

    Bugün yarım gün resmi tatil, yarım gün de şirket köprü izin kullandırıp 29 Ekim ile beraber dört günlük bir tatil imkanı sundu. Adı tatil ama ben tatilde miyim yoksa çalışmaya göre daha mı ızdırap çekiyorum... Cuma akşamı 9 gibi bilgisayar başından kalkmıştım, Cumartesi neredeyse ofiste tam gün izin yaptım. Pazar akşamı okunmamış maillerime cevap verdim ve bugün de dayanamayıp kaçamak yaparcasına ara ara maillerime bakıyorum. Tabii offline takılsam da MS Teams’ten gelen bildirimleri de alıyorum. Tüm bunlar kafamda yeni yapılacaklar listesi oluştururken insanın dinlenmesi mümkün mü?



    Çok şükür işimiz güzel, seviyoruz şirketimizi de ama bu yük çok fazla ve ağır geliyor bir yerden sonra bünyeye...Benden bir şey istendiğinde park edeyim, sıraya alayım diyebilecek rahatlık seviyesinde olmadığım için herkesin her talebine hızlı bir şekilde destek olmaya çalışırken bu kez kendime destek olamıyorum. 



    Moral bozarak bu işin içinden çıkamayacağımı neyse ki İzmir’den İstanbul’a taşındığımda kariyerimdeki açılım ile yaşayarak gözlemledim. Bunu bir kez daha yapabilirim. İşte bu yüzden daha çok aileme vakit ayırıp, edebi değeri olmayan bu yazılarımla içimi daha fazla döküp dengeyi bulmaya çalışıyorum. Sabaha kadar da çalışsam, uyumaya ya da tuvalete gittiğimde yeni bir maille belki saatlerimi ya da günlerimi alacak yeni bir analiz talebi alabilirim. İşte bu yüzden “sonu yok” bilincini edinmeliyim. Yıllar önce de hayır demeyi sevmiyor ve beceremiyordum, bugün de durum çok farklı değil belki ama hayır diyemediğim durumda da belki evet demekten kaçınma da iyi bir taktik olabilir. 


    Bardağın dolu tarafını görmek, akıp giden hayatın içinde yapmamız gereken en iyi şey. İşte by yüzden şükrüm bitmez benim. Ailem var, sağlığım var ve işim var. Yükü de beni hayatta tutacak mücadelem olsun. Bakın ne de güzel Polyana da oluyorum. İşte o benden talepte bulunan o mail sahiplerine de böyle yapacağım ve başarılı da olacağım.



    Şimdi biraz bulunduğum kafede kitap okuyup, izin günümün tadını çıkarayım. Akşam derbi de var. Yatmadan önce de biraz mailleri toparlasam, sabah da şampiyon kahvaltısı sonrası biraz daha... (akıştayız dostlar...)

    Google adsense

    Analytics