doğum günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğum günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2024 Çarşamba

Hoş Geldin Yeni Yaşım 42

Yeni yaşıma iki gün kala, havalimanında rahat bir masa bulmuşken ve saat henüz sabahın 6’sı bile olmamışken, internete bağlanıp gece gelen mailleri karşılamak istemediğim için boş bir belge açıp tarihe not düşmek istedim. Her geçen yıl biraz daha doğum günlerimin heyecanını azaltırken yine de içimde bir kıpırtının olması güzel. Eskiden iş yerinde doğum günleri kutlanırken kutlamak istemeyen, kendileri için pasta kesilmesini tercih etmeyen arkadaşlarım olduğunda şaşırırdım. Şimdilerde onları daha iyi anlayabiliyorum ama hala tam olarak o kafada değilim. İçimdeki çocuğun enerjisi düşse de hala var bir afacanlığı, şöyle ki geçtiğimiz Pazar akşamı Soundcloud’da bir set dinlerken hoşuma giden bir şarkıyı not aldım, doğum günü postumu paylaşırken arka planda çalarım diye…

Geride kalan yıla baktığımda pek çok şükür sebebim var. Yazı bitirirken “Ben Senden Razıyım 2024 Yazı” (Volkan Yorulmaz: Ben Senden Razıyım 2024 Yazı) diye yazmıştım. Genel olarak bu yıla baktığımda da şükürler olsun. Kariyerimde yıllardır hayalini kurduğum kritik virajı aldım, oğlumu gönlümüze göre bir özel okula gönderebildim, çekirdek ailemizde sağlığımız yerinde ve evimizde huzurumuz var. Başta sağlık olmak üzere tüm bunlar şükür sebebim. İnşallah yeni yaşımda da öncelikle bunları korurum, üzerine bir şeyler de koyabilirsem katma değeri olur. Bu aralar nasılsın diyenlere cevap verirken sık sık kullandığım gibi “statükoyu korumak da bir başarı” olabiliyor.

Dün gece yıllar sonra Torbalı’ya gideceğim için bir yazı (Volkan Yorulmaz: Yeniden Torbalı - Fabrika Gezisi ve Şeffaf Forum) yazarken blog’umda gezinip Torbalı hatıralarımı okuyup geçmişe bir gittim. Eskiden Aralık aylarında burcum için beklentilerimi farklı astrologlardan toplayıp Oğlak ayı 201x yılı beklentileri gibi içerikler hazırlamışım. Şimdilerde ise daha çok şükür daha az beklenti modundayım. Bireysel emeklilik sistemi danışmanlarından bir tanesinin söylediği gibi, portföy büyüklüğü belli bir tutara geldiğinde portföyü koruyacak varlıkları artırıp riski azaltmak lazım. İşte bu yaşlarda daha az kendim için daha çok oğlum için istemeye başlamam da biraz bununla alakalı olsa gerek. Yeri gelmişken bir temennide de bulunayım: İnşallah yeni yaşımda da Okan’ın başarıları ile gurur duymak nasip olur. Geçtiğimiz günlerde Owlypia Local Round sonuçlarını okulda canlı izledim. Nasıl bir heyecan yaşadım dereceye girecek mi, madalya alacak mı diye. Sanki şampiyonlar ligi finali uzatmalara kalmış, iki takım da yenişememiş ve takımım seri penaltı atışlarına geçmiş gibi takip ettim anonsları. Görende beni hırslı, rekabetçi biri sanacak ama değil. Sadece onun daha iyi bir geleceğe ulaşması için belki küçük bir dönüm noktası olduğundan…

Yılın bu dönemi en sevdiğim içecek toffee nut latte ağzımın tadını sabahın erken saatlerinde yerine getirmişken yeni yaşımda da tadımızın kaçmayacağı, şükür sebeplerimin bol olacağı, keyifli hatıralar biriktireceğim, gözlerim dolacaksa bunun gururdan olacağı sağlıklı ve bereketli bir yaş olsun inşallah. Tam noktayı koyarken şöyle bir çevreme bakıp aklıma Hande Yener’in “Şansın Bol Olsun” şarkısı geldi. Olmuşken şanslı da bir yıl olsun bari...  



26 Aralık 2020 Cumartesi

38

Beyaz bir sayfa açıp 38. yaşıma girerken neler hissettiğimi yazmak istedim, hani ileride dönüp bakıp “vay be, ne günlerdi tabi ya…” diye anmak için… Belki bunlar hep bugünün tadını çıkarmaktan çok gelecek için yaşamak tercihimden geliyor. Öyle ya da böyle bu tercihler beni ben yapıyor. Bazen yaptığımız tercihler de bir nevi dönüşüme yol açıyor. Hele ki aileysen, bu tercih sadece seni değil, senin beraberindekileri de etkiliyor.

Son birkaç yıldır doğum günümde ve hemen arkasından gelen yılbaşında hayal kurarken, kendim için bir şeyler isterken hep aynı şeyi dilerken buluyordum kendimi. Kariyer sayfamda bir sonraki basamağa çıkabilmek, sorumluluğumu, etki alanımı artırabilmek, yeni bir şeyler öğrenirken yeniden mücadelenin içinde olabilmek… Belki kulağa bir mülakattaki "Kariyer hedefleriniz nedir?" sorusuna verilebilecek jenerik ifadeler gibi geliyor kulağa ama işin aslı buydu benim için.

Doğum günüm sonrası 2020 yılına yine her şey eskisi gibi başlamışken, önce pandemi geldi; başta birkaç günlüğüne diye düşündüğümüz uzaktan çalışma düzeni ile artık evden aile ile beraber çalışma hayatıma girdi. Bir süredir Pazar öğleden sonraları başlayan o “Pazartesi Sendromu” artık hayatımdan çıkmıştı. Ailemle daha fazla vakit geçirebiliyor, oğlumun büyümesini gözlemlerken ona daha fazla eşlik edebiliyordum. Evet daha çok çalışıyordum, salona kurulmuş ofis ekipmanları gece yatarken kapanıyordu ama sabahları ya da akşamları maskeli yürüyüşlerim vardı benim, beğendiğim podcastleri dinleyip kendimle vakit geçirebildiğim anlara da sahiptim. Hatta akşamüstüleri oğlum arkadaşları ile oynarken ebe olduğum zamanlar da oldu. 

Sonra Mayıs ayı geldi ve o uzunca süredir dilediğim hayalime giden yolda bir fırsat çıktı karşıma. Ancak bu fırsat beraberinde bir tercih zorunluluğu da getirdi bana: İzmir’imden ayrılmak. Kariyerime başlarken kendimi illa ki İzmir’de çalışacağım diye kısıtlamış, Sabancı MBA’den sonra hiç İstanbul’da iş kovalamadan İzmir’ime dönmüş biri olarak bu kez “tarihi bir karar” vermek zorundaydım.


Evet bu satırları İstanbul Suadiye’deki evimden yazıyorum. Dolayısıyla yukarıdaki kararın ne yönde çıktığı da belli. Zor oldu, içim çok acıdı, eşimin ve oğlumun üzüldüğünü görmek, bilmek en zoruydu ama profesyonel hayatta yapamadığım o “Poker Face” imajı evime taşıdım, her şey olması gerektiği gibiymiş gibi davrandım. Günler geçti ve Ağustos ayının ortasında bir sabah taşıma firması asansörü balkonumuza kurdu ve eşyalarımız İzmir’den İstanbul’a taşınmak üzere yola çıktı. 2011’de evlenirken girdiğim evimden güzel hatıralarla ayrılırken kuyruğu dik tutmanın, aile babası olmanın gerekliliklerini yerine getirerek sıradaki maceraya odaklanıp ayrıldım. Yeri gelmişken söyleyeyim, lisans ve yüksek lisans için de İzmir’den gitmiştim, ama geri döndüm, bu da evrene mesajım olsun.

İstanbul’da ilk haftalar adeta bir keşif havasında geçti, hafta için akşamları Cadde ve sahil turları, hafta sonları YouTube ve Instagram’dan gördüğümüz güzel semtlerin ziyareti ve yeni mekanlar tanıyarak adaptasyon sürecini geçirdik. Vakalar arttıkça, havalar soğudukça dışarıdan kendimizi çekip eve kapandık. Market alışverişleri küçük kaçamaklar gibiydi. Tabi bir de Salı günleri gittiğim ofis, hem yolları öğrenmeme hem de iş yerindeki yeni arkadaşlarımla kaynaşmama vesile oluyordu. Bahaneyle bizimkiler de biraz bensizliğin tadını çıkarıyordu.

Bu süreçte bir kere de İzmir’e gittik. Taşındıktan yaklaşık 3 ay sonraki ilk ziyaretimizde evimizin kapısına kadar gidip içeri girememek, dışarıdan bakıp bahçesinde yürümek pek bir garipti. Bir kez daha öldürmeyen her acının güçlendirdiğini anlayıp annemin evinde kaldığımız bir İzmir ziyareti sonrası aslında İstanbul’daki evimizi de özlediğimizi hissettik. Eşyalar, alışkanlıklar, düzen bir şekilde insanın bağ kurmasını sağlıyor, bunu da yaşayarak öğrendim.

Evde kalmak, okumak, okuduklarım üzerine düşünüp yazmak, tecrübelerimi videolarla paylaşmak açısından üretkenliğimi arttırırken içerikleri de hızlıca tükettiğim bir dönemi beraberinde getirdi. Neredeyse hiç kapanmayan laptop’umda arka planda podcast niyetine dinlediğim sohbetler, ailece izlenen komedi filmleri ve youtuber’lar yeni normalde  en sık “sosyal”leştiğim arkadaşlarım gibi oldu.

Elimizdekilere şükrederek yola devam etmek, yaşarken değer verdiklerimizle mutlu olabilmek çok güzel ve anlamlı. Umarım 37 yaşımda hayatıma gelen değişikliklerin tadını sevdiklerimle sağlıklı bir şekilde çıkaracağım, güzel hatıralar biriktireceğim, heyecanımı koruyacağım ve arttıracağım “İyi ki”lerle dolu bir yaş yaşarım. E gelsin bakalım yeni yaş…

 

31 Ocak 2020 Cuma

Ne Ara 6 Oldun Oğlum?


Sevgili oğlum Okan,

Şimdi bu satırları yazıp ortaya bir doğum günü mesajı çıkaracağım diye bir AVM’nin son katında, insanlardan uzak bir masaya geçtim ve aklıma ilk gelen şu oldu: “Acaba seneye Okan bu satırları okuyabilecek mi?” O günlerde gelecek hayırlısıyla… Akıp giden zamanı tutamadığımız bir gerçek. Sen ne zaman altı oldun diye birkaç gündür kendime sorup duruyorum. Sanki çifter çifter atladık yılları… Doğduğun gün ve öncesindeki heyecanlı bekleyiş net ama sonrasında yaşadıklarımız sanki hep hızlı çekimde gerçekleşti. Derler ya güzel şeyler çabuk unutulur diye, bence bu hız için belki de en iyi açıklama bu…

Birbirimizle iyi arkadaş oldukça hayat bizim için daha kolay ve keyifli hale geldi. Kabul edelim, hala PES oynarken benim takım arkadaşım olacak kadar iyi değilsin ama hangimizin gelişim alanı olmadı ki… Bir şeyleri çabuk öğrendiğini görmek mesela beni çok mutlu ediyor. Kullandığın bazı kelimeler, sana okuduğumuz kitaplardan ve izlediğin Youtube kanallarından öğrenip kurduğun cümlelerle beni şok etmen baban olarak inceden hoşuma gidiyor, gururlandırıyor. İnşallah ileride pek çok gurur yaşatırsın bize… Şimdiki gibi tertemiz, saf, günahsız yoluna devam ederken hayatın o zorlu yollarında çizgini bozmadan, yara almadan devam et. Ben hep arkanda olacağım ama senin de ayaklarının yere sağlam basacağını bana şimdiden hissettiriyorsun ya, işte bu böyle devam etsin…

Hani Youtube’a video çekerken o klasik girişin var ya; “Evet arkadaşlar, kanalıma hoş geldinizzz” diye, ben de senin bundan sonraki renkli keyifli, başarılı, sağlıklı ve mutlu hayatını izlerken baban olarak bil ki çok gururlu olacağım. Tabi sadece izlemek olmaz, kamerayı tutan olmaya da devam edeceğim.

Altıncı yaşın kutlu olsun oğlum. Birinci yaşında “Fragman bitti, film başlıyor” demiştik, bu filmiz yıldızı olarak parlat bakalım hikayeni…

Seni Seviyorum.

Baban

29/01/2020


5 Şubat 2017 Pazar

Okan 3 Yaşında

Hayatımın dönüşeme uğramasının üzerinden 3 yıl geçmiş…

Kağıt üzerinde 3 yıldır babayım ama tam olarak “baba” olmanın şartlarını ne zamandan beri yerine getiriyorum, ya da ne kadar hakkını verebiliyorum tam bilemiyorum. Bir öz değerlendirme gibi bir başlangıç, belki biraz kendini iğneleme ve biraz da alt mesaj niteliği taşıyan yukarıdaki ifadeleri bir yana koyacak olursak, evimizin “ben ne dersem o olur”cusu, bazen masum ve talepkar gülüşleriyle, bazen de desibel rekorlarına kafa tutan çığlıklarıyla beni ve Nilgün’ü parmağında oynatan biricik oğlumuz Okan 3 yaşını doldurdu.

3 yıl önce Nilgün’ün doğuma alındığı an fotoğrafını çekip sosyal medyada o bir ben dokuz doğuruyorum dediğim günden bugüne gelinceye kadar ki hayatım ile Okan’dan önceki o kadar farklı ki… Kabul ediyorum ki zor, hem de çok büyük zor… Ama ağzından çıkan sınırlı kelimelerden biri olan “baba” diye bana sarılması, heyecanlandığı bir şey olduğunda koluyla dürtmesi, sevineceği bir şeyi aldığımda en masum haliyle öpmesi her şeye ama her şeye bedel…

İşten eve yorgun geldiğimde daha üzerimi bile çıkarmama izin vermeden oyun mesaimin başlaması, haftasonu panjurları kapatıp hafta içinden biraz fazla uyuma gibi ihtimalin yerini Okan’ın  “beni yataktan alın” çağrısı beni yorsa da aslında bir yandan da hayat ile yoğuruyor. Okan’ın sorumluluğunu hissetmek, onun için bir gelecek planlamak, ona güzel hayaller kurmak hayatımdaki önceliğim oldukça ayaklarım da yere daha sağlam basmaya, daha kontrollü adımlar atmaya ve her şeye rağmen daha güçlü olmaya başladım.

İşte bu yüzden bu haftasonu evimizin duvarına Okan’ın çok sevdiği trenli konseptimizle “İyi ki Doğdun Okan” yazarken içimden de iyi ki doğdu diye geçirdim.

Bu mutlu günümüzde bizlerle olan, oğlumuzun mutlu olması için bir şeyler yapan ailelerimize ve yakın dostlarımıza çok teşekkür ederim. Onlar Okan’ın yüzünde bir gülümseme, gözlerinde bir parıldamaya sebep oldu, inşallah Allah da onlara en mutlu günleri nasip eder. Son paragrafta konu oldukça duygusal bir boyuta doğru yol alırken nice mutlu yaşlar canım oğlum diye sözlerime son verip, geriye kalan güzel fotoğrafları paylaşmak istiyorum.

Dip Not:
Okan’ın 2. yaş gününde yazdıklarım için:
http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2016/02/iyi-ki-dogdun-oglum.html

Okan’ın 1. yaş günüde yazdıklarım için:
http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2015/02/okanmz-1-yasnda.html





5 Nisan 2016 Salı

İyi ki Doğdun Aşkım!

​İyi ki doğdun, iyi ki de benim biricik eşim oldun diye başlamış metne yazar. Sonra karısını neden bu kadar sevdiğini düşünüp, kalbini iyice ısıttıktan sonra yazmaya devam etmiş...

Bu metnin yazarının eşi, sözkonusu metnin yazarı için hiç bilmediği bir şehir olan İzmir'e 2011 yılının son baharında taşınıp ailesini ve sevdiklerini Bursa'da bırakacak kadar fedakarmış. 2013 baharından beri evliliğinin meyvesi olan biricik bebeğini birey haline getirmek için işinden, arkadaşlıklarından, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarından vazgeçerek yeri geldiğinde eve kapanacak, yeri geldiğinde saatlerce oğlu Okan'ın yanında yatıp uyumasını bekleyecek kadar ailesine tutkuyla bağlıymış. O eş, o anne bir yandan burnu tıkanan oğluşunun burnuna sprey sıkmak için şekilden şekile girerken, bir yandan da her daim aç olan sevimli yaramazı için hazırladığı kekin fırında yanmaması için ince hesaplar yaparmış. Akşam olup da bu annenin eşi işten yorgun gelmişse, ve bir de evde hala çalışması gerektiğini söylerse, bu kez evde sessiz bir ortamı sağlama sorumluluğu yine bu mükemmel eşin omuzlarına binermiş. Hassas kocasını ve "mamamama" canavarı atarlı oğlunu idare eden bu anne kırk yılda bir bi düğün dernek olduğunda bile ancak evden sessizce kaçarak kendine vakit ayırıp saçına fön çektirebilecek vakti bulabilirmiş.

İşte bu fedakar annenin adı Nilgün'müş ve bu metnin yazarının adı da Volkan'mış. Volkan, Nilgün'ü çok severmiş. Oğulları Okan da annesini çok severmiş, her ne kadar şimdilik sevgisini kelimelere dökemese de küçük arabalarını isterken gösterdiği tüm sevimliliği aslında annesine olan sevgisini göstermek için de hazırmış. Nilgün'ün 6 Nisan doğum günüymüş. O'nu çok seven eşi ve oğlu da bu mutlu günü can-ı gönülden kutlarmış. Sevinç yumağı oluşturmadan önce de O'na "İyi ki doğdun! Seni çok seviyoruz!" diye hakkını vererek haykırırlarmış (Okan kelimeleri tam olarak telafuz edemese de haykırmayı duble yaparak kendini affettirecekmiş)...

13 Şubat 2015 Cuma

Okan'ımız 1 Yaşında

Bugün 13 Şubat 2015... Takvime göre sevgili oğlumuz Okan tam bir yıl 10 gün önce dünyaya gözlerini açtı. Biricik oğlumuzun ilk yaş gününü 30 Ocak 2015 Cumartesi günü kutladık. Öncesinde oldukça detaylı ve planlı bir hazırlık dönemi geçirdik. Mekanıydı, temasıydı, süslemesiydi, ikramıydı, vs. derken ciddi bir organizasyon işine giriştiğimizi farkettik. Neyse ki her şey çok güzel geçti. Ailemiz ve yakın dostlarımız bu güzel günde bizim yanımızda olarak bu mutluluğa eşlik ettiler. Herkese katkılarından ötürü çok teşekkürler.

Ve tabii ki asıl adama değinmeden geçmek olmaz; nice mutlu yaşlar OKAN!










6 Nisan 2014 Pazar

Lidyana Müşterisini Memnun Etmeye Devam Ediyor

Müşteri memnuniyeti tüketiciler için gerçekten çok ama çok önemli. Memnuniyet, işin veya hizmetin ne kadar profesyonelce ele alınmasıyla paralel ilişkili. Özellikle internet üzerinden alışeriş sözkonusu olunca memnuniyet ve güven tüketiciler için karar aşamasında belirleyici oluyor.

İnternet üzerinden yapmış olduğum alışverişlerde bir tüketici olarak beni son derece memnun eden bir site var: lidyana.com Daha önce bu siteden ne kadar memnun olduğumu bir içerik ile sizlere sunmuştum.İşte o yazım:

http://volkanyorulmaz.blogspot.com.tr/2013/03/lidyanaya-tesekkurler.html

28 Mart Cuma günü öğleden önce eşimin 6 Nisan'daki doğum günü için kişiye özel olarak hazırlanan bir kolye siparişi verdim site üzerinden. Dizayn olarak üzerine eşimin, benim ve yeni doğan bebeğimizin isimlerinin yazdığı hayat ağacı şeklinde bir kolye ile bu özel güne ait bir hediye satın aldım. Hazırlanma süresi olarak 5 gün belirtilmişti.1 Nisan Salı günü kontrol amacıyla iletişim hattını arayıp Cuma gününe kadar (malum hediye olduğu için ofis adresimi kargo adresi olarak belirtmiştim) siparişimin elime ulaşmasını rica ettim. Siparişin 8 iş gününde iletilebileceğini söyleyen müşteri temsilcisine özel durumu ilettim. Daha sonra da konuyla ilgili bir email atarak açıklamayı yaptım. Sonrasında lidyana temsilcileri mail ile bana ulaşıp perşembe günü siparişimin kargoya verileceğini bildirdiler.

Müşterisini böyle özel bir günde yarı yolda bırakmayan lidyana.com bir güzel jest daha yaparak memnuniyetimi maksimize etti. Peki ne mi yaptılar, kargoya ürünü çarşamba günü vererek perşembe günü siparişimin elinde olmasını sağladılar. Yaşattıkları bu memnuniyet için çoook teşekkürler.

İşte bu da sözkonusu ürünümüz:




26 Mart 2013 Salı

Lidyana'ya Teşekkürler

Nasıl ki şikayet etmesini sosyal medya ve blogum üzerinden yapmayı biliyorsam, aynı kanalı övgüler için de kullanmam lazım.


Geçtiğimiz Cuma günü (22 Mart 2013) Lidyana.com da gezerken eşimin yaklaşmakta olan doğum günü için bir hediye beğendim. Ürünle ilgili bir mesaj attım ve soruma 5 dakika içinde yazılı olarak geri dönüş yaptılar. Hem de öyle kestirip atan cinsten değil, gerisini de takip eden bilgilendirici bir cevap verdiler.

Daha sonra ürünün siparişini verdim. Tedarik süresi olarak 10 gün verildiği için siparişimi onaylarken not olarak doğum günü hediyesi olduğunu ve paketlenme ve 6 Nisan 2013 (eşimin doğum günü) öncesinde teslimatı konusunda yardımlarını rica ettiğimi belirttim.

Dün akşam (25 Mart 2013) TV izlerken telefonuma bir SMS geldi. Eşim mesajı okudu ve Lidyana’dan ne aldın dedi? Süprizim niteliğini kaybetti belki ama Lidyana belirttiği tedarik süresinin çok daha öncesinden ürünümü kargoya verdiğinin bilgisini Yurtiçi Kargo vasıtasıyla bana bildiriyordu.

Bugün (26 Mart 2013) kargo elime irsaliyeli faturası, korumalı kutusu ve hediye paketi ile ulaştı. Belirtilen süreden çok önce ve kesinlikle özenle hazırlanmış bir paketle karşılaşmak bir tüketici olarak beni çok mutlu etti. Kendilerine bu vasıtayla teşekkür etmek istiyorum.

Bu alışverişim Lidyana.com’dan 2.alışverişim ve herkese bu siteden gönül rahatlığıyla alışveriş yapabileceklerini bildirmek isterim.

Google adsense

Analytics